www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



17 Aralık sansürü!
Hükümet ve medya herkesin 17 Aralık için hazır kıta olmasını istiyor. Bu uğurda “Türkiye’nin üyelik sürecine zarar verebilecek her türlü eleştiri” ya sansüre uğruyor ya da hedef tahtasına konuluyor. Bundan DEP’liler de nasibini alıyor, iktisatçılar da...

Müzakerenin kaderi Chirac’ın elinde
17 Aralık zirvesinde belirleyici isim Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın zirveye bazı öneriler getireceği ve bu önerilerin Avusturya, Danimarka tarafından destekleneceği ileri sürülüyor.

İzmir Irak direnişine destek veriyor
Emeğin Partisi’nin “Irak’taki Amerikan vahşetine son”adıyla yaptığı miting, İzmir’de son yıllarda yapılan kitlesel eylemlerin en görkemlilerinden biri oldu.


17 Aralık sansürü!
17 Aralık tarihi adeta siyasetten ekonomiye, hukuktan kültür sanata kadar her alanda bir “sansür-otosansür” haline dönüştürüldü. Medya ve hükümet, 17 Aralık’taki “tarih”ten herkesi sorumlu tutarak, buna uygun davranmayanı bir azarlama bombardımanına tabi tutuyor.
Avrupa Birliği sürecinde Türkiye’de olup biten bütün gelişmeler 17 Aralık kırmızı çizgileri çerçevesinde değerlendiriliyor. Öyle ki, medya vasıtasıyla bir 17 Aralık sendromu yaratılmış durumda.
Bu sansürün en bariz örneği, eski DEP’lilerin International Herald Tribune gazetesine verdikleri ilanla yaşandı. Onlarca yıldır dile getirdikleri talepleri sıralayan Kürtler, “17 Aralık’a yönelik provokatif tutumla” suçlandılar. Hürriyet gazetesi, “Son anda şu yaptıklarına bak” manşetini attı. Hemen bütün yazarlar da Leyla Zana ve arkadaşlarını “Türkiye’yi zirve öncesi yıpratmakla” eleştirdiler. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise ilanı, Türkiye’nin üyeliğini istemeyen güçlerin bir oyunu olarak değerlendirdi.
Zamansız infaz!
Benzer bir tutum, Kızıltepe’de öldürülen 12 yaşındaki Uğur ve babası Ahmet Kaymaz infazında da sergilendi. Evrensel ve Gündem gazetelerinde yayınlanan haberlerin Avrupa basınında da çıkmasının ardından Türkiye’deki büyük medya olayın üzerine gitti. Ama haber ve yorumların arkasına 17 Aralık’a az bir süre kala bu infazın niye yapıldığını eklemeyi unutmadı. Hatta “infazın zamanlaması”nın yanlış olduğuna varan yorumlar yapıldı. Böylece medya, infaza uyguladığı sansürü 17 Aralık’ın hatırına ancak bir hafta sonra bozabildi.
17 Aralık Eğitim Sen davasını da etkiledi. Eğitim Sen’in anadilde eğitimi savunduğu için kapatılması istemiyle açılan dava, 17 Aralık sonrasına atıldı. Tıpkı Birtan Altınbaş’ın yıllar boyu tozlu raflarda bırakılan davası gibi. Altınbaş’ın işkence gördüğünü medyanın yazması için yine AB’nin bu konuya dikkati çekmesi neden oldu.
Ekonomi makalesi sakıncalı bulundu
Medyanın sansür terörü sadece siyasette kendini göstermedi. Türkiye’yi herhangi bir konuda 17 Aralık öncesinde eleştiren herkes bundan nasibini aldı. Son örnek, dünyaca tanınmış iktisatçı Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın makalesi üzerine başlatılan tartışma oldu. Prof. Yeldan ve Amerikalı meslektaşı Washington’daki Economic and Policy Research Center Eş Direktörü Mark Weisbrot ortak yazdıkları makalede Türkiye ekonomisinin yeni bir krize doğru sürüklendiği yorumunda bulundular. Makalede şöyle deniliyordu:
“AB nezdinde kredibilite sağlanacağı umuduyla IMF destekli politikaları sürdürmek tehlikeli olabilir. İronik olarak bu tür politikalar, Türkiye’nin üyelik şansını yok edebilecek bir ekonomik başarısızlığa yol açabilir.”
Milliyet gazetesi bu makaleyi tıpkı DEP’lilerin ilanı gibi 17 Aralık’a zararlı görüp hemen hedef tahtasına koydu. Erinç Yaldan’a neden bu makaleyi 17 Aralık öncesi yazdığını soran gazete şu cevabı aldı: “17 Aralık öncesi sessiz kalıp baltalamayalım diye bir şey söz konusu değil. Otosansürün yanlış olduğuna inanıyorum.”
Ancak Milliyet yazarı Osman Ulagay aynı görüşte değildi. Ulugay, “Mark Weisbrot’u tanımıyorum. Prof. Yeldan ise, ciddiye alınması gereken çalışmalara da imza atmış bir akademisyenimiz. (...) Ancak Türkiye ile ilgili her iddianın Avrupa’da ve bütün dünyada büyük bir dikkatle izlendiği bir dönemde, etkili bir gazetede bu yazıyı okuyunca doğrusu şaşırdım” diye yazdı.
17 Aralık geçsin görürsünüz!
17 Aralık’ın nasıl bir sansür dalgası estirdiğinin ironik bir örneği de yazar Orhan Pamuk’un açıklamalarında görüldü. Yeldan kendini zirve dolayısıyla sansürlemedi ama, Pamuk daha duyarlı davrandı! Orhan Pamuk’un ABD’de yaptığı bir konuşmada Türkiye’yi kötülediği yönünde internetten yayılan bir mektup yine medyanın dikkatli gözlerinden kaçmadı. Milliyet Pamuk’u arayarak bu konuya açıklık getirmesini istedi. Pamuk da böyle bir durumun olmadığını söyledi ve ekledi:
“Türkiye’yi eleştirdiğim günler çok oldu, vatan haini oldum. Ben bunlardan kaçmam. Şu düştüğüm durumdan utanıyorum. 17 Aralık bitsin, dünya basınına bunu anlatacağım. Benim için ‘Yahudi’ diye de yazıp duruyorlar. Bunlara cevap mı yetiştireceğim.”


