www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İsrail terörüne sünger!
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Tel Aviv ziyaretinde ‘Geçmişteki eleştirilere sünger çekelim’ dedi, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da İsrail’e gidebileceğini duyurdu, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı ama kendini beğendiremedi!

Felaketin suç ortağı
ABD, Endonezya açıklarında meydana gelen 26 Aralık depremi sonrasında bölge ülkelerini tsunami konusunda uyarabilirdi, ancak bunu yapmadı. Üstelik Tayland ve Endonezya, ABD’nin başında olduğu Pasifik Uyarı Merkezi’nin üyesiydi.

Bağdat Valisi öldürüldü
Son günlerde Irak polisi ve askerlerine yönelik saldırılarını artıran direnişçilerin hedefi bu sefer Bağdat Valisi Ali El Haydari oldu.


İsrail terörüne sünger!
Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül’ün İsrail ziyareti devam ederken, İsrail basınında dikkat çekici değerlendirmeler yayınlandı.
Ariel Şaron hükümetine yakın Jerusalem Post gazetesi, Türkiye’nin Suriye ile İsrail arasında “arabuluculuk” yapma konusundaki ısrarını eleştirdi. Gazetenin haberinde, “Türkler bir kez reddedildi, ama hâlâ ısrarlılar” başlığı kullanıldı.
Jerusalem Post, Gül’e sorulan “Başbakan Tayyip Erdoğan’ın İsrail hakkındaki devlet terörü suçlamasına ne diyorsunuz?” sorusuna, “Olumsuzluklarla yaşamanın zamanı değil. Olumlu olandan bahsetme zamanı” yanıtını vermesine dikkat çekti.
Gül, Ha’aretz gazetesinin bu konudaki sorusuna da benzer bir yanıt vererek, “geçmişe sünger çekme” mesajı iletti. Gül’ün bu gazeteye yaptığı açıklama şöyle: “Bölgedeki yeni atmosfer nedeniyle bütün bunları geçmişte bırakmamız gerek. Zaman eleştirme zamanı değil, olumlu şeylere bakma zamanı. Bu şeyleri tartışmaya devam edersek suçlamalar ve karşı suçlamalarla karşılaşacağız ve zaman, bunlarla uğraşma zamanı değil.”
Erdoğan da yolcu!
Gül, Başbakan Erdoğan’ın İsrail’i ziyaret edip etmeyeceğine ilişkin soruya, “Neden olmasın? Genellikle dışişleri bakanları, başbakanın ziyareti için zemin hazırlar. Bu, benim ziyaretim için de geçerli. Ama henüz bir tarih belirlenmedi” yanıtını verdi.
İsrail “derin devleti”ne yakınlığıyla tanınan Debka internet sitesi ise, çok daha sert tutum aldı. Sitede, “Kaynaklarımız, İsrail’in [Türkiye’ye] kızgınlığının sebebinin, Türk hükümetinin Şam ve Tahran’ın aşırı anti-İsrail pozisyonunu giderek kabul etmesi olduğunu belirtiyor” denildi. Ardından, Başbakan Erdoğan’ın 22 Aralık’ta Suriye ile serbest ticaret anlaşması imzaladığı hatırlatıldı.
Gül’ün ‘arabuluculuğa’ soyunmasının, bu ziyarette ve 24 Aralık’ta Ankara’ya gelen Kemal Harrazi’nin temaslarında kararlaştırıldığını öne süren Debka, ABD’nin, Filistin sorunundan önce Suriye sorununun ele alınmasına asla izin vermeyeceğini ekledi.
Ha’aretz olumlu bakıyor
Ha’aretz gazetesinde “Dost ve düşmanın dostu” başlığıyla yayınlanan analizde, Gül’ün İsrail’e bu ilk ziyaretinin önemli olduğu, çünkü 2007’de Başbakan Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması halinde, Gül’ün de başbakanlığa gelebileceği dile getirildi.
Gazetede, Türkiye’nin Suriye ve İran ile iyi ilişkiler kurmak istediği ve bu çabanın arkasındaki itici gücün Avrupa Birliği olduğu ifade edildi.
Orduya güveniyorlar
Buna karşılık, İsrail-Türkiye ilişkilerinin esas olarak Türk ordusu tarafından yönlendirildiğini yazan Ha’aretz, bu nedenle ikili “güvenlik işbirliği”nin devam edeceğini dile getirdi. Buna karşılık, “Avrupa yaklaşımı” nedeniyle ikili ekonomik ilişkilerin kötüleşeceği öngörüsünde bulundu. Analizde, Avrupa şirketlerini ihalelere davet etmek için, İsrail’e verilen bazı sivil projelerin iptal edildiği hatırlatıldı.
Makalede, Türkiye’nin zayıflığının “ne İsrail, ne de Arap ülkelerini etkileme yeteneğinden yoksun olması” olduğu kaydedilerek şöyle denildi: “Gül ve Erdoğan, ABD hakim güç olmaya devam ettiği sürece, Türkiye’nin barış sürecindeki rolünün Suriye veya
İran’dan mesaj iletmek veya arabulucu ve kolaylaştırıcı rolü üstlenmekle sınırlı kalacağının farkında.”
Gazete, AKP Hükümeti’nin Suriye ile İsrail arasında “arabulucu” olma önerisine olumlu yaklaşarak, “Türkiye’nin Suriye ve İran gibi düşmanlarla iyi ilişkilere sahip olması, İsrail’in kullanmayı başaramadığı bir manivela. Türkiye, bu manivelayı kullanıma sunuyor” diye yazdı.

