www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Dünyaca ünlü foto-muhabir
   Eddie Adams yaşamını yitirdi

Vietnam Savaşı sırasında yakalanan bir Viet Konglu gerillanın Saygon’da Güney Vietnamlı bir subay tarafından sokak ortasında infazını fotoğraflayan ve bu fotoğrafıyla Pulitzer ödülü kazanan ünlü foto-muhabiri Eddie Adams 71 yaşında hayatını kaybetti.

Ders kitapları Türkçe’yi öğretemiyor
Türkçe kullanımı son yıllarda giderek daha çok bozulmaya maruz kalıyor. Dilin öğretildiği yer olan okullar ise bu açıdan pek fazla değerlendirilmiyor.

Çanakkale belgesel filmle canlanıyor
İngiltere Kraliyet Savaş Müzesi, Avustralya Savaş Müzesi, Yeni Zelanda Kültür Bakanlığı ve Türk Askeri Müzeleri’nin işbirliğiyle yapılan “Gelibolu Belgeseli”nin Türkiye’deki çekimleri Çanakkale’de başladı.


Dünyaca ünlü foto-muhabir
    Eddie Adams yaşamını yitirdi
Vietnam Savaşı sırasında yakalanan bir Viet Konglu gerillanın Saygon’da Güney Vietnamlı bir subay tarafından sokak ortasında infazını fotoğraflayan ve bu fotoğrafıyla Pulitzer ödülü kazanan ünlü foto-muhabiri Eddie Adams 71 yaşında hayatını kaybetti.
New York-Manhattan’daki evinde hayatını kaybeden Eddie Adams’ın, tarihe geçen ünlü fotoğrafı ve 13 ayrı savaşta çektiği fotoğraflarının yanı sıra dünyanın dört bir tarafında dergilere kapak, gazetelere manşet olan savaş, siyaset, moda ve şov fotoğrafları bulunduğu kaydedildi.
Richard Nixon’dan başlayarak George Bush’a kadar çok sayıda ABD başkanının fotoğraflarını çeken Adams’ın ayrıca Papa İkinci Jean Paul, Deng Xiaoping, Enver Sedat, Fidel Castro ve Mikhail Gorbaçov gibi ünlü devlet adamlarının fotoğraflarını çektiği kaydedildi. 1969 yılında Pulitzer ödülü kazanan Adams’ın, meslek hayatı boyunca aralarında 1978 Robert Capa Ödülü ve savaş fotoğraflarıyla aldığı üç adet George Polk Memorial Ödülü’nün bulunduğu 500’e yakın ödül kazandığı kaydedildi.

O fotoğraf...
Eddie Adams’a mesleki şöhretini kazandıran fotoğraf, 1 Şubat 1968 tarihinde Saygon’un Çinlilerin yaşadığı kesimindeki Çolon Caddesi’nde Güney Vietnamlı askerler tarafından eli bağlı şekilde getirilen bir Viet Kong gerillasının Albay Nguyen Ngoc Loan tarafından kafasına silah dayanarak infazına dair fotoğrafı oldu. Bütün dünya medyası tarafından birinci sayfadan kullanılan fotoğraf, Vietnam’da neler olduğuna dair Amerikan kamuoyunda da ilk tartışmaların yapılmasına yol açmıştı. Bu fotoğrafıyla 1969 yılında Pulitzer ödülü kazanan Adams’ın, meslek hayatı boyunca aralarında 1978 Robert Capa Ödülü ve savaş fotoğraflarıyla aldığı üç adet George Polk Memorial Ödülü’nün bulunduğu 500’e yakın ödül kazandığı kaydedildi.


