www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sağlık hakkı yargılanamadı
İş bırakma eylemi nedeniyle haklarında dava çılan sendikacı ve sağlık çalışanlarından oluşan 85 kişi salona sığmadı.Dava başka bir salonda görülmek üzere ertelendi. İTO Sözcüsü Osman Öztürk, “Biz halkız bu salona bu alanlara sığmayız” dedi.

Kaplan tutuklandı
Almanya’dan sınırdışı edilerek Türkiye’ye teslim edilen Metin Kaplan, tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi’ne konuldu. Kaplan’ın avukatı, davayı, “Türkiye’deki bir takım güçler birbirini yargılayacak” sözleri ile değerlendirdi.

‘Sorunu birlikte çözelim’
Brüksel’de bulunan DEP eski milletvekilleri, önceki gün onurlarına verilen resepsiyona katıldılar. AP milletvekilleri, Kürt siyasetçiler ve çok sayıda gazetecinin katıldığı resepsiyonda konuşan Leyla Zana, “Kürtlerin karşı karşıya kaldığı baskılardan bahsetmeyeceğim.

‘SSK’yı biz batırmadık’
Türkiye İşçi Emeklileri Derneği Genel Kurulu’nda SSK’yı çalışanların ya da emeklilerin değil, ülkeyi kötü yönetenlerin batırdığı belirtildi. Kurula katılan Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu’na soru sormak isteyen bazı delegelere ise söz verilmedi.


Sağlık hakkı yargılanamadı
Ücretsiz sağlık hakkı, çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle 5 Kasım'da bir araya gelen 11 örgütün 85 yöneticisinin yargılanması mahkeme salonunun 'dar gelmesi' nedeniyle ileri bir tarihe ertelendi. İstanbul 5. Ceza Mahkemesi'nde dün yapılan davaya yaklaşık 500 kişi katıldı.
TTB, SES ve diğer sağlık alanındaki örgütlü sendikalarının çağrısıyla Türkiye'deki sağlık sorunlarına ve sağlık çalışanlarının çalışma şartlarının düzeltilmesi için "GöREV" etkinliği nedeniyle sendika, sivil toplum ve meslek örgütlerinin 85 yöneticisine toplam 255 yıl istemiyle dava açılmıştı. Mahkeme öncesi destek için gelenler ve sanıklar, "Sağlık hakkı yargılanamaz" pankartı açtılar. "Emekçiler değil AKP yargılansın, Sağlık haktır satılamaz, grev hakkı yargılanamaz" sloganları atan grup ellerinde "AKP sağlığa zararlıdır, herkese eşit ücretsiz sağlık hakkı" dövizleri taşıdılar.
Duruşma öncesi "Çok ilginç bir davanın ilk duruşmasına giriyoruz" diyen İstanbul Tabip Odası (İTO) Başkanı Gencay Görsoy Türkiye'nin AB ile pazarlık yaptığı bir dönemde hak arama mücadelesine gidenlerin yargılandığını söyledi. Türkiye'de sağlıkla ilgili bir sıralama yapıldığı zaman bir eşitsizliğin karşılarına çıktığını belirten Gürsoy, Anadolu'daki sağlık hizmetleri ile metropoller arasındaki sağlık hizmeti karşılaştırdıkları zaman hizmet farkının Sudan ile gelişmiş ülkeler arasındaki hizmet farkına eşit olduğunu söyledi. Gürsoy, "Bizim itirazımız bu noktadadır. Biz fakir fukaranın sağlık hakkını savunuyoruz" dedi. Davanın tarihi bir dava olduğunu sözlerine ekleyen Gürsoy, "Hiç unutmayın talep ve görüşlerimize devam edeceğiz" dedi. Sağlık Emekçileri Sendikası Başkanı İsmail Hakkı Tombul da, "Bugün burada biz değil Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı hayata geçirmek isteyen AKP Hükümeti yargılanmalıdır. Bu davanın takipçisi olacağız" dedi.
Salona sığmadılar
Açıklamaların ardından duruşma salonuna geçildi. Ancak yargılananların 85 kişi olması ve destek vermeye gelenlerin kalabalığı nedeniyle sanıkların salona sığması mümkün olmadı.
Sanık vekillerin adına Çağdaş Avukatlar Grubu başkan adayı Avukat Bahri Bayram Belen salonun yargılama yapmak için yetersiz olduğunu belirterek, "Duruşmanın Adalet Bakanlığı'nın daha büyük bir salonunda yapılmasını talep ediyorum" dedi. Yargıç da bu talebi kabul etti. Duruşmaya sendika avukatlarının yanı sıra İstanbul Baro Başkanı Kazım Kolcuoğlu, Çağdaş Avukatlar Grubu adına Av. Bahri Bayram Belen ve yönetim kurulu üyelerinden oluşan yaklaşık 30 avukat katıldı.
Halk bu solanlara sığmaz
Duruşmanın ardından adliye önünde toplanan grup adına konuşan, İTO Basın Sözcüsü Osman Öztürk, "Salon dar olduğu için salona sığmadık. Biz halkız bu solanlara bu alanlara sığmayız" dedi. Öztürk'ün konuşması "Emekçiler değil AKP yargılansın, grev hakkı yargılanamaz" sloganları ile kesildi. Adliye önünden Sultanahmet meydanına doğru sloganlarla yürüyüşe geçen kalabalık Sultanahmet Meydanı'nda toplandı. Gürsoy, "Salonlara sığmadık, bu tarihi dava çatıya sığmadı. Yasal zeminler içinde g(ö)revimizi yapmaya devam edeceğiz" dedi. İçi içine sığmadığını dile getiren TTB Başkanı Füsün Sayek de "Türkiye'nin gözü kulağı burada. G(ö)revimizi yapmaya devam edeceğiz " diye konuştu. Mücadeleyi sürdüreceklerini söyleyen Tombul da "Burada yargılanmak istenen halkın kendisidir. Sağlıkta Dönüşüm Program tarihin çöplüğünde yerine alacaktır" şeklinde konuştu.
Basın açıklamasına, İstanbul Tabip Odası, SES İstanbul Şubeleri, KESK, DİSK, Türk-İş, Hak-İş, Dev Sağlık-İş, İstanbul Diş Hekimleri Odası, Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği, İstanbul Eczacılar Odası ve İstanbul Veteriner Odası üyeleri katıldı.
Ayrıca, EMEP Başkanı Levent Tüzel, İstanbul Baro Başkanı Kazım Kolcuoğlu, Eğitim Sen Başkanı Alaaddin Dinçer, TMMOB, Halkevleri, Emekli-Sen, Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği, Haber-Sen destek verdi. Davaya destek vermek için yurtdışından da Bulgaristan Tabipler Birliği, yönetim kurulu üyeleri, Litfanya Tabipler Birliği ve Uluslararası Çalışma Örgütü'nden Ellen Roskam destek verdi.

