www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Hikâyeler ve yitenler!
Diyarbakırlı seyirciler heyecanlı. Yerlerini aldılar. “Diyarbakır Hikâyelerini” izleyecekler. Yani ahali olarak Şeyhmus Diken’in “Diyarbekir Diyarım Yitirmişem Yanarım” kitabından esinlenerek oyunlaştırılmış kendi hikâyelerini.

Fotoğraf dünyasına ‘gölge’ düştü
Artık ülkemiz fotoğrafının da bir fanzini var. Marmara Üniversitesi Fotoğraf bölümü mezunu üç kafadarın çıkardığı dergi, fotoğraf dünyasında olan biteni bir gölge gibi takip etme iddiasında.

En iyi kısa film ‘Eceba’
İstanbul Kısa Filmciler Derneği tarafından düzenlenen 3. Ulusal Kısa Film ve Öykü Yarışması’nda en iyi kısa film ödülünü ‘Eceba’ adlı film alırken, en iyi öykü ödülüne ise ‘Topun Arkasında’ adlı eser layık görüldü.


Hikâyeler ve yitenler!
Ali Rıza Kılınç
Diyarbakırlı seyirciler heyecanlı. Yerlerini aldılar. “Diyarbakır Hikâyelerini” izleyecekler. Yani ahali olarak Şeyhmus Diken’in “Diyarbekir Diyarım Yitirmişem Yanarım” kitabından esinlenerek oyunlaştırılmış kendi hikâyelerini. Ve oyun başlıyor...
Geleneksel kıyafetleri içinde yaşlı bir adam sessizlik içinde sahneye çıkıyor. Dizlerini yere indirdikten sonra, ellerini kulaklarına götüren yaşlı adam (dengbej), klamlarını söylemek istiyor. Ama hareketli bir müzik ve dans eşliğinde sahneye çıkan gençler yaşlı adamın çıkanmak istediği sesi adeta grtlağında düğümleyerek, yaşlı adamın üzerinde tepinmeye başlıyorlar.
İmgesel Düşler Tiyatrosu tarafından Diyarbakır Sanat Merkezi’nin desteğiyle hazırlanan “Diyarbakır Hikâyeleri”, önceki akşam Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda prömiyer yaptı. Oyuncuların başarılı olduğu oyun, izleyicilerin büyük beğenisini topladı. 6 episottan oluşan oyunun bu ilk episodunda anlatılan öykünün ana teması “kutî” de; yani teknolojiyi temsilen toplumsal yaşama giren radyoda bağlanmaya çalışılıyor. Oyun kişileri radyonun ilk tarifini “kutî” olarak tarif ediyorlar. Yerde ölen dengbejin ardında sadece puşisi kalıyor. Sahne devam ediyor. Radyo ile başlayan değişim karşısında, geleneği devam eden ve satoruyla ortalığa korku saçan Diyarbakır Qiriq’ı Haço radyoyu ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Kaybolanlar...
Burada törel değerler ile modernlik arasında gelip giden ve yoruma açık olarak çoğaltılabilecek ucu açık bir çok soru, oyunun göndermelerini besler nitelikte. Birden fazla teknik ile diyalektik olarak beslenmeye çalışılan tek perdelik oyunun temel anlatısı, “yitirilenler”. Kaybolup da bir daha geri gelmeyenleri, -etnik kimlikler; Ermeniler, Keldaniler, Süryaniler, kardeşlik, dayanışma gibi vs. değerleri-, göstermek. Bunu anlatmak için oyun, dekor, kostüm, ses, renk ve ritm gibi bir çok öğe ile desteklendiği gibi, bu öğeler oyunun kimi yerlerinde tek başına oyunu sürükleyen sahnenin temel itici gücü olarak da yerini alıyor.
Oyun kişilerinin üzerindeki kostüm tamamen siyah renkten ibaret. Bu siyah renkler, oyunun bütününde anlamlı. Ama buna karşın, kimi episodlarda özellikle kadın figüründe her zaman ayrı bir rengi temsil eden bir kostüm taşınmış.
Oyunun bütününden anlaşıldığına göre, bu renkler “yitirilenleri” bulma mücadelesini temsil eden bağlayıcı bir öğe olarak öne çıkıyor. Erbane, insan sesi, kaval gibi seslerle ile doğu ile batının oluşturduğu kültür ayini havasında olsa da, oyunun bütününe yoğun mistisizm egemen.
Ancak oyunun bunca başarılı mantıksal ve kurgucu/çözümleyici bütünlüğüne rağmen, oyun öykü olarak sorunlu olduğu yanlar da kendisini gösteriyor. Oyun, hangi cepheden anlaşılmaya çalışılırsa çalışılsın her şeyden önce izleyiciyi belirsizliğiyle hayli yoruyor.
Geçmişe ağıt mı?
Bunun yanında, dengbejliğin kaybolmasında “suçlu olan radyo mu, yoksa radyoya egemen olan düşüncenin temsil ettiği iktidar mı?” sorusunun yanıtı üstü kapalı veriliyor. Ama bakırcılığın bitmesi, ipekböcekciliğinin son bulması gibi eskide kalana yapılan ahlama vahlamalarda geçmişin çokça abartıldığı da bir gerçek.
Ama bu, “Asırlardır halkın dil bilincini diri tutan, hayatın şah damarı ruhun iç sesi toprağın sureti olmuş(...) güpegündüz sıra kadem basarcasına yitirdiklerimizin umududur” diyen Yönetmen Mahmut Sadem’in ifade ettiklerinden uzak olduğunu da göstermez. Oyunun her bölümünde kadın figürü, insanlığın ortak değerlerini bulmaya, onu yeniden yaşatmaya yönelik sürekli bir çaba içinde.

