www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Hayalin hayali de pahalı
Yeni yıl yaklaşırken vatandaşın umut kapısı, bu yıl da milli piyango biletleri oldu. Toplam 118 trilyon ödülün dağıtılacağı, en yüksek ödülün ise 15 trilyon olduğu çekilişin sonuçları dört gözle beklenmeye başladı bile. Tabii bilet alabilenler tarafından...

Hepatit salgını korkutuyor
Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Atabağ beldesinde kanalizyon sularının şebeke sularına karışması sonucu, yaklaşık 500 kişi Tifo ve Hepatit B salgınına yakalandı.

Hukuk fakültesinden öğrencisine
   'eğitim infazı'

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Disiplin Kurulu, fakülte öğrencisi Gonca Erol’la ilgili, aldığı 4 yarıyıllık uzaklaştırma cezasına tekerrür hükmünü uygulayarak “Yükseköğretim kurumundan çıkarma” kararını aldı.

50. yılında TMMOB -5-
   Üyeler ve potansiyel üyeler
   TMMOB’a nasıl bakıyor?

Dosyamızın ilk dört gününde TMMOB ve bağlı odaların yöneticilerinin görüşlerini okudunuz. Bugün de TMMOB üyeleri ve potansiyel üyeleri ile yapılmış röportajları yayınlıyoruz...


Hayalin hayali de pahalı
Filiz Yavuz
İnsanlar, yeni yılla birlikte daha iyi bir yaşamın hayalini bile kuramıyor artık. Çünkü yeni yıla, yeni umutlarla başlayabilme “ihtimali” için de para gerekli. Yılbaşı bileti almak geleneksel hale gelse de, alım gücü son derece düşük olan vatandaş hayal bile satın alamıyor. Milli piyango bayileri geçtiğimiz yılların aksine bu yıl bilet satışlarının çok düşük olduğunu söylüyor. Bayiler denedikleri çeşitli yollarla müşteri toplayarak, kendi imkânlarınca satışları arttırmaya çalışıyorlar. Kimi astığı kocaman aifişlerle dikkat çekmeye çalışıyor, kimi yoldan geçen herkese “Yılbaşı için bilet aldınız mı?” diye soruyor. Şişli Şaşkın Büfe’nin Sahibi Murat Çekirdekoğlu da doldurduğu kasetten “Bir bilet al ömür boyu rahatla”, “Alın bir bilet aklınız kalmasın”, “Şansını dene sen de. Neden olmasın?” şeklinde yayın yapıyor. Çekirdekoğlu, satışların iyi gitmediğini söylüyor. “Şu anda bilemeyiz ama böyle giderse biletler elimizde kalabilir” diyen Çekirdekoğlu, satışların olmamasını piyasadaki sahte biletlere bağlıyor.
Para yok
Kadıköy Milli Piyango Şanslı Bayii Sahibi Nejat Özel de satışların iyi olmamasından yakınıyor. Özel, “Satışlar geçen yıl iyiydi. Ama bu yıl iyi değil. Milli Piyango Özel idaresi biletlerin yüzde 90’ının satıldığını söylüyor. Evet onların elindeki biletler satılmıştır. Ama bayilerde satılmayan bir sürü bilet var. Kimsede para yok ki, nasıl bilet alsınlar?” diyor. Her büyük ikramiyede piyasaya sahte biletlerin sürüldüğünü belirten Özel, sahte bileti gerçek biletten ayırmanın püf noktalarını şöyle anlatıyor: “Sahte biletin rengi mat olurken, gerçek bilet canlı olur. Sahte biletin seri numarası baskıyla yazılmıştır. Gerçek biletin seri numarası ise kabartmadır.”
Geçim zorlaştı
Bilet alan vatandaş büyük ikramiyenin kendisine çıkacağına inanmadığını söylese de, bir umut var elbet içinde. Kimi artık alışkanlık olduğu için bilet alıyor, kimi “Çıkana nasıl çıkıyor? Ya bana da çıkarsa” diyerek bir bilet çekiyor. Seydi Keleş hiç düşünmeden aldığını söylüyor milli piyango biletini. “Gözüme çarptı aldım. Ama çıkacağını sanmıyorum” diyen Keleş de biletlerin bittiği yolundaki haberlere inanmıyor. Keleş, “Korsan bilet kalpazanlarının yaptığı biletlere rağbet olmaması için böyle haberler yapıyorlar galiba” diyor. Yılbaşı özel çekilişi olmasına rağmen bilete rağbet olmadığını ifade eden Keleş, “Halkın alım gücü zayıf. Yaşama standartları çok yüksek artık. Geçim zorlaştı. Çeyrek bilet bile 5 milyon. Vatandaş nasıl bilet alsın?” diyerek, ancak alabildiği çeyrek bileti gösteriyor.
Ayşe Demir ise gerçekleşmeyeceğini bilse de hayal kurmanın güzelliğini ve yılbaşı akşamı şanslı numaranın belirleneceği çekilişi bekleme heyecanını anlatıyor. “Yılbaşı için özel bir şey milli piyango bileti. Zaten çoğu insan da yılbaşında alıyor çoğunlukla” diyor.
Ayşe Demir’in aksine Şahin-Ayşe Musluoğlu çiftçi iddialı. Şanslarını arttırmak için çifter çifter aldıkları biletlerin ceplerine verdiği zararı çok da önemsememeye çalışıyorlar. “Şimdiye kadar hiç çıkmadı ama, bu kez bize çıkacak. Kazanmak için aldık biletleri” diyen Musluoğlu çifti, ikramiye çıkarsa ne yapacaklarını sorduğumuzda, “Elbet iyi işlere harcarız parayı. Merak etme sen” diyorlar gülerek.
“Ne bileti abla?” diyen Ömer Görgülü, “Asgari ücretle çalışıyorum. Ev geçindiriyorum. Çoluğun çocuğun rızkını bir hayale mi vereyim?” diyor. “Yılbaşıymış, biletmiş bizim neyimize?” şeklinde konuşan Görgülü’nün tek derdi evine ekmek götürebilmek...


