www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Meclis çocuklara ‘ağıt’ yaktı
Meclis, sokak çocuklarının durumunu, sokağa itilme nedenleri ve çözüm yollarını araştırmak amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulması kararı aldı.

Türkiye’den çocuk hikâyeleri
Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin bütün illerinde bu kapsamda pek çok etkinlik ve tören düzenlenecek.

Üçüncü köprü cinayettir
İstanbul Boğazı’na tüp geçit yerine 3. köprü yapılması yönündeki çalışmalar hızlandırıldı. Köprünün, Sarıyer-Beykoz arasına yapılacağı belirtiliyor. Ancak uzmanlar, İstanbul’un son ormanlarını da yok edecek olan ve rant amaçlı gündeme getirilen bu projeye karşı çıkıyorlar.

Kameralı fişleme yasal değil
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ve İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, kimlik bilgilerinin polis tarafından kameraya alınmasının yasal olmadığını söylediler.


Meclis çocuklara ‘ağıt’ yaktı
“Dünyada tek çocuk bayramı olan ülke” olmakla övünen Türkiye’de, çocuklar sayıları her geçen gün artacak şekilde, sokaklara, açlık ve yoksulluğa, büyük tehlikelere itiliyor. “Sokak çocukları” olarak adlandırılan bu çocukların sorunları, Meclis’e taşınarak, araştırma komisyonu kurulurken, yapılan görüşmede sorunun nedenlerini teğet geçen milletvekilleri, sokak çocuklarına adeta ağıt yaktılar.
DİE’nin 2001 rakamlarına göre; 6-17 yaş arası yaklaşık 17 milyon çocuktan 1 milyon 635 bini sokaklarda yaşıyor. Emniyet verilerine göre, 28 bin bali, tiner gibi uyuşturucu bağımlısı çocuk var. Bunların 6 bini suça karıştı. 5 yıl içinde uyuşturucu bağımlısı çocukların sayısının 100 bine yaklaşması bekleniyor. 2002 verilerine göre de 95 bin 732 çocuk karakola götürüldü. Bunların 12 bin 483’ü 0-10, diğerleri 11-18 yaşında. 23 bin 882 çocuk suç mağduru iken, 4 bin 832 çocuk sokakta yaşamak zorunda.
24 saatini sokakta geçiren, geceleri köprü altları, bankamatikler ya da sığınabildikleri yerlerde kalan sokak çocuklarının yanı sıra, açlık ve yoksulluğun artmasıyla her geçen gün artan sayıda çocuk da mendil, sakız satarak, ayakkabı boyayarak, atölyelerde çıraklık yaparak ailesine katkıda bulunmaya çalışıyor. Sokaklar çocuklar için büyük tehlikeler içerirken, sokakta yaşamak zorunda bırakılan tiner, uyuşturucu madde bağımlısı olan çocukların kendisi de büyük tehlike olmaya başlıyor. İstanbul’da had safhaya çıkan, Ankara’nın da merkezinde başlayan kapkaç, yaralama, saldırı olayları milletvekillerini sokak çocuklarının üzerine yöneltti.
Komisyon raporu!
CHP, AKP ve DYP’li milletvekillerinin ayrı ayrı verdiği önergeler önceki gün Meclis Genel Kurulu’nda birleştirilerek görüşüldü. 12 üyeden oluşacak Meclis Araştırma Komisyonu, üç aylık çalışmasıyla, çocukları sokaklara, bali, tiner, uyuşturucuya iten nedenleri araştıracak. Ancak, milletvekillerinin görüşme sırasında çocukları sokaklara iten nedenlerin başına “dağılmış aileleri”, “eviçi şiddeti”, “ailenin çocuğu istismar etmesini” koyarken, uygulanan ekonomik programların insanları açlık ve yoksulluğa itmesi, işsizlik, geçinememe gibi nedenlere ya değinmemeleri ya da en son neden olarak göstermeleri dikkat çekti. Sosyal devletin, sosyal güvenlik kurumlarının yok edilişine ise adeta hiç değinilmedi.
Değinilmeyen konular
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit, “ailenin parçalanmasını, eğitimsizliğini, aile içi şiddet ve ailenin çocuğunu istismar etmesini” ön sıralara alırken, “yoksulluk, göç, sosyal destek sisteminin ve koruyucu sosyal hizmetin yetersizliğini” son sırada saydı. CHP’li Cevdet Selvi, DYP’li Dursun Akdemir, AKP’li Orhan Erdem de tinercilerin giderek arttığından, sokaklarda şiddetin kartopu gibi büyüdüğünden, tinercilerin bıçakladığı, tecavüz ettiği, öldürdüğü kurbanlarından söz ettiler. “Çok çocuklu, eğitimsiz ailelerin şehirlere dolması, çarpık kentleşme”den söz eden milletvekilleri, şehirlere akışın nedenine ise değinmediler.

