www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Iraklı aileyi yok ettiler
ABD’nin Felluce’ye yönelik son hava saldırısında aynı aileden 6 kişi öldü. Uçaklar, Kız Öğretmen Hazırlık Enstitüsü’nü de vurdu.

Siz AB’yi Avrupalılara sorun!
Avrupa Sosyal Forumu’nda sadece sendikacılar değil, öğrenciler, bilim insanları, öğretmenler ve basın mensupları kendi alanlarında hak gasplarından, tekelleştirmeler ve özelleştirmeden dert yandı.

Onbinlerce işçi Bush’a karşı yürüdü
ABD’de onbinlerce işçi ve emekçi, seçimler öncesi sorunlarına dikkat çekmek için sokağa çıktı. Sağlık hizmetlerinin kamulaştırılmasını, eğitime ödenek ayrılmasını ve Irak işgalinin sona ermesini isteyen protestocuların hedefinde Bush yönetimi vardı.


Iraklı aileyi yok ettiler
Günlerdir Felluce halkının üzerine bomba yağdıran Amerikan güçleri, dün de Felluce’nin merkezinde yeni bir katliama imza attı. Vahda semtindeki bir eve isabet eden füze, aynı aileden 6 kişiyi öldürdü. Görgü tanıkları, enkazdan 4’ü çocuk 6 kişinin cesetlerinin çıkarıldığını belirttiler.
Bu saldırıdan birkaç dakika sonra da, kentteki kız öğretmen okulu vuruldu. Polis yetkilisi Muhsin Adnan, bir Amerikan uçağından atılan füzenin Cumhuriye semtindeki Kız Öğretmen Hazırlık Enstitüsü’nün çatısına düştüğünü söyledi. Roketin sadece fırlatma kapsülünün patlamasıyla, büyük kayıpların şans eseri engellendiği belirtildi.
Irak’ta seçim öncesi saldırılarını yoğunlaştıran işgal güçlerine karşı direnişçilerin eylemleri de devam ediyor. Başkent Bağdat’ta havaalanına giden yolda bomba yüklü bir aracın infilak etmesi sonucu 2 Irak polisi ve 2 Amerikan askeri yaralandı. ABD’li yetkililerin verdiği bilgiye göre, eylem bir intihar saldırısıydı.
Bakuba yöresinde de militanların Irak polisi devriyesine ateş açtığı, çıkan çatışmada 1 sivilin öldüğü, 2 polisin yaralandığı bildirildi. Polis ve görgü tanıkları, Bakuba’nın Mukdadiye bölgesinde, bir araçtaki 4 militanın polis devriyesine ateş açmasıyla başlayan çatışmanın ortasında kalan 15 yaşındaki bir erkek çocuğunun öldüğünü söyledi.
Üç eylem birden
Önceki gün ise, Musul kentinde bomba yüklü araçlarla düzenlenen üç saldırıda 2 Iraklı sivilin öldüğü, 3 kişinin de yaralandığı açıklandı. Amerikalı yetkililer, bomba yüklü araçların üçünün de öğle saatlerinde Musul’un doğu kesiminde infilak ettiğini kaydettiler. Askeri konvoyu hedef alan saldırılardan birinde 1 ABD askeri yaralandı. Irak’ın batısındaki Habbaniye’de de ABD konvoyuna intihar saldırısı düzenlendi.