Başa dön


Ders kitapları Türkçe’yi öğretemiyor
Turgay Keser
Türkçe kullanımı son yıllarda giderek daha çok bozulmaya maruz kalıyor. Dilin öğretildiği yer olan okullar ise bu açıdan pek fazla değerlendirilmiyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nda yıllarca Türkçe öğretmenliği yapan, Türkolog Perihan Ergun’la bu konuda görüştük. Ergun konuşmasında bakanlığın politikasızlığını eleştirdi.
- Milli eğitimin geçmişteki ders kitaplarıyla şimdiki kitaplarını karşılaştırabilir misiniz?
Türkçe iyi bilinmeden öğretmen olunmaz. Türkçenin kurallarını doğru dürüst bilmeyince hele hele edebiyat ya da Türkçe öğretmeni olmanız mümkün değil. Böyle bir eğitim de eksik olur. Dilin, özellikle çocuklara ve gençlere sevdirilip, öğretilmesi gerekiyor. Bugün okullarda verilen derslerde, kitaplara yabancı çocuklar yetiştiriliyor.
Benim hem öğrenci hem de öğretmen olarak çalıştığım yıllarda, 1956 ile 1980 arasında Ömer Seyfettin’in, Nurallah Ataç’ın, Halide Edip’in, Yakup Kadri’nin, Memduh Şefket Esendal’ın kitaplarını ortaokuldan sonra okur ve okturduk. Bunların hepsi Türkçe’nin özüne girmiş güzel biçemleriyle öykü ve romanlar yazarak bugüne de örnek teşkil etmiş yazarlardı. Bunların metinleryle Türkçeyi öğretirdik çocuklarımıza. Liseye gelen çocuklara ise edebiyat kitabı olarak, son derece ayrıntılı, yabancı kelimeleri altta verilen, açıklamalı son derece zengin bir kitap okuturduk. Bu Cevdet Kudret’in Abdurrahman Nisari adı altında yazdığı edebiyat ders kitabıydı. O zaman lise kitapları üç bölümdü (divan edebiyatı, halk edebiyatı ve çağdaş Türk edebiyatı) ve öğretmene kitap seçme hakkı veriliyordu. Arı bir dille yazan yazarların çocuklara okutulmasına dikkat edilirdi. Yine Nazım Hikmet’e yer verilmezdi. Şimdiki edebiyat ve Türkçe kitaplarındaki dil çok eksik ve kötü. Bu anlamda bizim dönemimizdeki çocuklar galiba daha şanslıydı diyebiliriz. Milli Eğitim Bakanı’nın televizyondaki konuşmalarına bakılınca, zaten Türkçe’yi ne kadar bildiği anlaşılıyor. Dili değişitirip çocuklara İslami Türkçe öğretmeye çalışkları bellidir. 1946 da Marshall Yardım Planı’yla giren Amerikan ekonomik egemenliği, etik bakımından toplumu bozduğu gibi, dil bakımındanda altüst etti. Belli dönem Fransız dili ülkemizde hakimken, daha sonra Amerikan dayatmalarıyla İngilizce, dilimize hakim olmaya başladı. Bu durum ülkeyi öyle bir sardıki, nerdeyse İngilizce bilmeyen insan değilmiş gibi bir tavır içine girildi. Ana sınıftan itibaren çocukların özünü kaybedecek şekilde dersler verilmeye başlandı. Aslında ana dil esastır. Belli bir yaştan sonra yabancı dil verilir. Ekonmik baskı bizde ABD’nin bozuk İngilizcesini egemen kıldı.
- Televizyonun çocuklar üzerindeki etkisini ve kitap okuma alışkanlığının bununla bağlantısını nasıl kurabiliriz?
Okul kitaplarının dışında çocuklar okumaya sevk edilmiyor. Yani televizyondaki olumlu-olumsuz yayınlar, tamamen çocuğun beynini kapatmış durumda. Ve kitap okumak çocuk için bir gereksinim değil artık. Bu çok kötü bir durum. Abuk sabuk çocuk oyunları, canavarlar, birtakım şiddet gösterileri bilmem neler çocukların hayatını kapsıyor. O zaman çocuk kitap okur mu hiç! Ben küçüklere mümkün mertebe kitap hediye etmeye çalışırım. Televizyondan, oyundan çocuğun kitap okumasına zaman kalmıyor. Okul kütüphaneleri hep içler acısı bir durumdaydı.