Başa dön


Hepatit salgını korkutuyor
Derya Karaçoban
Siirt’in Baykan ilçesine bağlı Atabağ beldesinde Tifo ve Hepatit-B salgını yaşanıyor. 3 bin 500 kişinin yaşadığı beldede 500 kişinin salgın hastalıklara maruz kaldığı bildirilirken; 90 kişinin hastanelerde kontrol altına alındığı ifade edildi. Sağlık İl Müdürlüğü, hastalığın yayılmasını önlemek için bölgede çalışma başlattı. 10 aydır doktoru olmayan beldede salgının kanalizasyon sularının şebeke sularına karışması sonucu başladığı belirtiliyor.
Siirt 50. Yıl Sosyal Sigortlar Hastanesi Başhekimi Ahmet Karataş, bazı hastalarda Tifo ve Hepatit B virüsü tespit ettiklerini ifade etti. Karataş, “Hastalığın yiyecek veya işme sularına kanalizasyon sularının karışmasından kaynaklanmış olabileceğini düşünüyoruz. Çünkü virüs tespit ettiğimiz hastaların hepsi de, aynı şartlarda toplu halde yaşayan insanlar. Hastalarmızda Brusella, Tifo ve Tifo’ya bağlı hepatit hastallıkları bulunuyor” dedi.
‘Önlemler alındı’
Siirt İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada da, önlem olarak belediyeye ait 300 tonluk su deposunun klorlandığını ve vatandaşlara kireç kaymağı dağıtılarak suları nasıl dezenfekte etmeleri gerektiğininin öğretildiği kaydedildi. Açıklamada salgına yakalanan vatandaşlarının tedavisinin büyük ölçüde tamamlandığı savunuldu.
Tespit edilen eksikliklerin giderileceğini belirten Siirt Valisi Murat Yıldırım ise halkın daha iyi sağlık koşullarında yaşaması için belediyeye sürekli talimat vereceğini söyledi. Konuyu titizlikle takip edeceğini ifade eden Yıldırım, Atabağ beldesi Sağlık Ocağı’na doktor ataması yapılarak bir ambulans tesis edileceğini bildirdi.
10 aydır doktor yok
SES Siirt Şube Başkanı Sedat Ertekin, sağlık koşullarının kötü olmasından dolayı hastalığın yayıldığını söyledi. 10 aydır beldede doktor bulunmadığını ve gelen sözleşmeli doktorun daha birinci ayını doldurmadan ayrıldığını ifade eden Ertekin, “Bölgede sağlık hizmeti yok. İlçe merkezleri dışında köylerde doktor yok” diye konuştu.