'Arkadaşlarımızın yanındayız'
Türkiye'nin birçok ilinde çeşitli meslek örgütleri tarafından gerçekleştirilen eylemler İstanbul'a "Yargılanan arkadaşlarımızın yanındayız" mesajı gönderildi. Ankara Tabib Odası'nın çağrısı ile Ankara Adliyesi önünde bir araya gelen çeşitli meslek örgütü, sendika, dernek ve siyasi parti üye ve yöneticileri, İstanbul'da yargılanan 85 kişiye sahip çıktıklarını, "herkes için eşit parasız sağlık talebi suçsa biz de suç işledik" sözleriyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na kendilerini ihbar ettiler. İstanbul'da 85 kişinin yargılandığı duruşmanın görüldüğü saatlerde Ankara Numune Hastanesi önünde toplanan sağlık emekçilerine, Halkevleri, EMEP, TKP ve KESK'e bağlı sendikalarınx üyeleri de destek verdi. Adana Tabip Odası (ATO) da, 'Sağlık hakkı' talebinin yargılanmasını Adana Numune Hastanesi'nde Acil Servis bölümünde toplu nöbet eylemi gerçekleştirerek protesto etti. Sağlık çalışanları ve hekimler Adana'daki eylemde, İstanbul'da yargılanan arkadaşlarının yanlarında olduklarını belirtiler. SES üyeleri , TÖK üyeleri ve Hasta Yakınları Derneği'nin de desteklediği eylemde konuşan ATO Başkanı Osman Küçükosmanoğlu, "Bu dava sağlık hakkı/mesleki onurumuz/iş güvencemiz/özlük haklarımız için 5 kasım 2003'ten bu yana görevde olan hepimizindir" dedi.
Tüm yurttaşların davası
SES İzmir Şubesi, Türk Hemşireler Derneği ve İzmir Tabip Odası hem ücret, iş güvencesi ve sağlık hakkı hem de İstanbul'da yargılanan 85 kişi için SSK Tepecik Hastanesi bahçesinde ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Türk İş, DİSK ve İzmir Barosu yöneticileri de destek verdi. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın geçtiğimiz günlerde sağlık çalışanlarını, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve hasta yakınlarını cezalandırmak için dava açtığına dikkat çeken İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Gül, "Bu dava, önemli ölçüde tahrip edilmiş sağlık hakkının geliştirilmesi için çaba sarf eden tüm yurttaşların davasıdır. Bu dava, sağlık hizmetlerinin olmazsa olmazı olan ekip hizmeti anlayışının gereğini yerine getiren tüm sağlık çalışanlarının davasıdır," dedi. Poliklinikler binasına asılan ve talepleri içeren dev pankart dikkat çekti. Açıklamanın ardından giriş kapısına kadar sloganlarla yürüyüş yapıldı.
Diyarbakır Tabip Odası ve SES Diyarbakır Devlet Hastanesi önünde basın açıklaması yaptı. Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Ramazan Pokerce, aynı eyleme kendilerinin de katıldığına işaret ederek, cumhuriyet savcılığına kendileri hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Kayseri'de de SSK hastanesi önünde yargılananlara destek eylemi yapıldı. ESES Kayseri Şube Başkanı Orhan Karakaya, yargılananların 85 kişiden ibaret olmadığını; asıl yargılanmak istenenin talepleri ve sağlık hakkı olduğunu söyledi.
Antalya'da yapılan basın açıklamasını okuyan ATO Başkanı Naci İşoğlu da, yargılananların insanca yaşayacakücret, iş güvencesini, herkese eşit nitelikli, ulaşılabilir ve ücretsiz sağlık hakkı istediğini belirtti.