‘Barış’ı Meclis’e taşıdılar
Dünyanın dört bir yanındaki çocukların “barış” istemi Meclis’e taşındı. Alman fotoğraf sanatçısı Mike Kuhlmann’ın, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle Meclis’te açtığı “elçi” isimli fotoğraf sergisinin ana temasını “barış” oluşturdu. Meclis kulis ve koridorlarında açılan sergide, Mike Kuhlmann’ın dünyanın değişik ülkelerinde çektiği çocuk fotoğrafları yer aldı. Çok sayıda fotoğrafın yanı sıra çocukların yaptığı resimler ile afişlerin de yer aldığı sergide, çocuklar “barış” istedi. Kocaman “barış istiyoruz” yazısının arkasında, işkence gören bir çocuğun görüntüsü, ön kısımda ise çocukların resimlerle barış talepleri yer aldı. Başka bir bölümde Çin’den, Hindistan’a, Irak’dan Filistin’e dünyanın dört bir yanından çocuklar her dilden “barış” isterken, kocaman afişte ellerini dua eder gibi birleştiren çocuk “peace please” (barış lütfen) diyor.


Başa dön


Türkiye’den çocuk hikâyeleri
Hacer Yücel
Bugün 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Başta Ankara olmak üzere Türkiye’nin bütün illerinde bu kapsamda pek çok etkinlik ve tören düzenlenecek. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık koltukları çocuklara devredilecek, Meclis’e çocuk milletvekilleri oturtulacak. Çocukların gelecek olduğundan dem vurulacak. Oysa Türkiye’de en fazla sömürülen ve hak ihlaline maruz kalan kesimi çocuklar oluşturuyor ve devletin bundaki payı hiç de azımsanacak düzeyde değil.

1- Küçük parmaklar kalem tutmuyor
Hükümet ‘eflasyon düştü ekonomi iyiye gidiyor’ diyedursun işsizliğin ve yoksulluğun her geçen gün arttığı Türkiye’de insanlar karınlarını doyurabilmek için çocuklarını okuldan alıp işe yerleştiriyorlar. Tıpkı Sarışın ailesinde olduğu gibi. Önce Özlem Sarışın okullan alındı sonra Özkan Sarışın. Sarışın ailesinin en küçük ferdi olan ve 2.5 yaşındaki Arzu’nun okula gönderilip gönderilmeyeceği ise bilinmiyor.
Sinop’tan İstanbul’a gelen Sarışın ailesi, Kağıthane ilçesine bağlı Sanayi Mahallesi’nde oturuyorlar. Tek katlı gecekonduda yaşayan aile, anne Gülşen Sarışın’ın maaşı yetmeyince çocukları teker teker okuldan almış. Özlem Sarışın okullandan alındığında 15 yaşındaymış. Şu anda 17 yaşında olan Özlem Sarışın, tekstil atölyesinde çalışıyor. Her gün on saat makine başında çalışan abla Sarışın’ın aldığı ücret ise 240 milyon. Bir dönem ev temizliklerine giden anne Gülşen Sarışın da Panço Tekstil Atölyesi’nde çalışıyor ve 300 milyon lira alıyor.
Hiçbir sosyal güvenceleri olmayan aile, son olarak Özkan Sarışın’ı okuldan aldı. Özkan da tıpkı ablası gibi yakında iş bulup çalışacak. Ancak annesinin çalıştığı yerde kreş olmadığı için şu anda 2.5 yaşındaki kız kardeşi Arzu Sarışın’a bakıyor.