Başa dön


Hukuk fakültesinden öğrencisine
   ‘eğitim infazı’
Emine Uyar
Demokratik tepki göstermek üniversitelerde öğrenciler için eğitimin sonu olmaya devam ediyor. Ülke sorunlarına duyarsız kalmamak ve bilimsel demokratik üniversite talep etmek okuldan atılmaya neden oluyor.
Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Disiplin Kurulu, Fakültenin 4. sınıfında öğrenci olan Gonca Erol’la ilgili olarak, değişik tarihlerde aldığı toplam 4 yarıyıllık uzaklaştırma cezasına tekerrür hükmünü uygulayarak bir üst ceza olan “Yükseköğretim kurumundan çıkarma” kararını aldı. Söz konusu uzaklaştırma cezalarına neden olan suçlamalar ise şunlar: “Taleplerimiz için Güçbirliğini destekleyelim” yazılı bildirilerin sökülmesi sırasında güvenlik görevlilerine saldırıp tehdit etmek, “akademik üyelere açık bir toplantıya izinsiz olarak girmek”, DEÜ Buca Eğitim Fakültesi girişinde yapılan kimlik kontrolü uygulamasını ve yerleşkeye alınmamasını protesto etmek amacıyla “basın açıklaması yapmak”, açıklamadan sonra zincirle kapatılan kapıları kırmak ve güvenlik görevlilerine taş atmak yine bazı güvenlik görevlilerine saldırmak.
Tek taraflı soruşturma
Kendisiyle görüştüğümüz Gonca Erol ise ceza almasına sebep olan olaylarda kendisinin saldırıya uğradığını ve soruşturmalarda, gözüne yumruk yediği için aldığı raporun dikkate alınmadığını , tanıkların ifadelerinin dinlenmediğini dile getirdi.
Erol söz konusu olaylarla ilgili olarak şunları söyledi: “İlk olayda, Eğitim Fakültesi Cahit Arf binasında arkadaşlarımızı beklerken 8-10 kişilik güvenlik grubu panolardaki afişi sökmeye başladı. Bir arkadaşımız, “Niye söküyorsunuz okumak isteyenler olabilir” dedi. Bunun üzerine güvenliklerin şefi arkadaşımızın boğazına yapıştı, ‘Sen ne karışıyorsun’ diyerek. Biz de ayırmak için aralarına girdik. Bu sırada iki güvenlik görevlisi beni kenara çekti. Gözüme bir tane yumruk yedim. Emniyete gittik, şikâyette bulunduk. Doktor, arkadaşıma ve bana birer gün rapor verdi. Saldırıya uğramamıza rağmen hakkımızda dava açıldı, soruşturma açıldı.
Soruşturmada sadece güvenlik görevlilerinin ifadesi üzerinden suçlu bulundum. Olayı gören çok sayıda öğrenci vardı, hiçbiri dinlenmedi. İkincisinde, Eğitim Fakültesi’ndeki kimlik kontrollerine ilişkin basın açıklaması vardı; ben de katıldım. Basın açıklaması, karar örneğinde belirtildiği gibi benim okula alınmamamla ilgili değildi. Basın açıklamasından sonra okul güvenlikleri ana giriş kapısını kilitlediler. Basın açıklamasına katılmayan diğer öğrencilerin de içeriye alınmaması üzerine tartışma başladı. Öğrenciler kapıya yığıldı. Kapı kırıldı, güvenlik içeriye giren öğrencilere coplarıyla saldırdı. Bu olaylar sırasında ben okulun dışındaydım. Kapıyı kırdığım, güvenlikçilere taş atıp saldırdığım iddia edildi. Soruşturmada polisin kamera görüntüleri de izlendi. O görüntülerde benim kapının kırılması esnasında kenarda durduğum görülmesine rağmen yine de 1 yıl uzaklaştırma cezası aldım. Üçüncü olarak ise Eğitim Fakültesi toplantı salonunda öğretim görevlilerine açık bir toplantıya girmekten ceza aldım. Halbuki ben toplantıya gizlice girmedim. Kapıdan girerken bizi görenler vardı ve engellemediler. Yine sadece güvenlik görevlilerinin ifadeleriyle bir yıl uzaklaştırma aldım”.
Son olayla ilgili olarak gazetemizde daha önce de haber çıkmış, söz konusu olayda Rektör Emin Alıcı, Gonca Erol’a hakaret ederek, okuldan atmakla tehdit etmişti.
Okuldaki güvenlik görevlilerinin polislerle kafa tokuşturduğunu, kendisinin bizzat şahit olduğu bir olayda da, afiş yapan hiç tanımadığı öğrencilerden kimlik isteyen görevlilerin, öğrencilerin kimlik vermemesi üzerine, “Siz vermezseniz biz de Gonca Erol’u yazarız” dediğini ifade eden Erol, “Hukuk fakültesi öğrencisiyim, hukukçular tarafından yargılandım ama görüyorum ki fakültede öğrendiğimiz birçok şeyin gerçek hayatta karşılığı yok” dedi.
Düzmece ifadelerle bir öğrencinin eğitim hakkının elinden alınabildiğini belirten Erol, “Bilimi, demokrasiyi ve barışı savunduğum için birçok defa soruşturma geçirdim, ceza aldım. Üniversitelerin bunları savunan, toplumun aydınlık yüzü olması gerekirken, bunun savunucusu öğrencileri yargılayan bir engizisyon mahkemesi olmasını kabullenemiyorum” dedi.
Konu ile ilgili olarak görüşlerini almak istediğimiz Hukuk Fakültesi Sekreteri’ne ise ulaşamadık.


