www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İki ‘evet’ gerek
Kuzey Kıbrıs’ta esen “Evet” rüzgarı, güneyde etkisini hissettiremiyor. Evet yanlısı Rumların düzenlediği mitingler, yeterince etkili olamıyor.

Bu umudu halka verelim
Annan Planı’na ‘Hayır’ diyenler, gerçek o ki; hiçbir zaman sorunun çözümünü istemediler. Çünkü Annan Planı ve sorunun çözümü, bugünkü durumdan çıkarı olanların çıkarlarını zedeleyecektir.

Kuzey Kore’de büyük felaket:
   3 bine yakın ölü

Kuzey Kore’de yakıt yüklü iki trenin çarpışması sonucu meydana gelen felakette 3 bine yakın kişi öldü, binlerce kişi yaralandı.


İki ‘evet’ gerek
Oya Gürel
Kimine göre 30, kimine göre 40, kimine göre yarım asırlık sorun Kıbrıs sorunu... Oysa ada, aslında üzerinde uygarığın ilk belirtilerinin görüldüğü günlerden bu yana sorunun kendisi olmuş, kaderinin dışarıdan çizilmesi yazgıya inanmayanlar tarafından bile “adanın yazgısı” olarak kabullenilmiş...
Kıbrıs şimdi yine bir bir başlangıçla bir sonun arasındaki eşikte. Kaderi yine kendi dışındaki güçler tarafından yazılmış. Referandumda verilecek ‘evet’ ya da ‘hayır’lar bu gerçeği değiştirmeyecek, çünkü senaryoların her türlü sonuçla ilgili versiyonları daha şimdiden ortalarda dolaşıyor, yine Kıbrıs dışında hazırlanan.
Geri sayımda artık aylar, haftalar, günler değil, saatler söz konusu. Kıbrıs’ın kuzey ve güneyindeki sonuçlar Kıbrıslılar daha sandıklara gitmeden biliniyor: Kuzeyden ‘evet’, güneyden ‘hayır’.
İki farklı gidişat
Referandum tarihi yaklaştıkça kuzeydeki kamuoyu yoklamalarında evet’ yanıtlarının oranı yüzde 50’lerden 60, hatta 70’lere doğru artarken, güneydeki yoklamalar, hayır yanıtlarının yüzde 70’leri bulabileceğini gösteriyor.
Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanlar “Evet” üzerinde yoğunlaşmakla birlikte, referandumdan çıkacak ‘evet’ sonucunun statükoya karşı bir zafer olarak değerlendirilebileceğini söylüyorlar. Ancak bu, ne yazık ki yıllar süren çözümsüzlüğün giderilmesi açısından bir zafer olamayacak. Kıbrıs’ta kalıcı bir çözüm ve barış için gerekli olan iki ‘Evet’, bir mucize olmadığı takdirde imkânsız. Bu nedenle de her ne kadar Kuzey Kıbrıs’ta gerçekleştirilen ‘evet’ yanlısı propagandalarda ‘Bize iki evet gerek’ sloganı ön plana çıksa da, kaçınılmaz sonucun, yani tek bir evetin Kıbrıslı Türkler’e neler getirebileceği üzerinde duruluyor.
Evet-hayır senaryoları
