Tarımdaki bilimsel gelişmelerin ‘hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir şekilde’ büyük tarım tekellerinin karlarının arttırılmasının aracı yapıldığının görmezden gelindiği kongrede, genetik yapısı değiştirilmiş ürünlerin, insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri bir yana, üreticilerin bu yönteme geçtiğinde ‘tohumluk’ üretememeleri ve her ekimde büyük tarım tekellerine mahkum olmaları da gündeme getirilmeyen konular oldu.
Kongrede, Afrika ülkelerinin kendi öz kaynaklarını ve halk sağlığını korumak, zaten az olan kaynakların da tamamı ile büyük tarım tekellerine mahkum olmamak için reddettikleri genetik üretim yöntemine ilişkin Afrika’yı ikna yöntemleri ve argümanları yapılan konuşmalara yansıdı. Konferansın kapanış konuşmasını yapan Washington merkezli Carnegie Enstitüsü’nden Chris Somerville, genetik yapısı güçlendirilmiş ikinci dalga gıdaların, dünyanın en fakir bölgelerinde, insanların besin ihtiyacını karşılayabileceğini iddia etti.
Kongre Başkanı Peter Welters’e göre ise “Gen teknolojisi kullanılarak değiştirilen ürünler özellikle kalkınmakta olan ülkelerde avantaj sağlıyor. Böylece ürünün kendini koruması sağlanıyor ve ilaçlamaya ihtiyaç duyulmuyor. Ayrıca çiftçinin kimyasal maddelere ihtiyacı kalmıyor. Bu da işi kolaylaştırıyor. Özellikle tropikal bölgedeki ülkelerde böceklerin tarımdaki zararı, batı ülkelerine oranla çok daha fazla, verim ise daha az. Bu yüzden bu bölgelerde gen teknolojisinin potansiyeli daha yüksek” diye sürdürdüğü konuşmasında, üreticilerin tekellere bağımlı olacağı gerçeğine değinmedi.
Az gelişmiş Afrika ülkelerinin yanlış yönlendirildiğini iddia eden tekel sözcüsü BIO- Mitteldeutschland şirketinin Genel Müdürü Jens Katzer ise, “Geçen yıl, Afrika’nın güney bölgelerinde 10 milyon insan açlık mücadelesi veriyordu. ABD gıda yardımında bulundu, fakat gıda ürünleri ‘kanser ve iktidarsızlığa yol açıyor’ diye geri çevrildi. Bu kadar büyük bir saçmalık olamaz. Bu nedenle kamuoyunda gen teknolojisini tartışırken ne tür sorumluluklarımızın olduğunu unutmamalıyız.” diyerek insan sağlığının tekellerin karlarının önünde ‘engel olmamasını’ savundu.