Başa dön


Kaplan tutuklandı
Almanya’dan önceki akşam sınırdışı edilerek Türkiye’ye teslim edilen Metin Kaplan, emniyet sorgusu yapılmadan doğrudan hakim karşısına çıkarıldı. Kaplan, “Anayasal düzeni yıkmaya yönelik eylemlerde bulunduğu” iddiasıyla Erzurum, Ankara, Adana ve İstanbul DGM’lerince hakkında açılan dava dosyalarının toplandığı İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmasının ardından tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Kıyafeti değişti
Kendisini “hilafet devletinin halifesi” ilan eden ve Almanya’da yasaklanan İslami Cemiyet ve Cemaatleri Birliği’nin (İCCB) yöneticisi olan Metin Kaplan, Köln İdare Mahkemesi’nin verdiği kararla, sınırdışı edilmemek için temyize gitmesine rağmen Türkiye’ye gönderildi.
Kaplan, dün sabah gözaltında tutulduğu Atatürk Havalimanı Şube Müdürlüğü’nden Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi. Elleri kelepçeli olarak araçtan çıkartılan Kaplan, Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne bağlı polislerin oluşturduğu koridordan binaya alındı. Adliyeye getirilişi sırasında basın mensuplarının “Bir şey söyleyecek misiniz?” diye sorduğu Kaplan, “Dün akşam selam verdim. Niye görmediniz? Mahkeme’ye söyleyeceğim” karşılığını verdi. Önceki akşam cübbe ve sarığıyla Atatürk Havalimanı’na getirilen Metin Kaplan’ın, dün hakim karşısına çıkarılırken ceket-pantolon ve kravatsız bir gömlek giydiği, sarığının da çıkarıldığı dikkati çekti.
Müebbet hapis isteniyor
Fatih Cami ve Anıtkabir’e uçakla saldırı hazırlığı yaparken yakalanan kişileri azmettirdiği iddiasıyla hakkında gıyabi tutuklama kararı verilen Kaplan’ın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada ifade vermeyeceğini ve susma hakkını kullanacağını söyledi. Kaplan’ın avukatı da, savunmalarını yapabilmeleri için süre talebinde bulundu. Bunun üzerine Kaplan’a, İstanbul, Erzurum ve Adana DGM’de açılan ve birleştirilen 13 ayrı davanın iddianameleri okundu. Ardından hakkındaki tutuklama kararı vicahiye çevrilerek, Bayrampaşa Cezeaevi’ne gönderildi. Bir sonraki duruşma ise 20 Aralık 2004 tarihine ertelendi.
Kaplan’ın TCK’nın 146/1 ve 168/1 maddelerini ihlal ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’na muhalefet ettiğinden müebbet hapis cezasına çarptırılması talep ediliyor.
Bu arada Başbakan Erdoğan, Kaplan’ın Türkiye’ getirilmesi hakkındaki soruları yanıtlamayarak, “Hukuki bir süreç işliyor” demekle yetindi.