Başa dön


50. yılında TMMOB -5-
   Üyeler ve potansiyel üyeler
   TMMOB’a nasıl bakıyor?
Hazırlayanlar : Zafer Anadolu, Elif Görgü, Nur Karabacak
Dosyamızın ilk dört gününde TMMOB ve bağlı odaların yöneticilerinin görüşlerini okudunuz. Bugün de TMMOB üyeleri ve potansiyel üyeleri ile yapılmış röportajları yayınlıyoruz.
Yapılan röportajların tümünü, yer darlığından dolayı burada yayınlamamız mümkün değildi. Ancak kısaca özetlersek, mühendis-mimar-planlamacı kesiminin genellikle meslek odalarını yetersiz bulduklarını söyleyebiliriz.
TMMOB’nin kuruluşunun 50. yılında, örgütün eskiye göre zayıfladığı gerçeği birçok üye tarafından dile getiriliyor. Mesleki eğitimin niteliğinin zayıfladığını söyleyen üyelerin bir kısmı, şu sıralar ülke gündemini oldukça meşgul eden AB ile birlikte durumlarının daha da iyiye gideceğini düşünürken, bir kısmı da AB’nin sınıfsal rolünü vurguluyor.
Odaların genellikle dar gruplar ekseninde kaldığı ve üyelerden gittikçe uzaklaştığı hemen herkes tarafından kabul görürken, bazı mühendis ve mimarlar ise şimdiye kadar üye olmadıkları meslek örgütleri hakkında bilgi sahibi değiller. Burada yayınlamadığımız bazı röportajlarda, TMMOB ile ilgili sorularımıza yanıt vermeyen mühendisler olması, bu bilgisizliğin boyutlarını ortaya çıkarıyor.

SORULAR
1-Mesleğiniz, (mesleğinden farklı ise) yaptığınız iş nedir?
2-TMMOB üyesi misiniz?
3-TMMOB’nin 50 yılını nasıl değerlendiriyorsunuz?
4-AB süreci ve uluslararası antlaşmalar mesleğinizi nasıl etkiler?
5-İş yaşamınızda karşılaştığınız sorunlar nelerdir?
6-Aldığınız mühendislik eğitimini nasıl değerlendiriyorsunuz?
7-Meslek odanızdan beklentileriniz nelerdir, odanız bunları karşılıyor mu?

