www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Elekle su taşımak...
Kuşkusuz, halklar arasında barış ve dostluk yönünde atılan samimi adımları desteklemek gerekir. Ama böyle adımların, emperyalist politikalara teslim olmuş hükümetler tarafından atılması mümkün değildir...

ABD’nin imdadına El Kaide yetişti!
Dünya Amerikan ve İngiliz askerlerinin Iraklılara yaptıkları işkencelerle sarsılırken, El Kaide bir kez daha ‘imdada’ yetişti.

Irz düşmanları
ABD askerleri, Irak’ta cezaevlerinde ve sokakta kadınları taciz ediyor, hatta tecavüz edip fotoğraflar çekiyorlar.


Elekle su taşımak...
Seyit Aldoğan
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Atina ziyareti gerek Türk, gerekse Yunan basınında geniş yer tuttu. ‘İyi komşuluk’, ‘ortak çıkarlar’, ‘karşılıklı destek’ gibi diplomasinin basmakalıp lafları, cilalanarak köşe yazılarındaki yorumlara girdi.
Türk-Yunan ilişkilerinin tarihsel gelişim sürecini izleyen herkes bilir ki bu laflar yüzlerce kez edildi. Özal zamanında Davos’tan esen “dostluk rüzgârları” çok geçmeden yerini “kahpelik”, “rezillik” gibi söylemlere bırakmıştı. Arkasından düşmanlık körüklenmiş ve ilişkilerin iyice gerginleşmesine tanık olunmuştu.
Erdoğan’ın Atina ziyareti sırasında yaptığı, “Geçmişi unutup geleceğe bakalım” yönündeki açıklamalar ne kadar samimiyse, Kostas Karamanlis hükümeti tarafından yapılan “ulusal çıkarlar” açıklamaları da o kadar samimidir.
Ne değişti?
Gelişmelere doğru bir tarzda yaklaşan birçok Yunan yazar, yaptıkları yorumlarda, “Her şey iyi güzel de, ortada olan somut olgular, çıkarlar nedir?”, “Geçmişin bir daha yaşanmayacağını garanti eden etkenler nelerdir?” sorularını ön plana çıkardılar.
Her şeyden önce Türk-Yunan ilişkileri uzun yıllardır, iki ülke yönetimlerinin “can simidi” olarak kullandıkları bir sorundur. İç politika malzemesi yapılmış, düşmanlıklar kaşınmış, milliyetçilik ve gericilik geliştirilmiştir. Başta ABD olmak üzere hakimiyet kavgasına aktif olarak katılan emparyalistlerin elinde ise bu konu güçlü bir koz olagelmiştir. Türk-Yunan ilişkilerinin altı oyularak, iki ülke de hizaya getirilmiştir.
Majestelerinin barışı!
Gelinen noktada, bölgeye uygun görülen emperyalist planlar ve uluslararası gelişmeler, sorunu Türk-Yunan ekseninden bütünüyle çıkarmaya yöneliktir. Yani her iki başbakanın eşinin, “Nataşa ve Emine’nin” el ele gezerek öpüşmesinin ötesinde bir olgudur ve bölgede gelişen ya da değişen dengelerle ilişkisi vardır. Türkiye’nin AB süreci, NATO’nun Kıbrıs’a girme isteği, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi gibi gelişmelerden ayrı ele alınması mümkün değildir.
Kuşkusuz halklar arasında barış ve dostluğu istemek, bu yönde atılan samimi adımları desteklemek, düşmanlık unsuru olacak sürtüşme noktalarını ortadan kaldırmak gerekir. Ama bu, emperyalist politikalara teslim olmuş ve bölgedeki emperyalist planların uygulanmasında motor görevi üstlenmiş yönetimlerin başaracağı bir şey değildir. Çünkü onların gözettikleri ve üstüne titredikleri konu, halkların kardeşliği ve ortak çıkarları değildir. Eğer böyle olmuş olsaydı şimdiye kadar çok adımlar atılmış olurdu.
Kaldı ki, her iki devlet defalarca sorunun uluslararası bir noktaya geldiğini itiraf eden açıklamalarda bulunmuş ve bu yönde yönelimler içine girmişlerdir. Yunanistan Avrupa Birliği kozunu, Türkiye ABD ile “stratejik ortaklığını” kullanarak avantaj sağlamaya çalışmaktadır. Yani ABD ve AB çıkarlarına bağlanmış, böylece uluslararası çıkarların merkezine oturtulmuş bir “dostluk ve kardeşlik” politikasının yaşam süresi, dengelerin yerinden oynamasına kadardır. Yani yakılan mum, ancak yatsıya dek aydınlatacaktır!
Her iki devletin halkların çıkarlarını ne kadar gözettikleri, hem Balkanlar’da, hem Afganistan’da, hem de Irak’ta görülmüştür. Filistin sorununda görülmektedir. Kürt sorununda da durum farklı değildir.
Bütün bunlar gözardı edilerek, diplomasi kaynaklı dostluk gösterilerinin ön plana çıkarıldığı bu resmi ziyaretten ancak Nataşa ve Emine’nin dostluğu kalır; gerisi sabun köpüğüdür. Erdoğan’ın kalburla Türkiye’ye su götürdüğüne inanmak ne kadar gerçekçiyse, oluşturulan “dostluk” da o kadar gerçekçidir.