Kıbrıslı Türkler, güneyde tüm umutlarını bağladıkları AKEL partisinin ‘hayır’ anlamına gelen ‘Evet ama.... referandum ertelenirse’ kararıyla içine düştükleri büyük hayal kırıklığından, AB ve BM ve ABD yetkililerinin Güney Kıbrıs’a yönelik demeçleriyle sıyrılmaya çalışıyor. Söz konusu yekililerin güneydekileri ‘evet’e yöneltmek amacıyla baskı olarak nitelendirilecek açıklamaları, artık sönen çözüm umutlarını canlandırmaya yaramıyor... Gözler şimdi çözüm planına olumlu yanıt verecek olan Kıbrıslı Türkler’e verilecek olan ‘ödül’e çevrilmiş. KKTC’nin tanınmasından, Kıbrıs’ın kuzeyine uygulanmakta olan yaptırımların hafifletilmesine kadar uzanan senaryolar hem gazete manşetlerinde, hem de günlük sohbetlerde yerlerini almış durumda.
“Doğrudan uçuşlar, ihracat sertifikaları, posta işlemleri ve dış yatırımlar konusunda yeni açılımların ortaya çıkabilecek olması, KKTC’nin AB’nin çeşitli fonlarından sivil toplum düzeyinde yararlanabilecek olması, Türkiye’nin AB ile müzakerelere başlaması konusunda olumlu bir hava yaratılması” olumlu sayılan olasılıklar arasında... Ancak adada gerçek bir çözümün sağlanamamasından ötürü ortaya çıkabilecek siyasi istikrarsızlık, bir yıl önce kuzeyle güney arasındaki sınırların ‘geçirgenleştirilmesiyle’ iki toplum arasında başlayan ilişkiler ve güven ortamının zedelenebilmesi, hatta sınır kapılarının yeniden kapatılması, adanın bölünmüşlüğünün kalıcılaştırılması olasılıkları da ‘evet-hayır’ senaryosunun olumsuz sonuçları olarak endişe yaratıyor.
Dahası, Güney Kıbrıs’ın ‘hayır’ yanıtına rağmen 1 Mayıs’ta AB üyeliğini kesinleştirirken, kuzeyin yine tek başına, Türkiye’nin uydusu olarak varlığını sürdürme olasılığı, en büyük endişeyi oluşturuyor.
Dış müdahaleler
Halklar referandum konusundaki iradelerini düzenledikleri mitingler ile ortaya koyarken, kuzeydeki ‘hayır’ cephesi, ‘cephe komutanı’ Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın konumunun avantajlarını kullanarak son bir gayretle ‘evet’ oylarını bir şekilde geri çevirmeye çalışıyor.
Bunu yapaken, insanların en çok endişe duydukları toprak ve mülkiyet konularında spekülasyon yaratmaktan, bayrak-kan edebiyatına sarılmaktan, Türkiye’den siyasi kişiler ve militanlar düzeyinde destek ithal etmeye kadar uzanan bir dizi eylemden yardım umuyorlar.
Kıbrıs’ta aradığı ortamı bulamayan Denktaş, ‘hayır’ progandasını bir yandan Türkiye’de düzenlenen konferans ve seminerlerde sürdürürken, diğer yandan Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli gibi Türkiye’nin ‘hayır’ cephesindeki siyasilerini Kıbrıs’a çağırarak halkın iradesini değiştirmeye çalışıyor.