NOTLAR...
  • Kaplan, hakkındaki iddianameler okunurken mahkeme başkanını oturarak dinledi. Kaplan, ara karar okunurken mahkeme başkanının “Ayağa kalkın” istemini reddetti. Kaplan’ın bu tutumu üzerine başkan Kaplan’a karar okunurken ayağa kalkmaması halinde bir dahaki duruşmalarda savunma yapamayacağını söyledi ve “Bunu kendi iradenle mi yapıyorsun? Sonuçlarına hazır mısın?” diye sordu. Kaplan, önce “Hazırım ayağa kalkmak istemiyorum” dedi ardından avukatının müdahale etmesiyle “yorgun, aç ve ayağa kalkamayacak” durumda olduğunu belirtti.
  • Duruşma sonrasında basına açıklama yapan Kaplan’ın avukatı Hüsnü Tuna, duruşmayı “Türkiye’deki bir takım güçler birbirini yargılayacak” sözleri ile değerlendirdi.


    Başa dön


    ‘Sorunu birlikte çözelim’
    Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından 1995 yılında verilen “Sakharov Düşünce Özgürlüğü” ödülünü almak ve bir dizi temasta bulunmak üzere Belçika’nın başkenti Brüksel’de bulunan DEP eski milletvekilleri Leyla Zana ile Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Selim Sadak, önceki gün onurlarına verilen resepsiyona katıldılar.
    Resepsiyonda, AP milletvekilleri, Kürt siyasetçiler ve çok sayıda gazeteciyle bir araya geldi.
    DEP milletvekilleri AP’de Yeşiller Grubu tarafından ağırlandı. Yıllar boyunca DEP’lilerin mahkemelerini yerinde giderek izleyen, yoğun bir çalışma yapan AP sol grup milletvekillerinin resepsiyonda bulunmaması dikkat çekti. Zana’nın eşi Mehdi Zana, Joost Lagendejk, Louisa Morgantini ve Feleknas Uca gibi çok sayıda parlamenter de resepsiyona katıldı.
    Kürt müziği çaldı
    Kürt müziği eşliğinde resepsiyon salonuna giren DEP milletvekilleri, AP Yeşiller Grubu’nun Başkanı Daniel Cohn Bendit başta olmak üzere, eski çalışma arkadaşları, Kürt politikacıları, milletvekilleri tarafından karşılandı. Resepsiyonda ilk konuşmayı yapan AP Yeşiller Grup Başkanı Daniel Cohn Bendit, Leyla Zana ve arkadaşlarının AP’de bulunmasının Türkiye’de yaşanan gelişmelerin en önemli göstergesi olduğunu söyledi. Bunu Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonunun da iyi bir işareti olduğunu belirten Bendit, “Müzakerelerde iyi bir nokta olacak. Diyarbakır’daki halkın yaşam koşullarının İstanbul’daki gibi olmasını istiyoruz” diyerek sözü Zana’ya bıraktı.
    Kendisini yalnız bırakmayan dostlarına yetkililere teşekkür ederek konuşmasına başlayan Leyla Zana, bundan 12 yıl önce AP’ye geldiğinde Kürtlerin uğradığı zulmü herkese duyurma amacında olduğunu, bugün ise sorunun çözümü için düşünmenin gerektiğini kaydetti.
    “Kürtlerin karşı karşıya kaldığı baskılardan bahsetmeyeceğim. Çok iyi bilindiğini düşünüyorum. Bundan sonra sorunun nasıl çözülebileceğini hep birlikte düşünmeliyiz” diyen Zana, en yalnız kaldığı anlarda dahi ayrıma gitmeden bütün halkları yüreğinde taşıdığını söyledi.
    Lagendejk: Tarihin cilvesi
    Resepsiyona katılan AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost Lagendejk de, AP’nin Zana ve arkadaşlarıyla bir arada olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirterek, “Leyla Zana ve 3 arkadaşını yıllar boyunca mahkemede sadece arkalarında oturarak gördüm. Şimdi dördü burada ve tarihin cilvesini görüyoruz. 10 yıl boyunca tutuklu olan insanlar şimdi Türkiye’yi ellerinde yeşil pasaportla VIP çıkışından terk ediyorlar” dedi.
    Zana’nın AP’de yapacağı konuşmada vereceği mesajın net olacağını belirten Lagendijik şunları dile getirdi: “Zana parlamentoda konuşacak ve mesajının çok net olacağını düşünüyorum. Birincisi Kürtlerin Türkiye’nin bir parçası, ikincisi de Türkiye’nin Avrupa’nın bir parçası olduğudur. Bu bence verilecek çifte mesaj budur. Türkiye’de yeterince gelişme olmadığını eleştiren insanlar, insan hakları ve Kürtlerin hakları konusunda eleştirenler var. Şimdi Kürtler burada, lütfen önce müzakereleri yapmakla başlayın, biz gelişmelerin devam edeceğine inanıyoruz, müzakerelerin başlamasını öneriyoruz biçiminde değerlendirmeler yapacaklar.”

