www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Defterin seyrinde faşizm!
Nasıl oldu da oldu? Koskoca bir kıta; bir başka söyleyişye “eski dünya” yıllar süren faşizm bataklığında buluverdi kendini. Orası değil miydi; o gün ve belki daha fazla bugün “uygarlığın merkezi” diye bize sunulan.

Biz ‘Yaşar Yaşamaz’lar
Aziz Nesin’in ünlü yapıtı “Yaşar Yaşamaz” müzikal bir oyun olarak sahnelenmişti. Bora Ayanoğlu’nun sesinden, oyunun bir bölümü plâk haline getirilmişti. Şöyle diyordu Yaşar Yaşamaz: “ Yaşamadığım için nüfus kâğıdı vermiyorlar.

Ferhat’ın sevdası kime?
Antalya Üçüncü Zil Tiyatro Topluğu, yeni sezonda Nâzım Hikmet’in 1948’de Bursa Cezaevi’nde yazdığı “Ferhat ile Şirin”i sahneye taşıyor.


Defterin seyrinde faşizm!
Mustafa Kara
Nasıl oldu da oldu? Koskoca bir kıta; bir başka söyleyişye “eski dünya” yıllar süren faşizm bataklığında buluverdi kendini. Orası değil miydi; o gün ve belki daha fazla bugün “uygarlığın merkezi” diye bize sunulan. Milyonlar nasıl oldu da, “üstün ırk” olduklarına inanıp, bir “badanacı”nın peşi sıra ölüm kusan makinelere dönüştüler? Yok muydu, bir aklı başında insan? Yok muydu, bu gidişe dur diyenler?
Tiyatro Pera’nın “Seyir Defteri/Julia” adlı oyunu süreci, taa 1920’lerden alıp; ABD’de McCharty rüzgârının estiği savaş sonrasına getiriyor. Adı üstünde “seyir defteri”...
Bu defterde, “eski dünya”nın gebe olduğu değişim arzusu, çetin mücadeleler, sermayenin tutumu, işçi örgütlerinin, komünistlerin yapıp ettikleri, sosyal demokrasinin ihaneti ve daha pek çok not var.
Avrupa, Amerika...
Nesrin Kazankaya, yazıp yönettiği “Seyir Defteri”ni, Amerikalı yazar Lillian Hellman’ın “Julia” adlı kısa öyküsünden yola çıkarak hazırlamış. Oyundaki iki temel kadın karakterden biri Lilian; diğeri ise öyküde adı geçen Julia. Biri Amerika’da ülkesindeki sosyal çöküşü ve Avrupa’daki ürkütücü değişimi izleyen; alkol batağında bir yazar; diğer Avrupa’ya giderek faşizme karşı mücadele eden bir Markist aydın... Bu iki kadının hayatları; kimi zaman Londra’daki işçi eylemlerine, kimi zaman üniversitedeki entelektüel tartışmalara, kimi zaman da İspanya’da antifaşist savaşa uzanırken; yaşlı kıtayı boylu boyunca dolaşarak yazılmış “seyir defteri” ortaya çıkıyor.
New York, Londra, Madrid, Berlin, Viyana gibi pek çok kenti kapsayan bir seyir defteri... Bu faşizmin ve elbette antifaşist mücadelenin seyir defteridir. Direnişleri olduğu kadar yanılgıları; kavgayı olduğu kadar ihaneti de anlatan bir seyir defteri...
Körlük ve ihanet
Bu seyir defteri içinde kuşkusuz aşklar da var. Kazankaya, oyunu yazarken, bir Markist ile bir Nazi’nin aşkını da, “faşizmin seyir defteri”ndeki büyük yanılgıların bir örneği olarak ele alıyor. “Dünyayı değiştirme” arzusu ve “sermaye egemenliği”ne tepki duyan aydınların; “en aşağıdaki yoksul halkı” sosyalizme ait sloganlar ve “ulusal gurur okşamaları” ile örgütleyen Nasyonel sosyalizme ilk başlarda verdiği “açık çek”in bedelidir bu. Julia’nın “Aynı ailedeniz” avuntusu, basit bir aşk körlüğü olarak nitelendirilemez elbette...
