ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin merkezine Diyarbakır’ı koyan Erdoğ’ın haberini manşetten gören Yeni Şafak Gazetesi şimdi Avrupa ve Arap dünyasının nabzını yokluyor. Dünkü sayısında ‘Büyük Ortadoğu projesine Fransa’dan şartlı destek’ başlığı ile verilen haberde Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile Suudi Arabisten Dışişleri Suud el-Faysalın görüşmelerinyer ayırdı. Haberde “ABD yönetiminin, İsrail ile Filistin arasındaki arabuluculuk rolünden çekilerek Ortadoğu politikasının merkezine Arap dünyasının demokratikleşmesi konusunu yerleştirdiği kaydediliyor. Arap diplomatları ise ABD Başkanı George Bush’un söz konusu ‘demokrasi’ girişimini büyük ölçüde , Irak İşgalini meşru kılmak için başlattığı yorumunda bulunuyorlar.” deniliyor. Haberde El Faysal ve Chirac’ın ABD’nin Ortadoğu projesine ilişkin değerlendirme yapacak kadar yeterli bilgiye sahip olmadıklarını öğreniyoruz. Ancak aynı bilgiyle Erdoğan’ın projenin merekzini Diyarbakır yapabiliyor. Yeni Şafak İslam dünyasının bu projeye ikna edilebilmesi için Filistin-İsrail sorununun çözümünüde içerecek bir proje olması gerektiğini iki üç defa vurgulama ihtiyacı hissetmiş. Hem islam dünyasının bir parçası hem de ABD şakşakçılığı yapmanın zor kısmı da bu. Dengeyi iyi tutturmak gerekiyor. Zaman gazetesi 24 Şubat tarihli sayısında ABD’nin Ortadoğu projesi üzerine uzun soluklu yazılara yer vermiş. Zaman gazetesinin de bu konuda temkinli olduğu görülüyor. Doç Dr Ramazan Gözen(Atılım Üniversitesi Öğretim Üyesi)’in ‘Büyük Ortadoğu bilmecesi’ başlığı ile yazdığı yazıda projenin tehlikelerine ve olumluluklarına yer veriyor. Ramazan Gözen yazısında “Büyük Ortadoğu projesinin potansiyel mayınları şunlar olabilir: Türkiye’yi ABD politikasına uygun bir ortadoğu ‘jandarması’ haline etirmesi; böylece Türkiye’yi Irak benzeri askeri operasyonlarda devreye sokması; Türkiye’nin bölgede ‘sosyal-siyasal-mühendislik’ amacıyla ilişkiye girmesi sonucu imajının olumsuzlaşması ve ABD ile AB’nin bu bölge üzerinde rekabet ettiği bilgisi ışığında Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde olumsuzluklar yaratması. Daha da büyük tehlike, tüm bu gelişmelerin Türkiye’nin iç politikalarına olumsuz şekilde yansıması ve demokratikleşme, özgürleşme, insan hakları ve istikrar yönünden ters tepmesidir.