www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sağlık çetesi hastane bastı
İlaç firmalarının, bazı eczanelerin ve gözlükçülerin usulsüz bir şekilde başkalarının karnelerini kullanarak kendilerine rant sağlama girişimlerine ortak olmayan polikliniğe saldırıldı.

Kan donduran iddia
Ingiliz Times gazetesi, "deli dana" olarak bilinen BSE hastalığının insanlardaki şekli olan vCJD taşıdığı tahmin edilen kan ürünlerinin, Türkiye, Singapur, Rusya, Umman, Fas, Mısır, Brunei, Hindistan, Dubai, Brezilya ve İrlanda'ya satıldığını öne sürdü.

Nihayet müdahale edildi
Tunceli Ovacik'ta operasyon sırasında çıktığı öne sürülen yangına müdahale edilmesine nihayet izin verildi. Ekipler, yangının bir bölümünü kontrol altına aldı.

Yaşami degiştirmeyi ögretmeli
Ana Gaspar, yaklaşik 140 bin ögretmenin bulundugu Portekiz'de 72 bin öğretmeni çatısı altında toplayan Portekiz Öğretmen Sendikaları Ulusal Federasyonu Ulusal Konsey üyesi.


Sağlık çetesi hastane bastı
Haseki Devlet Hastanesi Eyüp İslambey Semt Polikiliği'nin kapıları kırılarak, başhekimin, müdürün, başhemşirenin, santral, vezne ve muayene odaları tahrip edilerek tüm evraklar yerlere atıldı. Konuyla ilgili Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) gerçekleştirdiği basın toplantısında, olayın kaynakları hakkında bilgi verdi.
Olayın çarşamba günü akşam saatlerinde meydana geldiğini dile getiren SES Aksaray Şube Başkanı Songül Beydilli, poliklinikte uzun zamandan beri ilaç firmalarının, bazı eczanelerin ve gözlükçülerin usulsüz bir şekilde başkalarının karnelerini kullanarak kendilerine rant sağlama girişimlerine dikkat çekti. Çalışanların hiçbir usülsüzlüğün aleti olmayacaklarını söyleyerek yaptıkları karşı çıkışların, bu çevreler azgınca saldırıları başlatmasında etken olduğunu kaydeden Beydilli şunları söyledi: Çeşitli tehditlerle idare ve çalışanlar yıldırılmak istenmiştir. Polikliniğe gelen bu karanlık çevreler her defasında geri çevrilmiştir. Hiçbir hırsızlığın yaşanmadığı olayın amacı çalışanlara gözdağı vermektir. Eyüp Emniyet Müdürlüğü'ne ve Savcılığa da suç duyurusunda bulunduk. Sağlık hizmetlerinin, özel sektörle ilişkisi arttıkça, sosyal güvenlik kurumlarının özel sektör tarafından hortumlanması hızlanmıştır."
Tehdit edildim
İlaç tanıtımı yapan bazı eczacı, gözlükçü ve ilaç firmalarının hastaneye gelen hastalara ilaç ya da malzeme almak için kendi firmalarına yönlendirme yaptığını anlatan SES İşyeri temsilcisi Erdal Dağdelen, "Ben buna engel olmaya çalıştığım için, 'Senin bacaklarını kırarız, bizim tanıdıklarımız var, seni sürdürürüz' gibi tehditler alıyordum. Bu tehditleri bir tek ben değil buna karşı gelen tüm sağlık çalışanları alıyor" diye konuştu.
Hastanenin ticari rekabetin merkezi olmamasi gerektigini vurgulayan Başhekim Ahmet Zevdan, "Biz ilaç firmalarının, gözlükçülerin ve bazı eczanelerin çalışmalarından rahatsız oluyorduk. Bu yüzden de bu kişelerin giriş çıkışlarına düzenlemeler getirdik. Ancak optikçiler buna uymadılar ve bu kişileri polis zoruyla hastaneden çıkarmak zorunda kalıyoruz" dedi. 1 seneden beri bu tür olayları engellemek için mücadele ettiklerini kaydeten Zevdan, "En son da bu olay oldu. Ancak bu saldırının kimler tarafından yapıldığını kesin olarak bilmiyoruz" diye konuştu.