2- 23 Nisan parası nereye harcandı?
“Bazen yüz bin, bazen elli bin lira elimize geçiyor. Onu harcamıyoruz. Kumbaramıza koyuyoruz. Parayı biriktireceğiz, çünkü babamız işsiz. 23 Nisan’da da kendimize bir şey alacağız.” Bu sözlerin sahibi Hasan ve Hüseyin Koçak kardeşler. Biriktirdikleri parayı nereye harcayacaklarını söylemiyorlar. Bu tutumları almak istediklerinin fazlalığından mı yoksa babaları işsiz olduğu için parayı evin masraflarına harcayacaklarından mı bilinmez, ama Koçak kardeşlerin içinde yaşadıkları koşullar çocukluklarını yaşamalarına izin vermiyor.
Hayallere 3 kilometrelik yol
Hasan ve Hüseyin Koçak kardeşler Bingöl’den, daha küçükken göç etmişler. Şu anda İstanbul’un Küçükçekmece ilçesine bağlı Ayazma Mahallesi’nde yaşıyorlar. Elektriği, suyu, yolu olmayan Ayazma’da insanlar el yordamı ile yaptıkları derme çatma evlerde kalıyorlar.
Koçak kardeşler, İkitelli Köyiçi’nde bulunan Mehmet Yaran Günmeli İlköğretim Okulu’na gidiyorlar. Ayazma’dan Köyiçi’ne kadar olan üç kilometrelik yolu yürüyerek kat eden kardeşler, bu nedenle ilk derse geç kalıyorlar. Geç kaldıkları için cezalandırılıyorlar ve ilk derse girmelerine izin verilmiyor.
Hasan Koçak doktor, Hüseyin Koçak bilgisayar mühendisi olmak istiyor. Koçak kardeşler, İstanbul’un kaderine terk edilen, görülmeyen çamurlu yoksul yüzünden kurtulmak için okumaktan başka şansları olmadığını biliyorlar. Bildikleri bir başka şey ise doktor ve bilgisayar mühendisi olma hayallerinin “Artık sizi okutamayacağız” sözünün söyleneceği güne kadar devam edeceği.
Zaten bu durum Ayazma’daki bütün çocukların ortak kaderi. Çünkü işsizliğin ve yoksulluğun pençesinde kıvranan aileler sadece çocuklarından birkaçını okutabiliyor. O çocuklar da ancak ilköğretim bitinceye kadar öğrenimlerine devam edebiliyorlar. Sonra ailenin yaşam kavgasına onlar da dahil oluyorlar. İş bulup evin geçimine yardım ediyorlar. Zaten Koçak ailesinde bulunan altı çocuktan sadece Hasan ve Hüseyin okuyabiliyor. Diğerlerinin böyle bir şansı hiç olmamış.
Yüz bin liralık hayaller
Ayazma’da yokluklar ve yoksulluklar içinde yaşayan çocuklar erken büyüyor. En çocuksu, masum isteklerinde bile yaşadıkları sıkıntıların izi görülüyor. Ellerine geçen parayı çok kolay reddemeyecekleri tatlıya bile harcamıyorlar. Çünkü ellerindekinin belki de bir öğünlerinde alacakları ekmeğin parası olduğunu biliyorlar.
Hasan ve Hüseyin Koçak kardeşler, 23 Nisan Çocuk Bayramı için para biriktiriyorlar. O gün istediklerini almak ve en azından bayramlarında çocuk olmak için bunu yapıyorlar. Parayı nasıl biriktirdiklerini büyük bir heyecanla anlatıyorlar. Ellerine geçen yüz bin liraları, elli bin liraları kumbaralarına koyduklarını söylüyorlar. Şu anda ne kadar paraları olduğunu bilmiyorlar. 23 Nisan günü kumbarayı açacaklarını anlatıyorlar, ama ne alacaklarını söylemiyorlar. Çünkü içinde bulundukları koşullar gelip hayallerinin isteklerinin merkezine oturuyor ve “babamız işsiz” demekten kendilerini alamıyorlar. Koçak kardeşlerin biriktirdiği paranın 23 Nisan Çocuk Bayramı’nda nereye gideceği ise aslında belli.

