www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Mayın bilmecesi!
TSK mayınları temizlemekten vazgeçip aldığı parayı iade edince hükümet firma arayışına çıktı. Ancak hükümetin 50 milyon dolar ayırdığı mayın temizleme işi için firmalar 700 milyon dolar ile 2 milyar dolar arasında fiyat istiyor.

CHP’de Çevre Sokak düellosu
CHP Genel Merkezi’nin bulunduğu Çevre Sokak, dün basın toplantısı düellosuna sahne oldu. CHP Genel Sekreteri Önder Sav, CHP Genel Merkezi’nde belgelerle birlikte Sarıgül’ün “yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazanç” olaylarına karıştığını iddia etti.

Eğitim dershanelere teslim
Özelleştirme politikalarının bir sonucu olarak eğitimin ayrılmaz bir parçası haline getirilen dershanelerin sayısı son 20 yılda 15 kat artarak, 2 bin 615’e yükseldi.

GÜNDEMDEKİ DOSYA - 1
Tarımda üretimi ve verimi artırma tezi ile üretimlerine başlanan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)’lar dünya çapında 70 milyar dolarlık bir pazar oluşturuyor. GDO’ların üretimi, dağıtımı ve pazarın denetimi birkaç firma tarafından yönlendiriliyor.


Mayın bilmecesi!
Şahin Bayar
Bölge illerinde her gün yeni ölüm ve yaralanmalara neden olan mayınların sökümü, tam bir bilmeceye dönüştü. Suriye sınırındaki mayınları gösteren haritanın kaybolduğu yönündeki iddialardan sonra şimdi de, “asker” ve “bütçe krizi” yaşanıyor.
AKP Mardin Milletvekili Nihat Eri, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) mayınları temizlemek için çalışmalara başladığını, ancak daha sonra bundan vazgeçtiğini söyledi. Eri, “Ne olduysa TSK, mayınları temizlemek için aldığı parayı bir yazıyla iade etti” dedi. Eri, TSK’ın mayınların sökümü sırasında meydana gelecebilecek olası kazaları göz önünde bulundurarak bundan vazgeçmiş olabileceğini söyledi. Eri’ye göre bu haklı bir neden.
Asker sıcak bakmıyor
Ancak bazı kaynaklar, son dönemlerde başlayan operasyon ve çatışmalardan dolayı askerin mayınların sökümünden vazgeçtiğini iddia ediyor.
TSK’nın vazgeçmesinin ardından mayınları sökmek için özel sektörle görüşüldüğünü ancak ortaya 700 milyon dolar ile 2 milyar dolar arasında bir fiyat çıktığını belirten AKP Milletvekili Eri, hükümetin mayın sökme işine ayırdığı paranın ise 50 milyon dolar civarında olduğuna dikkat çekti. Eri, “Evdeki hesap çarşıya uymadı. Şimdi durum öyle bekliyor” diye konuştu.
Ottowa sözleşmesi ne diyor?
Suriye sınırı dışında, Diyarbakır, Tunceli, Hakkâri, Mardin, Ağrı, Siirt ve Bingöl’de döşeli çok sayıda mayın bulunuyor. Mayınları yasaklayan Ottowa Sözleşmesi’ne 12 Mart 2003 tarihinde imza atan Türkiye, aradan bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen henüz somut bir adım atmış değil.
Ottowa sözleşmesi, her türlü mayının yapılmasını, üretilmesini, kullanımını ve devredilmesini yasaklıyor. Sözleşmeye göre Türkiye, altı ay içinde elindeki tüm mayınların cinslerini, miktarını ve seri numaralarını açıklamak zorunda.
Sözleşmeye göre, Türkiye 10 yıl içinde döşeli bulunan bütün mayınları temizlemesi gerekiyor.

RAKAMLARLA MAYIN
  • Türkiye’de toprağa döşeli 900 bin 34 adet mayın var.
  • Mayın ve patlamamış askeri mühimmat nedeniyle, son 13 yılda 990 kişi yaşamını yitirdi, 1175 kişi de yaralandı. Her üç günde bir, 1 kişi ya yaşamını yitiriyor, ya da sakatlanıyor.
  • Bir mayının ömrü, insan ömründen daha uzun. Bir mayın 75 yıl aktif olarak kalabiliyor.
  • Bir mayının maliyeti yaklaşık 2 milyon lira ve 1 saat içinde yerleştirilebiliyor.
  • Temizlenmesinin maliyeti ise 600 milyon lira ve bunun için 100 saatten fazla zaman gerekiyor.

    YANIT BEKLEYEN SORULAR?
  • Anti-personel karamayını döşenen yerler ve buralardaki mayın sayısı ne kadar?
  • Stoklarda ne kadar mayın bulunuyor?
  • Sivillerin mayınlardan korunması için ne tür önlemler alındı?
  • Bütçede bu sorun için ne kadar pay ayrıldı?
  • Mayın patlamaları sonucu mağdur
  • olanlara ne tür yardım yapıldı?