Felluce hayalet kasaba
Amerika’nın uzun zamandır aralıksız bombaladığı Irak kenti Felluce’de birçok kişi şehri terk ederken kalanların büyük bölümü de dışarı çıkmaya korkuyor. Ramazan ayı olmasına rağmen camiler alışılmadık şekilde boş.
Iraklıların anlattıkları
Felluce’den ayrılarak Bağdat’taki akrabalarının yanına gidenlerden biri olan Ömer Faruk isimli Iraklı, “Felluce neredeyse tamamen boş. Biz ramazanın ilk günü oradan ayrıldık. Çıkarken Amerikan askerlerinin Felluce’yi kuşattığını gördük. Bütün market ve dükkanlar kapalıydı, Felluce hayalet kasaba gibi” dedi. Başka bir Felluceli de, ramazan ayını gerektiği gibi yaşamalarına fırsat verilmediğini belirterek, camilerin geçen yılların aksine boş kaldığını söyledi.
İyad el Ani Camii İmamı Kamil İbrahim ise, “Alışılmadık bir ramazan yaşıyoruz. Teravih namazlarına çok az insan geliyor, namazlarını kılıp hemen gidiyorlar. Halbuki işgalden önce saatler süren vaazlar, sohbetler olurdu” diye konuştu.
Seçimlerden sonra saldıracaklar
Bağdat Hükümeti ve Felluce kenti heyeti arasındaki görüşmeler de, tutuklanan heyet başkanının serbest bırakılmasına rağmen tıkanmış durumda. Görüşmelerde Felluce temsilcisi olarak yer alan Doktor Ahmet Hardan, kendilerinden istenilenlerin kabul edilemez olduğunu belirterek “Bizden, saldırı olmasını istemiyorsak Ebu Musab Ezzarkavi’yi kentten çıkarmamız isteniyor. Bugüne kadar Ezzarkavi’yi vuruyoruz’ diyerek evleri bombaladılar, çok sayıda sivili öldürdüler. Ezzarkavi Felluce’de değil. Bu sadece işgalcilerin bir bahanesi” dedi. Hardan, Bağdat hükümetine olan kızgınlığını dile getirerek “Düşünün ki Irak Başbakanı, Iraklıları bombalaması için ABD’ye çağrı yapıyor” dedi.
Halk tedirginlik içinde
Heyet üyelerinden Doktor el Fethi ise, ABD seçimlerinin yaklaştığını belirterek “Bu yüzden Bush, asker kayıplarına yol açacak Felluce saldırısını başlatmaya korkuyor. Seçimleri Bush kazanırsa emin olun ki sadece Felluce’yi değil, işgale karşı direnen tüm kentleri yerle bir edecekler” dedi.

YARDIM KURULUŞU FAALİYETLERİNİ DURDURDU
72 ülkede faaliyet gösteren yardım kuruluşu Care, bölge yöneticileri Margaret Hassan’ın Bağdat’ta kaçırılmasının ardından Irak’taki tüm yardım faaliyetlerini durdurduklarını açıkladı.
Kuruluşun Avustralya şubesinin başkanı Robert Glasser, Margaret Hassan’ın kaçırılmasının ardından Irak’ta hiçbir çalışanlarının görev almayacağını duyurdu. Glasser, yaklaşık 30 yıldır Irak’ta yaşayan Hassan’ın neden kaçırıldığı hakkında hiçbir fikirlerinin bulunmadığını da belirtti.
Care International, Irak’ta 1990’lı yılların başından beri yardım faaliyetlerinde bulunuyordu. Hem İngiliz hem de Irak vatandaşı olan Hassan, bir Iraklı ile evli. 30 yıldır Irak’ta yaşayan Hassan, salı sabahı kaçırıldı. BBC’nin Bağdat muhabiri Claire Marshall, son olayın, kaçırma eylemlerini gerçekleştirenlerin giderek özgüven kazandıklarını gösterdiklerini söyledi. Eylemcilerin daha önce şehirlerarası yollarda seyahat edenleri kaçırdıklarına işaret eden Marshall, şimdi ise evden işine gidenlerin hedef alındığına dikkat çekti.