İki bakanın ortak basın toplantısı
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, dün İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom ile görüştü ve ortak bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Türkiye-İsrail dostluğunun “son derece sağlam” olduğunu belirten Gül, “Barış Suriye ve Lübnan’ı da kapsamalı” diye konuştu.
Silvan Şalom ise; “küresel düşman” olarak nitelendirdiği “terörizm”e karşı Türkiye ile işbirliği yollarını aradıklarını belirterek, “Türk hükümeti ve halkının bu konulardaki işbirliğini istiyoruz” dedi.
Gül dün ayrıca İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav ile görüştü ve “Yadvashem Soykırım Müzesi” ve Soykırım Anıtı’nı ziyaret etti. Gül, anıta çelenk koydu ve soykırımda ölen Yahudiler anısına sürekli yanık tutulan ateşi canlandırdı, özel defteri imzaladı.
Gül, deftere, Türk halkının Yahudi soykırımından üzüntü duyduğunu ve her zaman Yahudi toplumunun yanında olduğunu yazdı. Abdullah Gül, bugün Filistin’e geçerek Filistinli yetkililerle bir araya gelecek.


Başa dön


Felaketin suç ortağı
ABD’nin, elinde imkan olmasına rağmen 26 Aralık’ta Güneydoğu Asya ülkelerini vuran deprem ve tsunami dalgalarından bölge ülkelerini haberdar etmediği kesinlik kazandı. Kanadalı araştırmacı Michel Chossudovsky, 9.0 büyüklüğündeki depremin yol açtığı onbinlerce ölümde ABD’nin suç ortağı olduğunu, belgeleriyle kanıtladı.
Chossudovsky, 29 Aralık’ta kaleme alarak 31 Aralık’ta güncelleştirdiği son makalesinde, ABD Ordusu ve Dışişleri Bakanlığı’na, depremle ilgili ön uyarının geldiğini, Hint Okyanusu’ndaki ABD ileri üssü Diego Garcia adasının haberdar edildiğini kaydetti. Bu uyarılar; Hindistan, Sri Lanka ve Tayland gibi ülkelere iletilseydi, onbinlerce canın kurtulması mümkün olacaktı. Çünkü dev dalgaların bu ülkelerin sahillerine ulaşması saatler aldı.
Havai biliyordu
Yaklaşan felaketle ilgili ilk kritik bilgiler, Havai Adası’ndaki ABD’li araştırmacılar tarafından elde edildi. Adada bulunan Pasifik Uyarı Merkezi’nden Charles McCreery, Asya’daki araştırmacılarla temasa geçmeye çalıştıklarını söyledi. McCreery şöyle diyordu: “Kimi arayabileceğimizi düşündük. Dışişleri Bakanlığı Operasyonlar Merkezi ve orduyla konuştuk. Büyükelçilikleri aradık. Sri Lanka’daki donanma ile, ulaşabildiğimiz yerel hükümet yetkilileriyle konuştuk.” (Honolulu Advertiser, 29 Aralık 2004).
Söz konusu merkez, depremin meydana geldiği 26 Aralık tarihinden itibaren, bir dizi özel bülten de yayınladı. Deprem, Greenwich saatiyle 00.58’de meydana gelmişti. 01.14’te, yani 16 dakika sonra yayınlanan ilk bültende, “Kuzey Sumatra açıklarında 8.0 büyüklüğünde bir depremin meydana geldiği” belirtiliyor ve ortada “tahrip edici bir tsunami tehdidi bulunmadığı” ekleniyordu.
Bu bültende olayın ciddiyeti yansıtılamamıştı, üstelik depremin büyüklüğü yanlış ifade edilmekteydi. Oysa bültenin yayınlandığı saatte dev dalgalar Kuzey Sumatra ve Aceh sahillerine vurmuştu.
‘Geç’ anlamışlar
