www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Gözaltında şüpheli ölüm
Cezaevinden iki ay önce tahliye olan ve bayramın 2. günü polisin yaptığı kimlik kontrolü sırasında gözaltına alınan Gökhan Belgüzar’ın (21), Bakırköy Asayiş Büro Amirilği’nde battaniye ile kendini asarak intihar ettiği iddia edildi.

Kızıltepe’nin elleri
  sorumluların yakasında

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde eylem yapan binlerce kişi, güvenlik güçleri tarafından öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın faillerinin yargı önüne çıkarılmasını istedi.

Irak’ın ateşi yürek yakıyor
Eşlerini, çocuklarını, babalarını Irak’ta kaybedenler, yakınlarının ölülerini almaya gittiklerinde 5-6 aydır bekleyen cenazelerle karşılaştıklarını söyleyen, devletten hiç yardım görmediklerini belirtiyor.

Olağan şüpheli!
SSK Okmeydanı Hastanesi’nde görevli hemşire N.T.’ye tecavüz ettiği iddiasıyla tutuklanan ancak suçsuz olduğu anlaşılınca serbest bırakılan Abdullah Kalafat, daha önce de Belgrad Ormanları’nda çıkan bir yangından sonra gözaltına alınmıştı.


Gözaltında şüpheli ölüm
Serpil Savumlu - Ulaş Emre
Bakırköy Asayiş Büro Amirliği’nde gözaltında tutulan Gökhan Belgüzar’ın (21) battaniye ile kendini asarak intihar ettiği iddia edildi. Belgüzar’ın babası oğlunun gözaltında polis tarafından öldürüldüğünü ileri sürdü.
Halkalı’da otobüs yazıhanesi işletmeciliği yapan Samsunlu baba İrfan Belgüzar oğlunun cezaevinden 2 ay önce şartlı tahliye ile salıverildiğini belirterek, bayramın 2. günü gözaltına alındığını söyledi. Oğlu Gökhan gözaltına alındıktan sonra avukat Erkan Dere ile Bakırköy Asayiş Büro Amirliği’ne giden baba Belgüzar, oğlunun gözaltına alınmasını ve sonrasında yaşadıklarını şöyle anlattı; “Bayramın 2. günü, oğlum Merter’de arkadaşlarıyla gezerken polis ekibi kimlik sormuş ve kimliklerini almış. Ancak tam o sırada polise başka bir yerden haber geliyor. Polis kimliklerle birlikte çocukları orada bırakıp gidiyor. Burası bizim mahallemiz. Merter’de gezmeyip de nerede gezecek? Aynı günün akşamı da Merter’de oğlumu gözaltına alıyorlar. Ben karakola gittim, arkamdan çocuğumu getirdiler hastaneden. Ellerini kelepçelemişler. Çocuğum ağlayarak ‘Baba kollarım kopacak’ dedi. Ceketini de kollarının üzerine koymuşlar ki kolları gözükmesin. Kaldırdım baktım çocuğumun kolları şişmiş. Kangren olacak, patlayacak durumda. Napıyorsunuz çocuğu mu öldüreceksiniz, dedim. Zaten yakaladıklarında dövmüşler. Kollarını çözdürdük. Çocuğumun önüne bir kağıt getirdiler. Polis çocuğuma ‘şunu imzala’, dedi. Bende ‘Önce oku sen neyi imzalıyorsun’, dedim. Adam öldürmeden, yaralamaya, gasp ne isterseniz dizmişler oraya. Çocuğum da ‘beni idam mı edeceksiniz’ diyerek dosyayı savurdu attı”.
Boynunda darp izi vardı
“Oğlum kapkaç suçundan 17 yaşında cezaevine girdi 3 sene kaldı” diyen Belgüzar, Gökhan’ın suçlamaları kabul etmeyince Asayiş Büro’ya götürüldüğünü belirtti. Baba Belgüzar, çocuğuna suç yüklenmesini önlemek için hemen avukat tuttuğunu, bayramın 3. günü saat 13.30’da Gökhan’la görüştüklerini bildirdi. Gökhan’ın “Beni burada eziyorlar. Beni bir an önce çıkarın” dediğini söyleyen Belgüzar, görüşme sırasında anne Belgüzar’ın Gökhan’ın boynunun sağ tarafında darp izlerini farkettiğini söyledi. Anne Belgüzar’ın Gökhan’a “Ne oldu” diye sorduğunu ancak polisler odada olduğu için Gökhan’ın “Sonra konuşuruz” diye geçiştirdiğini belirten Belgüzar, oğlunun psikolojisinin iyi olduğunu söyledi.
Yemeğini yiyemeden...
Avukatın sürekli Gökhan’ı ziyaret ettiğini söyleyen Belgüzar, avukatın da Gökhan’ın baskı altında olduğunu farkettiğini dile getirdi.
“Gökhan, dosyayı imzalamadıkça yüklenmişler. Avukat savcıya Gökhan’ın karakoldan çıkarılmasını gerekirse cezaevine gönderilmesini karakolda baskı altında olduğunu söylüyor. Buna rağmen savcı üç gün ek gözaltı süresi veriyor. Akşam annesi oğluma saat 20.30’da yemek götürüyor. Kapıda büyük bir kalabalıkla karşılaşıyor. Yemeği çocuğu vermek istiyor ama polis ‘biz veririz’ diyerek girmesine izin vermiyor” diyen Baba Belgüzar, o sırada çocuğunun boğulduğunu iddia etti. Belgüzar, oğlunun ölü halde İncirli Hastanesi’ne götürüldüğünü ileri sürerken, ölüm haberinin kendisine saat 22.00’de verildiğini belirtti.
Gökhan Belgüzar’ın yakını Ali Demir, ne olursa olsun Gökhan’ın kendisini öldürecek bir psikolojiye sahip olmadığını dile getirerek “Olayın net olarak şaibeler üzerinden kalkana kadar araştırılmasını istiyorum” dedi.