    Başa dön


    CHP’de Çevre Sokak düellosu
    CHP’li Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün CHP liderliğine soyunmasıyla başlayan Baykal-Sarıgül çekişmesi dün CHP Genel Merkezi’nin bulunduğu Çevre Sokak’ta basın önünde bir düelloya dönüştü. CHP Genel Sekreteri Önder Sav, Sarıgül’ü “yolsuzluk, rüşvet ve haksız kazanç” olaylarına karışmakla suçlarken, Sarıgül’ün Sav’ın açıklamasından 1 saat sonra yine Çevre Sokak’ta bulunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde hakkındaki iddiaları yalanladı.
    Sav, dün saat 11.00’de CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında 3 CHP’li milletvekilinden oluşan komisyon tarafından hazırlanan ve CHP MYK’sınca da onaylanan Mustafa Sarıgül’e ilişkin raporu kamuoyuna açıkladı. Sav, 3 CHP’li milletvekilinin konuya ilişkin yaptığı incelemenin sonuçlarının “hiç iç açıcı olmadığını” ifade etti.
    Garanti İş Merkezi’ndeki 7 kaçak katla ilgili olarak Yapı Kullanma İzin Belgesi alınamayınca Mustafa Sarıgül’e ile diyaloğu çok iyi olan Nurettin Tarkan Baykara’nın bulunduğunu ve “Sarıgül’ün bilgisi dahilinde” Belediye Başkan Yardımcısı Osman Aslan’ın belgeyi imzalanmasının sağlandığını öne süren Sav, “Bu imzaların bedeli de 300 bin dolarlık rüşvet olmuştur” dedi. Parti içi komisyonun ulaştığı rüşvet belgelerini de gösteren Sav, Belediye Başkan Vekili Rauf Akçay’ın iş sahibinin yakını Çetin Uğur’dan “Borç” adı altında 300 bin dolar aldığını, karşılığında da izin belgesini verdiğini iddia etti. Sav, aynı gün 300 bin doların 250 bin dolarının aynı yöntemle aracı Nurettin Tarkan Baykara’ya verildiğini belirtti.
    Sav, Mustafa Sarıgül’ün rüşvet işlerinde Başkan Yardımcısı Osman Aslan’ı aracı olarak kullandığının Mithat Yıldız adlı mafya ilişkili kişinin ses kayıt cihazındaki metinde yazılı olduğunu ifade etti. Sav, “Bu kasette Mustafa Sarıgül’ün rüşvet rakamını belirlediği, paraları Osman Aslan’ın aldığı açıkça iddia edilmektedir” dedi.
    ‘Bu olanlara göz yummayız’
    Sav, “CHP’nin Şişli Belediyesi’nin başında ve içinde Mustafa Sarıgül’ün olduğu yolsuzluklara, kanunsuzluklara, mafya ilişkilerine, rüşvetlere ses çıkarmaması beklenemez. Olaya ilgili mercilerin ve Savcılığın el koyması, CHP’nin konunun üzerine gitmesini engellemez” dedi. Sav, Sarıgül hakkında gerekli işlemin yapıldığını ve Sarıgül’ün tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkedildiğini bildirdi. Sav, Kurul’un 2 ay içinde nihai kararını vereceğini, bu süre zarfında Sarıgül’ün hiçbir parti faaliyetine katılamayacağını söyledi. Sav gazetecilerin soruları üzerine ellerindeki belgeleri ilgili makamlara ileteceklerini bildirdi. Sav’ın “Sarıgül hakkında başlatılan inceleme ile Sarıgül’ün CHP liderliğine oynaması arasında bir ilişki olmadığını savundu.
    Baykal’a çağrı
    Sav’dan yaklaşık bir saat sonra, CHP ile aynı sokakta bulunan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde basının karşısına çıkan Sarıgül de, Deniz Baykal’ın kendisiyle ilgili bir zamanlar “Türkiye’nin yıldızı, gurur kaynağı ve partinin en başarılı belediye başkanı” sözlerini hatırlatarak, şimdi kendisiyle ilgili CHP yönetiminin bir komisyon kurmasını üzüntü ile karşıladığını dile getirdi. Sarıgül, “eğer partimizin bayrağını yükseltmek için Türkiye’nin dört bir tarafını dolaşmasaydım, bu komisyon kurulacak mıydı?” diye sorarak, kendisiyle ilgili bir linç operasyonuna girişildiğini söyledi. Halkın değişim ve yenileşme isteğinin artık CHP’nin de kapısına dayandığını dile getiren Sarıgül, CHP yönetimine seslenerek, “artık korkunun ecele faydası yok” dedi. Sarıgül, CHP’yi halkla itibar ve gönül bağı kopmuş bir anlayış olarak değerlendirirken, asıl sorunun halkın bugünkü CHP yönetiminden desteğini çekmiş olması olduğunu belirtti. Sarıgül, kendisine atılan çamurların halktan döneceğini savundu. Sarıgül, CHP’nin bugüne kadar iktidar partisi olmamasını ve bir başbakan çıkaramamasını eleştirerek, CHP genel başkanının başbakan olana kadar mücadelesinin devam edeceğini dile getirdi.
    Sarıgül, Deniz Baykal ne kadar şerefli ise kendisinin daha fazla şerefli olduğunu ifade ederek, Merkez Yönetim Kurulu üyesi Eşref Erdem ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük tazminat davasını açacağını söyledi.