SES'in Eylem Takvimi
  • 29 Eylül 2004 Çarşamba günü illerden gelen temsilcilerle Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'ndaki yasadışı geçici görevlendirmeler ve sürgünler nedeniyle, SHÇEK Genel Müdürlüğü önünde oturma eylemi yapılacak.
  • 11 Ekim 2004'te İstanbul'da, 13 Ekim'de yargılanacak 85 kişi ile ilgili bir basın toplantısı düzenlenecek.
  • 13 Ekim 2004 tarihinde, tüm illerde işyerleri önünde, yargılanan örgütlerle birlikte basın açıklamaları yapılacak.
  • 27 Ekim 2004'te, Sağlık Bakanlığı önünde, performansa dayalı döner sermaye uygulamasının sonuçları ilan edilerek tüm illerde basın açıklamaları yapılacak.


    Başa dön


    Kan donduran iddia
    Ingiliz The Times gazetesi, "deli dana" olarak bilinen BSE (Bovine Spongiforme Encephalopathie) hastalığının insanlardaki şekli olan Varyant Creutzfeldt-Jakob (vCJD) taşıdığı tahmin edilen kan ürünlerinin, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 11 ülkeye ithal edildiğini öne sürdü. Gazetenin haberine göre, vCJD taşıyan kan ürünleri Türkiye, Singapur, Rusya, Umman, Fas, Mısır, Brunei, Hindistan, Dubai, Brezilya ve İrlanda'ya gönderildi.
    Sağlık Bakanlığı yetkililerinin, geçen hafta 11 ülkeden 5'inin yetkilileriyle temasa geçip, satılan kan ürünlerinin, vCJD'den ölen 9 kişiden alinan kanlardan elde edildigi konusunda bilgi verdikleri belirtildi.
    Mektup gönderilmişti
    Ingiltere Saglik Bakanligi'nın, geçen hafta, sık sık kan almak zorunda olan 6 bin kan hastasına "deli dana hastalığına yakalanma riski taşıyorsunuz" diye mektup gönderdiği açıklanmıştı.
    Hemofili ve benzeri hastalıklar nedeniyle uzun süreli tedavi gören bu hastaların, vCJD taşıyan kan ürünlerini almış olabileceklerine dikkati çeken Sağlık Bakanlığı, hastalardan bünyelerindeki değişimlere dikkatli yaklaşmalarını istemişti.
    Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Liam Donaldson da hastalığın kan yoluyla geçtiğinin henüz kanıtlanmadığını, attıkları adımın tümüyle "tedbir" niteliği taşıdığını belirtmiş, "amacın toplumu en üst düzeyde korumak" olduğunu bildirmişti.

    İNGİLTERE'DEN YAYILDI
    İlk defa İngiltere'de ortaya çıkan ve Avrupa'da büyük panik yaratan deli dana, bu hastalığı taşıyan büyükbaş hayvanın etinden insana bulaşıyor. 2-8 yıl arasındaki bir dönemde kuluçkalanan hastalık; salam, sosis, sucuk, ve kıyma gibi kırmızı et türlerinden geçiyor.
    1990'lı yılların sonunda Avrupa'yı kasıp kavuran deli dana hastalığının (BSE), tüm inkarlara ve gizleme çabalarına karşın, Türkiye'de de can aldığı belgelenmişti. İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde hayatını kaybeden 47 yaşındaki emekli Kıdemli Başçavuş İsmail Ateş'in ölüm sebebinin "Deli Dana" hastalığı olduğu tespit edilmişti.
    Ayrıca, İngiltere'de deli dana vakalarının yoğun olarak görüldüğü bir dönemde, Türkiye'ye et ithalatının yapıldığı ilk olarak TBMM'ye verilen bir soru önergesinin yanıtında itiraf edilmişti. 1996'da yılında dönemin Tarım Bakanı İsmet Atilla, İngiltere'den Aralık 1995 ve Ocak 1996 tarihlerinde toplam 40 ton taze ya da soğutulmuş kemiksiz et ithalatının yapıldığını açıklamıştı.