3- Çocuğa 28 yıl hapis istemi
Kamuoyunun yoğun baskısı sonucu 2253 Sayılı Çocuk Mahkemelerinin, Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’da yapılan değişiklik ile çocuk mahkemelerinde yargılama yaşı 18’e çıkarıldı. Ancak bu yeni düzenleme, çocukların DGM yargılanmasını engelleyemiyor. Bu durumun en bariz örneği İstanbul 6 No’lu DGM’deki bir davada yaşanıyor. “Kürt sorununun demokratik yollardan çözülmesi ve Irak’ın işgaline son verilmesi” talepleri ile İstanbul Adliyesi’nde eylem yapan 21 kişi içinde bulunan ve yaşları 18’den küçük olan C.A., S.B. ve D.Y.’nin 28 yıla kadar hapis ile cezalandırılmaları isteniyor. Çocuklar hakkındaki suçlama ise “Yasadışı örgüte üye olmak”, “yardım ve yataklık etmek” ve “kamu hizmetinin görülmesi için ayrılan yapılara girilmesini zor kullanarak engellemek”.
C.A., S.B. ve D.Y.’nin avukatı Nermin Selçuk ve Sibel Eser, söz konusu üç çocuk için Çocuk Mahkemesi’nde dava açıldığını ancak bu dosyanın DGM’deki yetişkinler dosyası ile birleştirildiğini anlattılar.
Çocuk yargılanmasına ilişkin yasanın, birleştirme yöntemi ile çocukların yetişkin mahkemelerinde yargılanmasına izin verdiğini dile getiren Selçuk ve Eser, “Yasada bir zorunluluk hali söz konusu olduğunda dosyaların birleştirilebileceğinden söz ediyor. Ancak bu zorunluluk haline açıklık getirilmediği için mahkeme hakimleri kendi takdirleri çerçevesinde karar veriyor. Nitekim bizim dosyamızda da olan bu” diye konuştular. Söz konusu birleştirme kararlarının sadece DGM dosyalarında verildiğine dikkati çeken avukatlar, çocuk yargılanmasında da ayrımcılık yapıldığını kaydettiler. Yaşanan bu durumun Türkiye’nin imza attığı uluslararası sözleşmelere ve Anayasa’nın 37. maddesinde düzenlenen “doğal yargıçlık güvencesi”ne aykırı olduğunu dile getiren avukatlar, doğal yargıçlık ile, sanığın daha önceden kendisi için belirlenen yargı mercihlerinde yargılanmasının güvence altına aldığını ifade etti. Avukatlar, “Çocukların hem fiziksel, hem de psikolojik durumlarına uygun olarak kurulmuş olan çocuk mahkemelerinde yargılanması gerekiyor. Ancak bu durum yapılmadı ve yaşanan bu yargılama ile diğer bütün yasalar gibi Anayasa’da ihlal ediliyor” dediler.
Müvekkillerinin beş aydır Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi’nde tutulduğunu belirten avukatlar, çocuk yargılanmasında izlenecek yönteme ilişkin düzenlemelerin de ihlal edildiğini kaydettiler. Avukatlar, sözlerine şöyle devam ettiler: “Çocuklarda tutuklama kararları verilirken ‘suç işlemeyi alışkanlık haline getirmek ve kişiye doğrudan zarar vermek’ gibi kriterler aranır ve diğer durumlarda çocuğun mağdur olmama durumuna göre karar verilir. Bizim dosyamıza baktığımda müvekkilerimiz için iki durumda mümkün değil, ancak hâlâ tutuklular ve beş aydır cezaevindeler. En son duruşmada dört ay sonraya duruşma günü verildi. Yani verilen hiçbir kararda çocuk yararı düşünülmüyor.”