    Türkiye, Kürtleri ve Alevileri kabul etmeli
    Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyon Başkanı Büyükelçi Hansjörg Kretschmer, “Türkiye’nin kabul etmesi gereken iki tane koşul var. Bunlardan biri Kürt sorunu diğeri ise Aleviler” dedi.
    Alevi ve Kürt sorununun yaşandığı yerlerden biri olması nedeniyle Tunceli’ye geldiğini açıklayan Kretschmer’in ilk durağı Tunceli Valiliği oldu. Sabah saatlerinde Tunceli Valisi Mustafa Erkal ile görüşen Kretschmer, daha sonra Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil’i ziyaret etti. Kürtlerin ve Alevilerin sorunlarını Büyükelçi’ye aktaran Abdil, Türkiye’ye müzakere tarihinin verilmesini istedi. Geliş amacına ilişkin gazetecilerin sorularını yanıtlayan Kretschmer, Tunceli’yi yakından tanımak istediğini ifade ederek, “İki tane sorunlu alan olduğunu görüyorum birincisi nüfusun çoğunluğu Kürtlerden oluşuyor, ikincisi de buradaki halkın çoğunluğu Alevi. Burada Türkiye’nin kabul etmesi gereken iki tane koşul var” dedi.


    Başa dön


    ‘SSK’yı biz batırmadık’
    Türkiye İşçi Emeklileri Derneği’nin (TİED) 17’nci Genel Kurulu dün yapıldı. Kurulda konuşan TİED Genel Başkanı Kazım Ergün, “SSK’yı biz batırmadık, çalışanlar da batırmadı, ülkeyi kötü yönetenler batırdı” diye konuştu. Ergün, TES-İŞ toplantı salonunda yapılan kurulda, muhalefette iken emeklilere ikramiye verilmesi için Meclis’e önerge verenlerin bugün bakan koltuğunda oturduğunu belirterek, yıllardır bekletilen İntibak Yasası’nın bir an önce çıkartılmasını ve emeklilerin TÜFE farklarından doğan alacaklarının ödenmesini istedi.
    Emekli maaşlarına zam yapıldığında hükümeti popülist politika yapmakla suçlayanların, bankalar hortumlanırken seslerini çıkarmadıklarına dikkat çeken Ergün, emeklilere verilen paranın artı değer olarak ülke ekonomisine geri döndüğünü, ancak ranta yatırılan paranın yurtdışına kaçtığını vurguladı.
    Piyasa dayatması
  • Ulucanlar’da kontrol komedisi
    Gazetemizin Ankara Temsilcisi Fevzi Argun’a, Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde tutulan Funda Davran Gök’ün gönderdiği mektup, AKP’nin sansürlü demokrasisinden nasibini aldı. 15 Şubat 2004’de evi basılarak, Wernicke Korsakoff hastası olan eşi ile birlikte gözaltına alınan Gök, yazdığı mektupta, yaşadıklarını anlatıyor. Mektubunda, aynı dönem 42 kişinin gözaltına alındığını belirten Gök, işkence ve kötü muameleye maruz kaldıklarını ve hasta olan arkadaşlarının, durumları raporlarla sabit olduğu halde serbest bırakılmadıklarını ifade ederek, eşi Mustafa Gök ile TAYAD’lı Mehmet Güvel’in sağlık durumları nedeniyle hapishanede tutulmalarının imkânsız olduğunu vurguluyor. “Başından sonuna kadar her anına hukuksuzluğun hakim olduğu bir komplo ile tutuklanmamızın üzerinden 8 ay geçti. Bu 8 aylık sürede de hukuksuzluk sürdürüldü. Dosyamız 6 ay boyunca açılmadı.” diyen Gök, “örgüte yardım” iddiası ile tutuklanmış olmalarına rağmen şimdi “üyelik” iddiası ile yargılandıklarına dikkat çekiyor. Gözaltı sürecinde, Ekmek ve Adalet Dergisi’ne ait olan haber disketlerine de el konulduğunu dile getiren Gök, “örgüt üyeliği” iddialarının dayanağı