Bir zamanlar CHP’nin “altın çocuğu” olarak lanse edilen Mustafa Sarıgül, şimdi, partisini bir bölünmenin eşiğine getirmiş bulunmaktadır.
Son yerel seçimde, Şişli’de beklenmedik bir oy oranıyla belediye başkanı olarak seçilmesi, Amerika’nın dikkatini çekmiş olmalı ki; Sarıgül, seçimden hemen sonra, ABD’ye davet edildi. Ve daha Türkiye’ye gelmeden, Washington’da basına konuşan Sarıgül; “ABD beni Türkiye’nin başbakanı olarak görmek istiyor” açıklamasını yaparak, yeni bir ton ve frekanstan konuşmaya başladı: Basın karşısına her çıkışında yakında başbakan olacağını açıkladı; ancak “gizemli güçlerin ya da kaderin kendisini belirli bir hedefe yönelttiğine ikna edilmiş kişilerde görülen” bir tutumu ve üslubu benimsedi: Sanki; “Ben ‘seçilmiş adam Bush’ tarafından ‘seçilmiş bir kişi’yim” der gibiydi. Kendisini engellemeye çalışan Baykal ve ekibini de, “kaderin başbakanlık bahşettiği” bu “seçilmiş adamı” engellemeye çalışan zavallılar olarak gösterdi ve onları da ezip geçeceğini her vesileyle ima etti.
Sarıgül’ün yarattığı gürültüden paniğe kapılan CHP yönetimi Sarıgül’ü rüşvetçilikle suçlayıp disiplin kuruluna verdi. “Atatürk’ün koltuğunda bir Amerikancı oturamaz” demeye cesaret edemeyen Baykal; “Atatürk’ün koltuğunda bir rüşvetçi oturamaz” diyerek Sarıgül’ü ihraç etmeye kalktı. Ama CHP içindeki hizipleşme ve çürümenin boyutları, disiplin kurulunun en az bir üyesinin Sarıgül tarafından satın alındığı iddialarıyla ayyuka çıktı. Disiplin Kurulu’nun Sarıgül’ü ihraç kararı alamaması, CHP içinde yeni bir skandal olarak patladı ve büyük kargaşaların da habercisi oldu.