www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



DURUM ____Ahmet Yaşaroglu
Tek kanunla çok saldiri

KENT YAZILARI ____Necati Uyar
Göz Göz'ün oyları...

BİLGİ-İŞLEM ____Sadık Çakıcı - Uğraş Işık
Kapanamayan açıklar!

KONUM ____Çetin Diyar
Güçbirliği'nin başarisi için seferberlik!

BAŞAK ____Bülent Falakaoğlu
Küresel açmazlar aşılamaz mı?

ADA NOTLARI ____Kenan Ateş
Kovboylar yine at değiştiriyor

MEDİPOLİTİK ____Osman Öztürk
TRT-2'nin (bana) e(t)tiği

GÜNCEL ____Kamil Tekin Sürek
Kar yolları kapadı

  DURUM..........Ahmet Yaşaroglu

Tek kanunla çok saldiri

Cumartesi ve pazar günü, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarisi onbinlerce emekçinin katildigi mitinglerde protesto edildi ve tasarinin geri çekilmesi istendi. Pek çok ilde alanlari dolduran memurlar ve işçiler kanunlaştirilmak istenen tasariya karşi mücadeleyi sürdüreceklerini kararli bir biçimde dile getirdiler. Tasari şu siralarda Meclis'te görüşülüyor ve bazi maddeleri kabul edilmiş durumda. Gazetemiz tasarinin içerigine ilişkin çok ayrintili haber, yazi ve röportaj yayinladi. Son günlerde tasarinin kültürel, tarihsel mirasi da yagmaya açtigi ortaya çikti. Kisaca şu söylenebilir ki, AKP Hükümeti, tek bir kanun tasarisi içerisine iş güvencesini, sendikalari ortadan kaldirmayi, özelleştirmeyi her alana yayginlaştirmayi, emekçi halkin geçmiş kazanimlarini budamayi sigdirmiş durumdadir.
Tasari gündeme geldiginden bu yana başlica iki yönden eleştirildi ve karşi çikildi. Eleştirilerin birisi ileriden, digeri geridendi. Tasariyi ileriden eleştirenler -üst paragrafda birkaç cümle ile özetlenen- hafta sonunda olduğu gibi alanlara çıkıp, mücadelelerini yaygınlaştırmaya çalışıyorlar. Geriden eleştirenler ise tasarı ile üniter devletin ortadan kaldırıldığını, kaldırılmadıysa da ciddi yara aldığını ileri sürüyorlar. Ki bazı ilerici çevreler de burada "demokrasi, yerinden yönetim" keşfetmiş durumdalar! Tasarinin bu yönde bir içerik taşimadigi, Hükümetin buna niyetinin olmadigi açiga çikmiş durumdadir. Bazi alanlarda buna yol açtigi sanisi veren maddelerde, tasarinin bütünü içerisinde etkisiz kaliyor.
Bu yönüyle tasari, bir yandan saldiriyi yerel yönetimlere kadar yayginlaştirip "ademi merkezleştirirken", diğer yandan bu saldırıyı yasalaştırarak, devletin ve hükümetin güvencesine alarak, yeniden merkezleştirip, genelleştiriyor. Yani ne taraftan bakılırsa bakılsın emekçi hareketinin püskürtmesi gereken bir saldırı. Tasarıyı geriden eleştirenler -üniterlik vb.- arasında bazı kamu sendikalarının olması, tasarının emekçi düşmanı, halk düşmanı yüzünün, daha geniş kitlelerce görülmesini engelliyor, mücadelenin birliğini ve gücünü bölüyor. Ancak ortaya çıkan ve çıkmakta olan belirtilerden, bugün süren mücadelenin, tasarı kanunlaşsa da devam edeceğini görmek olanaklıdır. Bu durumda mücadele çıkmış yasaya ve onun uygulamasına karşı devam edecek, uygulamaları halkın durumunu da doğrudan etkilediği için mücadele eden güçler genişleyecektir.
Aynı zamanda bugün giderek daha fazla belirginleşen bir durumla karşı karşıyayız. Bu durum şudur, hükümet emekçi halkın karşısına daha çıplak ve daha saldırgan yüzüyle çıkmaya başlamıştır. Henüz yıpranmamış, hatta konjonktürden yararlanmış, saldırılarını bu avantajlar üzerinden yürüten bir hükümetin, artık bu avantajını yitirmekte olduğunu, sürecin değişmeye başladığının işaretidir bu. İşçi ve emekçi hareketi ivme kazanarak ilerleyecektir. Hükümet, elinde tuttuğu olanaklardan yararlanarak, yerel seçimlerde kısmi bir başarı kazansa da bu durum değişmeyecektir. Ancak Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nu çıkarmaya çalışan bir hükümetin, kazandığı belediyelerde, kanunu uygulama -eğer çıkarabilirlerse- konusunda daha saldırgan olacağı da bir gerçektir. Yerel seçimler için oluşturulan "Güçbirliği'nin", taşidigi anlam ve başarili olmaya mahkum oluşu, işte bu nedenden dolayi da son derece önemlidir.