    Başa dön


    Eğitim dershanelere teslim
    Uğraş Vatandaş/Cemal Dursun
    Sayıları büyük bir hızla artan dershaneler, yıllardır uygulanan bilinçli politikalar sonucu temel eğitimin önemli bir unsuru haline getirildi.
    Eğitim sistemine 1965 yılında dahil olan ve 1984’te sayıları 174 olan dershanelerin sayısı aradan geçen 20 yılda 15 kat artarak 2 bin 615’e yükseldi. 1993 yılında 297 bin 234 olan dersaneye giden kişi sayısı da geçen yıl 668 bin 673’e çıktı.
    Eğitim sistemine dahil olduğu ilk yıllarda lise son sınıf öğrencilerinin üniversiteye hazırlık için tercih ettikleri kurumlar olan dershaneler, bugün eğitimin her kademesine hitap ediyor. Anadolu ve Fen Liselerine Giriş Sınavı ve Öğrenci Seçme Sınavı’na yönelik dershanelerin yanı sıra hem ilköğretim hem de ortaöğretim öğrencileri için açılan dershaneler, açık öğretim sınavlarına hazırlık dershaneleri ve Kamu Personeli Seçme Sınavı kursları eğitim sisteminin ayrılmaz bir parçası gibi görülüyor.
    Pazar payı büyük
    Bu yıl liselere giriş için 634 bin 787, üniversite için ise 1 milyon 728 bin kişinin sınava girdiği gözönüne alındığında, dershanelerin pazar payının ne kadar yüksek olduğu görülüyor. Dershaneler ‘’eğitimde fırsat eşitsizliği yarattığı, aşırı kâr sağladıkları, devlet okullarından iyi öğretmenleri transfer ettikleri, devam zorunluluğu olan okulları zor durumda bıraktıkları, öğretim verdikleri ancak eğitim vermedikleri’’ gerekçesiyle toplumun çeşitli kesimleri tarafından eleştiriliyor. Ancak tüm eleştirilere karşın özel dershaneler gün geçtikçe büyüyerek temel eğitime alternatif hale getiriliyor.
    Katrilyonluk ciro
    Sınavlara giren öğrenci sayısının yüksekliği, katrilyonluk bir pastayı da beraberinde getiriyor. Kurs ücretleri 2 ile 8 milyar arasında değişirken bu yıl dershanelere gidecek öğrenci sayısı tahmini olarak 735 bin olarak ele alındığında 2004/2005 öğretim yılında dershanelere verilecek para 3 katrilyon lirayı aşıyor.
    Dershanelerin illere göre göre dağılımı da hayli ilginç. İstanbul’da 626, Ankara’da 275, İzmir’de 154 olan dershane sayısı Siirt’te 3’e, Şırnak’ta 2’ye, Tunceli’de ise 1’e düşüyor.
    Dershaneler toplam 54 ilde faliyet gösterirken, İstanbul’da 32 ilin toplamından daha fazla dershane bulunuyor. Türkiye genelinde 2004-2005 öğretim döneminde toplam dershane sayısının 2 bin 900’e, öğrenci sayısının ise 735 bine ulaşması bekleniyor.