Merkezin müdürü olan McCreery, “ölümcül sismik dalgalar meydana geleceğini ancak 02.30’da, yani dalgalar Sri Lanka’ya vurduğunda anladıklarını” söyledi (aktaran New York Times, 28 Aralık).
Oysa Aceh ve Kuzey Sumatra’nın başına gelenlerden sonra, dev dalgaların diğer ülkeleri nasıl etkileyeceğini anlamamak imkansızdı. Dahası, bilim dünyası, 6.5’ten büyük depremlerin tsunami tetikleme olasılığının yüksek olduğunun da farkındaydı.
Dalgaların Sri Lanka kıyılarına ulaşmasından neredeyse 1 saat önce, Taylandlılar dalgalara kurban oldu. Elbette, bütün bu süreç, uydular tarafından sürekli fotoğraflanmakta ve araştırma ekiplerine gönderilmekteydi. Yani Havai’deki merkez ve muhtemelen ABD Dışişleri Bakanlığı, Sri Lanka felaketi öncesinde, tsunamilerden haberdardı. McCreery bu konuda şöyle diyordu: “Bir şeyler yapmak istedik, ama ortada plan yoktu ve uyarıda bulunmak etkili olmazdı.”
Dalgalar, Greenwich saatine göre 04.00’de Maldiv Adaları’na vurdu ve bundan birkaç saat sonra Doğu Afrika sahillerine ulaştı.
ABD ordusu uyarıldı
Bu arada, ABD Donanması önceden uyarılmıştı. Zaten orduya çalışan uydu gibi gelişkin sistemler, donanma komutanlarının sismik dalgaları gerçek zamanlı bir biçimde takip etmesine olanak tanımaktaydı. Nitekim, Diego Garcia adasında hiç hasar olmadı.
McCreery, Asya ülkelerinin uyarılmamasını, ‘bölgeyle temasları olmaması’ ile açıkladı. Oysa bölge ülkelerinin bazıları, McCreery’nin başında bulunduğu Tsunami Uyarı Sistemi’nin üyesiydiler. Bunlar Avustralya, Tayland, Singapur ve Endonezya’ydı ve hepsiyle de “temas vardı”.
Tsunami Vakfı Başkanı Prof. Tad Murty şöyle diyordu: “Bir tsunamide tek bir insanın ölmesi için bile neden yoktur. Çünkü birçok bölge, dalganın vurmasından önce 25 dakika ila 4 saat kadar süreye sahiptir. Bir kez daha; kayıtsızlık ve yozlaşma nedeniyle, binlerce masum insan can verdi.”
Bu veriler, Hint Okyanusu ülkelerinin uyarılmamasının hiçbir makul nedeni olmadığını gösteriyor.
Neden askeri operasyon?
Michel Chossudovsky, insani yardım operasyonunun neden ABD ordusu tarafından yönetildiğini de soruyor. “Acil yardım” malzemesi sevkiyatının koordinasyonu, ABD Pasifik Komutanlığı’na verilmiş durumda. Programı yürüten kişi ise, Korgeneral Rusty Blackman. Blackman; ‘Irak’a Özgürlük Operasyonu’ sırasında deniz kuvvetlerinin Bağdat’a girmesinden sorumlu olmuş ve işgalde “Koalisyon Kuvvetleri Kara Birimi Komutanlığı”nı üstlenmişti.
Blackman komutası altında, üç deniz kuvvetleri birimi Tayland, Sri Lanka ve Endonezya’ya gönderildi. ABD askeri uçakları, bölgede halen ‘gözlem’ yapıyor. Operasyonun koordinasyonu, kısmen Diego Garcia’dan yönetilmekte. Bu arada; Hong Kong’da bulunan Abraham Lincoln uçak gemisi liderliğindeki muharebe grubu, Tayland Körfezi’ne yönlendirildi. Bengal Körfezi’ne ise, Bonhomme Richard uçak gemisi liderliğindeki grup yola çıktı. Grubun; 7 Ocak’ta bölgede olması bekleniyor.
Bir insani yardım operasyonunun neden iki dev muharebe grubu üzerinden yürütüldüğü merak konu-su. Bu gruplarda 41 helikopter, 7 gemi ve 3500 asker bulunuyor.
Endonezya’nın Malaka Boğazı, dünyanın en stratejik su yollarından biri.

