www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Çevre için filmler
Bu yıl ikincisi düzenlenecek olan İstanbul Çevre Kısa Film Festivali 22-26 Eylül tarihleri arasında Profilo Alışveriş Merkezi’nde.

Çocuklarımız, geleceğimizdir...
Yıl 1939. Bulgaristan, daha Halk Cumhuriyeti olmamış. Bulgar tipi tuzukurular, vatanı ve geleceği değil, kendilerini ve bugünlerini düşünüyorlar.

Gerçeği kucaklayan bir düş
Yöreye ait özgün yapısı ve çağdaş sanata kucak açan işleyişiyle Doğu Anadolu’da bir “ilk”i oluşturmayı hedefleyen Baksı Müzesi Halk Sanatları Araştırma Uygulama Merkezi kapılarını sanata, sanatçıya ve bölge insanına açtı..


Çevre için filmler
Geçtiğimiz yıllarda Foça ve Kuşadası’nda düzenlenen ancak, daha fazla insana ulaşmak amacıyla İstanbul’a taşınan İstanbul Çevre Kısa Film Festivali, bu yıl 22-26 Eylül tarihleri arasında Profilo Alışveriş Merkezi’nde gerçekleşiyor. Bu yılki ana çevre konusu ise deprem.
Yönetmenliğini Vural Çavuşoğlu’nun, danışmanlığını ise Prof. Dr. Orhan Kural’ın yaptığı festival programı, önceki gün Profilo Alışveriş Merkezi’nde yapılan bir basın açıklamasıyla duyuruldu. Yer sarsıntılarında İstanbul’un en fazla 5.7 lik bir depreme dayanabileceğinin söylendiği basın toplantısında festivalin “İstanbul depremi neden olmuyor?” konulu bir açık oturumla 22 Eylül’de başlayacağı duyruldu.. Bu yıl üçüncüsü yapılacak olan “Ulusal Film Sempozyumu”nda ise iki gün boyunca sinemanın sorunları tartışılacak. Müzik dinletilerinin de renklendireceği festival boyunca, Feyzan İyipilavcı, Nehir Çetin, Nurettin Kazankaya, Birce Yıldız, Murat Pulat, Evrim İkiz, Nur Polat, Oğuz Ege, Temel Karayavuz, Seydi Murat Koç ve Alev Kadim’den oluşan Grup Onbir’in resim, heykel ve fotoğraf sergisi katılımcıların ziyaretine açık olacak.
Deprem ve şehir
Ağırlığını deprem filmlerinin oluşturduğu Çevre Kısa Film Festival’inde depremli ilgili birçok film ve belgeseller sunulacak. Yönetmenliğini Mustafa Aslan’nın yaptığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşayan son Karagöz ustası Mehmet Ertuğ’un Karagöz ve Karagöz kültürünü ayakta tutma çabalarını anlatan belgesel film festivalde dikkat çeken yapımlardan. Kaybolan Gölgeler adlı belgesel, bugüne değin birçok Karagözcü’nün yetiştiği bir yer olarak Kıbrıs’ta Karagöz, iki halkın bir arada yaşamasından dolayı Rumlar tarafından da benimsendiğini gösteriyor. Yine festival filmleri arasında tek uzun metrajlı film olan Son Kale Çanakkale isimli film de dikkat çeken yapımlar arasında bulunuyor. Festivalde 1999 Gölcük depreminin ardından yaşananlara ve doğal bir olay olarak depremin kendisine de kameranın yöneltildiği festival ülke olarak depremle yaşanmasını bir kez hatırlatmış olacak. Kültür Bakanlığı, Belgesel Sinemacılar Birliği, Hollanda, Fransa ve İspanya Kültür Merkezlerinin desteği ile uluslararası çevre konulu filmler, kısa filmcileri ve çevrecileri bir araya getirecek olan festival de filmlerin gösterimi, hafta içi saat 15.00 ve 17.00 seanslarıyla, hafta sonu ise, saat 13.00, 15.00 ve 17.00 matineleriyle kısa filmcilerle buluşacak.
Tüm etkinliklerin ücretsiz olduğu festival, kısa film ve kısa film öykü yarışması ödül töreni ile son bulacak.