    DERSANELER KÖRÜKLENİYOR
    Mustafa Gazalcı (CHP Denizli Milletvekili, TBMM Eğitim Komisyonu Üyesi):
    Eğitim sisteminin bozukluğu dershaneciliği körüklüyor. Dershanecilikte büyük bir ticari alan var. Test biçimine dayanan, sınavlara yetiştirmeye dönük çalışmalar yapılıyor. Dershanelerin bu denli eğitim sisteminin içine girmesinin suçlusu bozuk eğitim sistemini sürdürenlerdir.
    Lise girişlerinde de sınav getirildi. Biz o zaman da karşı çıkmıştık. Çünkü, okullara giriş sistemlerini sınava dayalı yapmak dershaneleri körüklemektedir. Asıl eğitim yapılamamaktadır.
    AKP eğitimi özelleştirmek için çaba harcamaktadır. Adeta dersaneleri eğitim sisteminin içine almaktadır, destek vermektedir. Bu şekilde büyük bir fırsat ve olanak eşitsizliği yaratılmıştır. Parası olanlar dersaneye gidiyor ve iyi üniversitelere yerleştiriliyor. Devlet bu ortamı hazırlıyor. Türkiyede zaten 79 çeşit lise var. Varlıklı çocuklar büyük ayrıcalıklara sahip oluyor. Orta halli aileler içinse sonuçlar yıkım oluyor.
    Devlet okulları da fiilen paralıdır. Dersaneler öteki Türkiye’nin eğitimini yapmaktadır. İki türlü eğitim vardır ülkemizde. Halkın yüzde 20’si için özel dersler, dershaneler, vakıf üniversiteleri sayesinde nitelikli eğitim, yüzde 80’i için niteliği düşük, ticarete dönüşmüş eğitim vardır.
    Milli Eğitim Şura kararları uygulanamıyor, kararlar gündeme getirilmiyor. Uygulanırsa dershanecilik darbe yiyecektir. 12 yıllık eğitime geçemeyişin sebebi budur. Dershane sahipleri bu işten yararlanmaktadır. Eğitimde fırsat eşitiliği büyük darbe yemiştir. Eğitim sisteminin her aşamasında yeniden yapılanma gerekmektedir.
    Prof. Dr. Kadir Erdin (Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı):
    Dershanelerin geldiği nokta, eğitim sistemimizin durumunun en çarpıcı örneğidir. Dershaneciliğin özünde ÖSS yatmaktadır. Lise son sınıf, maalesef kamu okullarından alınmış ve dershanelere kaydırılmıştır. Zira son sınıf derslerinden ÖSS’de hiç soru sorulmamaktadır. Her ne kadar sorulacağı ifade edilse de yetkililerden güven verici bir açıklama yapılmamıştır. Öğrenildiği kadarıyla soru alanlarının değiştirilmeyeceği ağırlık kazanmıştır. Bu da Milli Eğitim’in lise son sınıfı yok sayarak dershanelere teslim olması demektir. Öğrenciler eleştiren, nedenini, niçinini araştıran, tartışan, öğrenci tipi olmaktan uzaklaşarak ÖSS sorularını pratik yöntemlerle çözme alışkanlıkları edinmektedirler. Bunun için dershaneleri tercih ederek yeni bir öğrenci tipi oluşturulmuştur. Böylece ortaöğretim ile üniversite arasında entegre olması gereken iki sistem arasında tek bağ ÖSS olmuştur. ÖSS’den gelen öğrencilerin üniversitelerde ne kadar başarısız olduğu ve yüksek öğretimin kalitesini doğrudan etkiledikleri de her gün yaşadığımız olumsuzluklardandır.
    Bugün üniversite kapısında 2.5 milyon öğrenci birikmiştir. Eğitimin sorunları çözülmedikçe sayı her geçen gün artmaktadır.
    Eğitim sistemimizdeki yetersizliğin ve başarının tek sınavla ölçülmesi, işe almaların yine tek basamaklı sınavlarla yapılması, başka hiç bir ölçütün kullanılmaması dershane sayılarının artışlarını doğrudan etkilemektedir.
    Mevcut sorunların, geniş katılımlı ve bu konuda birikimi olan bilim insanlarının bir araya getirilmesi, çözüm üretmeleriyle ortadan kalkacağına inanıyorum. Eğitim sistemimize her aşamada esneklik, çeşitlilik ve her şeyin ötesinde kaynak sağlayabiliyorsak eğitimde çözümler konusunda da yol alabiliriz.

    MİLLİ EĞİTİM DERSANELERE TESLİM
    Prof. Dr. Kadir Erdin (Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği Başkanı):
    Dershanelerin geldiği nokta, eğitim sistemimizin durumunun en çarpıcı örneğidir. Dershaneciliğin özünde ÖSS yatmaktadır. Lise son sınıf, maalesef kamu okullarından alınmış ve dershanelere kaydırılmıştır. Zira son sınıf derslerinden ÖSS’de hiç soru sorulmamaktadır. Her ne kadar sorulacağı ifade edilse de yetkililerden güven verici bir açıklama yapılmamıştır. Öğrenildiği kadarıyla soru alanlarının değiştirilmeyeceği ağırlık kazanmıştır. Bu da Milli Eğitim’in lise son sınıfı yok sayarak dershanelere teslim olması demektir. Öğrenciler eleştiren, nedenini, niçinini araştıran, tartışan, öğrenci tipi olmaktan uzaklaşarak ÖSS sorularını pratik yöntemlerle çözme alışkanlıkları edinmektedirler. Bunun için dershaneleri tercih ederek yeni bir öğrenci tipi oluşturulmuştur. Böylece ortaöğretim ile üniversite arasında entegre olması gereken iki sistem arasında tek bağ ÖSS olmuştur. ÖSS’den gelen öğrencilerin üniversitelerde ne kadar başarısız olduğu ve yüksek öğretimin kalitesini doğrudan etkiledikleri de her gün yaşadığımız olumsuzluklardandır.
    Bugün üniversite kapısında 2.5 milyon öğrenci birikmiştir. Eğitimin sorunları çözülmedikçe sayı her geçen gün artmaktadır.
    Eğitim sistemimizdeki yetersizliğin ve başarının tek sınavla ölçülmesi, işe almaların yine tek basamaklı sınavlarla yapılması, başka hiç bir ölçütün kullanılmaması dershane sayılarının artışlarını doğrudan etkilemektedir.
    Mevcut sorunların, geniş katılımlı ve bu konuda birikimi olan bilim insanlarının bir araya getirilmesi, çözüm üretmeleriyle ortadan kalkacağına inanıyorum. Eğitim sistemimize her aşamada esneklik, çeşitlilik ve her şeyin ötesinde kaynak sağlayabiliyorsak eğitimde çözümler konusunda da yol alabiliriz.