Başa dön


ABD’nin imdadına El Kaide yetişti!
Dünya Amerikan ve İngiliz askerlerinin Iraklılara yaptıkları işkencelerle sarsılırken, El Kaide bir kez daha ‘imdada’ yetişti. El Kaide üyeleri, esir aldıkları bir Amerikalıyı başını keserek infaz ettiler ve korkunç görüntüleri internet siteleri aracılığıyla dünyaya ilettiler. Görüntülerin, ABD ve İngiliz işkencelerini unutturma amacı taşıdığı sanılıyor.
İnfaz görüntüleri
Muntada El Ensar adlı sitede yayımlanan görüntülerde, turuncu tulum giydirilmiş Amerikalı ve arkasında siyah maskeler takmış 5 kişi yer alıyor. Amerikalı esir, elindeki kâğıttan, adının Nick Berg olduğunu ve ABD’nin Philadelphia eyaletinde yaşadığını söylüyor. Kâğıttan aile üyelerinin adlarını tek tek okuyan Amerikalı, daha sonra yere yatırılıyor ve “Allahüekber” nidaları ile kafası kesiliyor. Katiller daha sonra Berg’in kesik kafasını kameraya tutuyor ve “Bunun, Iraklı mahkûmlara yapılan işkencenin intikamı” olduğunu söylüyorlar.
Cinayeti işleyen kişinin, El Kaide lideri Usame bin Ladin’in sağ kolu Ebu Musab Ezzerkavi olduğu öne sürüldü.
Bu ilk değil
El Kaide ve onun Irak’ta bulunduğu tahmin edilen liderlerinden Ezzerkavi, Sünni ve Şiilerin işgalciye karşı ortak mücadele etmeye başladığı geçen ay da, benzer bir provokasyona imza atmıştı. İsyanın zirveye ulaştığı günlerde, Ezzerkavi tarafından yapılan açıklamada, “Şiilerin işgalcilerle işbirliği yaptığı ve öldürülecekleri” ilan edilmişti.
Kafası kesilen 26 yaşındaki Nick Berg, geçen cumartesi günü Bağdat’ta ölü bulunmuştu. Berg’in ailesi, görüntülerden haberdar olduktan sonra adeta yıkıldı. Aile mensupları, Berg’in başının kesildiği bilgisinin kendilerine daha önceden iletildiğini belirttiler. Baba Michael Berg, “En azından uzun ve acılı bir ölüm olmadı. Ama kamuoyunun bilmesini istemezdim” dedi.
ABD ordusu tutuklamıştı
Küçük bir telekom şirketinin sahibi olan Nick Berg, 30 Mart’ta ülkesine dönmeyi düşünüyordu. Ama 24 Mart’ta Musul’da Irak polisi tarafından gözaltına alındı. Daha sonra ABD askerlerine teslim edildi ve 13 gün boyunca tutuklu kaldı. Bu dönemde kendisine telefon veya avukat hakkı verilmedi.
31 Mart’ta aileyi ziyaret eden FBI ajanları, onlara oğullarının tutuklu olduğunu söylediler. Aile, birkaç gün bekledikten sonra 5 Nisan tarihinde ABD ordusu aleyhine dava açtı.
Acılı baba, “Eğer oğlum, hiçbir suçlama yapılmadan tutuklanmış olmasaydı, bugün hayatta olacaktı. Yurttaş haklarının kısıtlanmasından artık bıktık. Bush hükümetinin demokrasiyi benimsediğini düşünmüyorum” diye konuştu. Baba Berg, kendisinin bir savaş karşıtı olduğunu, ama oğlunun Bush yönetimine destek verdiğini de ekledi.


