www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Devletsiz toplum ihtimali var mı?
İnsan davranışlarının anlaşılabilmesi için tarih boyunca bilim adamları araştırmalar yaptılar. Günlük yaşamın örgütlenmesi, farklı durumlarda gösterilen davranış ve tepkilerdeki değişiklikler öncelikle merak nedeni olmuş; ardından da çeşitli araştırmalara konu olmuştur.

İtaata tepki:Sur’u Üfle
“Çünkü Kuzey’in ezeli ve ebedi solumasının bir parçasıydık ve peş peşe gelen iktidarların indirdiği beklenmedik darbelerin şiddetiyle başı eğilmiş babalardan doğmuştuk...

Protesto için kitabını yaktı
Almanya’da yazdığı kitabını Kayseri’de yayınlamak isterken yaşadığı zorlukları protesto eden genç yazar, kitaplarını yaktı.


Devletsiz toplum ihtimali var mı?
Nurettin Öztatar
İnsan davranışlarının anlaşılabilmesi için tarih boyunca bilim adamları araştırmalar yaptılar. Günlük yaşamın örgütlenmesi, farklı durumlarda gösterilen davranış ve tepkilerdeki değişiklikler öncelikle merak nedeni olmuş; ardından da çeşitli araştırmalara konu olmuştur. İnsanların nasıl yönetilirse yönetilsin, kendilerini yönetenlere tepkisiz kalmalarına ilişkin çeşitli araştırmalar da yapıldı. “Nasıl oluyor da doğrudan kendisini ve geleceğini olumsuz etkileyecek politikalara karşı insanlar tepkisiz kalabiliyor; hatta bu politikaların destekçisi olabiliyor?” sorusu da zihinleri sürekli meşgul edegeldi. Bunu sağlayan iktidar mekanizmaları üzerine ya da siyaset üzerine birçok çalışma da yapıldı.
Psikanalatik bir deneme
“Toplumsal bağ üzerine psikanalitik deneme” alt başlıklı Eugene Enriquez’in yazdığı “Sürüden Devlete” (*) adlı kitap bu sorulara yanıt aramaya çalışıyor. “Sürüden Devlete”, hepimiz için kilit önem taşıyan bir sorunun yanıtını ararken, insanlığın en karanlık dehlizlerine dalıyor: Özgür ve mutlu olmak isteyen insanlar niçin zorbalara, şeflere ya da devletlere boyun eğer? Kitap, gönüllü köleliği tercih edişimizin kavranmasının anahtarlarını psikanalitik düşüncede arayan ve bulan bir metin.
“Sürü, devlette olgunlaşmasına rağmen, devlet bir sürü devletine dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaya hep devam eder; tinselliğin gelişmesiyse düşünme uğraşının şüpheyle karşılandığı ve inançlar ile yanılsamaların, insanların eylemlerinin yönünü birlikte belirlediği işlevsel ve tutkusal bir dünyanın ortaya çıkmasına yol açar.”
“Nazi devleti, Yahudiliğe karşı giriştiği mücadelede modern devletlerin mantığını sonuna kadar götürmekten başka bir şey yapmamıştır; Yahudi soykırımı yalnızca (yinelenemez) bir olay değildir; gözlerimizin önünde varlık kazanan toplum paradigmasının önemli unsurlarından birini oluşturur ve bize hem günümüzdeki hem de gelecekteki soykırımların imgesini öndeleyerek sunar.”
İnsan insanın...
Kitabın birinci kısmında Freud’un; Totem ve Tabu, Musa ve Tektanrıcılık gibi kitaplarının çözümlemesi yapılmış. Kullanılan kavramların içeriği yeniden ele alınarak güncelleştirilmeye çalışılmış. Kitabına “Durkheim’ın ‘homo homini Deus’** şeklindeki iyimser deyişine karşı Freud’un modern devletlerin dibacelerine yeniden yerleştirdiği Hobbes’un daha eski ve külyutmaz deyişi ‘homo homini lupus’*** itibar kazanmakta” diyerek başlayan Enriquez, bir bakıma karamsarlık sayılacak bu değerlendirmeye rağmen, “gelecek günün birinde ışıl ışıl olmasa da en azından hoş olacak; toplum şeffaf ve kendisiyle barışık olacak” demeyi de ihmal etmiyor. Bu yaklaşım aslında kitabın bütününe bakıldığında yazarın üstü örtülü bir şekilde ifade ettiği ancak saptama ve sonuçlar söz konusu olduğunda göz ardı ettiği “her şey karşıtıyla birlikte var olur” gerçekliğinde de kendisini gösteriyor. “Toplumsal bağ, tahakküm ve iktidar” başlıklı ikinci bölümden itibaren yazarın ciddi bir ayrışma ve çelişki içine girdiğini söylemek mümkün. Birinci bölümdeki referans ve çözümlemelere bakıldığında ‘yapısalcı’ bir anlayışın hakim olduğu görülürken, ikinci bölüm bu tarz çözümlemelerin yetersizliğini ister istemez ortaya koyuyor. Üstelik bu durum yazarın niyetiyle de ilgili değil. Toplumun homojen bir yapı olduğu varsayımıyla yola çıkan bütün değerlendirmeler ve çıkarsamalar ister istemez bütünü kavramak ve yansıtmakta yetersiz kalıyor.