 
Başa dön

  KENT YAZILARI..........Necati Uyar

Göz Göz'ün oyları...

Yerel seçimler için tüm aday listelerinin seçim kuruluna verilmesi ve bağımsız başvurular için bugün son gün. Aday adaylarında günlerden bu yana süren 'aday olabilme heyecanı' ve gerilim bugün akşam saatlerinde sona erecek. Yarin sabahtan başlayarak parti içi mücadele yerini yeni bir heyecana birakacak. Son haftalarda kizişan aday adaylarinin parti içi mücadelesi kimi yerde barişçi biçimde sona ererken, basina yansiyan haberlere göre bu sürecin cinayetle noktalandigi yerler bile var.
Seçimde başkan seçilmeyi hedefleyen adaylarin ve aday adaylarinin kendini halka tanitma, sevdirme ve iyi iş yapacagina inandirma mücadelesi akil almaz vaatlerin verilmesine dönüşüyor öteden beri. Seçimler yaklaştikça, azalan günlerle ters orantili olarak adaylarin vaatleri de artiyor. Geçmiş yillarin en abartili seçim vaadi olarak gösterilen ve fikralara, filmlere konu olan "cennetten arsa verme" vaadi gibi olmasa da, her dönem olduğu gibi bu dönemdeki vaatlerin kimisi de oldukça dikkat çekici ve eğlendirici olacaktır.
Eğlendirici ve insanın hayal gücünü zorlar nitelikte projelerin yanında, yeterli donanıma sahip olmayan adayların genel geçer vaatleri ve projeleri de her gün gazetelerde yer bulur bundan böyle. Bunların bir bölümü de ortak vaatler olacaktır, "belediyenin yeniden yapılandırılacağı", "başkanlik kapisinin halka açik olacagi", "konut sorununun çözüleceği", "gecekondulaşmanin önlenecegi", "altyapı sorunun giderileceği", "ulaşim sorunun çözülecegi", "raylı sistem getirileceği" gibi vaatleri sıkça duyacağız adaylardan.
Belediye başkanlığına aday olanlar geçmişten bu yana sorun olarak görülen konularda, yine geçmişten bu yana çözüm olarak ortaya konulmuş doğruları söyleyerek ve detaya girmeden konuşmayı tercih ediyorlar genelde. Bunun yanında aslen yerel yönetimlerin sorumluluk alanında olmayan konularda da vaatlere sıkça rastlanıyor. Bunların başta geleni de kentte var olan "işsizlik sorunun çözülmesi". Bu amaçla yatırımcıların önünün açılacağı sözü de ilk cümleyi izliyor. Kolaylıkla peşkeşe dönüşme olasılığını da içinde barındırdığından bu vaatlere kuşkuyla bakmak gerekiyor ülkemizde.
Kentin futbol takımına sahip çıkılacağı, bir üst lige çıkacak bir kadronun kurulacağına dair vaatler de seçim döneminin vazgeçilmezlerinden. Geçtiğimiz ay içinde İzmir'de yaşanan örneklerle futbol kulüpleri ile partiler arasindaki ilişkiye, adaylik sürecinde futbolun etkisine, spor ile futbolun iç içe geçmişligine deginmiştik. Konunun Kent Yazilari'nda yer almasının hemen sonrasındaki haftalarda İzmir'de oynanan Göztepe-Karşiyaka maçi futbol sahalarindaki gerilimin, politik gerilimle desteklenmesi ve tirmandirilmasinin nelere yol açabileceginin somut göstergesi gibiydi. Iskender Tugsuz, konunun ele alindigi tarihlerde henüz adayligi kesinleşmemiş bir isimdi. Izmir'de bir spor kulübünün, seksen yıllık tarihi olan Göztepe'nin başkani olan Tugsuz, sporun politikaya alet edilmesinin en somut örnegi haline gelen bir gelişmenin de öncüsü oldu. AKP'nin Konak Belediye Başkan Adayi oldugu açiklanan Tugsuz, kendisiyle birlikte tüm Göztepe yönetim kurulunu da AKP'li yaparak bir ilki gerçekleştirdi ve spordaki yandaşligi, politikadaki yandaşliga taşima çabasina girişti.
"Göz Göz" taraftarlarının desteğini arkasına aldığını düşünen Tuğsuz, bir yandan da Konak sınırları içinde yaşayan yoksul kesimlerin desteğini almanın peşinde. Tuğsuz, henüz başkan olmadan İtalya'dan 300 milyon dolarlık kredi sağladığını ve bu kredinin 3 yılı ödemesiz 15 yıl geri ödemeli ve hazine garantisiz olduğunu basına açıklamış. Tuğsuz bu krediyle yaptırılacak 5000 konutla İzmir'in merkezini oluşturan Konak ilçesinin konut sorununu çözecegini, konutsuzlari ev sahibi yapacagini iddia ediyor. Tugsuz'un buldum dediği ve en büyük projesi olarak açıkladığı kredinin benzeri kredileri (üstelik 20 yılda geri ödemeli olarak) pazarlayanlar son yıllarda bir çok belediye başkanının kapısını aşındırıyorlar aslında. İzmir'i kurtaracak, konut sorununu ortadan kaldıracak bu müthiş (!) çözüme, aklı başında belediye başkanları pek ilgi göstermediler her nedense.
Seçime kadar geçecek süre içinde halkın çok dikkatli olması ve genel geçer sözlere, hayalci projelere, dış krediyle kurtuluş vadeden adaylara kuşkuyla bakması gerek. Kentlerde yaşayan halkın yaşamsal sorunlarını salt konut sorununa indirgeyen, kentin kamusal kaynaklarını kredi pazarlayıcısı inşaat firmalarının kucağına atmayı düşleyen yaklaşımlara karşı uyanık olmak ve gereken yanıtı sandıkta vermek gerek.
Göztepe örneğinde olduğu gibi, yöneticisi oldukları spor kulübünün futbol takımını yıllar sonra ilk kez, oynadığı ligin en alt sırasına demir attırıp, kendilerini belediye başkanı koltuğuna atmaya çalışanlara gereken yanıtın da sandıktan çıkması gerek. Sandık başına giden her Göztepe taraftarının ve İzmirlinin, kulübüne sezon başında şampiyonluk sözü veren Tuğsuz'un takımı bugün getirdiği yere bakarak, belediye başkanlığında yapabileceklerini tahmin etmesi hiç de zor olmasa gerek.