    Başa dön


    GÜNDEMDEKİ DOSYA - 1
    Nur Karabacak/Mehmet Özer
    GDO
    Genetiği değiştirilmiş organizmalar
    Uluslararası tarım tekellerinin yeni kâr aracı genetiği değiştirilmiş organizmalar, büyük tartışmalara neden oluyor. 2003 verilerine göre dünya çapında 67 milyon hektarlık alanda genetiği değiştirilmiş bitki yetiştiriliyor. Tarımda üretimi ve verimi artırma daha çok da dünyada açlığa çözüm olma tezi ile üretimlerine başlanan GDO’lar dünya çapında 70 milyar dolarlık bir pazar oluşturuyor. GDO’ların üretimi, dağıtımı ve pazarın denetimi Monsanto başta olmak üzere birkaç firma tarafından yönlendiriliyor.
    Uluslararası tekellerin kârlarına kâr katmak amacıyla geliştirilen genetiği değiştirilmiş bitkilerle ilk denemeler aslında 1978’de başladı. Gen aktarımı yapılmış ilk tütün 1983 yılında elde edildi. 1985’de yabancı ot ilaçlarına (herbisitler) dayanıklılık geni taşıyan bitki elde edilirken, tarla denemeleri 1986 yılında Amerika’da yapılmaya başlandı. 1988’de transgenik pirinç, 1989’da transgenik mısır elde edildi ancak yaygın üretim 1996’da başladı. Daha sonraki yıllarda uluslararası tarım tekellerinin teknolojiyi ele almaları ile birlikte genetiği değiştirilmiş bitkilerin üretim alanı hızla artarak, 1996’da 1,7 milyon hektar olan ekim alanı 2003 yılına gelindiğinde 67 milyon hektarın üzerine çıktı.
    Genetiği değiştirilmiş bitkiler, tarımdaki tüm teknolojik gelişmeler gibi, üretimi ve verimi artırma savı ile en çok da dünyada hızla artan açlığa çözüm olma tezi ile ortaya çıktı. Ancak, üretimi hızla artan, yaklaşık Türkiye yüzölçümü kadar bir alanda yetiştirilen transgenik bitkiler ne açlığa ne de gittikçe yoksullaşan, toprağından olan üreticiye çözüm oldu. Çünkü yüzde 70’ini ABD’nin gerçekleştirdiği transgenik bitkilerin üretimi şu anda uluslararası tekellerin elinde. ABD’yi yüzde 21’lik üretim ile Arjantin, yüzde 6 ile Kanada izlerken, dünyada en fazla ekim alanına sahip ürün soya fasulyesi (yüzde 61). Soyayı yüzde 23 ile mısır, yüzde 11 ile pamuk ve yüzde 5 ile kanola izliyor. Bu alandaki çoğu şirketin anavatanı olan ABD’de 40’ın üzerinde genetiği değiştirilmiş bitki yetiştiriliyor.
    ABD yönetimi GDO’ların gerek araştırılması-geliştirilmesi, gerek üretilmesi ve pazarlanması için ciddi teşvik ve kolaylıklar sağlıyor. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre şeker pancarı, hayvan pancarı, çeltik, buğday, ayçiçeği, domates, şeker kamışı, tatlı biber, muz, kassava, yonca, elma, marul, nohut, mercimek ve kavak üzerinde çalışmalar devam ediyor ve yakın bir gelecekte üretime girmeleri bekleniyor.
    NEDİR GDO?
    Genleri ile bir şekilde oynanan ya da ona kendi doğasında olmayan bir gen kazandırılması yoluyla elde edilen organizmaların tamamına Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) denilirken, gen aktarımı yapılmış bitkilere ise transgenik bitkiler adı veriliyor. Dünya çapında üniversitelerde ve uluslararası şirketlerin laboratuvarlarında geliştirilen genetiği değiştirilmiş bitkilerde genlerle ilgili yapılan değişimlerde çok sayıda yöntem ve kimyasal madde kullanılıyor ve henüz insan bünyesinde ne gibi zararlar doğuracağı tam olarak bilinmiyor. Asıl büyük sorun ise şirketlerin her elde ettiği ürünü patentleme hakkına sahip olması. Böylece şirketler o ürünleri nasıl elde ettiklerini açıklamama hakkını kazanıyor. Çünkü bu şirketlerin temel kazancı patent bedeli tahsis etme üstüne kurulu. Transgenik bitkilerle üretimi ve verimi artırma savı bu şirketlerin terminatör tohum üretimleri ile yalanlanıyor. Bu tip bir ürünü kullanan yetiştirici, üründen elde ettiği tohumları tekrar kullanamıyor. Her yıl, normal tohumlardan çok daha pahalı olan bu tohumlar için şirketlere para ödemek zorunda kalıyor.