Başa dön


Siz AB’yi Avrupalılara sorun!
Ali Rıza Çiçek
Avrupa Sosyal Forumu’nun, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik müzakerelerinin başlatılması için fırtınaların kopartıldığı günlere denk gelmesi, sosyal forumu bir de bu gözle izlemek bakımından somut bir olanaktı. Öyle ya; Avrupalı işçiler, sendikacılar, kitle örgütleri, aydınlar, bilim insanları; ülkemizdeki hükümet/ana muhalefet partisi ve politikacısından büyük medya ve köşe yazarlarına kadar tümünün girmeye can attığı AB’nin bugünkü durumunu nasıl görüyorlardı? Avrupayı Avrupa yapan demokrasi ve sosyal haklar bakımından durumlarını nasıl değerlendiriyorlardı? Ah bir girsek, hele bir kapısından içeri geçsek teranelerini yirmi dört saat duyduğumuz bu AB, kendi vatandaşlarına ne menem bir yaşam sunuyordu?
Merak edilen cevap
Belirtmek gerekir ki, bu sorulara yanıtlar bulmak üzere Avrupa Sosyal Forumu’nu (ASF) izleyen bir insanın hayal kırıklığına uğraması işten bile değildi. İster yerli ve göçmen işçisi olsun, ister sendikacı ya da köylüsü olsun, isterse aydın, bilim adamı olsun herkes Avrupa’nın mevcut durumundan şikâyetçiydi. “Bugünkü Avrupa’yı istemiyoruz!” “Böylesi bir Avrupa için mi mücadele etti işçiler?” “Son 50 yıldaki çabalarımızın amacı bugünkü durum değildi; insanın merkezde olmadığı bir Avrupa istemiyorduk!” ASF boyunca gerçekleştirilen plenum, seminer ve atölye toplantılarında en sık duyduğumuz görüşler bunlardı. Kısacası, Avrupa’da sosyal ve demokratik hakların kısıtlandığı ve kısıtlanmaya da devam edileceği, mevcut durumun hiç de iç açıcı olmadığı konusunda tam bir görüş birliği yaşanıyordu.
‘Yurttaş yok artık’
Herkes bunu kendi yaşamı ve konumundan hareketle bir şekilde ifade ediyordu. Söz gelimi İtalya’dan Demokratik Avrupa Anayasası Forumu sözcülerinden Franco Russo’nun “Demokratik ve sosyal bir Avrupa için” konulu plenumda yaptığı konuşmada şu tespitleri yaptı: “Muhafazakâr bir devrimle karşı karşıyayız... Ekonominin diliyle konuşuluyor; yurttaş yok artık, müşteri var sadece... 18. yüzyılın çalışma koşulları tesis ediliyor... Ekonominin Avrupası’na karşı çıkmalıyız.”
Sendikacı gözüyle AB
Aynı plenumda konuşan Avrupa Sendikalar Birliği ETUC’a bağlı CES sendikasının genel sekreteri Marie-Helena Andre de benzer bir tablo çiziyordu: “Serbest dolaşım hakkı, işçiler
için değil, sermaye için geçerli. Ekonomi, büyümek yerine geriliyor. Ekonomik başarı işyeri açmalı, sosyal refahı artırmalı. Oysa işsizlik artıyor. Yeterli ücret, rahat bir geçim, sağlıklı çalışma koşulları gibi taleplerimiz karşılanmadı. Bunlara olmaz deniliyor.” Sendikal alandaki saldırılara da değinen Andre konuşmasını şöyle sürdürdü: “Zayıf sendika, yeni işyerlerinin yaratılması için daha iyidir diyorlar! Patronun karşısında işçilerin tek başına ve örgütsüz durmaları isteniyor. Oysa güçlü sendikalara ihtiyacımız var.”
“Nereye gidiyoruz?” sorusunu da soran sendika genel sekreteri, “demokratik ve sosyal bir Avrupa’nın arayışında” olduklarını açıklıyordu.
Anayasa halkın çıkarına değil
Bu plenumda AB Anayasası’na da değinen konuşmacılar, anayasanın önceliklerinin halkın çıkarları ve hakları olmadığını vurguluyorlardı.
Fransa’dan G10 Solidaires Sendika Birliği’nin Genel Sekreter yardımcısı Annike Coupe, anayasanın; iş hakkını tanımadığını, kamu hizmetini bir rekabet konusu haline getirdiğine dikkat çekiyordu. Belçika’dan Hıristiyan bir kitle örgütünün sekreteri olan Anne Van Laer ise, “Yurttaşsız Avrupa olamaz. Avrupa Parlamentosu seçimleri insanların tepkisini ortaya koydu. Seçmenlerin yüzde 30’u AB karşıtı partilere oy verdi” diyordu. İsveçli sendikacı Peter Gustavsson, İskandinav ülkelerindeki güçlü AB karşıtlığına dikkat çektiği konuşmasında, İskandinavya’da AB’yi dönüştürmenin değil AB’den çıkmanın tartışıldığını belirtmekteydi.
Kuşkusuz bunlar sadece birer örnek. Ama eleştiri ve tepkiler diğer plenum ve seminerler izlendiğinde de değişmiyor.
AB ve eğitim
Eğitim sorunlarının tartışıldığı toplantıları dinlediğinizde; eğitimin seviyesinin düşürüldüğü, işsiz öğretmenlerin sayısının arttığı, ortaokullara kadar uzanan özelleştirme saldırısının sürdüğünü duyuyorsunuz.
Medya konusunun ele alındığı plenum ve seminerlerde ‘medya terörü’nden söz edildiğini, okurları bilgilendiren, gerçeğe önem veren değil, yanıltma ve manipülasyona dayalı bir medyacılığın geliştiğini, büyük medya araçlarının birkaç tekelin elinde merkezileştiğini ve bu durumun demokrasi açısından bariz bir tehdit oluşturduğunu, medya çalışanlarının ekonomik durumunun kötüleştiğini öğreniyorsunuz.
Bilim üzerindeki sermaye baskısı
Fransa, Finlandiya, Almanya, İngiltere vb. ülkelerden gelen bilim adamlarının düzenlediği seminerleri dinlediğinizde, bilimsel çalışma için en rahat ve özgür ortamın yaratıldığını düşündüğümüz AB’de durumun bambaşka olduğunu fark ediyorsunuz.
Bilim adamları, özellikle tekellerin ve ordunun bilim üzerindeki baskı ve egemenliğinin arttığına dikkat çekiyorlardı. Örneğin Londra Üniversitesi’nden David Margolies, bu konuyla ilgili yapılan bir seminerde şunları belirtiyordu: “Her ne kadar bazı meslektaşlarımız bu konularda rahat görüş belirtemiyorsa da, şu kadarını bilmekte fayda var: İlaç tekelleri üniversite ve araştırma kurumları üzerinde yoğun bir baskı uyguluyor. Eleştirel bilim adamları genellikle ve bir şekilde kapı dışarı ediliyor. Özellikle ABD’li tekeller bu konuda çok aktif.”
Araştırma-geliştirme alanının özel şirket ve tekellere terkedilmesinin çok tehlikeli olduğunu vurgulayan bilim adamları, bugünün Avrupasında “Öncelikleri şirket ve ordu kurumlarınca belirlenmeyen başka bir bilime ihtiyacımız var” diyor ve bu amaçla sokağa da çıkmak gerektiğini vurguluyorlardı.
AB değil mücadele
Kısacası, Avrupa Sosyal Forumu’na katılan Avrupalılar, bize sunulandan çok farklı bir Avrupa tablosu çiziyorlardı. Türkiye’de bazı çevreler ülkenin demokratikleşme umudunu AB üyeliğine bağlarken, AB’ye üye ülkelerin işçileri, sendikacıları, aydınları ve bilim adamları; anti-demokratik uygulamalardan, yaşam ve geçim koşullarının hızla kötüleşmesinden, bir avuç tekelin hükümdarlığı ve her şeye hükmetmelerinden yakınıyor, gidişatı iyi görmüyor, tek seçenek olarak mücadelenin yükseltilmesini görüyordu.
Anlaşılan o ki, Türkiye’nin; AB’ye alınsa da alınmasa da, AB’ye üye ülkelerde olduğundan çok daha güçlü sendikalara, hakları için mücadele eden gençlere, sorumlu bilim adamı ve aydınlara ve gerçekleri yazan bir basına ihtiyacı var!


