Bence, edebiyat içi de olsa, ortak noktadan önce, çeşitli dallarda yazmanın nedenini araştıralım, derim. Hayır, hazır bir yanıtım yok, sesli düşüneceğim! Sanıyorum en büyük etken, bir şey söylemek istiyorsunuz, bir bakmışsınız ki, söylemek istediğiniz şey, belli bir kalıbı, biçemi dayatıyor size. Ben, diyor, nedenlerini de size anlatarak, öykü olmak istemiyorum, bu konuda o kadar çok ayrıntı var ki, ancak romanın kalıplarına sığarım. Ya da, o konuda süzülüp gelmiş sözcüklerle ancak bir şiir özgünlüğünde ortaya çıkabilirim. Bir ikinci neden de, belki, diyorum, genç yaşta Orta Avrupa’ya gelmiş, buradaki edebiyat geleneğini az çok, bir parça gözlemlemiş, öğrenmiş, etkilenmiş olmak. Az çok’un altını çizmek isterim. Çünkü belli bir yaştan sonra bir geleneği, hele Orta Avrupa dediğimizde, öğrenmek kolay değildir, onun için az çok diyorum. Hadi sezmek diyelim.
Farklılıkların ortak noktasına gelince, bunu ben bilemem ki! Ürettiklerimi nasıl çözümleyebilirim! İnsan kendisine, kendi ürettiklerine karşı ne denli tarafsız olabilir! Ama ortak noktalar mutlaka vardır, diye düşünüyorum. Bir marangoz, yani bir zanaatkâr, birçok evlere kapılar yapar, pencereler, dolaplar! Çoğunca, işin erbabı, pencereye bakınca, kapıyı kimin yaptığını bilir! Yani burada eskilerin “üslup” dediği biçem söz konusu oluyor, ve dünyaya bakış.
- Almanya’daki yaşamın değişik yönleri de eserlerinizin konusunu oluşturuyor. Birer cümleyle ifade edecek olursak eserlerinizde bazen arada kalmışlıklara (Gölge Kokusu), bazen Türkiye’den gelen alışkanlıklara karşın buradaki yaşama katılma ya da tutunma çabasına (Bana Bir Şiir Oku), bazen ise umutlarımıza özlemlerimize (Şirin wünscht sich einen Weihnachtsbaum) göndermeler yaptığınızı söyleyebilir miyiz? Siz eserlerinizde Almanya’yı ya da Almanya’da yaşayan Türkiyelileri nasıl tanımlıyorsunuz?
Yazdıklarımın Almanya’daki yaşamı kucaklaması, ki umarım kucaklıyordur, bence doğal. Çünkü ben o coğrafyada yaşıyorum. İstesem de istemesem de, ki istememek için bir neden yok, içinde yaşadığım coğrafya, o coğrafyadaki gelişmeler, odak noktası insan olmak kaydıyla yazdıklarıma yansıyacaktır.
Almanya’da yaşayan Türkiyelilerin yazdıklarıma nasıl yansıdığına gelince: önce buradaki yaşamı saptamak gerekiyor, bir bütün olarak. Sonra da bu toplumda Türkiyelilerin konumlarını.
Edebiyat, hayatın bire bir yansıması değil elbette. Kabaca, ve kısaca şöyle özetleyebiliriz, belki: hayatın bir başka boyutta yeniden yaratılması.
Bu yaratılma aşamasında, üretmek de diyebiliriz, üretenin durduğu yer de önemli. Anlattıklarımdan yola çıkarsak, Almanya’da yaşayan Türkiyelileri, yeteneğimin, gücümün, zamanımın, gözlemlerimin ve pek az da olsa bildiklerimin bana sunduğu olanaklar çerçevesinde eserlerime yansıtmaya çalışıyorum.
Yalnız burada bir şeyi vurgulamak istiyorum, daha doğrusu bir zamanlar çok yapılan ve hâlâ zaman zaman önümüze çıkan bir zaafı, bence yanlışı: Yazara göre kimi doğru’ları söylemek için, daha doğrusu roman kahramanlarına söyletmek için roman yazmak, bence amaçlanan doğru’ları bile çekilmez hale getirebilir. Eğer roman yazılacaksa, her şeyden önce kendi kuralları içersinde, önce roman olmalı. O iyi bir romansa, zaten o doğrular sezilir. Roman, “yararlı roman” olmazdan önce, roman olmalıdır, diye düşünüyorum. Farkındayım, söyleşinin sınırlarına göre fazla açıldım. Neyse, şimdilik bu kadar.