Devlet ve denetim
Devlet tiplerini çeşitlendiren yazar, 6 değişik tipte devlet olduğunu öne sürüyor. Bunlar; liberal demokrasi, programlanmış demokrasi, despotizm, militarizm, diktatörlük, totalitarizm olarak sıralanıyor. Buna paralel olarak devletlerin toplumu denetleme yöntemleri de 7 ana başlık halinde değerlendiriliyor. Bunlar; 1- Şiddet yoluyla doğrudan denetim, 2- Bürokratik aygıt aracılığıyla örgütsel denetim, 3- Ekonomik rekabet yoluyla sonuçların denetlenmesi, 4- Katılımın dışavurumuyla ideolojik denetim, 5- Sevgi aracılığıyla denetim, 6- Doygunluk yoluyla denetim, 7- Bir fişleme sisteminin oluşturulmasına ve polis aygıtının kullanımına dayanan caydırma yoluyla denetim olarak sıralanıyor.
Hangi devlet tipinin ve denetleme yönteminin belirli bir yer ve zamanda gündeme geldiği sorusuna ilişkin ayrıntılı açıklamalar yapan yazar; bütün bu ‘organizasyonların başarısını da ‘kitleselleşme’ kavramıyla açıklıyor. Devlet türü ne olursa olsun, toplumun ona boyun eğmesinin ancak ve ancak insanların ‘sürüleşmesiyle’; yani kitleleşmesiyle mümkün olabileceği, bir bakıma doğru bir tespit olarak görülebilse de, toplumun homojen olmadığı gerçeğini hatırladığımızda mutlak bir kitleselleşmenin olanaklı olmadığını da dikkate almamız gerekir. Devletin sınıfsal niteliği üzerine bir tespit yapmadan; her türlü devlet tipinin bu temel özelliğini değerlendirmelerin merkezine yerleştirmeden yapılan bütün saptama ve çıkarılan sonuçlar eksik kalır; hatta bilimsellikten uzaklaşır. İdeolojiler, din, politika, kültür gibi kavram ve kategorilerin de çözümlenebilmesinin yolu budur.
Hiç şüphesiz iktidardaki her sınıf kendi çıkarını bütün sınıfların çıkarı gibi göstermeyi beceremediği sürece, toplumu yönetemez. Bunu toplumun iktidardaki sınıfa inanması olarak değerlendirmekte yeterli değildir. Aynı anlama gelmek üzere ‘inançlar ve yanılsamaların insanların eylemlerinin yönünü birlikte belirlediği’ saptamasında olduğu gibi bütünüyle öznelliğe düşülür.
Toplumların yaşadığı güncel sorunları, sınıf çelişkisi ve yazarın ifadesiyle ‘hoş’ bir gelecek tasarımının süzgecinden geçirip kavram ve kategori düzeyinde soyutlamadan yapılan her saptama, sorunu çözmekten çok belirsiz bir fotoğraf çekmekle sınırlı, ‘etkisiz’ bir etkinlik haline gelir. Yahudi soykırımı, kızılderili soykırımı gibi tarihsel olayları sadece saptamakla yetinen bir bilim sonraki soykırımların habercisi olmaya devam edecek ancak ‘özgür ve mutlu’ olmak isteyen insanlara, bunun hangi güçlere dayanılarak gerçekleşebileceği problemini de çözmeye çalışan bilim, toplumu özgür ve mutlu kılabilir.
Ve bu, mümkündür. Tam da burada Marx’ın Feuerbach üzerine 11. tezini yeniden hatırlamakta fayda var. “Filozoflar bugüne dek dünyayı değişik şekillerde yorumladılar; aslolan onu değiştirmektir.”
Bütün bu söylediklerimize rağmen kitap ‘eleştirel okuma’yı becerebilenler için önemli katkılar sunabilecek; bu anlamda da değerlendirilmesi gereken bir eser.
*Sürüden Devlete (Toplumsal bağ üzerine psikanalitik deneme), Eugene Enriquez, Fransızca ilk basım: 1983 Türkçe 1. Basım 2004 Ayrıntı Yayınları, Fransızca’dan çeviren: Nilgün Tutal,
**İnsan insanın tanrısıdır
***İnsan insanın kurdudur