Başa dön


Müzakerenin kaderi Chirac’ın elinde
17 Aralık zirvesinde belirleyici isim Fransa Cumhurbaşkanı Chirac’ın zirveye bazı öneriler getireceği ve bu önerilerin Avusturya, Danimarka tarafından destekleneceği ileri sürülüyor.
ABHaber’in AB bürokratlarından aldığı bilgilere göre Chirac Brüksel’e iki temel öneri ile gelecek.
Birincisi, müzakereler başarısız olursa ya da Türkiye Avrupa standartlarına ulaşamazsa tam üyeliğe alternatif bir düzenleme öngörecek ifadelerin zirve sonuç bildirisine sokulması. Diğer öneri ise müzakerlerin 2006 yılında başlaması.
AB bürokratları bu konuda Chirac’ın 2006 konusunda diğer AB liderlerinden büyük oranda itiraz alması durumunda 2005 yılı sonuna sıcak bakabileceğini belirtiyorlar.
Chirac, Fransa kamuoyundan dolayı Türkiye konusunda yaşadığı sıkıntıları öne sürerek , Müzakerelerin ucunun açık olmasının belirtilmesinin yanı sıra, müzakerelerin olumlu sonuçlanmasının da garantisinin bulunmadığının açıkça karara yansıtılması gerektiğine dikkat çekiyor.
Öte yandan AB zirvesi sonuç taslağı üzerinde artık büyük bir değişiklik beklenmiyor. Birkaç cümle eklenip çıkarılması dışında son taslak olduğu gibi AB liderlerinin önüne gidecek.
AB zirvesi sırasında üç liderinin buluşmasına kesin gözüyle bakılıyor. Chirac alacakları kararı Türkiye’nin kabul etmesi sonrası kamuoyuna açıklamayı planlıyor.Erdoğan ile zirve sırasında müzakere yaparak her iki tarafın da işine gelebileceği (kullanabileceği) sonuç bildirisi çıkarmayı planlıyor. Hem Türkiye’yi hem de öteki alternatifleri karar metnine koydurmak isteyenleri memnun edecek formül, zirve sırasında netlik kazanacak.