AB sürecinde uyum çalışmalarının geç kaldığını düşünüyorum
Serpil Özaloğlu
1. Mimarlık, Bilkent Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim.
2. Evet.
3. Ülke koşullarına paralel olarak zaman zaman mesleki sorunlara eğilen, zaman zaman da mesleği unutup siyasallaşan bir kuruluş. Üyesi olduğum Mimarlar Odası işin her iki tarafını da her koşulda beraber götürmeye çalışıyor. Yalnız oda çalışanlarının yaş ortalamasının gençleşmesi gerektiğine, her işe koşturan ve her daim her yerde olan, dolayısıyla da ister istemez yetersiz kalan üyelerin biraz geri çekilmesi gerektiğine inanıyorum. Artık danışmanlık görevine soyunmalarının zamanı gelmiştir.
4. AB sürecinde uyum çalışmalarının geç kaldığını düşünüyorum. AB’ye tam üyelik gerçekleşirse günümüz koşullarında diğer ülke mimarlarının ülkemiz piyasasında cirit atacağına, buna karşılık bizlerin hem kendi ülkemizde hem de diğer ülkelerde iş alma şansımızın çok kısıtlı olacağına inanıyorum. Eğitim, teknik uygulamalar, mesleğin uygulanma koşulları kıyaslandığında Batılı meslektaşlarımızla eşit şansımız olduğunu sanmıyorum. Yine de AB ve uluslararası antlaşmaların, mesleki uygulama koşullarının standardının yükseltilmesi açısından olumlu olduğunu düşünüyorum.
5. Özel sektörde mimar olarak çalışırken, (1996’ya kadar) klasik mimari bürolarda mesleğimi uygulama açısından bir sorun yaşamadım. Ücret konusunda, sosyal haklar konularında mücadele etmek zorunda kalmadım. Ta ki bir inşaat şirketinin mimari büro kısmında çalışmaya başlayana kadar. Orada mimarlara yetişmiş, uzmanlaşmış kişiler gibi değil de her an yeri doldurulabilecek eleman gözüyle bakılıyordu. Sosyal sigorta priminin elden geldiğince yatırılmamasına çalışılıyordu. Üniversitede çalışmaya başladığımdan beri, sürdürdüğümüz eğitimin özerkliği açısından bir kısıtlamayla karşılaşmadım. Ücret politikası ve sosyal haklar açısından da tutarlı bir tavrın olduğunu düşünüyorum. Genel olarak, tanınmış klasik mimari bürolarda mesleğin niteliği ön planda gelirken, yap-sat ile çalışan mimari bürolarda bu sonraki sıralarda yer alır ve sorunlar da değişir.
6. Aldığım mimarlık eğitiminin (ODTÜ) Batı ülkelerinde o zamanlar sürdürülen eğitimden geri kaldığını düşünmüyorum. Bunu kıyaslama fırsatım da oldu. Hem ülke koşulları göz önüne alınıyordu, hem de gelişmiş ülkelerin mimari bilgisinden yoksun değildik.
7. Oda mimarlık mesleğinin ne olduğunu sıradan vatandaşa anlatmanın yollarını açan projeler geliştirmeli. Tanıtımın ilköğretimden başlaması gerektiğine inanıyorum, çünkü mimarlık temel ihtiyaçlardan birine cevap veren bir meslek. Ankara Şubesi’nin de bu doğrultuda çalışmaları var.

AB sürecinin mesleğimi olumlu etkileyeceğini düşünmüyorum
Metin Kiyan
1. Öğrenciyim (ODTÜ)
2. EMO Öğrenci üyesiyim.
3. TMMOB, mesleğin sorunları ile dünyada olup bitenin, birbiri ile bağlantısını kurabilmeyi başarabilen bir meslek örgütü. Ancak son dönemde mühendisler içinde etkisini, yönlendiriciliğini yitirir bir pozisyonda. Bu anlamda yeni bir canlanmaya, sürekli faaliyete ihtiyacı var ve mühendislik öğrencilerini örgütlemeye çalışması ciddi bir önem taşıyor.
4. AB sürecinin mesleğimi olumlu etkileyeceğini düşünmüyorum. Sermayenin egemenliğinin arttığı oranda mühendislikteki etik kaygılar geri plana atılacak.
5. Henüz öğrenciyim.
6. Aldığım mühendislik eğitimi tek başına işin teknik boyutunu ele alıyor. İşin etik kısmı hiçbir dersin konusu değil.
7. TMMOB’den şimdilik herhangi bir beklentim yok.