80 CM YÜKSEKLİKTEN NASIL ASSIN?
Baba Belgüzar, “Oğlum intihar etmiş olamaz. 88 cm’lik yerde çocuk asılmaz. Kaldı ki oğlum daha yeni cezaevinden çıktı niye kendini assın? Dişleriyle battaniyenin kenarlarını yırtmış ve kendini asmış. Oğlumun boyu zaten 1.80 cm. Üstelik yanında da bir kişi daha varmış. O uyuyormuş. Hiç mi uyanmadı? Bir de 24 saat çalışan kamera var. ‘Kamera ne oldu?’ diyorum bozulmuş diyorlar. Polisler hakkında davacıyım. 10 gün sonra askere gidecekti. Çocuğumu gördüm. Boynu simsiyah olmuştu. Tek gözü açıktı. Demek ki çocuğumu boğdular. Demek ki can çekiştirdiler” diye konuştu. Savcılık olayla ilgili soruşturma başlatırken, Gökhan Belgüzar’ın cenazesi bugün Sultanbeyli Mezarlığı’nda toprağa verilecek.

POLİS VE ADLİYE’NİN SORUMSUZLUĞU VAR
Gökhan’ın avukatı Erkan Dere gazetemize yaptığı açıklamada şöyle konuştu; “Savcılık konuyla ilgili soruşturma başlattı. Otopsi raporunu bekliyoruz. Ancak rapordan sonra olay netliğe kovuşacaktır. Biz sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Gökhan’ı en son gördüğümde savcılık tarafından üç gün gözetim izni verilmişti. Çocukta bir tedirginlik vardı. Biz bunu gördük ve savcılıkla görüştük gözetimin kaldırılmasını istedik. Talebimiz reddedildi. Gökhan’ın adliyeye getirilmesi için Sulh Ceza Mahkemesi’ne talepte bulunduk. Bu talebimiz de reddedildi. Sonrasında olay meydana geldi. Bu olayda polisin ve adliyenin sorumsuzlukları var. Olay netleştiğinde Hakim Savcılar Yüksek Kurulu’na da başvuracağız. Olay süphelerle dolu. Gökhan’ın 88 cm’den kendini korkuluklara astığı polis tarafından söyleniyor. Büyük bir kusur sözkonusu. Kamerayla gözetleniyor olay sırasında görevli polisin yerinde olmadığı belirtildi. Kamera belden yukarısını gösteriyormuş. Yine polisin ifade ettiğine göre çocukta bel seviyesinden aşağıya asmış kendini. Gökhan’ın yanında biri daha var. O da polislerin koşması üzerine uyanıyor. Bu da şüpheli bir durum. Kamera ise kayıt yapmıyor sadece izlemek için kullanıyor.