Başa dön


Onbinlerce işçi Bush’a karşı yürüdü
Bush yönetiminin emek karşıtı politikalarını protesto eden onbinlerce Amerikalı işçi meydanlara döküldü. 15 binden fazla ABD’li işçi mitingde daha fazla iş imkânı, sağlık hizmetlerinin kamulaştırılması ve
Irak işgalinin son bulması taleplerini dile getirdiler.
Seslerini duyurmak için...
Eylemlerini Reformcu Martin Luther King’le özdeşleştiren işçi sendikaları, işçi haklarının üzerindeki saldırıları protesto ettiler. Gösteriye katılan Amerikalılar, ülkenin dört bir yanından seçimlere günler kala Amerikalıların ülke içinde ve ülke dışında karşı karşıya kaldığı sosyal, ekonomik, politik zorluklara dikkat çekmek için buraya geldiklerini vurguladılar.
Bir Milyon İşçi Yürüyüşü adı ile gerçekleştirilen gösteriye katılmak isteyen 30 kadar otobüsün polis tarafından gösterinin yapılacağı Luther King’in anıtının önü yerine Robert F. Kennedy anıtının önüne yönlendirildiği belirtildi.
İşgale karşı
Binlerce posta işçisinin, liman işçisinin, otobüs şoförünün ve öğretmenin katıldığı protesto gösterisinin en önemli taleplerinden biri de ABD askerlerinin
Irak’tan çekilmesiydi. Vietnam Şehitleri Anıtı önünde ABD’nin Irak işgalini protesto etmek isteyen bir kadın gösterici polis tarafından tutuklandı.
İşgali Irak halkına karşı açılan haksız bir savaş olarak niteleyen işçiler, işgale harcanan milyarlarca doların eğitime ve kamu hizmetlerine harcanması gerektiğine vurgu yaptılar. “Savaşa değil işe ihtiyacımız var” diyen işçiler, ABD Başkanı Bush’un iç ve dış politikalarını eleştirdi.
Gösteride bir konuşma yapan eski ABD Adalet Bakanı Ramsey Clark, Bush’un savaş suçları nedeniyle cezalandırılması gerektiğini söyledi. Bush karşıtı dövizlerin en revaçta olanı “11 Eylül’ü Bush rejimi yarattı” yazılı olanıydı.
Otel işçilerine destek
Bir Milyon İşçi Yürüyüşü’nün devamında birkaç yüz işçi, Hotel Washington’un önüne yürüdü. Amaçları, 3800 otel işçisini temsil eden sendikanın toplusözleşmede yaşadığı zorluklara karşı otel işçilerine destek vermekti. Otelin önüne doğru yürüyen işçilerin sloganları otelin içerisinde yankılandı. Otelin camlarından bakan otel işçileri de el sallayarak göstericileri selamladı.