“Diyarbakır Hikayeleri”; Metin: Şeyhmus Diken; Oyunlaştıran: Bülent Yiğit; Rejisör: Mahmud Samed; Reji Asistanı: Yasin Doğan; Sanat danışmanı: Mustafa Arık; Müzik Düzenleme: Onur Cebe, Faruk Çelebi, Mustafa Alp; Işık Tasarım: İzzetin Biçer; Kostüm Tasarım: İsmail Oyur; Dekor: İmgesel Düşler; Oyuncular: Atilla Alp,Orhan Aksoy, Oğuz Atabay, Hanım Bakırcı, bircan Kamçı, Abdullah Kandemir, Fatma Kandemir, Cevat Talay, Şule Taş, Bülent Yiğit


Başa dön


Fotoğraf dünyasına ‘gölge’ düştü
Koray Karaermiş
İlk fanzinler 1970’li yılların sonunda İngiltere’de Punk akımının ortalığı kırıp geçirdiği bir dönemde doğdu. Düzenle uyuşamayan ve hayata dair söyleyecekleri olanların çıkardığı ilk fanzinlerden günümüze alabildiğine naif görünümleri ve tavırlarıyla fanzinlerin rolleri pek değişmedi. Ülkemizde de hatırı sayılır bir fanzin geleneği var. Geçtiğimiz yıl Kargart galerisi’nde açılan “101 Fanzin” sergisi bunun bir kanıtı. Artık ülkemiz fotoğrafının da bir fanzini var. Üç fotoğrafçı kafadarın çıkardığı “Gölge fanzin” ikinci sayıya ulaştı bile. Grubun üyelerinden Zekai Türköz fanzinin adını, “Işığın olduğu her yerde gölgede vardır. Eleştiri yapmak gölge gibi takipten geçer biraz da. Bunun için gölge anlamlı bir ad “ sözleriyle açıklıyor. Üç ayda bir çıkan fanzin kendi mütevazı çizgisiyle her türlü öneriye ve katılıma açık. Fotokopiyle çoğaltılarak bedava dağıtılıyor. Türkiye çapındaki tüm fotoğraf kurumlarına ve derneklere postalanıyor. Üç kafadarın tek uğraşı bu fanzini çıkarmak değil. Ortak fotoğraf projeleri de üretiyorlar.
Söylenmeyeni söylemek
Grubun en konuşkan elemanı Altan Bal, niye böyle bir dergi çıkardıklarını şöyle ifade ediyor; “Amacımız, fotoğraf dünyasında anlatılmayanı, söylenmeyeni yaymak. Rahatsızlık duyduklarımızı söylemek. Nedir rahatsızlıklarımız?:Türk fotoğrafında örnek teşkil edebilecek bir ekol ya da akım yok. Herkes yaptığı işi Türk fotoğrafına bir katkı diye yapıyor ama arkası olmayan bir şeyin önü de olmayacağı gibi neye eklemlendiğimizi bilmiyoruz. Türkiye’deki fotoğraf hayatı yarışmalar üzerinden gidiyor. Öğrencilerin önüne koyulabilen tek şey yarışma. fotoğraf okullarında teknik eğitim çok ön planda ama felsefe yanı eksik. Derginin bir amacı da bilgilendirmek. Değişik yayınlarda çıkan ama gözden kaçan fotoğraf yazılarını koyarak onlara yeniden dikkati yöneltmek.” Derginin içindeki eleştiri yazılarını açık imzayla yayınlamıyorlar. Bir takım kaygılardan mı? olabilir. Ama yazılara attıkları