    TEKELLEŞME KORKUNÇ
    Sektördeki en büyük söz sahibi Monsanto. Monsanto’yu Dupont/Pioneer, Syngenta ve Dow/Mycogen takip ediyor. Bu firmalar, pazarlama stratejisi olarak dünyanın en büyük tahıl ve gıda toptancılarıyla işbirliğine giderek (Monsanto, Cargill gibi), tarladan sofraya dağıtım zincirini kontrol etmeyi hedefliyorlar. Bu alandaki tekelleşme ise korkunç boyutlarda. Geçtiğimiz 10 yıl boyunca GDO’lu bitkilere ilişkin alınan her dört patentten üçü Dow, Dupont, Syngenta, Aventis ve Monsanto’dan birine ait. Dünyada ekilen GDO’lu tohumun yüzde 90’ı ise tek bir firmanın, Monsanto’nun tohumu. Bu tablo, GDO’lu tarımsal ürün ve üretim boyutunun genişlemesi durumunda, dünya gıda üretim ve dağıtımının birkaç firmanın eline geçmesine neden olabilecek durumda.
    GDO’lu tarımsal ürün üreten biyoteknoloji firmaları belli bir pazarlama stratejisi izliyor. Bu strateji çiftçiler üzerine yoğunlaşıyor. Örneğin, tahılların bitki zararlılarına karşı korunması olayında pazarlama stratejisi “teknolojik paket” kavramına dayandırılıyor. İlgili firmaların çoğu GDO teknolojisini, tohumu ve tahılı korumaya ilişkin ürünü birlikte satıyor. Bu da firmalara tohumların ve kimyasalların fiyatını düzenleme şansını ve aynı dağıtım kanallarını kullanmayı sağlıyor.
    RİSKLER
    Yapılan araştırmalar, genetiği değiştirilmiş organizmaların çevreye ve insan vücuduna vereceği muhtemel zararları ortaya koyuyor. Bitkilere aktarılan en önemli genlerden biri, bitkilerin zararlı böceklere karşı dayanıklı hale gelmesini sağlıyor. Ancak, toksik (zehirleyici) özelliğe sahip bu genlerin aktarıldığı bitki hem zararlı hem de yararlı böcekler tarafından yeniliyor. Öte yandan, toksinin etkili olduğu böcek türleri bir süre sonra bu toksine karşı dayanıklılık kazanabiliyor. Yabani otlara karşı kullanılan ilaçlara (herbisitler) dayanıklılık geni aktarılmış bir bitkinin değiştirilmiş genleri rüzgar, kuş, böcekler gibi etkenlerle başka bitkilere bulaşabiliyor. Bu geni alan yabani otlar, savaşılması güç bir şekilde çoğalabiliyor. Ayrıca, yabani ot ilacına dayanıklı genler aktarılmış bir ürünün yetiştiği tarlaya ertesi yıl farklı bir ürün ekildiğinde, tarlada kalan geçmiş yılın ürünü yeni ürün için yabani ot halini alıyor. Ancak eski ürün yabani ot ilaçlarına dayanıklı olduğundan onunla mücadele etmek de imkansızlaşıyor ve bu durum çiftçiyi, toprakları verimsizleştiren tek tip ürün yetiştirmeye ya da ilaç kullanmaya mecbur bırakabiliyor.
    Uzmanlar, hastalıklara ve böceklere direnç gösteren genetiği değiştirilmiş bitkilerin diğer bitkilerden daha yüksek bir alerjik potansiyele sahip olabileceğine dikkat çekiyor. Araştırmalar, genetik yapısı
    değiştirilmiş patateslerin fareler için toksik etki yarattığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.
    İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR
    Tarımda uzun zamandan beri böcek öldürücü olarak kullanılan Bt (Bacillus thuriginensis) geni de
    bitkilere aktarılmış durumda. Normalde Bt spreyi sıkılan üründeki Bt kalıntısı, yıkanarak uzaklaştırılabiliyor. Ancak Bt geni aktarılmış ürünlerde Bt zehrinin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu değil. Bu durumda Bt zehrinin etkisi ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten sonra dahi sürüyor. Bt geni aktarılmış ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı Bt toksini miktarı ise Bt spreyindekinin 10-100 katı daha fazla. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler Bt toksininin sindirim sisteminde parçalanmadığını,
    bağırsaklarda bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturabildiğini ortaya koyuyor.