    Başa dön


    Nihayet müdahale edildi
    Cem Emir
    Tunceli'nin Ovacık ilçesinde askerler tarafından çıkarıldığı öne sürülen ve bir haftadır devam eden orman yangınına ancak önceki gün müdahale edilebildi. Fakat personel, araç ve gereç yetersizliği nedeniyle yangının tamamı kontrol altına alınamıyor. Yangının en az 200 hektarlık alana yayıldığı bildiriliyor.
    Ovacık'ın Bilgeç köyünde 20 Eylül günü askeri operasyon sırasında çıktığı belirtilen orman yangının bir bölümü kontrol altına alındı. Askerler tarafından müdahale edilmesine izin verilmeyen yangına ancak iki gün önce müdahele edilebildi. Elazığ ve Tunceli'den gelen ekipler, yangının bir bölümünü söndürdü. Fakat orman yangını yer yer devam ediyor. Yangının söndürülebilmesi için havadan müdahalenin şart olduğu vurgulanıyor.
    İncelemelerde bulunmak üzere yangın bölgesine giden Tunceli milletvekili Hasan Güyüldar, "İki gün içinde yangın söndürülmese ölüm orucuna başlayacağım" dedi. Yangının çıktığı tarihten bu yana hiçbir çalışmanın yapılmadığını, ilgisizlikten dolayı yangının bu denli büyüdüğünü vurgulayan Güyüldar, "Terör orman yakılarak önlenmez" diye konuştu.
    Çitfe standart
    Valiyle görüştügünü, ekiplerin ve askeri birliklerin ormana müdahale edeceklerinin kendisine iletildigini aktaran Güyüldar şöyle devam etti; "Görüyoruz ki hiçbir müdahale girişimi yoktur. Belediye işçileri yangina kazma ve kürekle müdahale ediyorlar. Bu utanç verici bir durum. Devlet çifte standart uyguluyor, batidaki bir yangina tüm ekipmanlarla müdahale edilirken neden buraya müdahale edilmiyor?"
    Tunceli Valisi Mustafa Erkal, Tunceli Belediye Başkani Songül Erol Abdil ve bazi yetkililer de dün yangin bölgesine giderek incelemelerde bulundu. Tunceli'deki parti ve kitle örgütü yöneticileri de yangın yerine gitti.
    Muhabirimize tehdit
    Bu arada Tunceli Alay Komutanı Namık Dursun, gelişmeleri yerinde izleyen muhabirimiz Cem Emir'i tehdit etti. "Ormanları askerler yakıyor diye yazıyorsunuz. Bir daha seni devletin aracına binerken görmeyeyim" diye tehditler savuran alay komutanı, muhabirimizden bu tür haberleri yazmamasını istedi.
    Bir yangın daha
    Öte yandan Bilgeç köyünde çıkan yangın devam ederken Aşağı Torunoba köyünde de yangın çıktığı bildirildi. Yangına bölgeyi bombalayan helikopterin neden olduğu iddia ediliyor.
    Suç duyurusu
    Tunceli'deki kitle örgütleri ve partiler, orman yangınında sorumluluğu olan yetkililer hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda yetkililer hakkında gerekli işlemlerin yapılması istendi.