Başa dön


Kızıltepe’nin elleri sorumluların yakasında
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde eylem yapan binlerce kişi, güvenlik güçleri tarafından öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın faillerinin yargı önüne çıkarılmasını istedi.
13 kurşun ile öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın faillerinin yargı önüne çıkarılması için her pazar günü Kızıltepe’de yapılan eyleme dün yaklaşık 5 bin kişi katıldı. Şırnak’ta Zerga ve Zuhal Esen’in öldürülmesi olayının da protesto edildiği basın açıklamasına Diyarbakır Demokrasi Platformu ve ilçelerden gelen belediye başkanları da destek verdi.
“Halk yargısız infazlara izin vermeyecek”, “Vatandaşları katletmekten zevk mi duyuyorsunuz” yazılı dövizlerin ve Kongra-Gel bayraklarının taşındığı basın açıklaması öncesi sık sık “Hüseyin Çelik öğrencine sahip çık”, “Kadına uzanan eller kırılır”, “Jin Jîyan Azadî”, “Şehid namirin” sloganları atıldı.
‘Sanki inat ediliyor’
Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen kalabalığa hitaben basın açıklamasını okuyan DEHAP Kızıltepe İlçe Yöneticisi Adil Başaran, faillerin yargı önüne çıkarılması ve bir daha benzeri infazların yaşanmaması için her pazar aynı meydanda haykırdıklarını ifade ederek, “Bu olayların yaşanmaması için bizler bu ülkenin yurttaşları olarak kardeşliği haykırırken, sanki bizlere inat olsun diye Kurban Bayramı’nda biri çocuk 5 kişi daha Şırnak’ın Kumçatı beldesinde yargısız infaz sonucu öldürüldü ve 14 yaşındaki Zuhal, kutsal devlete kurban bayramında kurban edildi” diye konuştu. Diyarbakır Demokrasi Platformu Sözcüsü Ali Öncü de eylemde konuşma yaptı. Eyleme katılanlar daha sonra sloganlar eşliğinde Şırnak’ta öldürülen Zerga ve Zuhal Esen’in Koçhisar Mahallesi’nde bulunan taziye çadırını ziyaret etti.