‘Yerel yönetimlere güvenim yok’
Samet Zeydan
1. Şehir ve Bölge Planlama öğrencisi
2. Hayır
3. İyi işler yapıldığını biliyorum; 26-27 Haziran, NATO karşıtı eyleme destek verilmişti, Melih Gökçek’in yolları yayalara kapama girişimi engellenmişti.
4. Pek çok kişi AB’nin yeni iş alanları doğuracağını ve iyi olacağını düşünüyor ama ben aynı fikirde değilim, uygarlaşma adı altında emeğimizi sömürmeye çalışıyorlar.
5. Öğrenciyim ama ileride aynı mesleği sürdürecek olursam, yapacağım projelerin kim tarafından ne şekilde değerlendirileceğini bilmiyorum. Açıkçası yerel yönetimlere güvenim yok.
6. Planlama eğitimimden yabancı dilde eğitim dışında memnunum, yine de müfredat güncelleştirilmeli.
7. İşin eğitim boyutu da göz önünde bulundurulmalı ve öğrencilere yönelik etkinlikler yoğunlaştırılmalı.

Grupçu yaklaşımlar, odalara bakışı olumsuz etkiliyor
Suna Tezel
1. Bilgisayar Mühendisi (Yazılım Mühendisi)
2. Evet, EMO üyesiyim
3. EMO’yu yakından gözleyebildiğim son 9 yılında dar grupçu yaklaşımlar yüzünden üyesi ya da potansiyel üyesi olan mezunlar ve öğrenciler tarafından çok da sıcak karşılanmadığı görüşündeyim. EMO ve diğer odalar, grupçuluk ve mühendis kitlesinin genel ihtiyaçlarına cevap verememe noktasında eleştiriliyor. Tüm bu eleştirilere katılıyorum.
Ayrıca yetkin mühendislik kavramına karşı çıkmak yerine, “madem getirilecek, bari biz verelim, parayı da biz alırız” tarzındaki yaklaşımı gözlerimi yaşartmakla beraber beni hiç şaşırtmadı. Çünkü sol ile maalesef özdeşleştirilen pek çok meslek örgütü (sendikalar vb.) gibi TMMOB da şekilsel anlamda sol bir söylem kullanmakla birlikte, neoliberal politikaları büyük ölçüde benimsemekte sakınca görmüyor.
Bu yüzden tam tersine, söylemde daha halkçı ama pratikte burjuvazinin değil de üreten sınıfların yararına tutum alan bir pozisyona acilen çekilmesi gerekmektedir.
4. AB’ye uyum için Avrupa’daki “euro engineering” benzeri “yetkin mühendislik” denilen bir kavram getiriliyor ki bununla aynı avukatlar, muhasebeciler, doktorlarda olduğu gibi mühendisler için de devletin kendi üniversitelerinin verdiği diplomayla elde edilen mesleki yeterlilik belgesi ortadan kaldırılıyor. Böylece yeni mezun mühendislerin karın tokluğuna da iş bulma şansı kalmıyor, çünkü önce bedavaya öngörülen kadar süre (?) staj yapmaları yani bedava işgücü olarak çalışmaları gerekiyor.
Mesleki açıdan AB’nin getirecekleri sınıfsal bakışıyla paralellikler taşıyacaktır, yani sermaye sınıfının yararına uygulamalar gelecek.
5. Bilişim sektöründe daima esnek çalışma var, mesleğimizin belli bir görev tanımı ve standartları yok. Bunun dışında emekçilerin karşılaştığı genel sorunlarla bizler de karşılaşıyoruz.
Bilgisayar mühendislerinin işçiler üzerinde baskı kuran ara sınıf rolü oynamak gibi bir özelliğinin olmaması ve bizim genellikle kendi üretimimizden sorumlu olmamız ya da yöneticiler açısından da sadece kendi mesleki grubuna ait çalışanların denetiminden sorumlu olunması bizler için büyük bir avantaj.
6. Verilen bilgiler teorik açıdan idare eder ama pratikle birleşmediği için çok anlamlı olamıyor.
Akademik kadroların hızla değişen bilişim sektörü karşısında çok da kendilerini yenileyebildikleri söylenemez. Yeni mezun olan bir bilgisayar mühendisi, piyasa koşullarında tam anlamıyla “sudan çıkmış balık” vaziyetinde kalıyor.
7. Bir emek örgütü olarak kimin için var olduğunu ve attığı her adımın hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ettiğini sorgulaması, kendi var olma sorununu da kökten çözecektir.