Murat Kuseyri
Güney Asya’da onbinlerce kişinin ölümüne ve milyonlarca kişinin evsiz kalmasına yol açan deprem ve tusami, Avrupa ülkelerinde de krize neden oldu. İsveç, Norveç ve Finlandiya hükümetleri yeterince hızlı davranmadıkları için eleştirilirken sosyal haklardaki kısıtlamalar nedeniyle felaketzedelere yardım edilmesinde de güçlükler çıktığı belirtildi.
Aralarında bilim adamları ve politikacıların da bulunduğu binlerce kişi, İsveç hükümetinin duyarsız tavrını Başbakan Göran Persson ve Dışişleri Bakanı Laila Freivalds’a gönderdikleri mektuplarla protesto ederken, hükümetin istifası talep edildi.
İsveç hükümeti 20 bin İsveçlinin bölgede bulunduğunun bilinmesine karşın hemen harekete geçmemekle suçlanıyor.
Tsunami, hükümetin sağlıkta uyguladığı kemer sıkma politikasını da gündeme getirdi. Sağlık emekçileri, hükümetin sağlık sistemini iğdiş etmesi nedeni ile felaketzedelerin fiziki ve psikolojik tedavilerinin yapılamadığını açıkladılar. Norveç’te de hükümetin felaketten 4 gün sonra harekete geçmesi eleştirilere neden oldu. Finlandiya’da ise kriz merkezlerinin koordinasyonunda sorunlar yaşandı.
Diğer yandan İsveç Başbakanı Göran Persson, kayıp İsveçlilerin kimliğini açıklamayacaklarını belirterek “Ne yazık ki bu ülkede, bu zavallı kurbanların evlerini soymaya hazır olanlar var” dedi.