Başa dön


İzmir Irak direnişine destek veriyor
Emeğin Partisi’nin “Irak’taki Amerikan vahşetine son”adıyla yaptığı miting, İzmir’de son yıllarda yapılan kitlesel eylemlerin en görkemlilerinden biri oldu. İzmir’in her semtinden çocuklarıyla eşleriyle birlikte üç bine yakın emekçi Bornova’ya akın etti. “Irak halkı yalnız değildir!”, “Amerikan vahşetine son”, “Diren Felluce, diren Filistin. Seninleyiz.” ve “Yaşasın halkların kardeşliği” haykırışları yürüyüş ve miting süresince eylemi kenardan ve evlerinin balkonlarından izleyenlerce de desteklendi. “Uğur’un katillerinden hesap sorulsun!” ve “Çocuklar öldürülmesin!” yazılı döviz ve Uğur Kaymaz posterleriyle katılan çocuklar ayrı bir kortej oluşturarak mitingin en önünde yer aldılar.
Mitinge işçi ve memur sendikaları da destek verdi. EMEP İzmir İl Başkanı Cabbar Demirci’nin konuşmasından sonra DİSK Ege Bölge Temsilcisi Azad Fazla, Türk İş adına Belediye İş 6 No’lu Şube Başkanı Atilla Pasin, KESK Şubeler Platformu Sözcüsü Adil Serim’in konuşmaları emek örgütlerinin de soruna yönelik hassasiyetlerini gösteriyordu. Sendika yöneticilerinin konuşmalarıyla ve bizzat katılımıyla verdikleri desteğe rağmen örgütleri ve pankartlarıyla mitingde görülmeyişi dikkati çeken eksiklikti. TÜMTİS işçileri ve Çiğli Organize Sanayi işçileri pankartlarıyla katılırken, Petrol İş Aliağa Şubesi, Belediye İş 2,6 No’lu şubeler, Tez Koop İş, Emekli Sen, Tekstil İş, Genel İş 3 ve 4 No’lu şubeler, Eğitim Sen 1,4, 5, 6 No’lu şubeler, Tüm Bel Sen, SES, Tarım Orkam- Sen İzmir Şubesi, Eğit Der Bornova Şubesi, İHD, Mazlum Der, DEHAP, SDP, Özgür Toplum Partisi yöneticilerinin mitingde yer alması tüm İzmir halkının ortak sesini ve Irak halkıyla dayanışmasını alanlara yansıttı.
Ya tam üyelik
ya hiç bir şey

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere’de yayımlanan The Times ve The Independent gazetelerine verdiği özel röportajlarda, müzakerelerin sonunda tam üyelik dışında hiçbir alternatifi kabul etmeyeceklerini tekrarladı. Erdoğan, AB’nin Türkiye’ye diğer aday ülkelere göre en sert kriterleri uyguladığını hatırlatarak, “Hiçbir başka ülke Avrupa’nın kapısında 41 yıl boyunca beklemek zorunda bırakılmamıştır. Bütün kriterleri yerine getirdik. Ancak buna rağmen Avrupalılar hâlâ çekinmekteler” dedi. Fransa gibi bazı ülkelerin Türkiye’ye alternatif bir model önerilmesi gibi bazı tekliflerde bulunabilecekleri yolundaki yorumları değerlendiren Erdoğan, şunları söyledi: “Müzakerelerin sonunda ya tam üyelik olur, ya da hiçbir şey olmaz” ifadesini kullanan Erdoğan, “Tabii ki tam üyelik otomatik bir sonuç değildir, belki biz anlaşmanın bize düşen yanını başaramayabiliriz ve müzakereler başarısızlıkla sonuçlanır. Öyleyse süreci daha başında kösteklemenin manası ne?” diye sordu.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net