‘Geleceğimiz karanlık’
Protesto eylemine katılan emekçiler, büyük sıkıntılar yaşadıklarını ve geleceklerine şüpheyle baktıklarını söylediler:
Clarence Thomas (San Francisco Uluslararası Liman ve Ambar İşçileri Sendikası Başkanı, liman işiçisi):Çalışan çoğunluğun durumu iyi değil. İşyerlerinin çoğu yurt dışına taşınıyor, taşerolaştırma ve özelleştirme hızlanıyor. Tüm bu durumda bizim çocuklarımızı çok daha kötü bir gelecek bekliyor.
Steve Burns (Öğretmen):Bir öğretmen olarak sağlık sigortasından faydalanamıyorum. En basit enfeksiyonel bir hastalıkta 1200 dolar hastane faturası ödemek zorundayım. Sağlık sistemi felaket durumda ve adaylardan hiçbirinin gerçek bir çözümü yok.
Daniel Hall (Öğrenci):Umarım bu yürüyüş insanların düşünmesini sağlar. Bu sistem eşitsizlik sistemi. (“İşçiler ve öğrenciler birleşin” yazılı bir pankart taşıyordu.)


Başa dön


Seçime Florida gölgesi
Amerika’da “seçime katılımı artırmak ve oy kullanımında yaşanacak sorunların önüne geçmek” için bazı eyaletlerde oy verme işlemlerine erken başlandı. Ancak özellikle 2000 seçimlerindeki usulsüzlüklerle gündeme gelen Florida’da yine şaibeli gelişmeler yaşandı. Elektronik oy verme makineleri ile oy kullanımının yapıldığı seçim merkezlerinde makinelerin arızalanması nedeniyle uzun kuyruklar oluştu. Birçok seçmen, kayıtları yapılmadığı için oy kullanamadı. Bazı bölgelerde oylar geçersiz çıktı, oy pusulaları ise hatalıydı. Ayrıca Florida’nın üç kentinde, oy verme makinelerinin seçim merkezinin bilgisayarları ile bağlantısının kesilmesi nedeniyle kapatıldığı belirtildi. Florida’nın özellikle, Miami ve Tampa kentlerinde oy vermek için saatlerce bekleyen seçmenler arasında gerginlikler yaşandığı ve seçmenlerin kızgın olduğu ifade edildi. Theresa LePore isimli seçim görevlisi, bunun hayatında gördüğü en kötü seçim olduğunu belirtirken, Duval’da bir seçim yetkilisi, usulsüzlerin ardından istifa etti.
İsrail işgali gazetecileri de vurdu
Uluslararası Basın Enstitüsü (UPI), ikinci Filistin İntifadası’nın başladığı 2000 yılından bu yana İsraillilerle Filistinliler arasında çıkan çatışmalarda 12 gazetecinin öldüğünü bildirdi. UPI’nin raporunda, onlarca gazetecinin de yaralandığı son 4 yılda basın özgürlüğünün 562 kez ihlal edildiği belirtildi. Raporda, ölen gazetecilerden 10’unun Filistinli, 1’inin İtalyan, 1’inin de İngiliz olduğu belirtilirken, yaralı gazetecilerin çoğunun Filistinli olduğu kaydedildi. Öte yandan, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin Beyt Hanun bölgesinde 2 Hamas üyesini öldürdüğü bildirildi.
Bakanlığa işçi kuşatması
Hollanda’da, hükümetin sosyal güvenlik ve tasarruf politikasına karşı çıkan işçiler, dün sabah Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın girişini, yaklaşık iki buçuk saat süreyle kapattı. Hollanda Sendikalar Federasyonu’na bağlı sendikalara üye 200 dolayında işçi, sabah 07.00’den itibaren bakanlığın girişini ve çevresini zincir oluşturarak kapattı. Bakanlığa gelen araçların ve memurların girişine izin verilmedi. İşçiler, taşıdıkları pankart ve dağıttıkları bildirilerle hükümetin sosyal saldırı paketini protesto etti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net