‘Geliyorum’ demişti
Felaketten önceki küresel sismik aktivite, olağandışı bir hareketlilik arzediyor. 19 Aralık’tan itibaren dünyada
kaydedilen önemli depremler ve büyüklükleri şöyle:
19 Aralık
Şili (4.0 ve 3.6), Alaska (5.2), Fiji (5.2), Filipinler (5.4), Panama (4.7 ve 5.5), Japonya (5.3), Batı Avustralya (2.9), Vanuatu (5.3), Peru (4.9).
20 Aralık
Batı Türkiye (5.3), Cayman Adaları (4.4), Galapagos (5.4), Orta Atlantik Fayı (4.9), Izu Adaları, Japonya (4.7), Şili (2.8, 3.0 ve 3.4), Tonga (4.9), Peru (5.0).
21 Aralık
Endonezya (5.4), Güney Alaska (5.1), Japonya (5.6).
22 Aralık
Güneydoğu Pasifik Yükseltisi (6.1), Oregon (4.9); Güney Sandviç Adaları (4.5), Guatemala (4.3), Kuzey Mariana Adaları (4.5), Tayvan (4.3).
23 Aralık
Makari Adaları (8.1), Orta Alaska (4.5).
24 Aralık
Java, Endonezya (4.6), Vanuatu (5.3), Fiji (5.1), Makari (5.5).
26 Aralık
Andaman Adaları (5.8, 5.7, 5.7, 6.1 6.0 5.8 ve 5.8), Nicobar Adaları (7.3 ve 6.0), Kuzey Sumatra (5.9, 5.8, 8.9 ve 5.9).


Başa dön


Bağdat Valisi öldürüldü
Son günlerde Irak polisi ve askerlerine yönelik saldırılarını artıran direnişçilerin hedefi bu sefer Bağdat Valisi Ali El Haydari oldu.
Yetkililer, dün Bağdat’ın El Cema’a semtindeki evinden yola çıkan El Haydari’nin konvoyuna Hürriye’de ateş açıldığını, saldırıda valiyle birlikte 6 korumasının öldüğünü açıkladılar. Haydari, geçen mayıs ayında hükümet konseyi başkanının öldürülmesinin ardından öldürülen en üst düzey Iraklı yetkili oldu.
Eylemi, Ebu Musab Ezzerkavi’nin liderliğini yaptığı ‘Mezopotamya’ya El Kaide’ örgütü üstlendi. Yayınlanan bildiride, “Mezopotamya’da El Kaide örgütüne bağlı genç mücahitler, Amerikan ajanlarından Bağdat valisi Ali Radi El Haydari’yi öldürdü. Allah bütün Irak’ı özgürlüğüne kavuştursun” denildi.
Yeşil Bölge’de intihar saldırısı
‘Sivri’ danışman yetkisiz kaldı
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, izlediği politikaları sert bir dille eleştiren baş ekonomi danışmanının birçok yetkisini aldı. Danışman Andrey İllarionov, hükümetin halk üzerinde baskı kurduğunu söylemişti. Ayrıca, Ukrayna’da ABD yanlısı güçlerin zafer kazanmasının “Rusya’nın emperyal kompleksini yenmesine yardımcı olacağı” yorumunu yapmıştı. İllarionov’un yetkileri, İgor Şuvalov’a verildi.
Tutsakları öldürme planı
İngiliz hükümetinin, İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) mensuplarının 1981 yılında yaptıkları açlık grevi öncesinde, bu mahkûmları ölüme terk etmeyi planladığı ortaya çıktı. Planlar, Savunma Bakanlığı’nın, üzerindeki gizlilik kaldırılarak kamuoyuna açıklanan belgelerinde yer alıyor. IRA liderlerinden Bobby Sands’in açlık grevinden ölümü sırasında dönemin başbakanı Margaret Thatcher’in “kılını bile kıpırdatmamasını” bu belgelere bağlayan İngiliz basını, bu politikanın tohumlarının 1975 yılında atıldığını belirtti.
İngiliz ordusunun ırkçı politikası
İngiliz devlet arşivlerindeki bir başka belgeye göre Genelkurmay Başkanlığı, orduya alınacak etnik azınlık mensubu er ve subayların sayısına 20 yıl sınırlama koymuştu. Buna göre, 1957 yılında askeri hekimlere gönderilen bir emirle orduya alınacak askerlerin vücutlarındaki Asyalı ya da siyah olduklarına dair bütün göstergelerin not edilmesi istendi. Belgeler, bu bilgilerin, orduya asker alınırken, beyaz olmayanların sayısının sınırlandırılması için kullanıldığını ortaya koydu. Dahası Genelkurmay, bu uygulamayı hükümetten ve diğer devlet birimlerinden gizledi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net