Bakanlığın inadı
Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’ndaki sürgünler nedeniyle mahkeme tarafından mahkum edilen 159 bin YTL tutarında “parasal zararları” ödemeye mahkum edilen Milli Eğitim Bakanlığı, mahkemenin kararını uygulamamakta ısrar ediyor. Eğitim Sen bu nedenle tekrar yargı yoluna başvurdu. Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’ndaki 167 çalışanın sürgün edilmesinin ardından Eğitim Sen’in Ankara idare mahkemelerine davalar açmıştı. Mahkeme bu işlemlerin iptal edilmesine ve ortaya çıkan “maddi zararların ödenmesine” karar verilmişti. Öğretmenler eski görevlerine dönmesine karşın maddi zararlar, MEB tarafından yasal süre içinde karşılanmadı. Ek ders ücretlerinden doğan farklar, 60 kullanımlık toplu taşım kartı ve döner sermaye kâr payını kapsayan parasal zarar, dava açan 53 kişi için yaklaşık 159 bin YTL’ye (159 milyar TL) tekabül ederken, açılacak yeni 17 dava ile birlikte 210 bin YTL’ye (210 TL) ulaşacak. MEB önünde dün bir araya gelen Eğitim Sen üyeleri, “MEB yargı kararlarını uygula” yazılı dövizler taşıyarak, parasal zararlarının ödenmesini istedi. Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek, mahkeme kararı ile iptal edilen atama işlemi olmasaydı, öğretmenlerin bu haklarını zaten alacaklarına dikkat çekerek, MEB’in hukuka aykırı işlemi nedeniyle öğretmenlerin mağdur edildiğini kaydetti. Mağdur olan öğretmenlerin, mahkeme kararlarının eksiksiz uygulanması için, zorunlu olmadıkları halde, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı’na dilekçe ile başvurduklarını belirten Şimşek, “Ancak başkanlık, mahkeme sürecinin devam ettiği ve herhangi bir zararın söz konusu olmadığı gerekçesiyle öğretmenlerimizin taleplerini reddetmiştir. Oysa ortada bir mahkeme kararı vardır ve aksi ortaya çıkıncaya kadar uygulanması gerekmektedir” diye konuştu. Eğitim Sen üyeleri, açıklamanın ardından Bölge İdare Mahkemesi’ne MEB aleyhinde, yargı kararlarının eksik uygulanması nedeniyle maddi ve manevi tazminat davası, ayrıca kararın eksik uygulamasında sorumlu bulunan yetkililer ve Milli Eğitim Bakanı hakkında tazminat davası açarak, suç duyurusunda bulundular.
Başkaya’ya destek ziyareti
Mazlum-Der, İnsan Hakları Derneği (İHD), Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve Uluslararası Af Örgütü yöneticileri ile Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu ve Prof Dr. Baskın Oran, “Akıntıya Karşı Yazılar” isimli kitabı nedeniyle yargılanan Doç. Dr. Fikret Başkaya’yı desteklediklerini açıkladılar. 12 Eylül döneminde yapılan işkencelerde ve Sivas katliamında devletin sorumluluğunu sorgulayan yazıları nedeniyle hakkında TCK’nın 159’ncu maddesi uyarınca dava açılan Yazar Fikret Başkaya’ya dün yapılan ziyarette konuşan İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş, Başkaya’nın bir sembol olduğunu belirterek, “Başkaya’nın dilediğini yazabilmesi bu ülkede demokrasinin ölçütüdür” dedi. “İfade özgürlüğü yoksa diğer özgürlükleri çöp sepetine atabilirsiniz” diye konuşan Prof. Dr. Baskın Oran da AİHM kriterlerine göre, ifade özgürlüğünün kısıtlanması için “şiddete teşvik ve hakaret unsuru taşıması, eylemi gerçekleştiren kişinin toplumu çok etkileyecek konumda bulunması, söylenen ya da yazılanın ülkeyi felakete götürecek durumda olması” gibi şartların arandığına dikkat çekti. TİHV’den Sedat Aslantaş ise kişilerin ifade özgürlüğünün kimi zaman da linç kampanyaları ile kısıtlandığına dikkat çeken Aslantaş, bu duruma “Kürtler ne istiyor” başlıklı ilan sonrası yaşananları örnek verdi. Mazlum-Der Genel Başkanı Ayhan Bilgen ise davanın bakanın izni ile açıldığına dikkat çekerek, siyasi bir dava olduğunu bildirdi. Mehmet Bekaroğlu, yasaların AB’ye uyumlulaştırılmaya çalışıldığını ancak savcıların “uyumu” ile ilgili çalışmaların eksik olduğunu söylerken, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Temsilcisi Levent Korkut da, örgütlerinin davayı ciddiyetle takip edeceğini ve raporunda yer vereceğini belirtti.