Daha doğrusu, Julia’nınki aşk körlüğüdür belki de; bu genel bir tutum haline geldiğinde, en iyimser ifadeyle, politik körlük olur. Hele de, sosyal demokrasinin Nazi’lerin adım adım iktidara gelişine seyirci/onay verici tutumu; yaşananların politik körlüğü de aşan bir ihanet çizgisi olduğunu ortaya koyar.
Başarılı bir oyun
“Seyir Defteri”nde, Julia’yı canlandıran Ayşe Lebriz oyunda başarılı oyunculuğu ile öne çıkıyor. Nesrin Kazankaya’nın ve Levent Öktem’in de rollerinin hakkını verdiğini söylemek gerekir. Yardımcı rollerdeki genç kadronun başarısı da Tiyatro Pera “okul”unun gösterdiği gelişimi, tiyatro adına var olma kavgasında nasıl sağlam dayanaklar edindiğini gösteriyor. “Seyir Defteri”ni sezonun öne çıkan oyunlarından biri yapan kadro içinde, Tiyatro Pera’nın çalışma tarzına dair bir ayrıntıya dikkat çekmekte fayda var. Her oyun için yüklüce bir broşür hazırlıyor Tiyatro Pera. Bu broşürler, salt tanıtım metinleri değil. Oyunun geçtiği dönem hakkında, oyunla dolaylı dolaysız ilgili, her tür bilgiyi içeriyor. Bir oyun sahnelerken, ön çalışma süreci olarak mutlaka yapılması gereken araştırmayı, bu yolla izleyiciyle de paylaşıyor Tiyatro Pera.
Bu yüzden, oyunu görmeden bir yarım saat ayırıp, broşürü okumakta sonsuz fayda var. Bilmek, bildiğini hatırlamak, tiyatro salonundan “bir değişim yaşayarak” ayrılmak için...
Ne çok ölmüşüz!
Tiyatro Pera’nın ortaya çıkardığı başarılı oyun “Seyir Defteri” , izleyiciyi belgesel tadında bir yolculuğa çıkarırken, işte tam da bu değişime hizmet ediyor. 1920’lerden savaş sonrasına uzanan bu yolculukta, insanlığın bugüne dek gördüğü en büyük trajediyi; 40 milyondan fazla insanın canına mal olan büyük savaşı doğuran koşulları görüyoruz.
Oyunun anlattığı 30-35 yıllık dönem içinde, savaş sadece cephede değil kuşkusuz. Ve oyun da, cepheden çok, hayatın içinde verilen mücadeleleri anlatıyor. İster istemez, “Ne çok yenilmişiz, ne çok ölmüşüz” diye düşünüyor insan. “Ne çok direnmişiz” ya da “Direnenler de varmış” diye düşünmek de olası. Üstelik o ağır koşullar altında...
Böylesi büyük bir direnişi anlatırken, elbette yer yer “militan” vurgular, ajitatif öğeler içeren sahnelere de yer verilmiş. Bazı eleştirmenlerin “oyuna aykırı düşmüş” diye eleştirdiği bu sahneler, aksine oyunun bütünü içinde oldukça anlamlı bir yere oturuyor. Faşizme karşı “uzlaşmacı” olanların ihaneti ile militan ve direngen olanların “cüret” ve “cesaret”i karşı karşıya konduğunda; bunun kaynağını aslolarak “ideoloji”den aldığını vurgulamak gerekli.
Kendinden menkul bir entelektüel, hümanist bir kahraman değildir Julia. Komünist Parti’nin sözcülüğünü yapmış; Enternasyonal Marşı eşliğinde çıktığı “Barış Konferansı” kürsüsünden “Nazilerin kapitalizme karşı olduğu, lümpen proleteryayı savunduğu” yanılgısına, “Faşizm finans kapitalin ta kendisidir” diye yanıt veren bir komünisttir.
Bugün, yeniden...
Bugün, bu oyunun sahneye taşınmasını çok daha anlamlı kılan bir dönemi yaşıyor dünya... ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, Ortadoğu’yu “uygarlaştırma” ve “özgürleştirme” iddiasıyla önümüze konurken, nasıl da Hitler’e ve onun “dünya imparatorluğu (Germania)” düşüne öykünüyor. Zaten, oyunun finali ABD’de de esen McCharty’ci rüzgarlar olsa da, tarihin seyrinde o günden bugüne o rüzgar düşünsel özü aynı kalarak devam ediyor.