yapılan disketin, savcılık emanetinde görünürken aylarca polisin elinde tutulduğuna, aradan geçen bu sürede de haber disketinin örgüt disketine dönüştürüldüğüne dikkat çekiyor. Gök, iddianamede örgüt üyeliğinin delili olarak bir disket ile katıldıkları yasal, demokratik, eylemlerin gösterildiğini ve “diskette adın var” denilerek 14 kişinin tutuklandığını ifade ediyor. Gök, “Yaşadığımız bu hukuksuzluğun sona ermesi, komploların boşa çıkarılması ülkemizin hukuk ve demokrasi mücadelesi açısından önemlidir” diyerek herkesi bu hukuk mücadelesini sahiplenmeye ve duyarlı olmaya çağırıyor. Mektupta yer alan “işkence”, “kötü muamele”, “komplo”, “polis” gibi kelimelerin ise mektubu postaya vermeden önce denetleyen cezaevi yönetimi tarafından karalandı. Karalanan kelimeler arasında “komplo” ifadesi 8 kez karalanarak ilk sırayı alırken, “işkence” ve “kötü muamele” ifadeleri de sakıncalı bulunuyor. Bu arada sansürlenen bazı kelimelerin ise ne anlama geldiği anlaşılmıyor. Funda Davran Gök ve arkadaşlarının yargılanmasına yarın (Cuma) Ankara 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde (eski DGM) saat 09:30’da başlanacak.
    İstanbul’da Kürtçe heyecanı
    Teknik ve yasal hazırlıklarını 11 ayda tamamlayan Özel İstanbul Kürt Dili Öğrenim Merkezi’nde dersler başladı. 230 civarında başvurunun yapıldığı kursta, seviye tespit sınavından geçenler, sıralardaki yerlerini aldı. 8 öğretmenin görev yaptığı Kürtçe kursu, 4 derslik, idare odaları, kütüphane ve kantin gibi bölümlerden oluşuyor. Her derslikte asgari olarak 16 kişi öğrenim görebiliyor. Özel İstanbul Kürt Dili Öğrenim Merkezi’nin açılışı 27 Eylül’de gerçekleşmişti. Başvuruların beklenildiği gibi olduğunu belirten Kurs Müdürü Mevlüt Çetinkaya, “Başvurular daha fazla olursa alternatif olanaklar yaratacağız. Bir kısım başvurunun kesin kayıtlara dönüşmesi bir haftalık süreyi alabilir” dedi. Kürtçe öğrenim görmek için başvuranlar arasında üniversite öğrencilerinin yanı sıra doktor, avukat ve mühendis gibi çeşitli meslek gruplarından kişiler bulunuyor. Kamu çalışanları ve işçilerden oluşan bir grup kursiyer ise hafta sonlarında ders alıyor. Hafta sonu öğrenim gören kursiyerler arasında ilköğretim öğrencileri de var. Çocukların anadillerini öğrenmelerini daha fazla önemsediklerini belirten Çetinkaya, yönetmeliğin çocuk kursiyerler için öngördüğü şartı hatırlatarak; “İlk veya ortaöğretim öğrencileri veya bu öğretimden ayrılmış kişiler eğer 18 yaşından küçük ise hafta sonlarında ya da yaz tatillerinde anne babalarının izniyle kursa alınabilirler. Bu gruptan bize 10’a yakın başvuru oldu. Okuldaki derslerinden dolayı ikisini birden yürütmeleri zor oluyor. O yüzden çoğu yaz tatillerini tercih etti” diye konuştu. Kursların Kürtler açısından okul görevi üstlendiğini ve açılışından bu yana heyecanlı ve duygusal anların yaşandığını belirten Çetinkaya şöyle devam etti: “Bununla birlikte belirsizliklerin olduğu bir durum yaşanıyor. Çünkü ilk deneyim bu. Daha önce bunun örnekleri yoktu. Neyi nasıl yapacağımız konusunda çok net bir planlama yok. Kurslar Kürtlerin ihtiyaçlarına cevap verecek durumda değiller. Buna rağmen demokrasi, kültür zenginliği açısından ve Türkiye’deki tüm toplumsal kesimler açısından sahiplenilmesi önemlidir.”