Başbakandan köylülere sayı oyunu
AKP’nin, “Tarım Gönüllüleri Projesi” kapsamında, “Bin köye bin gönüllü” uygulamasının birinci yılı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve hükümetinin şovuna dönüştü. Günlerdir, “köylüye müjde vereceği” propagandası yapılan etkinlikte onlarca rakamı arka arkaya sıralayan Başbakan Erdoğan, köylüleri şaşkına çevirdi. Türkiye’nin dört bir tarafından getirtilen “bin gönüllü” ise verildiği duyurulan bilgisayarları alamadan bölgelerine döndü. Mustafa Özbek Spor Salonu’nda yapılan etkinlikte salonun orta yerine oturtulan “bin gönüllü” ilgi odağı olurken, bakanlığın seçerek getirttiği köylüler tribünlerde oturdular. Toplantıda, tarım örgütleri, TOBB adına konuşmalar ile Tarım ve Köyişleri Bakanı Sami Güçlü’nün ardından “müjde” vermek için kürsüye gelen Başbakan Erdoğan, 2003 ve 2004 yılına ait onlarca rakamı arka arkaya sıraladı. Sulamalı tarım yapan köylülerin 1995 yılından bu yana 660 trilyon liraya ulaşan elektrik borçlarının faizlerinin silineceğini belirten Erdoğan, ardından borcun dondurularak, tarımsal TEFE uygulanacağını ve 36 taksitte ödeme şartı getirileceğini söyledi. Erdoğan, mazot ve gübrede de destekleme getireceklerini söyledi ama nasıl olacağını açıklamadı. Erdoğan ayrıca arpa, buğday, yemeklik tane baklagiller, yağlı tohum, patates ve sertifikalı tohum kullanımını da destek kapsama alacaklarını, tarımsal girdilerde KDV oranlarını yüzde 18’den 1’lere ineceğini söyledi. Tarımsal desteklemelerde 2003 yılında toplam 2 katrilyon 650 trilyon lira, 2004’de 3 katrilyon 26 trilyon lira desteğin çiftçiye ulaştığını savunan Erdoğan, 2 yılda yaklaşık 5.7 katrilyon lira ile son dönemlerin en büyük rakamına ulaşıldığını ve bu durumun hem rakamsal olarak, hem de hizmet anlayışı olarak bir rekor olduğunu iddia etti. Hayvancılık sektörünü de desteklediklerini, yoksul ailelere 35 bin düve, 80 bin koyun dağıtıldığını, 2003’de kooperatiflere verilen destekle beraber 22 trilyon lira destek sağlanırken, 2004 yılında bu rakamın 8 kat arttığını iddia eden Erdoğan, hayvancılıkta dışa bağımlılıktan kurtuluş vadetti. AB sürecinde tarımın sorunlarla karşılacağını itiraf eden Erdoğan, tarımın AB’nin en önemli gündemlerinden olacağını söyledi. Desteklerin AB ülkeleri ve ABD ile kıyaslanmasına kızan ve bunu yapanları “tribünlere oynamakla” suçlayan Erdoğan, “Eğer Türkiye’yi AB ülkeleri ile mukayese edersek, biz Türkiye’yi ABD ile mukayese edersek burada yanılırız. Onların sübvanse gücü ile Türkiye’nin gücü aynı değildir. Burada adil olmak durumundayız” diye konuştu. Yapılan şova rağmen gönüllülerin bilgisayarı verilmedi. Ellerine birer ajanda tutuşturulan gönüllüler “biz bunun için mi çağrıldık” diye sitem ettiler.
Hükümete füze sorusu
Irak’ı işgali sırasında köylerine ABD’lilerin Tomahawk füzesi düşen köylülerin mahkemeye verildiğini belirten CHP Şanlıurfa Milletvekili Vedat Melik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a devletinin köylülerin yanında müdahil olup olmayacağını sordu. Vedat Melik, Erdoğan’ın yanıtlaması istemiyle Meclis Başkanlığı’na verdiği soru önergesi ile, Şanlıurfa’nın Büyük Mürdesi köyüne düşen Tomahawk füzesini yeniden gündeme getirdi. Füzenin düşmesinin ardından, büyük bir korku yaşayan köylülerin, füze parçalarını almaya gelen ABD askerlerine tepkilerini ve “hem suçlu hem güçlü” olan ABD’nin köylüler hakkında açtıkları davayı hatırlatan Melik, “ABD askerleri yoldan masumane bir şekilde geçerken mi Büyük Mürdesi köylüleri ile karşılaşıp, tartışmışlardır?” diye sordu. Melik, Başbakan’ın şu soruları da yanıtlamasını istedi: “ Devletin ana görevlerinden biri, özellikle yabancı ülkelere karşı yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak olduğuna göre, TC Devleti’nin, meydana gelen bu olayda üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğine inanıyor musunuz? ABD askerlerinin, Şanlıurfa Asliye Ceza Mahkemesi’nde açtıkları davaya, TC Devleti’nin anayasal görevi olan, vatandaşını koruma hakkına dayanarak, bu davada müdahil olması gerekmez mi?”
|