4- Çocuğa işkence yapan polisler yargılanıyor
“Bora Sezik’in polis Ahmet Ünlü tarafından öldürülmediği” şeklinde ifade vermeleri için üç çocuğa baskı yapan polislere dava açıldı. Kötü muamelede bulunmak suçundan açılan davanın Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında görevsizlik kararı veren mahkeme heyeti, polislerin işkence yapmak suçundan cezalandırılmasını istedi. Polislerin önümüzdeki günlerde Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘işkence yapmak’ suçundan yargılanmasına başlanacak. Bora Sezik 23 Kasım 2002 akşamı Beyoğlu’nda polis Ahmet Ünlü tarafından vurularak öldürüldü.
Olayı gören arkadaşları “Sezik’i Ünlü’nün vurmadığı” şeklinde ifade vermeleri için gözaltına alındılar. Bir gün boyunca gözaltında tutulan üç çocuğa tazyikli su sıkıldı, kaba dayak atıldı ve çocuklar cinsel tacize maruz kaldı. Çocukların maruz kaldığı işkence THİV doktorlarınca çekilen fotoğraf ve raporlarla belgelendi. Raporda, çocukların sırt, bacak ve kollarında bulunan morluklara dikkat çekilerek çocukların işkence gördüğü kaydedildi.

BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?
  • 1990-2003 yılları arasında 544 mayın patlaması gerçekleşti. Bu patlamalarda 284 çocuk yaşamını yitirirken 253’ü yaralandı.
  • 2003 yılında 96 çocuk işkence gördü.
  • 2003 yılında yaşanan ve şiddet içeren 109 bin olayda 10 bin 383 çocuk fiziki ve manevi zarara uğradı.
  • 2003 yılında 83 bin 249 çocuk hakkında polis işlem yaptı. Haklarında işlem yapılan 0-10 yaş arasındaki çocukların sayısı 12 bin 48. Bu çocuklardan bin 811’i suç işlediği gerekçesi ile gözaltına alındı.
  • 2003 yılında bağımlılık içeren madde kullanan çocuk sayısı 57 bin 587’e ulaştı.
  • 2003 yılında Türkiye genelinde 12-17 yaş grubunda çalışan çocukların sayısı 654 bin olarak belirlendi.
  • Türkiye’de çocuk annelerin sayısı hızla artıyor. 12-14 yaş arası evli olan kız çocuklarının sayısı 10 bin 484, 15-19 yaş arası olanların sayısı ise 463 bin 481 olduğu belirlendi.

    YOĞUN BAKIMDA KARŞILAYACAK!
    23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları için Diyarbakır’daki hazırlıklar tamamlandı. İlköğretim okullarında öğrenim gören birçok çocuk resmi kutlamalara katılmaya hazırlanırken, geçtiğimiz günlerde mayın patlaması sonucu sağ kolu kopan 6. sınıf öğrencisi N.Ö. 23 Nisan’ı yoğun bakımda yaşam mücadelesi vererek karşılayacak.
    Kulp İlçesi’ne bağlı Uzunova Köyü Atatürk İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi N.Ö, ilçede bulunan Sivrice Karakolu yakınlarında bulduğu mayının elinde patlaması sonucu sol kolu ve sağ elinin 3 parmağını kaybederek, ağır yaralı olarak Dicle Üniversitesi Araştırma Hastanesi Yoğun Bakım Servisi’ne kaldırılmıştı.