    İşte araştırmalar:
  • Toksin karakterli Bt (Bacillus thuriginensis) geni aktarılmış bitkiyi yiyen bir böcekle beslenen uğur böceği gibi yararlı böceklerin ölüm oranının arttığı ve gelişmelerinin geciktiği saptandı.
  • ABD’de, Bt genli pamuk ekili alanların bir kısmında pamuk koza kurdunun etkili bir şekilde kontrol edilemediği gözlendi.
  • Uluslararası Tarım-Biyoteknoloji Uygulamaları Kuruluşu’nun 1998 tarihli raporuna göre, GDO’lu tohumların yüzde 70’i zararlı ot öldürücü ilaçlara, geri kalanları da böceklere karşı tolerans gösteriyor.
  • Mart 1996’da ABD’deki Nebraska Üniversitesi’nden araştırmacılar Brezilya fındığında bulunan bir alerjik maddenin soyaya aktarılmış olduğunu açıkladılar. Tohumu üreten firma, Brezilya fındığından bir geni soya bitkisine aktardığını doğruladı. Laboratuvar ve deri testlerinde, genleriyle oynanmış soya türünün Brezilya fındığına alerjisi olan kişilerde reaksiyon yarattığı belirlendi ve ürün geri çekildi.
  • Filipinler’de bir Bt geni aktarılmış mısır ekim alanının yakınında yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın, mısırın polen saçtığı dönemde ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde Bt toksinine karşı antikorlar saptandı.
  • Aventis CropScience tarafından Cry9C proteini bir mısır çeşidine aktarılarak, ismine StarLink denildi. Mısır çeşidi, ABD Çevre Koruma Kurumu (EPA) tarafından içerdiği bu protein nedeniyle “potansiyel alerji yapıcı” olarak gösterildi. EPA, StarLink’in sadece hayvan yeminde ve sanayide kullanılabileceği, insan tüketiminde kullanılamayacağı kuralını koydu. 2000 yılında ABD’de bağımsız bir laboratuvar tarafından yapılan analiz sonucu insan tüketimine yönelik olarak Kraft Foods firması tarafından üretilen “Taco Bell” isimli ürünün yüzde 1 oranında StarLink içerdiği saptandı. Ardından, Kraft Foods piyasadaki yaklaşık 3 milyon adet ürününü piyasadan toplayacağını açıkladı. StarLink’den dolayı ABD’de 300’den fazla markalı gıda ürünü süpermarketlerden ve restoranlardan toplandı.
    Yarın: Uluslararası platformda GDO


