Başka bir iktisat mümkün!
ODTÜ Ekonomi Topluluğu ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübü’nün ortaklaşa düzenlediği, 2’nci Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi, toplam 12 oturumda sunulan 40’ı aşkın bildiri, Latin Amerika’daki halk hareketlerinden, Hatay-Kırıkhan’daki havuç üreticilerine kadar uzanan zengin konu içeriği, -hep tartışmaya zaman kalmadığından şikâyet edilse de- renkli, zaman zaman hararetli tartışmaları ile hafızalardaki yerini aldı. Her şeyden önce bu kongre, başından sonuna kadar öğrencilerin emeğinin ürünü olması nedeniyle, “akademik kurumlardan bağımsız”, sponsorsuz olması nedeniyle de “piyasadan bağımsız” olma niteliğini korudu. ODTÜ Rektörlüğü ve Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Şube’nin katkılarıyla, mütevazi koşullarda gerçekleştirilen kongre, “Bu işler sponsorsuz olmaz arkadaş” diyenlere en güzel yanıtı verdi. ODTÜ Ekonomi Topluluğu’nun özverili üyeleri de başarılı bir kollektif üretim ve güzel bir misafirperverlik örneği sergilediler. Kongreye katılımın geçen yıla nazaran oldukça yüksek olduğu gözlenirken, katılımcı öğrenci profilinin, İstanbul ve Ankara’daki üniversiteler ağırlıklı olmak üzere toplam 12 üniversiteye sıkışması yakıcı bir eksikliğe işaret etti. Kongrenin tek salonda gerçekleştirilmesi ve sunumların ardından tartışmaya çok fazla zaman ayrılamaması da eleştirilen belli başlı konular oldu. Kongrenin bu eksikleri bile katedilen mesafeyi gözler önüne serdi. 2 yıl önce Fransız öğrencilerin “neo-klasik iktisat eğitimi hegemonyasına” karşı başlattıkları “Post-Otistik İktisat Hareketi”nden esinlenerek Ankara çapında düzenlenen kongrenin açılışında duyulan “Açılış konuşmasını Oktar Hoca yapacak. İnşallah 10 kişi gelir” kaygısından, katılımın 150 kişiyi geçtiği bir aşamaya gelinmişti. “Acaba başarabilir miyiz” sorularından, “İlgi giderek artıyor. Gelecek sene kongreyi aynı anda birden çok oturumlu yapalım” önerilerine uzanan bir süreçti bu. Kongrenin önümüzdeki senelerde Anadolu’nun çeşitli üniversitelerine taşınıp taşınamayacağı bugünden bilinmez ama, son gün düzenlenen forumda gösterilen irade, tüm Türkiye Üniversite Öğrencileri’nin kongreden haberdar olmasını sağlayacak kararlılığı gözler önüne serdi. Tartışmalara ayrılan zaman yetmiyordu; çünkü salonda YÖK sisteminin dayattığı ezberci-düşünmeyen-sorgulamayan öğrenci profili değil, “Söyleyecek sözü olan” öğrenciler vardı. Öğrencilerin hemen hemen hepsi, neoklasik iktisat eğitiminin dayatmalarını sorguluyor, “Memleketi sen mi kurtaracaksın, kendini kurtarmaya bak” diyenlere ayak diriyor, Türkiye ve Dünya sorunlarına eğiliyordu. Yüreği bir avuç kan emiciyle değil, milyonlarla çarpan öğrenciler vardı salonda; kongrenin son gününün 6 Mart’la çakışmasıyla; akılları alanlarda kalan, “Katılım 100 bini geçti” haberlerimizi tebessümle karşılayan öğrenciler... Kongrenin sonunda organizasyonun demokratik bir biçimde yürümesi ve iletişim için oluşturulan elektronik posta grubunun duyurusu yapıldı: “baskabiriktisat@ yahoogroups.com” Bir köşeye kaydedildi bu adres; “yeniden buluşmak üzere” ve “giderek yeşeren bir umutla” ayrıldı öğrenciler.
Küreselleşme sağlığa zararlı!
Ankara Tabip Odası’nın düzenlediği Küreselleşme ve Kadın Sağlığı Sempozyumu’nda, Türkiye’de kadın işçilerin büyük çoğunluğunun sigortasız ve dolayısıyla sendikasız çalıştığı, olumsuz çalışma yaşamından kaynaklı pek çok sağlık problemiyle karşı karşıya olduğu belirtildi. Sempozyumun önceki günkü bölümünde Ankara Tabip Odası adına konuşan Vahide Bilir, Türkiye’de kadınların yüzde 27’sinin iş gücüne katıldığını, kadınların daha çok yarı zamanlı, esnek saatli ve evde çalışma gibi işlerde faaliyet sürdürdüğünü kaydetti. Bilir, kadınların yüzde 55.2’sinin kayıt dışı çalıştığı için sendikalı olamadığını dile getirdi. Portekiz’de ve Hindistan’da evde dikiş-nakış yapan kadınların sendikada örgütlendiğini açıklayan Bilir, Türkiye’de kadınların örgütlenmesine yönelik yeterli çabanın olmadığını söyledi. Küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan toplam kalite yönetimi ve kalite çemberleri gibi uygulamaların işçi sağlığı açısından olumsuz gelişmeleri ortaya çıkardığına dikkat çeken Bilir, Toyota’nın Türkiye’deki fabrikalarında kalite çemberleri kapsamında 10’ar kişilik timler oluşturduğunu ve timlerden biri hata yaptığında bütün fabrikada hata yapan time ait olan melodinin çalınmasıyla birlikte fabrikadaki tüm işçilerin “En büyük Türkiye” diye bağırdığını anlattı. Uygulamanın insan doğasına tamamen aykırı olduğunu belirten Bilir, fabrikadaki timlerde sağlık problemi olan işçilerin kalite çemberinin dışına çıkmamak için problemini gizlediğini söyledi.