Aldığım eğitim yetersiz
Salih Şentürk
1. Bilgisayar Mühendisi
2. Üye değilim.
3. Bana ulaşamadığı için bilgim yok, değerlendiremiyorum.
4. Olumlu etkiler, gelişmesine katkı sunar.
5. Ücret düşüklüğü, saygı duyulmaması, görev tanımının sınırlarının olmaması
6. Yetersiz.
7. Bilgisayar mühendislerinin kendine ait bir odası yok

İMO’da daralma var
Kenan Kaya
1. İnşaat Mühendisiyim.
2. İMO üyesiyim.
3. TMMOB’nin şu anki durumu için olumlu düşünmüyorum. Varlığı önemli ama gelişmeye ihtiyacı var.
4. AB’nin olumlu ve olumsuz yanları var. Bir şeyler mutlaka değişecek. AB’deki mühendisler işlerine daha iyi konsantre olabiliyor ve mesleki etik açısından daha az tavizkâr davranabiliyorlar. Avrupa’da mühendislere daha çok saygı duyuluyor.
5. Yukarıdaki yanıtım Türkiye’deki olumsuzlukları da kapsıyor.
6. Eğitim sistemi kötü.
7. İMO mesleki ihtiyaçlarım açısından yetersiz. Kendi içine dönme ve daralma var. İnşaat mühendisliğinin sorunlarına yanıt olamıyor.

Düşe kalka doğruyu bulacağız
Lütfü Akçil
1. Elektronik ve Haberleşme Mühendisiyim.
2. EMO üyesiyim.
3. Yeterli bilgim yok.
4. İlk etapta bir sürü yeni düzenleme yapılacağından zaman zaman büyük kargaşalar olacağını düşünüyorum. Ama sonunda biraz da düşe kalka doğruyu bulacağımızı ve daha iyi olacağını umuyorum.
5. (yanıt yok)
6. Okulda öğrendiklerimin %90’ını kendi mesleğimi yapmama rağmen kullanmıyorum.
7. Daha az politize kurumlar olmaları, mesleki eğitime önem vermeleri.

Odalar mesleki örgütlülüğü sağlayabilmeli
Engin Kaya
1. Harita Müh.
2. Hayır
3. Pek ilgilenmiyorum
4. Gerçek anlamda AB’ye uygun yasalar çıkarılsa ve bu yasaların uygulanmasında birilerine rant sağlamak yerine adil, eşit ve özüne uygun olmasına dikkat edilirse bu sürecin tüm meslek grupları ve çalışanları için iyi bir gelişme olacağı inancındayım.
5. (yanıt yok)
6. Üniversitelere verilen eğitim lise eğitimidir.
7. Meslekte birliği ve mesleki örgütlülüğü sağlayabilmeli. Mesleki hakları iyi şekilde savunabilmeli.
YARIN: Emek hareketinden mimar ve mühendisler