Başa dön


Irak’ın ateşi yürek yakıyor
Özgül Yıldızer
Kiminin borcu vardı, kiminin işi yoktu. “Ekmek parası” diyerek Irak’a giden, orada öldürülen şoförlerin aileleri, devletten hiçbir yardım görmediler. Ekonomik sıkıntılar nedeniyle eşlerini, oğullarını, babalarını kaybedenler, hem yakınlarının acısı ile başetmeye, hem de hayatta kalmaya çalışıyorlar. Ergin Kara, babası öldükten sonra gece gündüz çalışıp kardeşini okutmaya, borçlarını ödemeye çalışırken, oğlunun cenazesini bile alamayan Yüce de tüm analara sesleniyor: “Göndermeyin çocuklarınızı. Aç kalacaksa da Türkiye’de kalsın. Hiç değilse ölüsü belli olur.”
Halkevleri Genel Merkezi’nde görüştüğümüz Yaşar Dönmezbaş’ın eşi Semiha Dönmezbaş, eşinin aldıkları evin borcunu ödemek için Irak’a gittiğini söylüyor. Eşinin evlendikleri günden bu yana şoförlük yaptığını söyleyen Dönmezbaş, “Ben yirmi sekiz yıldır evliyim, eşimle on yıl bile kalmamışım” derken, başka bir mecburiyet öyküsünü de anlatıyor aslında. Şirketin bir süre yardımcı olduğunu, cenaze işlemlerinin bitmesiyle şirketin de ilgilenmekten vazgeçtiğini anlatan Dönmezbaş, devlet ve dışişleri yetkililerinin ise hiç arayıp sormadığını belirtiyor.
Dönmezbaş, olaydan iki ay sonra geçimini sağlayabilmek için iş aramaya başlamış. Çocuklarıyla da ilgilenemediğini aktaran Dönmezbaş, “Çocuğumu okula gönderiyorum, gitmiyor. Şimdi işi bıraktım çocuğa sarıldım” diyor. Hükümetten “çocuklarının geleceği” için yardım talep eden Dönmezbaş, eşinin ölümünden sonra yaşadıkları travmayı şu sözlerle dile getiriyor: “Artık televizyon açmıyoruz. Cep telefonundan başka telefon çalmıyor. Biri bana başsağlığına geldiğinde, oğlum kulaklarını kapayıp odasına kaçıyor. Gerçekten, tamamen bozulduk biz.”
Römorklara doldurulmuş cesetler
Aydın Kudret’in babası Süleyman Kudret, Musul’a girdiğinde konvoyu kaybediyor. Konvoya tekrar girmesine ABD askeri izin vermiyor. Konvoya alınmayıp ABD askerlerinden dayak yiyen Kudret, tek başına gitmeye çalışırken öldürülüyor. Babasının öldürüldüğünü, askerlik yaparken Irak’ta çalışan başka bir işçiden öğrenen Kudret, devletten bir ses çıkmayınca, cenazeyi almaya gittiklerini söylüyor. Kudret, devlet yetkililerinin Irak’ta da yardım etmediğini söyleyerek, “Cenaze almaya giderken cenaze olma durumu vardı” diyor. Cenazeyi almaya gittiklerinde, balık istifi gibi üst üste yığılmış Türk cesetleriyle karşılaştıklarını ifade eden Kudret, “Kafası kesilmiş olanlar, yanmış olanlar, iskeletler, sadece kafası olanlar. İbret verici bir manzara” diyerek tanımlıyor gördüklerini. Kudret, soğutma sisteminin olmadığını, üç römorka doldurulan cesetlerin koktuğunu belirtiyor. Buradaki görevlilerin kendilerine, “Burada sizinkinden başka 35-40 cenaze var. 5-6 aydır bekliyor. Bunları da alın gidin, burada bırakmayın” dediklerini dile getiren Kudret, Hatay milletvekillleri dışında yetkililerden kimsenin aramadığını söyledi.
Babanın fotoğrafı
Oğlunun ölümünden sonra arabasının yandığını, şirketin borçla diğer oğluna araba verdiğini anlatan Faysal Demir’in annesi Suphiye Demir, şirketin arabayı almasından çekindiklerini ifade ederek, “Arabayı da alırlarsa oğlum katil olacak.” diyor. Oğlunun, ağabeyinin ölümünden sonra bunalıma girdiğini söyleyen Demir, “Konuşuyorsun, sana bakıyor. Oturuyor, ağlıyor. Bir babam diyor, bir kardeşim babam diyor, anam diyor, herşeyim diyor” şeklinde anlatıyor oğlunu.
Devlet yetkililerine ve Amerika’ya tepki gösteren Demir, “Bu devlet Amerikanla birlik olacaktı. Madem birlikte olacaktı, niye sormuyor, benim vatandaşım orda öldürülüyor, köpek mi yiyor, yerde mi kalıyor, çukura mı atıyorlar” diyor. Demir, Emine Erdoğan’a seslenerek, yaşadığı acıyı, feryadını şu sözlerle dile getiriyor: “Senin iki yavrun, Almanya’da, Rusya’da okuyorlar. İki tabutla gelirse sen nasıl karşılayacaksın? Yavruların hepsi bir ciğer. Benim yüreğim de ateş gibi yanıyor. El kadardı, ben büyüttüm, sefillikte tarlada, büyüttüm yetiştirdim”
Huzur Trans’ta çalışan babası Naci Kara, Musul’dan dönerken saldırıya uğrayarak öldürülen Ergin Kara da cenazeyi kendi imkânlarıyla getirmiş. Cenazeyi, babasının arabasında getirmek istediklerini, ancak arabaya yaklaşamadıklarını, arabanın saldırıya uğradığını anlatan Kara, Irak polisinin uyarıları ile son anda öldürülmekten korunduklarını ifade ediyor.
Devlet yetkililerinin arayıp sormadığını ifade eden Kara, uluslararası taşımacılık yasalarına göre sınırdan çıkmak için araçlarda 10 yaşını geçmemek şartı arandığını, bu yasanın Irak’ta geçersiz olduğunu belirtiyor. Bu nedenle Irak’a eski araçların gönderildiğini dile getiren Kara, araçların konvoy içinde arıza yapması durumunda Amerikan askerinin beş dakika süre verdiğini, sonra bırakıp gittiklerini belirtiyor.