Başa dön


Irz düşmanları
Amerikan askerlerinin Iraklı kadınlara da sistematik işkence yaptığı, işkencelerin çoğu zaman tecavüze dek uzandığı bildirildi.
Bağdat Üniversitesi öğretim üyelerinden Profesör Hüda Şakir, kent sokaklarında yaşadıklarını The Guardian gazetesine anlattı. Şakir, bir ABD denetim noktasında Amerikalıların çantasını aramak istediğini, ama kendisinin bunu reddettiğini belirterek, “Biri tüfeğini göğsüme doğrulttu. Lazer ışığını açtı. Ardından penisini işaret etti ve ‘Buraya gel kaltak, seni...’ dedi” şeklinde konuştu.
Cezaevinde tecavüz
Profesör Şakir, Ebu Garib Cezaevi’nde tutulan birçok kadının cinsel tacize uğradığını, birinin ise ABD askerinin tecavüzüne uğradıktan sonra hamile kaldığını anlattı. Şakir, “Bir meslektaşım tutuklanarak oraya götürülmüştü. Serbest bırakıldıktan sonra ne olduğunu sordum. Ağlamaya başladı. Kadınlar orada yaşadıklarını anlatmak istemiyor” dedi. Şakir, tecavüze uğrayan Nur adlı bir kadının, ailesi tarafından öldürüldüğünü tahmin edildiğini de ekledi.
Ebu Garib’de şu anda 5 kadının tutulduğu belirtiliyor. Günün 23 saati hücre hapsinde bulunan kadınlar, başlarına neler geldiğini anlatmayı reddediyorlar. Önceki gün cezaevini gezen gazetecilerin kadınlarla konuşması engellendi.
Bağdat’ın batısında, kadınlar için kurulan özel tutukevinde bulunan bir kadın ise, Avukat Sahra Canabi’ye konuştu. Adı gizli tutulan kadın, erkek askerlerin önünde soyunmaya zorlandığını anlattı.
ABD askeri konuşuyor
Kerbela’da katliam
Amerikan işgal kuvvetleri, Şiilerin kutsal kenti Kerbela’ya bomba yağdırdı. Dünkü şiddetli ABD saldırısında binalar tank ateşine hedef oldu, savaş uçaklarıyla kentteki birçok bölge bombalandı. Görgü tanıkları, onlarca kişinin öldüğünü ve bir caminin kısmen, birçok binanın ise tamamen yıkıldığını anlattı. Sadr yanlısı Şii milislerin üs olarak kullandığı Mukayim Camii’nin yarısının yıkıldığı, 7 otelin alevler içinde olduğu bildirildi. Bir tanık, ana caddede 14 ceset gördüğünü belirterek, Amerikalı keskin nişancıların gördükleri herkesi hedef aldıklarını söyledi. ABD öncülüğündeki işgal gücü yetkilileri ise, çatışmalarda 20-25 Şii milisin öldürüldüğünü, 7 ABD askerinin yaralandığını açıkladı. Bu arada, Irak’ın orta kesimlerinde önceki gün düzenlenen saldırıda 4 Filipinli sivil öldü. Bakuba kentinde de ABD yanlısı polis kuvvetlerini taşıyan araca açılan ateşte bir polis öldü, ikisi yaralandı. Kuzey Irak’ta daha önce güçbirliği yapma kararı alan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Celal Talabani ile Kürdistan Demokratik Partisi (KDP) lideri Mesut Barzani’nin, kuracakları hükümet konusunda anlaşmaya vardıkları bildirildi. Kuzey Irak’ta kurulacak hükümetin merkezi Erbil olacak. Yeni hükümette Kürdistan İslami Partisi, Kürdistan Komünist Partisi ve Ankara ile bağı olmayan Türkmen partilerinin temsilcileri yer alacak.
Suriye’ye yeni ambargo