Denktaş, bu ziyaretlerin ‘müdahale olmayıp milli bir görev’ olduğunu ileri sürerek, “Gelenler Türk ulusu adına düşündüklerini halka duyurmak için geliyorlar. Etki yapar mı, o ayrı mesele. Ama Kıbrıs meselesi milli bir meseledir ve bütün bu partilerin katkıları var. TBMM’nin milli kararına rağmen Kıbrıs’ın verilmek üzere olduğunu görüyorlar. Buraya gelişleri milli bir görevdir. Halkımıza ‘Bir parti böyle diyor diye bütün Türkiye böyle düşünmüyor, biz de varız, millet de var’ diye hatırlatmaya geliyorlar. Bunun müdahale sayılmaması gerekir. Ben kendilerine teşekkür ediyorum” diye konuşuyor.
Konumu nedeniyle tarafsız kalması gerekirken meydanlara inip ‘hayır’ propagandası yapan Denktaş, artık evet yanlıları için çekinmeden kullandığı ‘onlar’ tanımlamasıyla toplumu kamplara bölenlerin başını çekiyor.
İthal teröristler
Ancak Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a gelenler siyasilerle sınırlı değil. Son zamanlarda cadde ve sokaklarda Türk ve KKTC bayraklarıyla donatılmış, araçlarında bıçak, topuz ve sopalarla dolaşan, çoğunluğu Türkiye’den gelen ülkücüler, evet yanlıları arasında terör ve dehşet havası estiriyor. Sokaklarda sürüler halinde dolaşan ithal faşistler “Evet” yanlılarına saldırıyor, siyasi partilerin binalarını, araçlarını tahrip ediyor ve insanları taş, topuz ve sopalarla hastanelik edene kadar dövüyor.
Göçmenköy saldırısı
Referanduma günler kala, 20 Nisan akşamı başkent Lefkoşa’da gerçekleşen son olayla gerginlik doruk noktasına tırmandı. Lefkoşa’nın Göçmenköy bölgesinde pusuya yatan ülkücü teröristler, araçlarında ‘evet’ sloganları bulunan bir grup Kıbrıslı Türk gence saldırarak öldüresiye dövdüler. Ertesi gün gözaltına alınan 47 kişinin çoğunlukla Türkiyeli oldukları açıklandı.
Büyük infiale neden olan bu olayın ardından düzenlenen mitingle saldırılar ve Denktaş kınanırken, Kıbrıslı Türkler’in “Evet” kararlılığı bir kez daha vurgulandı.
Planlar yapıldı, görüşmeler tamamlandı, söylenecek sözler söylendi, yapılacaklar yapıldı. Şimdi artık söz Kıbrıs halkında. 25 Nisan sabahı Kıbrıslılar, yıllardır devam eden sorunun bir bölümünü geride bırakarak uyanacaklar. Ancak şimdiden biliniyor: Kıbrıslı Türkler’in ‘evet’ ve Kıbrıslı Rumlar’ın ‘hayır’ şeklinde belirlenecek iradeleri, sorunun yine çözümsüz olarak, bu kez şekil değiştirerek devam etmesinden öte bir yarar sağlayamayacak.
ABD’li yetkililerin de vurguladığı gibi ufukta “ikinci bir anlaşma, başka fırsat, yeni müzakere” görünmüyor.
Son söz halkların
Bir evetle bir hayır, birleşik bir Kıbrıs umutlarını söndürüp, adanın bölünmüşlüğünü tescil ediyor.
Birleşik Kıbrıs için, Kıbrıs halklarının tekrar birarada olabilmeleri için adanın iki ‘evet’e ihtiyacı var...


