www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kemal Ahmet üzerine şiirler
Türkiye’de gazeteci olmak zor. Aslında yalnız gazeteci olmak değil, emekçi olmak da zor, düzen ve patron yanlısı olmayan aydın olmak da zor, yazar olmak da zor.

Ritm ve melodinin ahenkli uyumu
Bağlama ile özdeşleşmiş isimlerden Arif Sağ, son albümü “Davullar Çalınırken”de Anadolu müziğinin ritim ve melodilerini davul eşliğinde müzikseverlere sunuyor.

Önce Buzuki sonra Arp...
İşsanat’ta iki günde yapılacak konserlerde önce Buzuki Orhan Osman; daha sonra ise Arp sanatçısı Şirin Pancaroğlu sahne alacak.


Kemal Ahmet üzerine şiirler
Bülent Habora
Türkiye’de gazeteci olmak zor. Aslında yalnız gazeteci olmak değil, emekçi olmak da zor, düzen ve patron yanlısı olmayan aydın olmak da zor, yazar olmak da zor.
Ama düzenin ve onların “Baz” istasyonlarının, yani düzenbazların yanında olursanız işleriniz “gıcır”, durumunuz “kıyak” olur. Bu eskiden de böyleydi, bugün de böyle.
Lale Devri
1718-1730 arası, bizim Osman’lar “Lale Devri”ni yaşadılar. Bu dönemi fırsat bilen Şair Nedim üstadımız, yalakalığın doruk noktasına çıkarak döktürdü:
“Yine bezm-i çemene lâle fürûzan geldi / Müjdeler gülşene kim vakt-i çerâğan geldi / Bülbül âşüftelenip bezme gazelhan geldi / Müjdeler gülşene kim vakt-i çerâğan geldi...”
Uzun kış gecelerinde, “Eğlenceler dışındaki zamanını dikiş dikmek ve dantela örmekle geçiren” 3. Ahmet Efendimiz dikiş kutusunu kaldırtıp, cariyelere şeker toplatmak için Çırağan Sarayına doğru sefere çıkardı, “Yek, dü, se, cıhar, yek, dü, se, cıhar” diyerek. Bu arada yalaka şairimiz de cukkalanırdı, saray tarafından. 3. Ahmet’e ve Damat İbrahim Paşa’ya karşı çıkan aydınlar mı? Onların sonu meçhul...
Günümüz
Padişahlık tepetaklak olup, yerine Cumhuriyet geldi. Ve günümüzde yalakalık doruk noktasına ulaştı, vıcık vıcık bir yağcılık dönemi başladı. Bu vıcık vıcıkların ürettikleri yağları bir pazarlayabilse Türkiye, adım gibi eminim, ülkemiz IMF’ye değil, IMF bize borçlu olurdu...
1930’larda da, yani Cumhuriyet’in ilk yıllarında da durum pek farklı değildi. Dönemin “mânâ ve ehemmiyet”ini kabulleniyorum, ama 1904’te doğan ve 1934’te “Ölmek zorunda” bıraktırılan Kemal Ahmet’in yaşadıklarını kabullenemiyorum.
Genç bir gazeteci, yürekli bir gazeteci, ama o günlerde de “Babıali’de lâğımlar üstten aktığı” için, 30 yaşında öldü.
O’nun için yazılan iki şiir
Hüseyin Avni Şanda’nın incelemesinden öğrendiğime göre (Kemal Ahmet Sokakta Harp Var”, Habora Yayınları, 1970-H.A.Şanda’nın incelemesiyle birlikte) Nazım Hikmet, Kemal Ahmet üzerine şu şiiri yazmış:
“Kafası,/ yüzde yüz uygun muydu kafama/ Bilmiyorum, ama/ O benim soyumdandı/ Etiyle kanıyla değil,/ Belki de heyecanıyla değil,/ Batırıp parmaklarını kanayan yarasına/ Beyninin ışığını sattığı için,/ Bir ekmek parasına
“Fakat ne yazık ki, o,/ Namludan kopan bir kurşun gibi haykırıp,/ Karanlık acıların camını kırıp,/ Güneşi, dolu dizgin gözlerine dolduramadı!/ Gün geldi, ağrıdan ayakta duramadı./ Ve işte o zaman/ Çocuğunu boğan/ Aç bir ana gibi,/ Bir çözülmez çenberin kıvranarak içinde,/ Boğdu kendi elleriyle yüreğini/ Bir rakı kadehinde.
“Tutunmak istedi; kaçtılar;/Çalıştı; kırbaçladılar; / Susadı; kendi kanını içti o! / Parça parça insan kafası satılan,/ Kaldırımlarda aç yatılan/ Bir caddeden/ Mukaddes bir ızdırap şarkısı gibi gelip/ Geçti. O!”
Ve Nazım Hikmet, bu şiiri neden yazdığını şöyle belirtiyor: “Kemal Ahmet’in dikili bir mezar taşı olsaydı, o taşın üstüne bir kitabe yazılması lâzım gelseydi, bu işi bana verselerdi, ben bu yakın dostumun başına şu satırları yazardım...” Ve o satırları yazdı Nazım Hikmet...
Kemal Ahmet öldükten 70 yıl sonra, Güngör Gençay ağabeyim, “Kemal Ahmet” şiirini yazdı:
“Uykuyu düşürürken gözlerimizden/ Günaydınla bakışmadı sabahlarımız/ Sesinin oktavıyla, gücüyle sözünün/ Sokaklarda, kitaplarda karşılaşmadım
“Ustalardan öğrendik yapıtlarını/ Ben ve arkadaşlarım/ Kulaklarını çınlattık adın anıldığında/ Nazım Hikmet’le, Ercüment Behzat’ın
“Sokaklardaki savaş ev içine karıldı/ Bakışlarımız yarı cıbıl günlerde oynaşan/ Yüreği pırpırlanmış, şaşırmış/ Yüzleri üstünde ihtiyar çocukların
“Acıların kol gezdiği yollar boyunca/ Heybesi dolup taştı tanıklıkların/ Zulüm takınınca annelerin yüzünü/ İteleşip durdu dünya, içinde rakıların
“Tükenmedi bakırı naylonla değişenler/ Büyük çarşılar aldı, yerini panayırların/ Çoğunluk karayı arıyor yine, üçlü kağıt içinde/ Beş kez sökülüp takılan, üstünde kaldırımların
“Sıfatın yetmiş yıllık bir ölüdür şimdi/ Yenik düştün kavgasında siyahla beyazların/ Ardından yürür yine baş eğmeyi bilmeyen/ Patikler, kunduralar, dün geçtiğin yolların”
1904’te doğdu, 1934’te öldü. 1935’te Nazım Usta yazdı şiirini. Ratip Tahir Burak karikatürünü yaptı.
Arif Dino kitabının ilk basımının kapağını, Ülkü Tamer 1970’te basılan ikinci basımının kapağını yaptı. Hüseyin Avni Şanda onu anlattı aydınlarımıza. Ve ölümünden 70 yıl sonra Güngör Ağabey de onun şiirini yazdı. Tam 100 yıl olmuş, Kemal Ahmet doğalı ve 70 yıl olmuş öleli.
Sadece bir romanı ve bir öyküsü var.
Günümüzün medyatik yazarlarını, hani cicili-bicili bir biçimde sunulan kitaplarıyla vitrinleri dolduran yazarların 2050 yılındaki durumlarını görmek isterdim. Belki inanmayacaksınız ama, sadece bunları görmek için Celal Bayar kadar çok yaşamak istiyorum, kıkır kıkır gülmek için...