Başa dön


Olağan şüpheli!
Uğraş Vatandaş
Okmeydanı Talatpaşa Mahallesi sokaklarında yaşayan Abdullah Kalafat, tecavüz girişiminde bulunulan hemşire N.T.’nin verdiği eşkale benzediği iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Medyanın bir anda ‘tecavüzcü katil’ olarak damgaladığı Kalafat, tutuklanarak cezaevine konulmuştu. DNA testleri sonucu suçsuzluğu anlaşılan 38 yaşındaki Abdullah Kalafat, bir hafta sonra serbest bırakıldı. Birkaç sene önce de Belgrad Ormanları’nda yangın çıkardığı iddiasıyla gözaltına alınan Kalafat o zaman da suçsuzluğu anlaşılarak serbest bırakılmıştı. Yoksulluk içinde sokaklarda yaşayan Kalafat’ın arkadaşları ise yetkililer tarafından sık sık mağdur edilen Kalafat’ın hakkını aramak için dava açmayı hazırlanıyorlar.
‘Kimseye zararı dokunmaz’
Talatpaşa Mahallesi’nde, bir kahvede bulduğumuz Abdullah Kalafat’ın, psikolojik rahatsızlığı bulunuyor. Cezaevinden mahallesine nasıl döndüğünün bile farkında olmayan Kalafat, 1982’den beri Talatpaşa’da yaşadığını belirtiyor. Çevresindekilerin ‘Apo’ diye çağırdığı Kalafat, son 10 yılını sokaklarda geçirmiş. Kalafat’ın bugüne kadar kimseyle tartıştığını duyan olmamış ve herkes “Kimseye bir zararı dokunmamıştır” görüşünde.
Günlük işler yaparak karnını doyuran Kalafat, arkadaşlarından sadece sigara istiyor. Yiyecek satın alamazsa çöpten topladıklarını yiyor. Üstü kirli diye kahvede insanları rahatsız etmek istemeyen Kalafat, çayını da kahvehanenin dışında içiyor. Tecavüz iddası ile tutuklandığında bile, kahvede içtiği çayın parasını vermediği için polislerin kendisini tutukladığını düşünmüş. Kalafat konuşmakta ve söylenenleri anlamakta zorluk çekiyor. “3 gün cezaevinde kaldım. Polisler bir sebep söylediler ama hatırlamıyorum” diyen Kalafat, Kastomonu’ya geri dönmek istiyor.
Dava açılacak
Uğur Mumcu, ölümünün 12. yılında anılıyor
Evinin önünde uğradığı bombalı saldırı sonucu yaşamını yitiren Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu, öldürülüşünün 12. yılında bugün düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak. Uğur Mumcu için ilk tören, saat 11.00’de Ankara Batıkent Uğur Mumcu Parkı’ndaki Mumcu anıtına çelenk konulmasıyla başlayacak. Saat 13.00’de, Mumcu’nun suikaste uğradığı Uğur Mumcu Sokağı’nda, karanfil ve mumlarla faili meçhul aydın cinayetleri protesto edilecek ve saat 14.30’da da Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki mezarı başında bir tören düzenlenecek. Mumcu için akşam 20.00’de de Ankara Akün Sahnesi’nde “Uğur Mumcu Sesleniyor 2005 Ben Uğur Mumcuyum” adlı müzikal oyun sergilenecek. İstanbul’daki anma etkinlikleri kapsamında ise CHP İstanbul İl Gençlik Kolları, Harbiye’deki Uğur Mumcu Anıtı önünde bir basın açıklaması yapacaklar.
‘Kaza değil cinayet’