Başa dön


İtaata tepki:Sur’u Üfle
Şerif Karataş
“Çünkü Kuzey’in ezeli ve ebedi solumasının bir parçasıydık ve peş peşe gelen iktidarların indirdiği beklenmedik darbelerin şiddetiyle başı eğilmiş babalardan doğmuştuk... Ne de olsa, onlara benziyorduk; belli bir insandan çok kendimize ve hiçliğe, bulutlara, tarlalara ve gözümüzün önünde büyüyüp sonra ortadan kaybolan başaklara karşı yönelmiş aynı nefret bağıyla bağlıydık. Çünkü böyle yaratılmıştık. Hükümet tarafından, Kuzey’i yönetmek üzere gönderilen devlet memurları bizi hor görüyorlardı, aynı şekilde bazı işler için bu yok-kent gelen şehirliler de öyle. Çünkü burası, bizim dışımızda herkes için kazançlıydı.”
Alıntı Suriye Kürtleri’nden yazar Selim Berekat’ın “Sur’u Üfle” adlı romanının özeti sayılabilir. Aram Yayıncılık’tan geçen yıl çıktı. Berekat, Türkiye’de okuyucusuyla ilk kez buluştu. Yazar, toplumun var olan kalıplarının dışına çıkıyor. Bizlere ‘kapalı’ bir toplum olarak gösterilen bir coğrafyada yaşanan ve çarpıklaştırılan ilişkileri ele alıyor. Kürtler’in yaşadığı mahalleler... Atanan memurlar tarafından horlanan Kürtler... Değişik inançlara sahip insanların yaşadıkları mahalleler ve yazarın çocukluk döneminden ergenlik çağına kadar olan olaylar... Kendi çocukluk dönemini anlatan yazarın romanı, Kamişlo ile Amude kentlerinde geçiyor.
Büyükler!
‘Büyüklerin’ küçükleri kendilerine sürekli itaat ettirmelerine bir tepki de var romanda. Çocukluk döneminden ergenlik dönemine geçişte yaşanan o hızlı değişim ve bu değişim döneminde yaşanan ilginç olaylar anlatılıyor. Yazarın değişim döneminde ele aldığı konularda en çarpıcı olan ise toplum tarafından bastırılan olgular. Yaşananları yalın bir dille anlatan yazar, çocukluk döneminden ergenlik dönemine geçiş döneminde yaşadıklarını ve çevresinde gördüklerini çok dokunmadan olduğu gibi okuyucusu ile paylaşıyor.
Horozlar ve tavuklar
Yaşanan kavgalara, küfürlere ve cinselliğe yer veriyor. Toplumdaki önyargılara da yer veren yazar, tavuk ve horozu toplumsal olayları anlatma da başarılı birer imge olarak kullanmış. Yazar, kitabın sonunda okuyucu karşısına çıkıyor ve kendisini tanıtıyor. “Hükümetler bizi pişpişleyip uyutuyor, horozlar da uyandırıyor” diyen yazar toplumun ‘itaat’ etme alışkanlığına tepkisini gösteriyor. Ve okuyucuyu var olan kalıplaşmaya ve önyargılara karşı aydınlanmaya çağırıyor.