Başa dön


Çocuklarımız, geleceğimizdir...
Bülent Habora
Yıl 1939. Bulgaristan, daha Halk Cumhuriyeti olmamış. Bulgar tipi tuzukurular, vatanı ve geleceği değil, kendilerini ve bugünlerini düşünüyorlar. “Vatan, millet, Maritza” edebiyatı göklere çıkıyor ve “Kahrolsun komünistler, ey Bulgar titre, kendine dön,” çığlıkları her yeri kaplıyor. Kendilerini devlet güvenlik güçlerinin yardımcısı gibi gören faşistler, demokratlara saldırıyor, hatta öldürüyor bile. Pahalılık halkı ezip, geçiyor. Ve yönetim böyle ortamda kapılarını Nazi’lere açıyor.
İşte, o dönemde, okul öncesi kuruluşların sayısı, tüm Bulgaristan’da 155 taneydi. 40 yıl sonra, yıl 1979, tüm Türkiye’de, özeller de dahil okul öncesi kuruluşların sayısı 138.
Birkaç yıl geçiyor ve Bulgaristan Halk Cumhuriyeti doğuyor. Ve Türkiye’de 138 okul öncesi kuruluşun bulunduğu yıl, Bulgaristan’da tam 3.368 kreş ve çocuk yurdu görev yapıyor.
Georgitza Karastoyanova
Kocası 1923’te ölen Georgitza Karastoyanova, antifaşist bir kadın. Diş doktoru. Faşistler, yurtsever olduğu için zindana atmışlar onu. Bulgaristan’da bir yazı konusu yapmak için, Georgitza’yı zindana atanların adlarını öğrenmek istedim. Hiç kimse bilmiyordu. Bu arada bizim faşistlerin dikkatini çekmek istiyorum: Gelecekte sizleri de kimse anımsamayacak. Torunlarınız bile…
Georgitza zindanda üçüncü çocuğunu dünyaya getirmiş ve orada büyütmüş çocuklarını. Sonra devrim günleri… En büyük kızı Lidya bir partizan savaşında ölür. Oğlu Aleksandr da, Halk Ordusu’nda general olur. 1979’da Vietnam’da askeri ataşe.. Küçük kızı mühendis…
8 numaralı Birleşik Çocuklar Yuvası’nı, diğer adıyla Georgitza Karastoyanova Çocuk Yuvası’nı hemen hemen bütün bir gün gezdim.
Sofya’nın bir kenar mahallesiydi. İki bölümden meydana gelmişti: Yuva ve Bahçe. Yuva’da 120 çocuk vardı, bahçede de 250 çocuk. Yuva için alınan en yüksek ücret 12 levaydı. Askerlerin ve üniversite öğrencilerinin çocukları için ise 0.40 leva alınıyordu. Ailenin 3.çocuğu gelirse, ondan ücret alınmıyordu. Bahçe’de ise 0.40 levadan 36 levaya kadar ücret alınıyordu. Ayda 500 levadan fazla kazananlar 36 leva ödüyordu.
Bir binaya geçtik. Üzerinde küçük küçük yıldızların bulunduğu bir tablo vardı. Okulun yöneticisi Jeni Küçükova, “Emek eğitimi tablosudur, bu” dedi. Çocuklar her gün 15-20 dakika emek çalışmaları yapıyormuş. Ortalığı düzenliyorlar, temizlik yapıyorlar, toz alıyorlar, kendilerinden küçük çocuklara yardım ediyorlar.
Sofya’da, Özgürlük Parkı’nda pionerleri görmüştüm. Küçücük çocuklar, yaprak topluyordu. Günde bir saat kadar. Ve emeklerinin karşılığını alıyorlardı, parasal olarak. Lise öğrencileri, yazın, bir ay, toplumsal emeğe katkıda bulunmak için fabrikalarda çalışıyorlardı.
Bir başka binaya girdim. Bir odanın önündeki büyük bir balkonda, 2-3 yaşında 30-35 çocuk oturmuş, 6-7 yaşlarındaki çocukların yaptığı baleyi izliyorlardı. “Kırmızı başlıklı kız” masalını canlandırıyorlardı, klasik müzik eşliğinde. Büyük bir terbiyesizlik yaparak çocukların arasından geçtik, ama biri bile bize bakmadı, baleyi izliyorlardı.
Bu baleyi hazırlarken kimse yardım etmemiş kendilerine. Müziği de, dansları da kendileri bulmuşlar, gördüklerinden yararlanarak.
14 dekarlık bir alan üzerinde kurulmuş bulunan ve içinde 370 çocuğun bulunduğu bu 8 numaralı Georgitza Karastoyanova Birleşik Çocuk Yuvası’nda ahçısından, temizlikçisine, temizlikçisinden müdürüne dek tam 110 görevli var.
Müdüre Jeni Küçükova, 1978’ de Kızıl Emek Bayrağı ödülünü ve 1979’da da Dünya Çocuk Yılı dolayısıyla bir belge aldıklarını söyledi. Ayrıca bir çok kez takdirname falan da almışlar.
Son bir toplantı yaptık. Toplantıda, herkesin içinde bir yetkili, devletten şikâyetçi olduklarını söyledi. Şaşırmıştım, yönetimin eleştirilmesiyle karşılaşınca. Çünkü bize öğrettikleri “Komünist rejimlerde ağzınızı açamazdınız”dı. yetkili, “Bazı eksikliklerimiz var. örneğin çocuklar için kışlık yüzme havuzu yok. Oysa yeni yuvalarda var.”
Kışlık yüzme havuzu bile olmayan yuva. Rezalet ...(!) Yıl 2003, Türkiye’de kaç yuvanın, bırakın kışlık yüzme havuzunu, yazlık yüzme havuzu var?
Türkiye’nin çocukları
Kışlık yüzme havuzu olmadığı için devletin eleştirildiği bir ülkede, Türkiyeme dönüyorum. İşte birkaç haber, çocuklar üzerine:
“Diyarbakır’ın Hani ilçesinde 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlaması sırasında öğretmenlere Kürtçe laf attıkları gerekçesiyle gözaltına alınan B.D.(15) ve M.O.(14) adlı öğrencilerin yüzlerine polis tarafından dışkı sürüldüğü ve çarşıda gezdirilerek teşhir edildikleri iddia edildi.” (Evrensel, 2.6.2003)
İstanbul göbeğindeki Ayazma İlköğretim Okulunun çatısı akıyor, kapılar kırılmış, tahtalar dökülüyor. (Milliyet, 22.5.2003) / Tunceli Belediye Başkanı kentin tek çocuk parkını da sattı.(Evrensel, 2.6.2003) / “Dikmen Lisesi’nde öğrencilerin sorguya çekilmesi skandalına MİT’in de adı karıştı.” (Milliyet, 24.5.2003) / Üsküdar’da yakacak bir şey alamadıkları için okulun kömürlerini çalan iki çocuk için 2 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.(Evrensel,26.05.2003)…
2003 ders yılı biterken durum böyleydi. 2004 ders yılı başlarken de, durum yine yürekler acısı: Van’ın Çatak ilçesindeki üç mezranın öğrencileri Botan Çayı’nın içinden geçmek ya da 12 km’lik yolu yürümek zorunda; Giresun Doğankent’in bir mahallesinde çocuklar yol olmadığı için okula, ölüm riskini göze alarak ilkel teleferikle gidiyor; Samsun’da bir okulda sıraların oturma yerleri olmadığı için öğrenciler ayakta ders görüyor…
İşte kışlık yüzme havuzu olmayan çocuklar ve işte bizimkiler… Yorumu sizlere ve kızlarını el bursuyla Amerika’larda okutan zengin eski İslamcılara bırakıyorum. Ve saygılarımı sunuyorum.