    Başa dön


    Üçüncü köprü cinayettir
    Elif Görgü
    İstanbul’da ‘3. köprü’ tartışmaları yeniden alevlendi. Gelen haberlere göre, Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü tarafından sürdürülen İstanbul Boğazı’na 3. köprü yapılması ile ilgili ön hazırlık çalışmaları tamamlanmak üzere. Yeni köprünün yapılacağı yer olarak da, Sarıyer-Beykoz arası belirlendi. Yani İstanbul’un yok olmaktan kurtulan son ormanlarının tam ortası.
    2007 yılına kadar inşaatı başlayacak olan projenin maliyeti şimdilik 300 milyon dolar olarak görünüyor. Maliyetin bu kadar düşük hesaplanmasının nedeni ise seçili alanların Hazine’ye ait orman arazileri olmasından kaynaklanıyor.
    İstanbul’un kuzey ormanlarının özellikle kaçak lüks yapılaşma ile yok edilmesine karşı çıkan Orman Mühendisleri Odası Marmara Şube Başkanı Prof. Dr. Sedat Ayanoğlu, tüp geçitte karar kılınmışken tekrar 3. köprünün gündeme getirilmesini eleştirdi. “Bu kadar ısrar ediliyorsa bunun arkasında özellikle Kemerburgaz, Kilyos, Uskumruköy gibi yerlerde büyük miktarda arazi kapatan çok hatırlı(!), yetkin, nüfuslu insanlar var demektir. Tüm mesele bu. Bu bir cinayettir. Bunu 90’lı yıllarda durdurduk, yine durduracağız” diyen Ayanoğlu, sorularımızı yanıtladı:
    3. köprü neden Sarıyer-Beykoz arasına yapılmak isteniyor?
    Kemerburgaz, Uskumruköy, Kilyos taraflarında siyasetçisinden tutun da, işadamına, memuruna kadar hepsinin çaplarına göre bir parça arazisi var. Sarıyer tapusuna açıp bakmak lazım. Zekeriyaköy’de kimler var? Şöyle 150-300 dönüm arazi almış olanlar kimler? O zaman Türkiye’nin manzarası karşımıza çıkar. Türkiye’de düzen bu. Önce yasak olduğu için beş para etmeyen araziyi çeşitli şekillerde ele geçirirsiniz. Ondan sonra buradaki yasakları kaldırırsınız. Bunun için ne lazım size, araç, yani belediye. ANAP iktidarı zamanında Sarıyer Belediyesi Refah Partisi’ndeydi. O zaman Bakanlar Kurulu kararıyla Sarıyer Belediyesi’nin 3’te 2 sorumluluk alanını kopardılar ve küçücük Bahçeköy Belediyesi’ne verdiler. Devlet yöneticiliğine bakın. Etkin ve nüfuslu birileri arazi kapatıyor. Bu arazilerin imara açılabilmesi için Bakanlar Kurulu kararı ile mücavir alanın çoğu o belediyenin yüzde biri imkâna sahip olmayan, birkaç tane personeli dışında araç gereci olmayan belediyeye veriliyor. Belediye çabucak görevini yerine getirir. Mevzi imar planı yapar. İnşaat yasakları kaldırılır, imara açılıverir. Bu yolla 250 bin konut yapıldı ve artık yollar bu yükü çekemiyor. Kağıthane’de Cendere’ye lüzumsuz olduğu halde büyük asfalt yollar yapıldı. Orada da sanayi yerleşti. Ranta oturmak için yine devlet olanakları kullanılıyor. Sizin benim paramı kullanıyorlar. Kağıthane Deresi’nde benim 30 metrelik asfalta ne ihtiyacım var? Kim var ki orada bunu yapıyorsunuz? Nereye bağlayacak; 3. köprü yaptığı zaman çıkış yolu şehirle irtabatı sağlayacak ana arter orası olacak. Çünkü Zekeriyaköy, Uskumruköy gibi yerlerle Hacı Osman (Maslak) bağlantısını sağlayan yol artık bu yükü kaldıramıyor.
    3. köprünün yapılması İstanbul’da çevreyi nasıl etkileyecek?
    İstanbul orman bakımından Türkiye’nin geneline bakıldığında zengin bir kent. Kentin ana orman varlığı ise kuzeyde yani köprünün yapılmak istendiği bölgede. Burada İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan su kaynakları var: Barajlar, bu barajları besleyen dereler, derecikler vs. Buraya 3. köprü yapılması durumunda, çevre yollarının, yaklaşım yollarının, diğer sapakların, giriş çıkışların, kavşakların, viyadüklerin yok edeceği yeşil alan binlerce hektarı bulacaktır. Buradaki yaban hayat sona erecek. Orman kitlesinin içinden çevre yolu geçtiğini düşünün, oradaki titreşim ve egzoz dumanının yaratacağı kirlilik ve ormanın birtakım bloklara parçalanması yaban hayatın burada barınamaması sonucunu doğurur. Çünkü yaşama imkânı kalmayacaktır. Orman gidecektir. Ormanın gitmesi ile bu iş bitmiyor, böyle büyük bir projede arazi birdenbire değerlenir. Tıpkı Beykoz ve Kavacık’ta olduğu gibi, arazinin metrekaresi 200-300 dolara fırlar. Böyle büyük bir arazi rantı yarattığınız zaman artık Orman Kanunu da işe yaramaz. Adam gelir, Sultanbeyli’de olduğu gibi, Çavuşbaşı’nda olduğu gibi kadastrosu yapılmış, kesinleşmiş, içine yerleşilmesi, yerleşime açılması suç olan birkaç yıl hapsi gerektiren bir orman suçunu gözünü kırpmadan işler. Çok kısa zamanda mantar gibi yayılır yapılaşma. Bunu görmek için 2. köprünün etrafına bakmak lazım. O binalar orada yoktu. Nasıl mantar gibi binaların yapıldığını, hâlâ görüyoruz gelip geçerken. 2. köprü hâlâ Türkiye’nin ayıbı olarak duruyor.


