Bütün bu eleştiriler, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’nde başarı hedefi doğrultusunda çok iyi bir kadro oluşturduğu ön kabulü üzerine inşa ediliyor. Pek çok futbol yazarı ve yorumcusu da bu görüşü benimsiyor. Acaba gerçekten de Fenerbahçe’nin kadrosu Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olmak (en azından çeyrek finale yükselmek) için yeterli mi?
Aslında Daum sezon başında, Şampiyonlar Ligi için yeterli deneyime sahip olmadıklarını, bu nedenle de başarı beklemenin erken olduğunu dile getirmiş, bu açıklamasının ardından da medyada ağır eleştirilere uğramıştı. Medya, ne de olsa kendi yarattığı hedef, beklenti ve iddia üzerinden besleniyordu ve Daum’un bu şekildeki açıklamalarına sert tepki vermesi normaldi. Ancak, Daum bu eleştiriler karşısında yanlış anlaşıldığını öne sürerek geri adım attı ve tabii ki Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olmayı hedeflediklerini söyledi. Ne var ki bütün bu olup bitenler, Fenerbahçe’nin kadrosunun, Şampiyonlar Ligi için yetersiz olduğu gerçeğini değiştirmedi.
Kadroya bakış
Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi’ndeki durumu ile ilgili yapılacak en sağlıklı değerlendirmeler, kadrosunun ciddi biçimde sorgulanması ile mümkün. Bu kadronun nasıl oluşturulduğu, kimlerin isteğine göre hangi oyuncuların alındığı ya da bırakıldığı, Daum’un bu kadronun oluşturulmasındaki rolü, ayrı bir konu. Şimdi, Fenerbahçe’nin mevcut kadrosunu gerçekçi bir biçimde ele alıp sorgulamanın tam zamanı.
Süper Lig’in futbol düzeyi göz önüne alındığında, Fenerbahçe’nin kadrosunun her koşulda iş yapar nitelikte olduğunu kimse yadsımıyor. Ancak Şampiyonlar Ligi’ne gelindiğinde işler değişiyor. Ayrıntılara girmeden şöyle genel görüntü itibariyle geride kalan 3 maça baktığımızda, Fenerbahçe’nin kadro yapısı olarak rakiplerinden daha ışıltılı bir görüntü sergilediğini söylemek olanaksız. Kaldı ki tek tek ele alındığında gerçekten de yetenekli futbolculara sahip olabilirsin ama bu futbolculardan bir takım oluşturamıyorsan, başarıya ulaşman tabii ki rastlantılara kalır. Çünkü futbol her şeyden önce bir takım oyunu. Bu oyunda, yalnızca bireysel yeteneklerle sonuca gitmeye çalışmak gibi demode anlayışın artık yeri yok. Yeri geldiğinde tabii ki özel yeteneğe sahip oyuncular devreye girip yaratıcılıklarını sahaya yansıtacaklar, oyuna ağırlıklarını koyacaklar. Ama takım taktiği anlamında fazlaca bir arayışa girmeden, ağırlıklı olarak bu tür çabalara bel bağlamak, hüsrandan başka bir sonuç doğurmaz.
Her şeye karşın Daum’un Fenerbahçe’yi eskisine göre daha çok koşan, daha çok çok mücadele eden, daha çok pres yapan bir takım haline getirdiği bir gerçek. Zaten tersi durumda Süper Lig’de de başarılı olamazdı. Daum en çok, Alex’ten ve Van Hooijdonk’tan, “her an bir şey yapabilirler” beklentisiyle 90 dakika umudunu yitirmediği için eleştirilmeyi hak ediyor.