Başa dön


Bu umudu halka verelim
Temos Dimitriu*
Her dönemin kendine özgü özellikleri vardır. Tarihsel gelişim süreci içinde toplumsal yaşama dayatılan bilinçli bir hakimiyetten söz etmek gerekir. Kişilerin birbirleriyle çelişen davranışları, sonuçta toplumsal yaşamın gelişim biçimini ve vardığı sonucu ortaya koymaktadır.
Annan Planı karşıtı gelişen hareketin sürpriz sayılabilecek bir tarzda ve kolaylıkla “Hayır”ı gündeme getirmesi, sadece ve basit olarak politikacıların tutumuna bağlanamaz. Ortada toplumsal nedenler olmasaydı, marjinal politik hareketler ve hatta DİKO, gelinen ortamda bu kadar büyük rol oynayamazdı. Annan Planı’nı kabul etmemekteki mantıksızlık, doğal olarak, redde temel oluşturan başka nedenlerin aranmasına yol açıyor.
Plan, özünde Rum kesimine bağlı diplomatların hayal bile edemeyeceği, iyimser bir gelişmedir. Türkiye’de asıl gücü elinde bulunduran ordunun itirazlarına rağmen Kıbrıs Türklerinin mevcut duruma isyan niteliği taşıyan muhalefet hareketi, birçok talebin elde edilmesini kolaylaştırmıştır.
Kısaca sıralayacak olursak:
1. Şimdiye kadarki gelişmeler nedeniyle kimse, göçmenlerin geri döneceğine ihtimal vermiyordu. Ama Annan Planı, bu olanağı sağlıyor. Bütün açıklama ve veriler, çocuklarla beraber 200 bin göçmen olduğunu ortaya koyuyor. Bunun 100 bini Rum yönetimi altında bulunan bölgeye geçecek. Anlaşmaya göre, Türk tarafında Rumlar ancak 1/3 oranında olabilecekler. Yani ancak 50 bin kişi kuzeydeki topraklarına dönebilecek. Ki bu yeni bir mülteciliği de beraberinde getiriyor demektir. Yani geriye dönüşün birçok zorlukları var. Örneğin yeni nesil içinde dönmek istemeyenler çok olacaktır. Yani pratikte 1/3 oranına erişmek oldukça zor.
2. Mal-mülk hakları konusunda mültecilerin yarısı bu planla topraklarına ve mülklerine kavuşuyor. Şimdiye kadar bu kadar olumlu bir başka öneri tartışılmamıştı.
3. Türk ordusu ve garantörlük... Plan başlangıçta Türk askerinin sayısını 6000 görüyordu, bu sayı 650’ye düştü. Bu Türkiye’nin adada sembolik olarak kalması demektir. Türkiye’nin garantörlüğü ancak iki toplum arasındaki çatışma ortamlarında geçerli kılınıyor.
1974 harekatının olmasının nedeni Türkiye’nin garantör ülke olmasından kaynaklanıyordu. Ya da garantörlüğün Türkiye’ye adada asker bulundurma olanağı sağlamasından değildi. Yani bu sembolik şartlar, bir olumsuz gelişmenin önünü engelleyebilir demek mümkün değildir.
Yukarıda söylenenler ışığında, Amerika’nın Rumların planı reddetmesi nedeniyle şaşırması tuhaf değildir.
Tasos Papadopulos, planı reddetmekle bir buçuk milyon mültecinin topraklarına dönmesini reddetmiş oldu.
Birçokları planın reddedilmesinin her şeyin sonu olmadığını vurguluyor. Bugün mülteciler yasal yollarla mal-mülk haklarını talep edebiliyorlar. Ancak zaman geçtikçe bu talepler kabul edilemez olacaktır. Rum kesimi daha düne kadar uluslararası planda sesini duyurmaya çalışırlarken, BM kararları için çaba sarfederken, nasıl oldu da her şeyi toptan reddeder konuma geldi?
Hayır diyenler, gerçek o ki; hiçbir zaman sorunun çözümünü istemediler. Bu plan ve çözüm bugünkü durumdan çıkarı olanların çıkarlarını zedeleyecektir.
Kuşkusuz, güneydeki ekonomik gelişme ve hayat standartları, Annan Planı’nın büyük maliyeti nedeniyle,mevcut durumun devamından çıkarı olanları korkutuyor. Çünkü plan çok geniş kesimlere fayda sağlayacak, sadece bir azınlığa değil. Onların kirli “Hayır”ları, bu nedenle gündeme geliyor.
Mücadele devam edecek
Bizler; Kıbrıslı Türklerin statükoya karşı yürüttüğü muhalefet ile birleşik bir mücadele sürdüreceğiz.
Kıbrıslı Türkler, AKEL yönetiminin kararından ötürü hayal kırıklığına uğradılar. Uzun yıllar boyunca Türk kesimi baskılara, Denktaş zihniyetine karşı mücadele etti. Bu plan, bir anlamda onların mücadelesinin bir sonucu. Annan Planı, Denktaş ve kliğinin “ihanet” olarak adlandırmasına rağmen, gündeme geldi ve halkın, statükonun değişeceğine dair umutları devam ediyor.
Kıbrıs Türk halkı daha ne kadar böyle çıkmaz bir sokakta kalacak? Kıbrıs halkı geleceği için savaşıyor. Kirli çıkar sahipleri ise mevcut durumun devamından yana. Onların ‘Hayır’ı, adanın bölünmüşlüğünün devamına sebep olacaktır. Evet demek ise sorunların çözümünü gündeme getirecektir. Evet demek aynı zamanda ortak mücadelenin olanaklarını sağlayacak, yeni Kıbrıs’ı birlikte kurmamızı, herkesin evine dönüşünü sağlayacaktır. Bu umudu Kıbrıs halkına verelim.
(*): AKEL partisinin Sol Kanat yöneticilerinden