    Başa dön


    Kameralı fişleme yasal değil
    Derya Karaçoban
    Diyarbakır’da bir süredir, basın açıklaması, panel, şenlik gibi etkinliklere katılanların kimlikleri polis tarafından kameraya alınıyor. Kimliklerini vermek istemeyenler, ya gözaltına alınıyor ya da etkinliklere alınmıyor.
    Uygulamaya tepki gösteren Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu, kimlik bilgilerinin kameraya alınmasının hukuki bir dayanağının bulunmadığını söyledi. “Toplumun özgürlüğüne müdahale edilmek istendiğini” ifade eden Tanrıkulu, uygulamanın Avrupa Birliği’ne uyum paketi çerçevesinde yasal olduğunu savunan emniyet yetkililerine şu yanıtı verdi; “Bu uyum paketi sadece Diyarbakır için mi çıkarılmış? Böyle bir düzenleme ne AB uyum paketinde ne de yasalarda yer alıyor.”
    İnsanı suçlu psikolojisine sokuyorlar
  • Yoksulun adresi ‘ikinci el’ elbiseler
    Siirt’te son dönemlerde tezgahlarda satılmaya başlanan kullanılmış elbiseler, özellikle alım gücü olmayan vatandaşlardan rağbet görüyor. Alım gücü az olan vatandaşlar “ikinci el” giysilere rağbet gösteriyor. Sokak ortasında bez çarşaflar üzerinde satılan giysileri 500 bin ila 2 milyon arasında değişen fiyatlardan satışa sunan Mehmet Yeşim, dükkanlardan satılan kıyafetlerden ucuz olduğu için ilginin büyük olduğunu belirtti. Yeşim, günlük 5-10 milyon lira kazandıklarını belirtti.
    İran sınırına mazot deposu yapılıyor
    Van’da; İran sınırında yapılan kaçak mazotçuluğun engellenmesi ve yasal yollarla satışının yapılabilmesi için valilik tarafından sınır bölgesine mazot deposu kurulacak. 1987 yılında İran ile başlatılan sınır ticareti kapsamına alınan mazot ticareti, bölge ekonomisine büyük bir katkı sağlasa da 1994 yılında mazot ticareti tamamen kaldırıldı. Diğer ürünlere ilişkin ticaret ise kotaya tâbi tutuldu. 1998 yılında ise sınır ticareti tamamen yasaklandı. Mazot ticaretinin yasaklanmasından sonra bu yolla geçimini sağlayan çok sayıda kişi atlarla ve İSUZU araçlarla kaçak mazot getirmeye başladı. Birçok mazot kaçakçısı ise ya askerlerce açılan ateş sonucu ya da mayınlara basarak yaşamını yitirdi. İran sınırında kaçakçılara ait yüzlerce at askerlerce öldürüldü, 2 bin dolayında araç ise Van Gümrük Müdürlüğü’ne devredildi. Mazot kaçakçıları çeşitli miktarlarda para cezalarına çarptırıldı. Mazot kaçakçılığını önlemek ve yasal satışını sağlamak amacıyla harekete geçen Van Valiliği, Van’ın Saray ilçesi Kapıköy Sınır