    Başa dön


  • Mecidiyeköy’de infaz
    İstanbul Mecidiyeköy’de dört kişi bulundukları apartman dairesinde kurşuna dizildi. İkisi bayan toplam dört kişiden üçü olay yerinde hayatını kaybetti. İnfaz sırasında evde bulunan bir buçuk yaşındaki bir erkek çocuk ise olaydan yara almadan kurtuldu. Olay, dün sabah saatlerinde Mecidiyeköy Gülbağ mahallesi Biberiye sokak üzerindeki Koç Aras apartmanının ikinci katında meydana geldi. Sabaha karşı kimliği belirsiz kişi ya da kişiler, aralarında Büyük Birlik Partisi Bayrampaşa İlçe Başkanı’nın da bulunduğu ikisi kadın dört kişiyi henüz belirlenemeyen bir sebeple kurşuna dizdi. Olay olay yerinde üç kişi hayatını kaybetti. Zanlılar, olayın ardından apartmanın önünde park halinde duran ve Büyük Birlik Partisi’ne ait olduğu kaydedilen Honda marka bir araçla kaçarken, polis kaçan zanlıların yakalanması için geniş çaplı soruşturma başlattı. Soruşturma devam ederken, 3 kişinin öldürülmesi 1 kişinin de ağır yaralanması olayına karıştığı iddia edilen 1 kişinin, olayda kullandığı aracın içinde kafasına bir el ateş ederek intihar ettiği ileri sürüldü. Olayla ilgili araştırma yapan polis, olaya karıştığı iddia edilen Honda Civic marka 34 SLK 24 plakalı otomobili Boğaziçi Köprüsü Beşiktaş çıkışında buldu. Araçta inceleme yapan polis aracı kullanan kişinin kafasına bir el ateş ederek intihar ettiğini belirledi. Bu arada, infazların gerçekleştirildiği eve gelen uzman ekipler, cesetler üzerined inceleme yaptı. Polis çevredeki vatandaşlardan da olayla ilgili bilgi almaya çalıştı. Olay yerinde incelemelerde bulunan Cumhuriyet Savcısı da cesetlerin kaldırılması talimatını verdi. İncelemelerin ardından cesetler Adli Tıp Kurumu aracına konularak, morga götürüldü. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı cinayet masası dedektifleri olayın siyasi boyutunu araştırırken, cinayetlerin “namus meselesi”nden dolayı işlenmiş olabileceğini belirttiler.
    Bin 300 köy su bekliyor
    Bölge illerinde içme suyunun olmadığı bin 300 yerleşim biriminin 2005 yılı sonuna kadar suya kavuşturulacağı bildirildi. Bölge genelinde Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün yanı sıra özel idare müdürlükleri ve köylere hizmet götürme birliklerince son 3 yıl içerisinde yapılan çalışmalarla içme suyu sıkıntısı yaşayan yerleşim birimlerinin büyük kısmında bu sorun giderildi. Ancak, halen Diyarbakır, Adıyaman, Şanlıurfa, Siirt, Mardin ve Şırnak’ta bin 300 yerleşim birimi içme suyu sorununu yaşıyor. Bu köylerin suya kavuşturulması için çalışmalar sürerken, 2005 yılı sonuna kadar da bölgedeki tüm yerleşim birimlerinin suya kavuşturulacağı bildirildi. Diyarbakır Köy Hizmetleri İl Müdürü Mehmet Aksoy, susuz köy ve mezralara içme suyu götürülmesi konusuna Vali Efkan Ala’nın büyük önem verdiğini öne sürerek, 30 sondaj makinesi ile çalışmalar yapıldığını kaydetti. Diyarbakır’daki bin 839 yerleşim biriminden 450’sinde içme suyu bulunmadığını ifade eden Aksoy, “Bu sorunun çözümü için DSİ ve İller Bankası da sondaj aletleriyle bize destekte bulunuyor. En geç 2005 yılı sonuna kadar tüm yerleşim birimlerini içme suyuna kavuşturacağız. Bunların yanı sıra suyu yetersiz yerleşim birimleri için de çabalıyoruz” dedi. Batman Köy Hizmetleri İl Müdürü Rauf Bozkurt ise Batman’a bağlı toplam 304 köy ve mezranın içme suyuna kavuşturulduğunu söyledi. Rauf Bozkurt, ‘’Bu sorun artık yaşanmıyor. Sadece yeni geri dönüş yapılan köylere su götürmek için çalışıyoruz. Şu anda ailelerin geri dönüş yaptığı 3 köy ile 15 mezrayı suya kavuşturmaya çalışıyoruz” dedi.
    Uzan’ın çiftliği boşaltıldı
    Sakarya’nın Pamukova ilçesinde bulunan ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulan Uzan Grubu’na ait çiftlikte bulunan eşyalar, kamyonlara yüklenerek İstanbul’a götürüldü. Bakacak köyünde bin 600 dönüm arazide kurulu çiftlikte Cem Uzan ve kardeşi Hakan Uzan’ın kaldığı villalar ile konukların kalması için yapılan 4 ayrı VIP evindeki eşyalar dün sabah saatlerinde kamyonlara yüklendi. TMSF çalışanı 30 kişilik ekip tarafından yapılan yükleme sırasında geniş güvenlik önlemi alındı. Çiftliğe giren gazeteciler başta olmak üzere kamyon sürücüleri ve diğer görevliler kimlik tespitleri yapıldıktan sonra içeriye alındı. TMSF Satış Komisyonu Başkanı Fethi Çalık, eşyaların taşınmasının ardından evlerde özel cihazlarla arama yapacaklarını söyledi. Bu arada, Hakan Uzan’a ait olan ve 25 odası bulunan villa, gazetecilere gösterildi. Villada, güvenlik sistemi için kamera ve görüntü cihazları ile gizli kameraların bulunduğu, çok değerli eşyaların olduğu belirtildi. Elektronik eşyalar arasında IP (internet üzerinden IP numaraları aracılığıyla görüşme, başkaları tarafından dinlenememe özelliği) telefon sistemi, her odada gizli dome kamera (360 derece dönebilir, 14 x zoom ve renkli görüntü sağlayan), ev içinde bütün odaları kontrol eden dokunmatik kamera sistemi, her odada LCD ekran, her iki villada da akıllı ev sistemi (havalandırma ve ısı ayarları) bulunuyor.
    Cezaevinde açık görüş kuyruğu
    Cezaevlerinde Ramazan Bayramı dolayısıyla yaptırılan açık görüş dün başladı. Açık görüşün ilk günü cezaevleri önünde uzun kuyruklar oluşurken, zaman zaman tutuklu yakınlarının birbirleriyle tartıştıkları görüldü. Yakınlarıyla görüşmek isteyen tutuklu ve hükümlü yakınları sabahın erken saatlerinden itibaren Metris Cezaevi’nin önünü doldurmaya başladı. Saat 08.30’da başlayan açık görüş için gelen aralarında yaşlı ve çocukların da bulunduğu çoksayıda kişi soğukta uzun süre bekledi. Metris Cezaevi’nde bulunan kayınbiraderi Ünal Doruk’u görmek için geldiğini söyleyen Mehmet Keskinci, kimsenin sıraya riayet etmediğini bu yüzden sıra kavgaları çıktığını ve saatlerce beklemek zorunda kaldıklarını anlattı. Keskinci, “Bankalardaki gibi herkese sıra verilse hiçbir sorun çıkmaz, sıra kavgaları da olmaz. Bayrampaşa Cezaevi’nde böyle bir uygulama var. Buradaki yetkililerden bu konuda yardım bekliyoruz.” şeklinde konuştu. Amasya’dan 12 saatlik yolculuk sonucu İstanbul’a geldiğini dile getiren Ertan Çakır ise, soy isimleri tutmadığı için Metris Cezaevi’nde yatan yeğeni Mustafa Kalkancı ile görüşmesine izin verilmediğini belirtti. Adalet Bakanı Cemil Çiçek imzasıyla yayınlanan genelgeye göre, cezaevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular Ramazan Bayramı dolayısıyla 16 Kasım’dan itibaren açık görüş yapacak. Kınama cezası dışında disiplin cezası alanlar ise açık görüşten yararlandırılmayacak. Tutuklu ve hükümlüler, bulundukları illere göre 16 Kasım’dan itibaren beş, dört ve üç gün açık görüş yapabilecekler.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net