Amerikan eliyle giderek daha büyük bir ateş çemberine dönüşen Ortadoğu’nun ortasında, bugün “faşizm”, “emperyalizm”, “finans kapital” gibi sözcükleri yeniden anımsarken, “direniş”, “komünist”, “antifaşist”, “antiemperyalist” gibi sözcükleri nasıl es geçebilirsiniz ki?
Faşizmin yükselişinin olduğu kadar, faşizme direnenlerin ve direnmeyenlerin de seyir defteridir anlatılan... Unutulmasın...
(Tiyatro Pera: 0212 2454460)
“Seyir Defteri (Julia); Yazan-Yöneten:Nesrin Kazankaya; Dramaturji:Şafak Eruyar; Dekor-Kostüm:Nilüfer Moyaeri; Işık: Yüksel Aymaz; Oyuncular: Ayşe Lebriz, Nesrin Kazankaya, Levent Öktem, Cüneyt Uzunlar, Başak Meşe, Yeliz Demir, Eda Yapanar, İlkay Yılmaz, Neylan Özgüle, İbrahim Ulutaş, Dağlar Uygur, Volkan Aktan, Erdinç Anaz, Erel Uluergüven.

Başa dön


Biz ‘Yaşar Yaşamaz’lar
Bülent Habora
Bugün, affınıza sığınarak, yaşamımın çok özel bir bölümünden söz etmek istiyorum. Yalnız öncelikle söyleyeyim, anlatacaklarımın tek bir sözcüğü bile “Hayal ürünü” değil. Zaten böyle bir konuyu uyduracak denli yetenekli değilim. Ama Allahları var, Türkiye’nin Düzenci’leri bu konuda çok yetenekli. Ben sadece onlara “Tercüman” oluyorum...
Yarış atları ve insanlar
Türkiye’de, eğer yasalar değişmediyse hâlâ, yarış atlarının adlarının değiştirilmesi ancak Bakanlar Kurulu kararıyla oluyor. Biz adınızı-soyadınızı ilçe mahkemesinde bile değiştirebilirsiniz. Ama eğer birinden bir yarış atı alıyor ve adını beğenmiyorsanız, öyle “T.C. yurttaşı” gibi adını rahatlıkla değiştiremezsiniz, Bakanlar Kurulu kararı gerekli. Bunları 1980’in sonunda “Evren” adlı tayın yarış pistlerinde boy gösterişi ve 1981’in başında da ortadan yok oluşunun nedenlerini araştırırken öğrenmiştim. (Evren’in n’olduğunu, garibimin faili meçhul olup, olmadığını öğrenemedim, çünkü Kenan Evren tüm haşmetiyle iktidardaydı...)
Hiç unutmuyorum, “Evren”in, yani yarış atı olanın soyağacını da çıkarmıştım. Babasının adı, “Kılıçaslan”dı. Dedesinin dedesinin dedesiyle, ninesinin ninesinin ninesinin bile adını bulmuştum. Türkiye bürokrasisi, atlara, insanlarından daha fazla önem verdiği için, çok kolaylıkla hedefe ulaşmıştım. Hem de üç-dört saat içinde. Ama kendi soyağacımı yıllardır çıkaramıyorum. Çünkü kayıklar, bir zamanlar İran’dan alacağımız olan bilmem kaç milyon dolarlık alacak kayıtları gibi bilinmiyordu.
Evet, “Evren”in ninesinin ninesinin ninesini bulmuştum, ama benim ninemin ninesi bile yoktu ortada. Atın 6 kuşak ötesi biliniyordu, benim 4 kuşak ötedekilerim yengenizdi. Bırakın 4 kuşağı, annemin bile kayıtlarını bulamıyorum... Ben, çok affedersiniz ama, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden çok daha iyi biliyordum birçok şeyi.
1995 İzmir Köyü Sel Felâketi sonrası, bölgeyi gezerken Sarı Çizmeli Süleyman Ağa ( Demirel, sarı çizmeleriyle dolaşmıştı, o günlerde) şöyle buyurmuştu: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti güçlüdür, tüm yaralarınız sarılacaktır, herşeleriniz yerine konulacaktır....” Palavradan kim ölmüş?.. Tabii Sarı Çizmeli de ölmedi... Benim 60-70 yıllık arşivim gitmişti, içlerinde 140-150 yıllık belgeler bile vardı. Osmanlı arşivini bile “Hurda kâğıt” fiyatına Bulgaristan’a satanların ülkesinde, benim arşivimi kim takardı ki?!.. Neyse...