Başa dön


Ritm ve melodinin ahenkli uyumu
Ferid Demirel
Popüler kültürün etkisiyle müziğin çok sesliliğin ötesinde çok karmaşık sesleri barındırdığı ve giderek “ruhun gıdası” olma özelliğini yitirmeye başladığı günümüzde Arif Sağ, yeni albümü “Davullar Çalınırken” ile Anadolu müziğinin kaybolmaya yüz tutan ritimlerini gün yüzüne çıkarmayı amaçlıyor. Albüm, Anadolu’nun çeşitli yörelerinden derlenen 14 türküyle müzikte ritmin ve melodinin önemini tartışmaya açıyor.
Bağlama ile özdeşleşmiş isimlerden Arif Sağ, son albümü “Davullar Çalınırken”de Anadolu müziğinin ritim ve melodilerini davul eşliğinde müzikseverlere sunuyor. Sağ, kaynağını Anadolu’nun zengin tarihi ve kültürel birikiminden alan Anadolu müziğinde, melodilerin yanında ritmin ayrı bir öneminin olduğunu göstermeye çalışıyor. Albüm, renkli bir sosyal ve kültürel yapıya sahip Anadolu’da zengin bir kültür harmanının oluştuğunu, müziğin bu harmanda önemli bir yere sahip olduğunu enstrümantal bir tat ile anlatıyor.
Türkülerin aslına sadık kalınmaya çalışılan albümde Arif Sağ, kimi sentezlerle albümü renklendiriyor. Sanatçının “Ardahan Yollarında” adlı türkünün arasına serpiştirdiği Anadolu’nun başka yörelerine ait ezgiler buna örnek oluşturuyor. Ritim ve melodinin müzikteki önemini enstrümanlarla anlatan albüm, yeni bir tartışmaya da yol açacağa benziyor.
Anadolu’dan müzik harmanı
İber Müzik’ten çıkan albümde Erzincan’dan Silifke’ye, Erzurum’dan Aydın’a, oradan Karadeniz’e kadar birçok yöreden türküler bulunuyor. Bir müzik harmanı niteliğini taşıyan albüm, Anadolu’daki müziğin zenginliğini yansıtıyor. Karadeniz’den horonun, Elazığ’dan dik halayın, koca Arap zeybeğinin, çiftetellinin yer verildiği albümde, bir de Azeri türkülerden oluşan potpori var. Ritim ağırlıklı bir albüm olan “Davullar Çalınırken”, halkoyunlarına eşlik eden ezgilerin oyunla uyumunu da sergiliyor. Anadolu müziğinde ritim oyuna komut verir. Çökmeler, kalkmalar, oyundaki bir takım figürlerin değişikliği ritme bağlıdır. Bu açıdan melodiyle ritmi doğru bir mantık içerisinde oturtmak, halkoyununu da bu ikisine eklemlemek önemli oluyor. Repertuvarı bu şekilde hazırlanan albümde Anadolu’da kullanılan enstrümanların yanında, Latin ülkelerine ait tumba, bongo gibi ritim enstrümanları da kullanılmış.
Konseptini Arif Sağ’ın hazırladığı albümde Mustafa Sarısözen ve Ahmet Seyrek gibi isimlerin derlemelerinden de yararlanılmış. Arif Sağ’ın perküsyon ile yer aldığı albüme, Erdal Erzincan bağlama ve Ertan Tekin ise zurnası ile destek sunmuş.


Başa dön


Önce Buzuki sonra Arp...
Buzuki Orhan ve Arp Sanatçısı Şirin Pancaroğlu İş Sanat’ta ardarda konser verecekler. Buzuki Orhan ismiyle bilinen Orhan Osman 11 Ocak akşamı sahne alacakken Pancaroğlu; İş Sanat’ta konser projesi “İzler”in dünya ve Türkiye prömiyerlerini eş zamanlı olarak 12 Ocak’ta yapacak.
Devr-i Alem
Önce gırtlağını sıkacaksın!
Şemsa Yeğin’in “Gırtlağı Sıkılan İnsanlar” başlıklı seramik sergisi Can Sanat Galerisi’nde 15 Ocak akşamına kadar açık olacak. Yazar ve çevirmen olarak da tanınan Şemsa Yeğin’in edebiyata olan ilgisinin, sanatçıyı insanoğlunun öteden beri kullanageldiği ifade biçimlerini sorgulamaya yönelttiği, tarihte sessiz ama derin bir rol oynayan kadınları çamurla anlatmayı seçtiği biliniyor. Kendisini çamura yöneltenin esas itibariyle Picasso olduğunu söyleyen Şemsa Yeğin, ünlü ressamın bir filmde tornada çekilmiş silindir şeklindeki çamuru eline alıp söylediği: “Kadın yapmak için önce gırtlağını sıkacaksın” sözlerinden etkilendiğini anlatıyor. Şemsa Yeğin’in yaptığı insan figürlerinde hep bu yöntemi uyguladığı dikkat çekiyor. Şemsa Yeğin’in seramik sergisi pazar dahil her gün saat 11.00’den saat 20.00’ye kadar izlenebilir.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net