Başa dön


Gerçeği kucaklayan bir düş
Yöreye ait özgün yapısı ve çağdaş sanata kucak açan işleyişiyle Doğu Anadolu’da bir “ilk”i oluşturmayı hedefleyen Baksı Müzesi Halk Sanatları Araştırma Uygulama Merkezi kapılarını sanata, sanatçıya ve bölge insanına açtı..
Ayvalık da sezona hazır!
Ayvalık’ta faaliyetini sürdüren Şeref Çetin Tiyatrosu, Anton Çehov’un “Bir Evlenme Teklifi” adlı oyunuyla yeni sezona hazırlanıyor. Çehov’un klasiklerinden biri olan oyun, bu kez Şeref Çetin Tiyatrosu’nun özgün yorumuyla seyirciye sunulacak. Oyunun yönetmeni yirmi yıllık tiyatro yaşamının son üç yılını Ayvalık’ta devam ettirmekte olan Şeref Çetin. Çetin 1984’ten bu yana Ankara, Denizli, İstanbul gibi birçok yerdeki çeşitli tiyatrolarda oyuncu, yönetmen ve oyun yazarı olarak görev aldı. Şu anda ise Ayvalık’ta kültür-sanat faaliyetlerinin gelişmesi için çalışan Şeref Çetin, Ayvalık’ın yetenekli insanlarından oluşturduğu kadrolarla da pek çok oyuna imza attı. Oyun, 24, 25 ve 26 Eylül tarihlerinde Ayvalık Halk Kütüphanesi’nde sahnelenecek. İbrahim Yıldırım, Enver Öksüz ve Gülden Kara’nın rol aldığı oyunun, sahne tasarımı Nurçin Çetin’e, ışığı Nail Pelivan’a ait. Bu tek perdelik “şaka”da bir türlü yapılamayan evlenme teklifinin gülünç öyküsü anlatılıyor. Ve elbette bir de kişilerin mülkiyetçi taraflarının ortaya çıkmasıyla asıl meseleyi unutup kendilerini komik mi komik bir münakaşalar dizisinin içinde bulmalarının öyküsü. Oyunda Çehov’un yaşadığı dönemin (1860-1904) Rusya’sını görmek mümkün. Kendisi de azatlı bir kölenin torunu olan Çehov oyunlarında 1850’lerin sonunda toprak köleliğinin kaldırılmasıyla yoksullaşan Rus soylularının köhne malikânelerindeki tatsız hayatlarını basit ve silik kişilerin günlük yaşantıları şeklinde ortaya koyuyor. Şeref Çetin Tiyatrosu, Bir Evlenme Teklifi’nden sonra Mehmet Baydur’un “Düdüklüde Kıymalı Bamya” Erol Toy’un “Pir Sultan Abdal” ve Şükran Kurdakul’un “Zindadaki Şair” adlı oyunlarıyla izleyici karşısına geçmeye hazırlanıyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net