Öyleki adı kitaplık olan, kütüphane olan bir yere kitap sokulmuyordu. Yasaklı kitaplar vardı. Oysa her kitap bir insandır. Okuması az olan çocuğun dili kullanma becerisi zayıftır. Çok okuyan bir nesil ancak güzel konuşabilir. Hitabet durup dururken ortya çıkmış bir şey değil, dağarcığında çok kelime olan biri bunu yapabilir. Bugün Türk insanı yüz kelimeyle bile konuşmuyor. Çok daha azdır kelime sayısı. Neden? Çünkü edebiyata, sanata dair hiçbir şey verilmiyor da ondan. Anadil doğru düzgün, bütün değerleriyle öğretilmeyince nasıl ülke bilincini, yurtseverlik bilincini alacak çocuk. O marka giymeye, yoksulsa zengine heves etmeye, zenginse zenginliğini kırarak dökerek ifade etmeye yöneltiliyor. Sevgi yok.
- Çocuklara 100 temel eseri nasıl okutacaklar?
Okuma seansları düzenleyecek, zaman ayıracak ve o kitapları çocuklara okutacak. Ödev verecek, öğretmeni zorlayacak ve çocuklar o kitapları okuyacak.
Öğretmenlerin değil kitap almak evini geçindirecek durumu yok. En az parayı alan, en kalitesi düşük, fikri ve kültürü olmayan insanlar öğretmen oluyor. Kırsal kesimin yoksun, fakir çocukları ancak öğretmen olabiliyorlar. Onlarda kitap okumadan öğretmen oluyorlar. Niye çünkü okuyan görmemiş ki. Eskiden biz liseye geldiğimizde dünya klasiklerini okurduk. Hugo’yu, Dante’yi okurdu öğrenciler. Ekonomik egemenlik, bu kültür kuşatmasına o da sonuçta dile yansıyor ve dilin bağımsızlığına darbe indiriyor. Kitap okumayan toplum kültür yoksullaşmasına tutulur. Duygularını ifade edemez. Kelimeler çok zengindi bir zamanlar. Yaşar Kemal’de Fakir Baykurt’ta çok zengin bir Anadolu Türkçesi kullanırlar.
Sinop Cezaevi’nde ‘aldırma gönül aldırma’yı yazan Sabahattin Ali yasaklandı bu ülkede. Yoksul öğretmen evine yetemiyor. Öğretmen ekmek peşinde, nasıl alıpta kitap okuyacak, kendisini geliştirecek. Dolayısıyla okumayan bir öğretmen nasıl olupta çocuklara okumak gibi bir alışkanlığı aşılayacak.
- 12 Eylül’le birlikte ders kitapları içerik ve dil olarak nasıl bir değişime uğradı?
1980 darbesi son derece önemli olan TDK’yı (Türk Dil Kurumu) kapatmıştır. O zamana değin oluşturulmuş o arı Türkçe yerine, Türk-İslam sentezci anlayışın dilini topluma egemen kılmaya çalıştılar. Maalesef bugün ekonomik baskı, alış veriş yapılan bütün yerlerde terimler İngilizce olarak karşımıza çıkıyor. Bu dil kirliliğidir. Özgürlüğe kasıttır. Bağımsızlığa kasıttır. 12 Eylül’den sonra dilde, eğitimde karmakarışık oldu. Gelen milli eğitim bakanları kendi ideolojilerini dayatarak yeni bir anlayışı egemen kıldılar. Türk-İslam sentezi 12 Eylül’ün ideolojisi olarak eğitime ilk baştan yansıdı zaten. Bu çok önemli bir şey. Kitaplar bu anlayışla yeniden yazıldı. Şimdi de kitaplar dinselleşiyor. Bu dilide dinselleştiriyor. Bunun tahribatı 50 senede onarılır mı bilmem. Aydın insan yetişmiyor okullarda. Lise bitiren cahil dolu ortalık. Tek cepheli, laiklikten uzaklaşılmış, başkalarının vicdani özgürlüklerine saygı göstermeyen bir kuşak yetiştiriliyor okullarda. Türk-İslam sentezi şimdi şeriata kayıyor. 12 Eylül’le sanat ve edebiyat yok edildiği için gençliğin kültüre can veren damarlarıda kopartılmış oldu.