Yaşar Yaşamaz
Aziz Nesin’in ünlü yapıtı “Yaşar Yaşamaz” müzikal bir oyun olarak sahnelenmişti. Bora Ayanoğlu’nun sesinden, oyunun bir bölümü plâk haline getirilmişti. Şöyle diyordu Yaşar Yaşamaz: “ Yaşamadığım için nüfus kâğıdı vermiyorlar. Okula gidecekken yaşamıyorsun diyorlar, askere alırlarken yaşıyorsun diyorlar. Miras isterken yaşamıyorsun diyorlar, ama vergiyi alılarken yaşıyorsun diyorlar. Adım Yaşar, soyadım Yaşamaz. 1911’de doğmuşum, 1915’te Çanakkale’de şehit düşmüşüm...”
Ben, Yaşar kadar şanssız değildim. Yüce devletim benim yaşadığımı kabul ediyor. Ama benim geçmişim kayıp. Belki de ben, o şarkıcımız gibi, uzaydan falan geldim...
Sonuncu nüfus kâğıdımda, onbir haneden oluşan nefis bir gırgır numaram var:”T.C. Kimlik No.” Küreselleşme gereği miymiş, neymiş, bu numara. İlk günler herkes karşı çıkmıştı. Ben gülüp, geçmiştim. Çünkü Türkiye’de yaşıyordum ve böylesi işler, televziyonlardaki “Biri bizi gözetliyor” programlarından bile gayrıciddi olmak zorundaydılar. Güya bu numarayla, vatandaşla ilgili her çeşit bilgi kayda geçecekmiş. Şu satırları yazarken bile katıla katıla gülüyorum, “T.C. Kimlik No.” ma... Ben, anamın kaydını bile bulamıyorum...
Nüfus Cüzdanı ve ehliyet
Askere kendi isteğimle gittim, çünkü beni kimse çağırmadı, sanırım kaydım olamadığı için. Terhis olduktan sonra, kaydımı yaptırdım. Benim söylediklerime göre birşeyler yazdılar, o sayfayı tutkalla yapıştırdılar, kütüğün sonuna... Yayıncılık dönemimin ilk günlerinde toplatılan kitaplar yüzünden mahkemeye çıkınca, yargıçlar, doğal olarak “Nüfus kaydımı” istettiler. Gelmedi. Benim söylediklerime inandı adamlar... Sonra evlendim, bir kez daha kütüğe kaydettirdim... Sonra oğlum oldu. Bir kez daha sayfa eklediler... Tabi bunların tümü benim söylediklerimle oldu... Şimdi düşünüyorum da, babamın adını sorduklarında keşke, “Shakespeare”, anamın adı için de “Jandark” deseydim. “Michael Jackson” ın Kırklareli nüfusuna kayıtlı olduğu(!) bir Türkiye’de herkes, herşeyi afiyetle yer.
Tıpkı nüfus cüzdanımla ehliyetimdeki bilgiler gibi. Ehliyetimde şöyle yazılı: “ Nüfusa kayıtlı olduğu ilçe: Beyoğlu. Cilt: 62/1, Sayfa: 62/186, Kütük:77/1” İlk nüfus cüzdanımla biraz tutuyor, kütüğü-hanesi karışık olsa da. Ama ikinci nüfus cüzdanımda ise: “Nüfusa kayıtlı olduğu ilçe: Şişli. Cilt: 0223-10. Aile Sıra No: 986. Sıra No:—” Sonra üçüncü nüfus cüzdanı: “İlçe: Şişli. Cilt No: 0023. Aile Sıra No:00986. Sıra No: 0003” Yani anlayacağınız İstanbul Şişli’nin 3 numaralı yurttaşıyım. Devletimiz paraya sıkışınca yakında 4.Nüfus Cüzdanını çıkartır, adım gibi biliyorum, Türkiye’nin 1 numaralı yurttaşı Mustafa Kemal gibi, ben de Şişli’nin 1 numaralı yurttaşı olurum.