Bunun yanı sıra Şampiyonlar Ligi’ndeki rakiplerinin, -özellikle Manchester United ve Olympique Lyon’un- Fenerbahçe’den daha az kaliteli bir kadroya sahip olduklarını, iddia etmek gülünç olur. Dünya çapındaki pek çok oyuncuya sahip kadrolarıyla Manchester United ve Olympique Lyon’u bir kenara koyalım, takım olmayı başaramazsan, Sparta Prag gibi mütevazi ancak takım oyunu oynamaya çalışan bir ekip karşısında bile kolay kolay üstünlük kuramazsın.
Fenerbahçe’nin hangi oyuncusu, Manchester United’ın ya da Olympique Lyon’un kadrosunda yer alabilir? Ayrıca iş, kadroyu yetenekli oyuncularla doldurmakla bitmiyor. Önemli olan böyle oyunculardan bir takım yaratabilmek...
Yük dengesiz dağılıyor
Bunun yanında Fenerbahçe’nin bu kadro yapısına ve bazı oyuncularının oyun karakterine bağlı olarak yaşadığı en can alıcı sorunlarından biri de, takım üzerindeki yükün dengeli dağılmaması.
Aurelio, Tuncay ve Nobre kapasitelerinin üzerinde bir çaba ortaya koyarken, Alex hiç savunma yapmadan, faul yapmadan ve kendisine de faul yapılmadan, sadece kornerleri ve kenarlardaki serbest atışları kullanarak 90 dakikayı tamamlayabiliyor.
Şampiyonlar Ligi gibi üst düzey rakipler karşısında, futbolculuğunun sonbaharını yaşayan Van Hooijdonk’un Süper Lig’deki etkinliğinin çok uzağında kalmasını da doğal karşılamak gerek.
Fizik gücün artışına bağlı olarak, presin, rakibe oynayacak alan bırakmamanın, kora kor mücadelenin giderek daha çok önem kazandığı günümüz futbolunda, kadronuzda savunma yapmayan, fizik mücadeleye girmemeye özen gösteren 1 tane bile futbolcunuz varsa, işiniz zora girmiş demektir.
Sonuç olarak, geride kalan maçlarına baktığımızda, Fenerbahçe’nin elindeki kadro yapısıyla, sıkça dile getirilen “Şampiyonlar Ligi’nde final oynama” hedefinin henüz çok uzağında olduğu görünüyor. “Nasıl olsa kazanırız havasındaki” özgüveni zaman zaman ciddiyetsizliğe ve laubaliliğe dönüşmese, Olympique Lyon çok daha farklı skorlu bir galibiyetle ayrılabilirdi Saracoğlu’ndan.
FRANSIZ BASINI: Kolay galibiyet
Avrupa Şampiyonlar Ligi (D) Grubu’nda Olimpique Lyon’un İstanbul’da Fenerbahçe’yi 3-1’lik skorla yenmesine Fransız basını geniş biçimde yer verdi.
Spor gazetesi L’Equipe, “Lyon pupa yelken gidiyor” başlığıyla verdiği haberinde, Lyon’un Fenerbahçe’yi 3-1 yenerek, Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkmak için büyük bir avantaj sağladığını yazdı. Brezilyalı futbolcu Juninho’nun ilk golü atarak, maçın kilidini açtığı belirtilen haberde, Türk forvetinin Lyon savunması karşısında etkisiz kaldığına yer verdi.
Gazete, “Türk gibi güçlü” deyimine atıfta bulanarak “Lyon gibi güçlü” başlığıyla verdiği başka bir haberde de Fransız takımının kolay bir galibiyetle 2. tura kalma yolunda önemli bir avantaj
yakaladığını belirtti. Fransız gazetesi, Fenerbahçe’de ise en iyi oyuncu olarak kaleci Rüştü’yü gösterirken, Hollandalı forvet oyuncusu Van Hooijdonk’un etkisiz kaldığını yazdı.
Liberation gazetesi ise “Lyon Boğaziçi üzerinde güzel ve güçlü” başlığıyla verdiği haberde, Lyon’un, Fenerbahçe önünde kolay bir galibiyet aldığı yorumunu yaptı.