    Başa dön


    Yaşami degiştirmeyi ögretmeli
    Onur Bakir
    Ana Gaspar, yaklaşik 140 bin ögretmenin bulundugu Portekiz'de 72 bin öğretmeni çatısı altında toplayan Portekiz Öğretmen Sendikaları Ulusal Federasyonu Ulusal Konsey üyesi. Gaspar'la, neoliberal politikaların eğitime yansımalarını, Portekiz'de eğitimin ve öğretmenlerin durumunu konuştuk. Öğretmenin mevcut eşitsizliklere göz yumamayacağını kaydeden Gaspar, "Çocuklara yaşami degiştirmeyi ögretmeliyiz" dedi.
    Ana Gaspar'a yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:
    Eğitime de el atan neoliberal politikaların Portekiz'deki yansımaları nelerdir?
    Tüm dünyada olduğu gibi Portekiz'de de neoliberalizm, eğitimin ticarileştirilmesini istiyor. Okullar fabrika, öğrenciler nesne, öğretmenler ise köle. Gerçek bu. Örneğin, "Portekiz'de ailelerin seçme özgürlüğü var" deniliyor. Bu ne demek? Zengin aileler "en iyi" denilen kolejleri seçecek. Fakir aileler ise "o kadar iyi olmadığı" varsayılan devlet okullarını seçecek.
    Biz faşizm zamanında da, 31 yıllık demokrasi sürecinde de "herkes için nitelikli kamusal eğitim" için kavga verdik. Bu eğitimin parasız, kitapların ise herkesin alabileceği bir fiyat düzeyinde olması anlamına geliyordu. Portekiz'de diğer AB ülkelerine nazaran kitaplar pahalıdır. Maddi durumu iyi olmayan ailelere yardım yapılmasını öneriyoruz.
    Okul öncesi eğitimden, liseye kadar öğretmenlerin hepsi üniversite mezunu. Aynı niteliklere sahipler. Öğretmenler arasında maaş farkı şu an için Portekiz'de yok. Neoliberal politikalar, öğretmenlerin ayrılmasını ve farklı ücretlendirilmesini istiyor. "Okul öncesi ve ilköğretim öğretmenleri daha az donanımlı, o halde daha az maaş almalılar" diyorlar. Bunu kabul etmeyiz. Bütün öğretmenler meslek hayatları boyunca iyi donanımlı ve yetişmiş olmalılar.
    Öğretmeye bakış açınız nedir?
    Öğretmek salt bilimsel bir başarı değildir. Çocuklara barış ve demokrasi içinde nasıl yaşanacağını öğretmeliyiz. Zihinlerini açmalıyız. Ülkemizde bir eşitsizlik var. Çocuklar okula eşitsiz geliyor, eşitsiz devam ediyor ve eşitsiz yaşıyor. Biz ne yapabiliriz. Olanları "doğaldır" deyip bırakalım mı? Hayır! Çocuklar okuldayken yapabileceğimizin en iyisi yapmalıyız. Çocukların etraflarındaki her şeyi değiştirebileceğinin farkına varmasını sağlamalıyız. Yaşamı değiştirmeyi öğretmeliyiz. Yaşamı her açıdan daha nitelikli hale getirmeyi... İnsanların makine olmadığını düşünüyoruz. İnsanlara inanıyoruz, daha iyi bir yaşam için mücadele edebilirler. Dayanışmayı öğretmeliyiz. Çocuklar dayanışma içinde olabildikleri sürece, beraber ürettikçe, bunun toplumda da olabileceğini öğrenecekler.
    Eğitimin finansmanı ve öğretmenlerin durumu hakkında neler söyleyebilirsiniz?
    Eğitime ayrılan bütçe giderek azalıyor. Yeterli değil, AB ortalamasının altında. Devlet okullarında henüz harç yok. Okulun başlangıcında küçük bir tutar alınıyor sadece, eğitim parasız sayılır. Ancak okul kitapları çok pahalı. Parasız eğitimden bahsediyorsak, kitaplar en azından ucuz olmalı.
    Ücretlerimiz düşük sayılmaz. Bunun için çok mücadele ettik. Faşizm döneminde öğretmenlerin tatillerde maaş alma hakkı yoktu. Faşizm sona erdiğinde bu da sona erdi. Biz de 10 dereceli bir kariyer sistemi var. En alt seviye düşük. Üst kademeler daha iyi.
    Üniversiteler özerk. Bu ne demek? Hükümet üniversitelere bir miktar para veriyor. Gerisini kazanmak da üniversitelere düşüyor. Yüksek öğretimdeki öğretmenlerin yüzde 80'ni kadrolu değil, sözleşmeli. Eğer üniversite maaşlarını ödeyemezse kovuluyorlar. Pedagojik açıdan üniversitelerin özerk olması iyi ancak öğretmenlerin ödemelerine gelince iş değişiyor. Üniversitelerin kaynak yaratması zor. Üniversiteler şirket değildir!
    Taleplerinizin nelerdir?
    Daha iyi maaş. Alt dereceler daha iyi maaş almalı. Hükümet maaşları yükseltmeyi durdurdu. Sınıf başına 25 öğrenci düşüyor. Bu bizim için fazla bir rakam. Birçok okulda jimnastik salonu ve laboratuvar yok. Daha iyi koşullar istiyoruz. Fakir ailelere yardım verilmeli. Öğretmenlerin yaklaşık yüzde 70'i kadrolu ancak geri kalanlar sözleşmeli. Her yil kovulma tehlikesi yaşiyorlar. "Sözleşmeli ögretmenler kadrolu yapilsin" diyoruz. Okullarda yönetim kurullarımızı kendimiz seçiyoruz. Faşizm zamanında bakanlık atıyordu. Artık, 4 ya da 5 öğretmen yönetim kuruluna 3 yıllığına seçiliyor. Bu oldukça önemli. Hükümet şimdi bir yönetici istiyor. Buna karşı çıkıyoruz.