Yarı ciddi işlerde ehliyeti gösteriyorum, çok ciddi işlerde de nüfus cüzdanımı, idare edip, gidiyoruz.
Anamın kaydını arıyorum
Annem Sabiha Ragibe (Devletim “Rakibe” diyor. Ragibe, Regaib’den geliyor, Rakibe rekabetten) 1996’da öldü. T.C.’ye göre hâlâ sağ. Resmi kayıtlara göre 18.8.1938’de evlenmiş. Arkadan gelen not ise harika: “00.00.1940 Nakil gittiği yer tespit edilemedi. Naklen gittği yer: Bilinmeyen ilçesi.” Türkçesi: Anam kayıp... Tabii babam da... Babam 1944’te öldü. Annem Dr. Faruk İlker’le evlendi. Resmi olarak evlendi, ama sayılmamış galiba...
Geçen gün oğlum telefon etti, bir konu için. Benim, yeni değil, 1975 öncesi vergi numaramı istemişler... Yeni vergi numaram var, ayrıca Allah’ına kadar, kapı gibi, onbir haneli “Biri bizi gözetliyor” numaram var ve benden bilmem ne no.su istiyorlar. Açık söyleyeyim korkuyorum, bu devlet, benden 1941 yılında giydiğim patiğin kaç numara olduğunu da sorabilir.


Başa dön


Ferhat’ın sevdası kime?
Antalya Üçüncü Zil Tiyatro Topluğu, yeni sezonda Nâzım Hikmet’in 1948’de Bursa Cezaevi’nde yazdığı “Ferhat ile Şirin”i sahneye taşıyor. “Ferhat, Şirin, Mehmene Banu ve Demirdağ Pınarının Suyu” adlı oyun, 11 Nisan’da da Emekli-Sen yararına AKM Aspendos Salonu’nda sahnelenecek.
Sanat Gezici Sanat Otobüsü’yle geliyor!
İzmir’de 26 Şubat’ta projesi başlayan “Gezici Sanat Otobüsü” önceki gün Milli Piyango Anadolu Lisesi bahçesinde 500 öğrenciyle buluştu. Dünyaca ünlü Devlet Sanatçısı, keman virtüozu Suna Kan, ülkemizde sanat eğitimi konusunda okullarımıza yönelik önemli bir proje olarak hazırlanan Gezici Sanat Otobüsü’ndeydi. Kemanıyla etkinliğe katılmayan Kan, kısa bir konuşma yaptı. Öğrencilerle birlikte olmaktan mutluluk duyduğunu söyledi. Daha sonra İzmir Devlet Senfoni Orkestrası Bakır Nefesli Çalgılar grubu öğrencilere bir dinleti sundu. İzmir Devlet Opera ve Bale sanatçılarından Şeyda Çavuş ve Tolga Duyular, Fındıkkıran balesinden bir bölüm sahneledi. Öğrencilerin bale gösterisine yoğun ilgisi dikkat çekti. Gezi Sanat Otobüsü Sanat Yönetmeni Asuman Gökkkaya, “Okullarımızdaki öğrencilerimiz için hiçbir ücret ödemeden İzmir Büyükşehir Belediyemizce gerçekleştirilen İzmir ve ilçelerinde eğitim gören 300 bin çocuğumuza sanat ve eğitim konusunda, ayaklarına gidilerek hizmet vermeyi amaçlıyoruz. Bu hizmeti, senfoni orkestrası sanatçıları, opera ve bale sanatçıları, ressamlar, heykeltraşlar, yazarlar, şairler ve tiyatro sanatçılarımız, öğrecilerimize kendi konularıyla ilgili bilgilendirmeyi, aydınlatmayı, teşvik ve yönlendirmeyi sağlayacaktır,” dedi. Gezici Sanat Otobüsü’nün Türkiye’de ilk defa geleceğe yönelik olarak projenlendirildiğine dikkat çeken Gökkaya, etkinlikler ile ilgili şu bilgileri verdi: “Bu etkinlikler yılda 100 olarak planlanmış, her etkinlik ayrı bir okula yapılacak olup tüm okullar bir telefon ile bu hizmetlerden hangisini tercih ediyorlarsa hiçbir ücret ödemeden yararlandırılacaktır. 26 Şubat’ta başlayan etkinliklerimize okullardan yoğun talepler oluyor.”

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net