ABD yönetimi, “teröre destek vermek” ile suçladığı Suriye’ye karşı yeni yaptırımları uygulamaya koydu. Bush yönetimi Suriye’ye gıda ve ilaç dışında Amerikan ürünlerinin ihracatını yasakladı, Suriye-ABD arasındaki uçuşları kaldırdı ve ABD’deki bazı Suriyelilerin malvarlıklarını dondurdu. Bir Suriye bankasıyla ise, “kara para aklama” endişeleri dolayısıyla ilişkiler kesildi. ABD Başkanı George W. Bush, Kongre’ye gönderdiği mesajda, “Aylardır süren diplomatik çabalara rağmen Suriye hükümeti, davranışını değiştirmeye ikna edilemedi. Suriye, ABD’nin endişelerine karşılık olacak somut adımlar atmadı” dedi. Bush, Suriye’nin “olağanüstü bir tehdit” oluşturduğunu öne sürerek, bu tehdide karşı “ulusal acil durum” ilan ettiğini kaydetti. Washington’daki gözlemciler, yeni yaptırımların büyük ölçüde sembolik olacağını söylüyor. Diplomatik ilişkiler kesilmeyecek ve Bush, bir taraftan ilaç ve gıda ürünleri dışında ihraç yasağı uygulanırken, telekomünikasyon, uçak parçaları gibi ürünlerde muafiyet verebilecek. ABD, Suriye’ye 200 milyon dolarlık mal ihraç ediyor. Yeni uygulamayla bu ihracat büyük ölçüde sona erecek. Suriye’nin ise ABD’ye yılda 260 milyon dolar ihracatı var. Bunun büyük kısmını fuel oil ve diğer petrol ürünleri oluşturuyor. Amerikan şirketlerinin de, Suriye ile iş yapmayı giderek daha zor bulacağı belirtiliyor. ABD ve İsrail; Şam yönetiminin Filistinli ve Lübnanlı örgütlere destek vermesinden rahatsız. Suriye hükümeti, yaptırımların haksız olduğunu belirtti. Başbakan Muhammed Naci Otri, ABD kararına tepki göstererek, “Karar haksız ve adaletsiz. Ama yaptırımlar bizi etkilemez” dedi.
Taylandlı işçilerden krala dilekçe
Asya ülkesi Tayland’da işçilerin özelleştirmeye karşı eylemleri sürüyor. Önceki gün başkent Bangkok’ta bir araya gelen 10 binden fazla işçi, Kraliyet Sarayı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından, Kral Bhumibol Adulyadej’e, kamu işletmelerinin özelleştirilmesi girişimlerine karşı bir dilekçe verildi. Çoğunluğu kamu işçisi olan yürüyüşçüler, daha sonra Demokrasi Anıtı önünde toplanarak saygı duruşunda bulundular. Eylemciler arasında elektrik işçileri ağırlıktaydı. Sendikacılar, hükümetin kendilerine kulak vermemesi karşısında, seslerini krala duyurmaktan başka çare göremediklerini söylediler. Yürüyüşte kralın posterlerinin taşınması dikkat çekti. Gözlemciler, halk nezdinde saygınlığını koruyan kralı sorunda taraf yapmak üzere başlatılan bu girişimin, iktidar partisini rahatsız ettiğini belirtiyor. Kralın işçilerden yana tavır alıp almayacağı bilinmiyor. Tayland’ın IMF destekli hükümeti, 2002 yılından itibaren, 13 büyük kamu işletmesini özelleştirmeye başladı. Ancak halkın tepkisi sonucu bu özelleştirmelerden bir kısmı gerçekleştirilemedi. Buna rağmen; Tayland Havayolları, havaalanları ve enerji kurumu satıldı. Sırada demiryolları, su işletmesi ve telekomünikasyon var.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net