    'Faşizmin ne oldugunu iyi biliyor'
    Portekiz, 25 Nisan 1974'e kadar uzun yıllar boyunca dikta rejimi ile yönetilmiş, 1928'den 1968'e kadar olan döneme ise dünya tarihinde nefretle anılacak simalardan biri olan General Salazar damgasını vurmuştu. Ülkesinin yakın tarihinden "faşizmin" ne anlama geldiğini iyi bilen Gaspar, "12 Eylül darbecileri yargılansın" şiariyla yapilan mitingte Türkiyeli dostlariyla KESK pankarti arkasinda yer aldi...


    Başa dön


  • Tarım topraklarını yok etmeyelim
    Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın, son dönemde AB’ye uyum sağlayabilen deniz taşıtlarının üretim, bakım ve onarım işlemlerinin hızlandırılması amacıyla çok sayıda yeni tersane yapımının gündeme geldiğini belirterek, tersanelerin kurulmasının planlandığı Yalova ve Altınova başta olmak üzere tersanelerin tarım topraklarını yok etmeden kurulması gerektiğine dikkat çekti. Günaydın dün yaptığı yazılı açıklamada, son dönemde denizcilik sektörünün geliştirilmesi amacı ile yeni tersanelerin kurulmasının gündemde olduğunu hatırlatarak, bu kapsamda pek çok ilde tersane yapım yerlerinin planlandığını belirtti. Bu amaçla Yalova ve Altınova’da kurulacak olan tersaneler için düşünülen arazilerin çok önemli doğal zenginliklere sahip olduğuna işaret eden Günaydın, Yalova’nın bitkisel üretime olağanüstü elverişli olmasının yanısıra, Altınova ilçesinin ise eşsiz doğal zenginliklere sahip olduğuna dikkat çekti. Günaydın, Yalova ve Altınova örnekleri ile birlikte yapımı düşünülen diğer tersanelerin yer seçimlerinin alanın doğal, kültürel, ekonomik değerleri dikkate alınarak, yapılması gerektiğini belirtti. Konu ile ilgili tüm tarafların katıldığı kurulların yetkilendirilmesi, konuyla ilgili yasal boşluğun doldurulması gerektiğini vurgulayan Günaydın, hazırlanmakta olan çevre düzeni planlarında, deprem riskinin de dikkate alınarak, tarım topraklarının titizlikle korunmasını istedi.
    TÜSİAD raporuna tepki
    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Genel Başkanı İsmail Tombul, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın (SDP) asıl amacının hastaneler arası koordinasyonu sağlamak değil SSK’yı tasfiye ederek Genel Sağlık Sigortası uygulamasını yaygınlaştırmak olduğunu söyledi. Tombul, dün SES Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, “Meslek örgütlerini ideolojik davranmakla suçlayan hükümet, planlarını sermayenin ihtiyaçlarına göre yaparak ideolojik davranmaktadır” dedi. TÜSİAD tarafından hazırlatılan ve Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın da katıldığı bir toplantıda sunulan “Sağlıklı Bir Gelecek; Sağlıklı Refom Yolunda Uygulanabilir Çözüm Önerileri” başlıklı raporun SDP’nin savunusunu yaptığını söyleyen Tombul, raporda sunulan önerilerin temel bir tercih üzerine oturduğunu belirtti. Tombul, sağlık hizmetlerinin bir kâr alanı olarak tanımlanarak piyasa koşullarına teslim edilmek istendiğini ifade ederek, herkesin parası kadar sağlık hizmeti alması anlayışının hakim kılınmak istendiğini iddia etti. AKP Hükümeti’nin TBMM’den çıkarmak istediği Kamu Yönetimi Temel İlkelerini düzenleyen yasa tasarısıyla, eğitim