Kapısı’na bir mazot deposu yaptırma çalışması başlattı. İran’dan getirilecek olan mazot bu depoya aktarıldıktan sonra isteklilere satışı sağlanacak. Uygulamanın hayata geçmesi için başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere yetkili bütün kurumlara başvurduğunu belirten Vali Hikmet Tan, “Sayın Başbakan bu uygulamaya sıcak bakıyor. İnancım odur ki, bu uygulama bölge ve ülke ekonomisine büyük bir katkı sağlayacak” dedi.
    ‘23 Nisan hangi çocukların bayramı?’
    BASK’a bağlı Bağımsız Eğitimciler Sendikası Genel Başkanı Gürkan Avcı, 23 Nisan Bayramı’nı çocukların hepsinin kutlama imkânı ve fırsatı bulamadığını söyledi. Avcı dün yaptığı basın toplantısında DİE’nin ve Adalet Bakanlığı’nın kayıtlarına dayanarak açıkladığı verilerle Türkiye’de tarımda ve sanayide çalışan çocukların durumunu gözler önüne serdi. Türkiye’de 4.5 milyon çocuğun sokaklarda ve işyerlerinde çalıştırıldığına dikkat çeken Avcı, son üç yılda 120 bin çocuğun suça karıştığını ifade ederek, Türkiye’de cezaevi çıkışı sonrası çocukları yönlendirecek hiçbir kurum olmadığının altını çizdi.
    Gazetecilere ‘İmar’ gözaltısı
    İmar Bankası soruşturması kapsamında dün 4 gazeteci gözaltına alındı. Mali Şube Müdürlüğü ekipleri İstanbul’da Star gazetesi eski yazarı Sırrı Çağlar’ı; Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ekipleri de Ankara’da yine aynı gazeteden Orhan Uğuroğlu, Erdoğan Süzer ve Murat Çelik’i sorgulamak üzere emniyete götürdü. Gözaltına alınanlar arasında, BDDK üyesi Kemal Çevik te bulunuyor. Star gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Fatih Çekirge’nin de gözaltına alınabileceği belirtiliyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı’nın talimatı doğrultusunda, İstanbul Mali Şube Müdürlüğü ekipleri, eski Star gazetesi yazarı Sırrı Çağlar’ın Sarıyer’deki evine gitti. Burada gözaltına alınan Çağlar, sağlık kontrolünün ardından Mali Şube Müdürlüğü’ne getirildi. Aynı konuya ilişkin, Star gazetesi çalışanı olduğu ifade edilen bir kadının da gözaltına alındığı ifade edildi. Öte yandan, Çağlar’ın gözaltına alındığını öğrenen gazeteci Can Ataklı da, Mali Şube Müdürlüğü’ne geldi. Ataklı, burada basın mensuplarının soruları üzerine, neden gözaltına alındığını bilmediği Çağlar’ın durumunu öğrenmek için geldiğini söyledi. Ataklı, gazetecilerin soruları üzerine, “Bunlar nereden çıkarılıyor anlamıyorum” dedi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net