Başkomiser arkadaşı Güngören Asayiş Büro Amiri Ebubekir Temur ile Boğaziçi Köprüsü üzerinde geçirdikleri kaza sonucu hayatını kaybeden 25 yaşındaki Yeliz Karaman’ın annesi, kızının cinayete kurban gittiğini iddia etti. Adli Tıp morgunda kızının cenazesini almak için bekleyen anne Nermin Karaman, başkomiser Temur’un kızını zorla bir yerlere götürmeye çalıştığını ve bu yüzden aralarında kavga çıktığını ileri sürdü. Anne Karaman, “Kızımla 15 gün önce hastanede tanışmışlar. Sık sık kızımı arıyordu. Ben Yeliz’e onunla arkadaşlık etmemesini söyledim. Ancak görüşmeye devam ettiler” dedi. Kazayı sonradan öğrendiğini söyleyen anne Karaman, “Kazada kızımın camdan fırladığı belirtiliyor. Ancak kaza yapan aracı inceledim hiçbir camı kırık değildi. Kaza yapan araçta bulunan ve şu anda hastanede olan kızımın bayan arkadaşı Yeliz’in arabanın arka sol tarafında oturduğunu ve kaza sırasında kızımı görmediğini söyledi. Nasıl olurda sol tarafta oturan birisi sağ tarafa düşer. Kızım cinayete kurban gitti” diyerek Ebubekir Temur hakkında iddialarda bulundu. Yeliz Karaman’ın cenazesi adli tıp kurumu morgundan alınırken, anne Karaman ve yakınları sinir krizleri geçirdi.
Ankara’ya bayram karı düştü
Ankara’da günlerdir beklenen kar yağışı Kurban Bayramı’nın son gününde başladı. Ankara, dün yine beyazlara bürünürken, belediye ekipleri başkent yollarını açık tutmak için çalışmalarına hız verdi. Meteorolojiden alınan bilgiye göre devam etmesi beklenen kar yağışı, pazar günü olması nedeniyle dün yaşamı çok fazla etkilemezken, Kızılay’daki otobüs duraklarında zaman zaman yığılmalar yaşandı. Kızılay ve diğer merkezlerde trafiğin açık olduğu gözlenirken, az sayıda aracın önlem alarak yola çıkması dikkat çekti. Semtlerde çoğu ara sokak kar yağışı nedeniyle trafiğe kapandı. Ankara Büyükşehir Belediyesi ekipleri, bayrama rağmen dün sabah işbaşı yaptı. Ankara’da yolların açık tutulması amacıyla 250 personel, 62 kar ve buzla mücadele aracı, 10 greyderle çalımalarına başlarken, belediye depolarında 10 bin ton tuz bulunduğu ve herhangi bir sıkıntı yaşanmasının beklenmediği öğrenildi. Ankara Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri Daire Başkanı İrfan Kaya, “Ankaralılardan ricamız gerekmediği takdirde araçlarla trafiğe çıkmasınlar” dedi.
Demiröz’ün karnesi zayıf
Haber Sen Genel Başkanı Kemal Keleş, TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz’ün bir yıllık görev süresini değerlendirerek, bu dönemde TRT çalışanları üzerindeki baskının arttığını ve kurumun zarara uğratıldığını ifade etti. Keleş, dün yaptığı yazılı açıklamada, Demiröz ve ekibinin kadrolaşmada liyakat ve deneyime önem vermediklerini belirterek, “Soruşturmalar, sürgünler 12 Eylül faşizminin baskıcı günlerini aratmayacak şekilde TRT çalışanlarının gündemine girdi” dedi. Bir yıl içerisinde 19 daire başkanı, 6 bölge müdürü olmak üzere yaklaşık 200 kişinin görevden alındığına dikkat çeken Keleş, kurumun kadrolu sunucuları çalıştırılmazken programların astronomik ücretlerle kurum personeli olmayan kişilere sundurulduğunu belirtti. Demiröz’ün, zorda kalmadıkça kurum dışına program yaptırmayacağını söylediğini hatırlatan Keleş, Demiröz’ün söylemleriyle uygulamalarının örtüşmediğini kaydetti. Keleş, TRT televizyonları ve radyolarında yayınlanan programların bazı tarikatların kontrolündeki yayın kurumlarını aratmayacak içeriğe sahip olduğunu vurgulayarak, bu kurumlardan transfer edilen sunucuların TRT ekranlarını işgal ettiğini bildirdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net