Başa dön


Protesto için kitabını yaktı
Almanya’da yazdığı kitabını Kayseri’de yayınlamak isterken yaşadığı zorlukları protesto eden genç yazar, kitaplarını yaktı.
Almanya’da yaşarken yazdığı “512. Akşam” isimli kitabını yayınlamak için Kayseri’ye gelen Tuğba Şahin (23), eşi Hakan Demey ile birlikte yaptığı basın açıklamasında, Türkiye’de sanata ve edebiyata değer verilmediğini, birkaç ay önce kendi imkanıyla bastırdığı ilk kitabını yayınlamak için birçok zorluklarla karşılaştığını belirtti.
Almanya’da kaleme aldığı kitabını bastırmak için önce İstanbul’daki yayınevleri ile görüştüğünü anlatan Şahin, şunları söyledi:
“Felsefi ağırlıkta 95 ayrı çalışmamdan oluşan kitabımı bastırmak için görüştüğüm yayınevleri benim tanınan bir yazar olmadığımı söyleyerek, talebimizi kabul etmediler. Bunun üzerine Kayseri’deki akrabalarımın yanına gelerek kendi imkanlarımla kitabımı bastırdım ve satmaya başladım. Ancak Türkiye’deki kanunları bilmiyordum. Kendi bastırdığınız kitabı elden satmak korsancılık sayılıyormuş ve yasakmış. Bunu öğrenince kitap satışından vazgeçtim.”
Yayın durduruldu
Kitabını yayınlama konusundaki sıkıntılar üzerine bir darbe de Erciyes Üniversitesi Televizyonu’ndan yediğini ifade eden Şahin, üniversite televizyonunda davet edildiği programın yayınının, başörtülü olması nedeniyle durdurulduğunu iddia etti.
Programın yayınının durdurulmasının sanata saygısızlık olduğunu ileri süren Şahin, şöyle devam etti:
“Kitabımın tanıtımı için yaklaşık 1 ay önce üniversite televizyonuna davet edilmiştim. Canlı olarak yayınlanan program sırasında birden yayından çıkarıldığımızı öğrendim. Bir yetkili gelip kıyafetim nedeniyle yayını durdurmak zorunda kaldıklarını belirtti. Benim kişiliğim önemli değil, ama ben orada yazar kimliğimle bulunuyordum. Orada sanata ve edebiyata saygısızlık yapılmıştır.”
Bu olaydan sonra kitapları nedeniyle misafir olarak yanlarında kaldığı yakınlarına sıkıntı olmaya başladığını ve yayınlayamadığı kitabının psikolojisini bozduğunu bildiren Şahin, manevi olarak rahatlamak ve genç bir yazarın karşılaştığı sıkıntılara dikkat çekmek için kitaplarını yaktığını, kısa süre sonra da eşiyle birlikte yeniden
Almanya’ya döneceğini belirtti.
Reklam mı yapıyor?
Gazetecilerin reklam yapıp yapmadığı yönündeki soruları karşısında ise Şahin, tek amacının içinden gelenleri yazdığı kitabını okurlarıyla buluşturmak olduğunu, reklam yapmamak için kitabında ismini bile sakladığını söyledi.
Basın açıklamasının ardından Tuğba Şahin ve eşi Hakan Demey, benzin dökerek kitapları yaktılar. Benzinin alev alması sırasında küçük bir de kaza yaşandı. Kitaplardan sıçrayan alevler Şahin’in kazağının kolunu tutuşturdu. Kaza, Hakan Demey’in müdahalesiyle önlendi.
Kitap yakma eylemini gören çok sayıda vatandaş da tutuşmayan kitapları alarak evlerine götürdü.


Başa dön


AFSAD, yardım için fotoğraf satacak
Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği (AFSAD), Güney Doğu Asya’da yaşanan Tsunami felaketi sonrasında bir sivil toplum kuruluşu ve sanat derneği olmasının bilinciyle uzun soluklu bir yardım kampanyası düzenledi. AFSAD’lı fotoğrafçılar, Güney Doğu Asya’da yaşanan felaket sonrasındaki korkunç tablo çözülene kadar devam edecek kampanyaya bin bir zorlukla, sıkıntıyla ürettikleri fotoğraflarıyla hiçbir karşılık beklemeden katılacaklar. Her bireyin ve sivil toplum kuruluşunun yapacağı bir şeylerin mutlaka olduğunu vurgulamak amacıyla düzenlenen bu en uzun soluklu kampanya, Kızılay vasıtasıyla, yardıma muhtaç insanların çığlığına ufak da olsa bir yanıt vermek için düzenlendi. Kızılay’a en az 50 YTL yatırdığını belgeleyen herkes, AFSAD’a gelerek 20X30 boyutunda paspartulu bir fotoğraf sahibi olabilecek. Hiçbir sınırlama olmaksızın istediği kadar makbuzla istediği sayıda fotoğraf sahibi olabilecek olan yardımseverler, Güney Doğu Asya’da insanca bir çözüm bulununcaya kadar bu kampanyaya katılabilecekler.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net