hastaneleri hariç diğer tüm sağlık kuruluşlarını İl Özel İdareleri’ne devretmek istediğini belirten Tombul, tüm sağlık birimlerinin tek elden koordine edilmesi gerekçesiyle SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devriyle hedefin SSK’yı çökertmek olduğunu kaydetti. Tombul, SDP sonucunda SSK’nın hizmet üreten değil hizmet satın alan bir kurum haline getirileceğini dile getirerek, bu durumun yılda 3,5 milyar Dolar ek yük getireceğini ifade etti. Tombul, SSK’nın işçilerin primleriyle kurulan ve yaşayan özerk bir kurum olduğuna dikkat çekti.
    Arkas’ta iki günde iki işçi öldü
    Avcılar Ambarlı’daki limanda bulunan Arkas Nakliyat’ta geçtiğimiz hafta bir gün arayla yaşanan iş kazaları sonucu iki işçi yaşamını yitirdi. İşçiler, Hakan Erçift ve Mustafa Kemal Özdemir isimli arkadaşlarının tedbirsizlik sonucu öldüğünü söylüyorlar. Gece vardiyasında çalışan Hakan Erçift, perşembe saat 01.00 civarında rıhtımda ayağı takılarak kafasını gemiye çarptı ve boynu kırıldı. Mustafa Kemal Özdemir ise ertesi gün, çalıştırılmaya başlamasının hemen ardından iş makinasının altında kalarak yaşamını yitirdi. Günde 12 saat çalışan Arkas Nakliyat işçileri, ışıklandırmaların yetersiz olduğunu, çok yüksek tempoda çalıştırıldıklarını, yaşanan bu kazaların ilk olmadığını geçen yılda bir işçinin kamyonun altında kalarak öldüğünü söylediler. Her yıl bir iki kişiyi kurban verdiklerini belirten işçiler, hiç kimsenin “elemanların ihmalkârlığı var” diyemeyeceğini dile getirdiler. Arkas Nakliyat işçileri çalışma koşullarını şöyle anlatıyorlar; “İki vardiya halinde günde 12’şer saat çalışıyoruz, haftada bir gün izin hakkımız olmasına rağmen onu da bazen yaptırmıyorlar, bayram tatillerinde çalışmamıza rağmen fazla mesai ücreti alamıyoruz, aylık 500 milyon aldığımız ücret dışında elimize hiçbir şey geçmiyor.”
    İşkenceye karşı kampanya
    İHD İzmir Şubesi, Türkiye’de işkencenin sistematik olduğunu yineleyerek, İHD Genel Merkezi tarafından başlatılan “İşkenceye sessiz kalma” kampanyası hakkında bilgilendirme yaptı. Dernek binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Şube Başkanı Mustafa Rollas, hükümetler tarafından zaman zaman işkencenin önlenmesi konusunda açıklamalar yapıldığını belirterek, “Bu açıklamalar sadece uluslararası topluluğa mesaj vermek amacını taşımaktadır. Bu bakımdan, işkenceyle ilgili hükümet eylemlerinin, işkencenin önlenmesi doğrultusunda sonuç vermemesi şaşırtıcı değildir. İşkencenin sistematik bir sorun olarak Türkiye yurttaşlarının önünde durması, devlet güvenliği ideolojisinin ve buna bağlı olarak işkencecilerin hukuki ve idari muafiyetlerinin sonucudur” diye konuştu. Tüm aksi söylemlere rağmen Türkiye’de işkencenin, yargısız infazların ve tecavüzlerin devam ettiğini söyleyen Rollas, hükümeti işkence olaylarını kararlılıkla soruşturmaya, bu amaçla işkencecileri, amirlerini ve siyasi sorumlularını derhal görevden almaya çağırdı. Türkiye genelinde 25 Eylül-17 Aralık 2004 tarihleri arasında yapılacak kampanya çerçevesinde birçok il ve ilçede çeşitli eylem ve etkinlikler gerçekleştirilecek.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net