Hem çocuklara yönelik öyküler, kitaplar yazıyorsunuz hem de romanlarınızda çocuk kahramanlara yer veriyor, bir çocuğun gözünden de yaşamı anlatıyorsunuz... Çocuklar yapıtlarınızda neden önemli bir yer tutuyor?
Bu soru bana çok soruldu. Özellikle Türkiye’de. Bektaş’a dışardan sorular sormam söz konusu olsaydı, inanın, ben de bu soruyu mutlaka sorardım.
Kimbilir, belki ben de iflah olmaz bir çocuğum, ondandır! Şaka bir tarafa. Düşünelim üzerinde.
Sanıyorum bunu biraz da kendi çocuklarıma, onları gözlemlememe borçluyum. Çocuklar, dünyamıza, dünyadaki yaşamımıza tarafsız bakıyorlar. Ve düşündüklerini çekinmeden söylüyorlar. Onlarda bir bozulmamışlık, çürümemişlik görüyorum, ve açıklık.
Çocuklar, biz büyüklerin, nasıl büyüklükse, döndürüp dolaştırıp kuşa benzeterek anlatmaya çalıştığımız hayatı, zaman zaman birkaç sözcükle veya davranış biçimiyle öylesine yalın, öylesine anlaşılır ve öylesine etkileyici iletiyorlar ki, hayran olmamak elde değil. Burada da, bence, şu çok önemli, ki büyükler için de geçerli: roman örneğinde kalalım. Yazar, çocuğu romanda sadece bir şey söyletmek, etkileyici bir şey söyletmek için yaşatıyorsa, bence, bu yaşatmaya çalışmak olur, çocuk romanda karton olarak, şablon olarak kalır. Bu kuralı, varsa böyle bir kural tabii, kendi eserlerimde ne denli uygulayabildim, bilemem.
- Son dönemlerde Almanya’da iyice gerginleşen/gerginleştirilen bir ortama tanıklık ediyoruz. Entegrasyon, göç, terör konuları televizyonlarda, basında yürütülen tartışmalar kimi olumlu örnekleri dışında tutarsak yerli ve göçmenler arasında karşılıklı önyargıların gelişmesine olanak sağlar nitelikte sürüp gidiyor. Entegrasyonun sağlanmasında, karşılıklı önyargıların kırılmasında sanatın ve sanatçının rolü sizce ne olmalıdır?
Karşılıklı önyargıların kırılmasında sanatın ve sanatçının rolünün büyük olduğunu, bizden önce yaşamış sanatçılar, edebiyatçılar kanıtlamış. Elbette günümüze kalan, zamana direnen sanatçılar. Ama dilerseniz biraz açalım konuyu. Önyargı, çoğunca bilmemekten, tanımamaktan kaynaklanır. Sadece ondan değil elbette. Ama insan iyi tanıdığı bir insana, topluma veya olguya karşı önyargılı olmaz. Olumsuz bir durum dahi görse, en çok tavır koyar, donanımlıysa sorunu çözmeye çalışır. Sanatçıların, edebiyatçıların yaptıkları nedir? Onlar yüzyıllar öncesindeki toplumları, olguları bile bizim önümüze sererler, onların ışığında yaşadığımız dönemin, geleceğin nasıl biçimlenebileceğini bize sezdirirler. Ad vermeden andığım sanatçılar, edebiyatçılar, edebiyattan ödün vermeden insan’ın insan gibi yaşamasını ilke edinen has sanatçılardır. Bu da, bütün toplumlardaki uyumun sağlanmasında, önyargıların kırılmasında sanatın işlevini bize fısıldıyor, içinde yaşadığımız zamanı göz önüne alırsak, çığlık çığlığa haykırıyor. Nedir, belirli çevrelerce bütün dünyada sahte gündemler yaratılıyor.