Başa dön


İHD heyeti tehdit edilen muhtarlarla görüştü
İnsan Hakları Derneği (İHD) tarafından oluşturulan bir heyet, ildeki hak ihlallerini araştırmak üzere Tunceli’ye geldi. Hozat’ta tehdit edilen muhtarlarla görüşen heyet, hazırladığı raporu TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na sunacak. İHD Genel Saymanı Yüksel Mutlu, KESK Genel Saymanı İhsan Avcı, İHD Elazığ Şube Başkanı Nafiz Koç ve Tunceli Dernekler Federasyonu Başkanı Hüseyin Zeytin’den oluşan heyet, Hozat’a giderek jandarma komutanı tarafından tehdit edilen muhtarlarla görüştü. Yaşadıklarını heyete anlatan muhtarlar, İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Namık Dursun’un kendilerini tehdit ettiğini iddia ettiler. Yaşanan olaylardan dolayı köylülerin tedirgin olduğunu ifade eden muhtarlar, “İşbirlikçi olmamız isteniyor. Vergimizi veriyoruz. Askerliğimiz yapıyoruz ve devlete kanunlara saygılıyız” dediler. Alay komutanının kendilerine bilgi getirmeleri için 1 Ocak’a kadar süre tanıdığını belirten muhtarlar, hak arama mücadelesini sürdüreceklerini dile getirdiler.
‘Üniversitede cinayet’ davası devam ediyor
Kırıkkale Üniversitesi öğrencisi Kenan Güneş’in 27 Eylül 2004 tarihinde okul bahçesinde yine Kırıkkale Üniversitesi öğrencisi ve Eğitim Fakültesi ülkücü reisi olduğu söylenen Serdar Baş tarafından başı taşla ezilerek öldürülmesine ilişkin dava, Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam edildi. Kenan Güneş ve Serdar Baş’ın yakınlarından oluşan kalabalık bir grubun izlediği duruşmaya, Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun AKP’li Başkanvekili Faruk Ünsal, Eğitim Sen Genel Sekreteri Emirali Şimşek ile İnsan Hakları Derneği yöneticileri de katıldılar. Duruşmada tutuklu Serdar Baş, tutuksuz yargılanan Süleyman Akyıldırım da hazır bulundular. Duruşmada, Güneş’in arkadaşı Serkan Işık tanık olarak dinlendi. Işık, Süleyman Akyıldırım’ın Baş’ı Güneş’in yanına çağırdığını, “Kimse gelmesin onlar yalnız konuşacak” dediğini anlattı.
Çakıcı hakim karşısında
Alaattin Çakıcı, Karagümrük Spor Klubü Lokali baskını davasından dün yeniden hakim karşısına çıktı. Hakkında verilen kararın Yargıtay’ca bozulması ile yeniden yargılanan Çakıcı’nın avukatları, “kaçma” tehlikesinin olmadığını iddia ederek tahliye talebinde buludu ve ifadelerin avukatsız alındığını savundu. 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmaya Çakıcı “akrep” denilen zırhlı araçla getirildi. Yaklaşık iki saat aracın içinde bekletilen Çakıcı daha sonra duruşma salonuna alınmak üzere dışarı çıkarıldı. Duruşmaya Çakıcı ile birlikte yargılanan tutuklu sanıklar, Ahmet Çelik, Erdoğan Öner, Cihan Çakıcı, Müstak Çimenci, Okan Erünal, Ömer Koç, hazır bulundu. Tutuksuz sanıklar Mehmet Ali Okur ile Veysi Cirit’in gelmediği duruşmada, gıyabi tutuklu sanık Başar Barış Çakıcı ise yakalanamadığından hazır edilemedi. Çakıcı’nın avukatı Mustafa Avlağı TCK’nda oluşan yeni düzenlemelere göre Çakıcı’nın beraat edebileceğine dikkat çekerek avukatların dosyaları incelemesi için süre talebinde bulundu.
İHD’den cezaevi mektubu
İnsan Hakları Derneği (İHD) Cezaevi Komisyonu, 2004 yılında hapishanelerde yaşanan sorunlar ve bazı hapishanelerde açık görüş hakkının engellenmesi sorununun ortadan kaldırılması için Adalet Bakanlığı’na mektup gönderdi. Dün saat 12.00’de Galatasaray Postanesi önünde basına açıklama yapan İHD Cezaevi Komisyonu Üyesi Sevim Kalman, 2004 yılında 17 mahpusun tecrit koşulları nedeniyle intihar ettiğini, ölüm oruçlarında yüzü aşkın kişinin yaşamını yitirdiğini söyledi. “Bu yıl da cezaevlerinde kanser başta olmak üzere çeşitli fiziksel, ruhsal ve salgın hastalıklar sürekli gündemdeydi” diyen Kalman şunları anlattı: “Kandıra F Tipi Cezaevi’nde askerlerin görüşme alanına girmesi nedeniyle açık görüş yapılamıyor. Tekirdağ F Tipi’nde keyfi uygulamalar ve işkence şikâyetleri devam ediyor. İmralı Cezaevi’nde ağırlaştırılmış tecrit koşullarından vazgeçilmiyor. Akciğer kanseri ve beyninde tümör olan Zeki Şahin ile Şemsettin Kurt’un TCK ve Ceza İnfaz Kanunu’ndan kaynaklı tahliye hakları kullandırılmıyor.”

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net