10 YILIN İLK VETOSU KIBRIS TASARISINA
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne sunulan Kıbrıs karar tasarısı, Rusya tarafından veto edildi. Böylece Rusya, Güvenlik Konseyi’nde 1994’ten bu yana ilk kez veto hakkını kullanmış oldu.
Rusya’nın BM Daimi Temsilcisi Gennady Gatilov, tasarıyı referandum öncesinde Kıbrıs halkını etkilemeye yönelik bir girişim olarak değerlendirdiklerini söyledi.
Tasarı, önceki akşam, ABD ve İngiltere tarafından 15 üyeli Güvenlik Konseyi’ne sunulmuştu. Yapılan oylamada; 14 üyenin kabul oyu verdiği tasarı, daimi üyelerden Rusya’nın vetosuna takıldı. “Refarandumun özgürce, herhangi bir müdahale ya da dışarıdan baskı olmadan yapılması konusunda kararlıyız” diyen Gatilov, ülkesinin referandumdan sonra sorunu yeniden görüşmeye hazır olduğunu belirtti.
Güneye güvence verilecekti
Veto edilen tasarıda, Ada’ya silah temin edecek ülkelere ambargo uygulanması ve BM’nin yeni “Barış Gücü”nün Ada’da anlaşmanın güvenlikle ilgili hükümlerinin uygulanmasını sağlaması öngörülüyordu. Tasarıyla Rum tarafına, Türkiye’den adaya müdahale gelmeyeceği konusunda güvence verilmesi amaçlanıyordu.
İngiltere’nin BM Daimi Temsilciliği diplomatları, tasarının masada olduğunu söyleyerek, referandumlardan sonra tekrar oylama yapılabileceğini belirttiler.
Tasarının veto edilmesi nedeniyle, bir mucize olmadığı takdirde Kıbrıslı Rumlar’dan cumartesi günkü referandumda red kararının çıkmasına kesin gözüyle bakılıyor.
Vetonun anlamı
Gözlemciler, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi ile yakın ilişkisi bulunan Rusya’nın, bu vetoyla referandumda “hayır” oyu verme eğiliminde olan Rum yönetimine açık destek verdiğini belirttiler.
Kıbrıs Rum kesimindeki AKEL partisi ise, 24 Nisan’da referanduma sunulacak Annan Planı’na karşı olduklarını yineledi.
AKEL Genel Sekreteri ve Meclis Başkanı Dimitris Hristofyas, plana, BM’nin, talep ettikleri güvenlik garantisini sağlayamaması nedeniyle karşı olduklarını söyledi. AKEL lideri, “BM’nin verdiği cevap beklediğimiz gibi olmadı. söylüyorum. Partinin pozisyonu, bu ay başlarındaki pozisyonla aynı” dedi.


Başa dön


Kuzey Kore’de büyük felaket:
   3 bine yakın ölü
Kuzey Kore’de yakıt yüklü iki trenin çarpışması sonucu meydana gelen felakette 3 bine yakın kişi öldü, binlerce kişi yaralandı.
Bush’un derdi İsrail
ABD Başkanı George W. Bush, İsrail devletini korumanın Amerikan politikalarında merkezi bir konumda olduğunu bir kez daha hatırlattı. Bush, İran’ın nükleer silah edinmesinin “Ortadoğu barışına büyük tehdit ve İsrail için ölümcül tehlike” olacağını söyledi. Bush, böylesi bir “tehdide” karşı ABD ve müttefiklerinin “gerekeni yapacağını” ekledi. Bush, önceki gün yaptığı konuşmada İran hükümetini, nükleer silah programı konusunda uyardı. “Nükleer silah edinmeleri barış ve istikrar açısından katlanılmaz olur. Özellikle de, İsrail’i yok etmeyi hedefledikleri için” dedi. Bush, İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un Filistin topraklarını ilhak etmeyi amaçlayan planı için, tüm dünyanın “Thank you (teşekkürler) Ariel” demesi gerektiğini de savundu. Şaron’un ilhak planına desteğini yineleyen Bush, “Diğer ülkeler ise, Şaron’a teşekkür edeceklerine, sessiz kalıyor” diye konuştu. Ariel Şaron, Bush’un teşekkürünü hak etmek için elinden geleni yapıyor. Önceki gün, Gazze Şeridi’ndeki Beyt Lahya kasabasına yönelik İsrail saldırısında öldürülen Filistinlilerin sayısı 8’e çıktı. Katledilenler arasında 12 yaşında bir çocuk da bulunuyor. Dün Batı Şeria’daki Tulkarim kentini basan İsrail askerleri de 3 Filistinliyi katletti. Ordu birlikleri, Gazze Şeridi’ndeki Refah mülteci kampındaki 8 evi de yıktı. Bu arada, İsrail’in elindeki nükleer bomba sayınının 300’ü bulmuş olabileceği tahmin ediliyor. ABD’deki Uluslararası Güvenlik Çalışmaları Merkezi’nden Avner Cohen, İsrail’in elindeki nükleer bomba sayısının 300 civarında olduğunu kaydetti. Nükleer silah üretimine devam eden İsrail, “Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması”nı kabul etmediği için, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından denetlenemiyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net