Perihan Ergun Kimdir?
İzmir’de doğdu. Kabataş kız lisesini bitirdikten sonra, Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümünü bitirdikten sonra, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde uzun yıllar öğretmenlik yaptı.
Milli eğitim müdürlüklerinde bulundu. 1956 da başladığı Türkçe öğretmenliğinden 1982’de erken emekli olarak ayrıldı. Üç çocuk annesi olan Ergun, bugün Ada Dostları Derneği başkanlığını sürdürüyor.


Başa dön


Çanakkale belgesel filmle canlanıyor
İngiltere Kraliyet Savaş Müzesi, Avustralya Savaş Müzesi, Yeni Zelanda Kültür Bakanlığı ve Türk Askeri Müzeleri’nin işbirliğiyle yapılan “Gelibolu Belgeseli”nin Türkiye’deki çekimleri Çanakkale’de başladı. Filmin yönetmenliğini üstlenen Tolga Örnek, film sayesinde tam bir savaş karşıtı olduğunu belirterek, “Savaş herkes için çok kötü bir tecrübe. Önemli olan insanların savaş gerekçelerini ortadan kaldırmasıdır. Çünkü burada kaybeden insan ve onların yaşamları sevdikleri oluyor” dedi.
Çanakkale’nin değişik yerlerinde askerlik yapan gerçek askerler tarafından oynanan filmin yönetmenliğini Tolga Örnek, yapımcılığını Hamdi Döker, araştırma koordinatörlüğünü Dr. Feza Toker, görüntü yönetmenliğini Volker Tittel, sanat yönetmenliğini Oliver Munch ve özel efektlerini Karl-Heinz Bochnig’in üstleniyor.
‘Tarafsız bir film’
İngilizce-Türkçe hazırlanan ve High Definition formatında çekilerek 35 mm filme basılacak olan 90 dakikalılık belgesel filme ilişkin bilgi veren yönetmen Tolga Örnek, “Gelibolu Belgeseli” için 70’e yakın müze ve arşiv gezildiğini söyledi. 6 yıllık araştırma sonucu çekimlerine başlanan film için “Tamamen tarafsız ve dengeli bir film” diyen Örnek, filmin, Türk, Fransız ya da Yeni Zellanda filmi olmadığını, Avusturalyalı ve İngiliz sinemacılarla ortak yürütülen çalışma olduğunu ifade etti. Film yapımı sırasında en çok senaryo yazımında zorlandıklarını belirten Örnek, “Çok derin bir tarih çok olağanüstü bir savaş. Bunu 90 dakikaya sığdırmak mümkün değildi. Bunun için en önemli yanının insani hikâyeler olduğunu düşündük ve özellikle bunu ön plana çıkardık” dedi.
İnsan hikayeleri
Marquez dışlandı
İspanyol dilinin önemli ismi, Nobel ödüllü Gabriel Garcia Marquez yazım kurallarının atılması gerektiğini söylerken toplum tarafından kabul görmeyeceğini beklemiyordu. İspanya’nın yaşayan en iyi yazarı Uluslararası İspanyol Dili Kongresi’nden dışlandı. 4 yılda bir yapılan ve İspanyolca konuşulan ülkelerin yerel akademilerinin bir araya geldiği buluşmaya bu yıl Arjantin ev sahipliği yapıyor. Arjantin’in kültürden sorumlu sekreteri Magdalena Faillace Marquez’in 8 sene önceki kongrede problem çıkarttığı için bu kongreden dışlandığını söyledi. Marquez, Mexico, Zacatecas’da yapılan buluşmada “insanlığın kökeninden ilerleyen zamana kadar bir sorun olarak var olan imlanın artık emekli olması gerektiğini” söylemişti. Marquez’in kongre tarafından veto edilmesi Nobel kazanan Portekizli Jose Saramago’nun kongre davetini reddedeceğini açıklamasına neden oldu. Faillace, İspanyol El Pais gazetesine yaptığı açıklamada, dil akademilerinin Marquez’in katılımını istememekte ısrar ettiklerini söyledi. Marquez’in dışlanmasına ilişkin haberler ve Saramago’nun kongreye gitmeyi reddetmesi bu hafta bir çok telefon görüşmelerine neden oldu. Diğer bütün akademilerin temeli olan Büyük İspanyol Dili Akademisi, Marquez’i dışladıkları iddiasını reddetti. Bu arada, Jose Saramago daveti kabul etti ama hâlâ Marquez’in veto edilmesi fikrinin kime ait olduğunun cevabını bilmek istiyor: “Eğer Marquez’in Zacatecas’ta problem çıkarması nedeniyle davet edilmediği doğruysa Arjantin Akademisi bunu bize açıklamalı. Bizim aptal olduğumuzu düşünmesinler”. Gabriel Garcia Marquez önümüzdeki aylarda, on yıl içindeki ilk romanını çıkaracak ve El Pais’e göre bir milyon kopyası İspanyolca konuşulan ülkelere dağıtılacak.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net