    AKP’li belediyeden Ramazan hediyesi!
    Baltalimanı sahil yolunun TEM Otoyolu ve Şişli Çağlayan Kavşağı ile doğrudan bağlantısını sağlamak gerekçesiyle, güzergâh üzerinde bulunan 62 binanın yıkımına başlandı. Yıkımı gözyaşları içinde izleyen mahalle sakinleri, Büyükşehir Belediyesi’nin hukuka aykırı hareket ettiğini belirterek, “Madem her şeye rağmen yıkacalardı, neden kışı beklediler? Okullar yeni açıldı, önümüz Ramazan, bu yağmurda nereye gidelim” diyerek tepkilerini dile getirdiler. Yıkımın yapılacağı Baltalimanı da tıpkı Alibeyköy gibi dün sabah erken saatlerde yüzlerce polis ve zabıta tarafından abluka altına alındı. Panzerlerle bölgeye gelen Çevik Kuvvet ekipleri yıkım yapılan mahallenin giriş ve çıkışını araç trafiğine kapatırken, belediye görevlileri de binalara elektrik ve su girişini keserek, ortamın gerginleşmesine neden oldular. Ailelerin bir bölümü evlerini daha önceden boşaltıp yıkıma hazır hale getirirken, bazı kişilerin ise evlerini boşaltmadıkları ve yıkıma tepki gösterdikleri görüldü. Belediye görevlileri ve polislerle tartışan bu kişiler, Ramazan’ı geçirmek için belediyeden bir ay süre istediklerini, ancak bunun uygun görülmediğini belirterek, “Okullar yeni başladı, çocuklar okula gidiyor. Önümüz kış. Yıkımı neden yazın yapmadılar da şimdi yapıyorlar?” diye tepki gösterdiler. Bazı kişiler ise yıkımın yasal olmadığını vurgulayarak, dava açtıklarını belirttiler. Tepkilere rağmen eşyasını belediye ekiplerinin yardımıyla tahsis edilen kamyonlara yükleyerek tahliye edenlerden bazıları gözyaşı dökerek eşyalarının boşaltılmasını izledi. Hazırlıkların tamamlanmasının ardından belediye görevlileri, iş makineleriyle yıkıma başladılar. Akşam saatlerine doğru evler oturulamaz hale getirildi. Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, projenin 1. etabında Baltalimanı sahil yolunun Etiler istikametine ve TEM Otoyolu’na, 2. etabında da Büyükdere Caddesi ile bağlantısının sağlanması amaçlanıyor.
    Gerekirse 30 bini yığarız
    Seyyar satıcılar, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin baskılarını ve hukuka aykırı şekilde mallarına el koymasını protesto etti. Yüksel Caddesi’nde biraraya gelen seyyar satıcıları “Su satan Tayyip, simit satan Baykal eski meslekdaşına sahip çık”, “Sosyal devlet S.O.S veriyor, kimileri sos yiyor, kimileri yal. Açız aç”, “Doğruyuz, çalışkanız fakat neden yasağız” dövizlerini taşıdılar. Seyyar satıcılar adına açıklama yapan, Tüm-Sey Derneği yöneticisi Yavuz Selim Şen, ailelerini geçindirmek için seyyar satıcılık yaptıklarını belirterek “Hizmet etmek vaadiyle gelip oylarımızı alan Melih Gökçek haftanın 6 günü boş duran 42 pazar yerinde haftanın bir günü istihdam yaratın, bu iş kökünden çözülsün” dedi. ATO Başkanı Sinan Aygün’e ve Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz’a da “sözlerini tutmaları” çağrısında bulunan Şen, gerekirse temsil ettikleri 30 bin seyyar satıcıyı alanlara yığabileceklerini de dile getirdi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net