imzalar oldukça şirin; Izdırap içerisindeki kurbağa, çirkin bebek, cevval kaplumbağa. Ama kendi kimliklerini de çok fazla da saklamıyorlar. Toplu fotoğraf bile çektirdiler. Grup üyelerinden Cenk Pekşaraplı, fanzinin onun için anlamını şöyle anlatıyor;”Atıp tutmak değil, reformlar yapmak amacımız. Fotoğrafçı olmak istiyorum yani. Bu dergi kollektif bir üretim. Kimsenin belirli bir rolü yok. Biz fotoğrafın ucundan tuttuk. Hiçbir yere bağlı değiliz. Parayla satmıyoruz. Çok sert eleştiri yapabiliriz. Bu çok önemli bir şey. Ama bu atıp tutmak anlamına da gelmemeli.” Derginin girişinde iddialı bir manifestoları var. -Gölge Manifesto- ‘da Altan’ın anlattığı kaygılar maddeler halinde sıralanmış. Manifesto tavır koymaktır. Üzerine ateşten gömlek giymektir. Dergi gerçektende çok cesur bir içeriğe sahip. Gerisini zaman gösterecek.
Dergiyle irtibata geçmek için mail adresi: golgefanzin@hotmail.com


Başa dön


En iyi kısa film ‘Eceba’
İstanbul Kısa Filmciler Derneği tarafından düzenlenen 3. Ulusal Kısa Film ve Öykü Yarışması’nda en iyi kısa film ödülünü ‘Eceba’ adlı film alırken, en iyi öykü ödülüne ise ‘Topun Arkasında’ adlı eser layık görüldü. İstanbul Kısa Filmciler Derneği’nin 3. kez düzenlediği 3. Ulusal Kısa Film ve Öykü Yarışması’nda, 8 kısa film ve 6 öykü çeşitli dallarda ödül kazandı. Kısa film dalında 1’inciliğe Vedat Özdemir’in yönetmenliğini yaptığı “Eceba” adlı film layık görülürken, 2’nciliği yönetmenliğini Seyfi Teoman’ın yaptığı “Apartman”, 3’üncülüğü yönetmenliğini Seda Soysal ve Nilay Arsöz’ün yaptığı “Göz Kırp” adlı filmler kazandı.
Yeni Türkü’yle
25 yıl

1980’li yılların başında, ülkemiz müziğine yeni boyutlar katarak gençliğe ulaşan ve her geçen yıl yeni izleyicileri kitlesine katan Yeni Türkü, çeyrek asırlık müzik serüveninden renkli kesitlerin yer aldığı bir konserle 20 Mart Cumartesi akşamı İş Sanat’ta olacak. “25 Yıl, 25 Şarkı’yla Yeni Türkü’nün Öyküsü” başlığıyla gerçekleştirilecek konser, topluluğun uzun soluklu öyküsünü ve sevilen şarkılarını müzikseverlerle buluşturacak. Türk müziği enstrümanları ve makamsal yapıları ile, Akdeniz’in coşku ve duygusallığını birleştiren Yeni Türkü, usta şairlerin şiirleri ve sözleriyle kalplere yazılan unutulmaz şarkılara imza attı. Yaşama hep umutla bakan, ama aynı zamanda eleştiren ve müziğinden ödün vermeden günümüze ulaşan grup, 1997 yılından beri genç bir kardoyla yoluna devam ediyor. (0212 316 10 83)

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net