Mamak’ta kent kurultayı yapılacak
Ankara’nın Mamak ilçesinde faaliyet gösteren köy dernekleri, sendikalar, partiler ve kitle örgütlerinin temsilcilerinin oluşturduğu Mamak Kitle Örgütleri Platformu son bir yıldır “Mamak Kent Konseyi” adıyla çalışmalarını sürdürüyor. Yerel seçim sürecinde mahalle ve esnaf temsilcileriyle de güçlendirilmek istenen konsey, 22-23 Mayıs 2004 tarihlerinde Mamak’ın sorunlarının masaya yatırılacağı bir “Kent Kurultayı” yapmaya hazırlanıyor. Eğitim, sağlık, gelir düzeyi, kadınlar, gençlik gibi konu başlıklarının işleneceği kurultaya hazırlık çerçevesinde özellikle konuyla ilişkili sendika ve meslek odalarıyla görüşülüyor. Gazetemize konuşan Mamak Kent Konseyi Sözcü Yardımcısı Hüseyin Esentürk, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla sokak sokak temsilciler ve meclisler aracılığıyla Mamak halkını talepleri için örgütlemeye çalıştıklarını vurguladı. Kurmaya çalıştıkları komisyonlar ve mahalle meclisleri aracılığıyla Mamak halkının bir denetim aygıtına sahip olması için çaba gösterdiklerini belirten Esentürk, seçimi kim kazanırsa kazansın kent konseyinin bu işlevi koruyacağını vurguladı. Esentürk Mamak’ta demokratik ve halkçı bir yerel yönetim için Demokratik Güçbirliği’ne destek verdiklediklerini de sözlerine ekledi.
DGM önünde gözaltı
‘’Yasadışı DHKP/C örgütüne üye oldukları, yardım ve yataklık ettikleri’’ iddiasıyla haklarında dava açılan, çoğu üniversite öğrencisi 28 sanığın yargılanmalarına devam edildi. Ülkemizde Gençlik dergisi çalışanlarının yargılandığı duruşma çıkışı DGM önünde basın açıklaması yapmak istedi. Gruba müdahale eden polis, yaklaşık 10 kişiyi gözaltına aldı. İstanbul 6 No’lu DGM’deki duruşmaya, 8’i tutuklu 12 sanık katıldı. Mahkeme Heyeti Başkanı, dosyada delil olarak bulunan bilgisayar disketlerinin dışarıdan müdahaleye açık olup olmadığı konusunda TÜBİTAK’tan yapılması istenen incelemeye ilişkin raporun geldiğini tutanağa yazdırdı. Raporda, disketlerdeki şifrelerin bir kısmının çözülemediği, disketlerin dışarıdan müdahaleye açık olup, silinme ya da eklenme yapılabileceğinin ifade edildiği bildirildi. Duruşmada söz alan sanık avukatları da disketlerin dışarıdan müdahaleye açık olduğunu daha önceki savunmalarında da söylediklerini, TÜBİTAK raporunun da bunu doğruladığını belirterek, disketler delil niteliği taşmadığından tutuklu sanıkların tahliyesine karar verilmesini istediler. Söz alan sanıklar da suçsuz olduklarını belirterek, tahliye talebinde bulundular. Tahliye istemlerini reddeden mahkeme heyeti, esas hakkındaki görüşün hazırlanması için duruşmayı erteledi. Sanıklar İnan Doğan, Şengül Arslan, Devrim Kalaycı, Üzeyir Karahasanoğlu, Egemen Seyfettin Kuşku, Perihan Demirkıran, Ufuk İnce, Gözde Şahin, Yıldırım Gök, Berk Tatyıldız, Özgür Türk, Esra İşgüzar ve İnan Yamaç’ın ‘’yasadışı örgüte üye olmak’’ suçundan 15 ile 22.5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor. İddianamede; Ergül Tan, Cafer Koçkan, Oğuzhan Aydın, Rukiye Ilgın, Alp Yarbaş, İlhami Karakoç, Erdoğan Sever, Şadiye Gül, Tayfun Koç, Ergül Tan, Özgür Hanoğlu, Deniz Metin, İpek Çakır, Ayşe Betül Gökoğlu ve Özlem İnan’ın da ‘’yasadışı örgüte yardım ve yataklık etmek’’ suçundan 4.5 ile 7.5 yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları öngörülüyor.
|