e-posta:
nuyar@mail.com

  Başa dön

  BİLGİ-İŞLEM..........Sadık Çakıcı - Uğraş Işık

Kapanamayan açıklar!

İşletim sistemleri bilgisayarların kaynaklarını (çeşitli elektronik devreler, mikroişlemciler vb.) kullanabilmemizi sağlayan programlardır. Burada kaynak olarak ifade ettiğimiz donanımlar elektrik ile çalışan birçok cihazda gittikçe gelişen bir yapı sunmakta ve bunun sonucunda daha karmaşık hale gelen bu cihazlarada da (cep telefonu, buzdolabı, televizyon gibi) bir tür işletim sistemi kullanmak ihtiyaç haline geliyor.
İleride çok daha yaygın bir araç haline gelecek olan işletim sistemleri bugün için de oldukça önemlidir. Önemlidir çünkü birçok işimizi bilgisayar aracılığıyla yapmak hayatın bir parçası haline gelmiş bulunuyor. Gerek yapılan bu işlemlerle ilgili bilgilerin çalınması gerekse de bilgisayarımızda çalışan programlara ve dosyalarımıza zarar verilmesi ihtimaline karşı işletim sistemlerinde güvenlik konusunun önemi giderek artmakta.
Şu an dünyada en yaygın olarak kullanılan işletim sistemi Windows olduğundan; güvenlik problemleri de daha çok onun üzerinde yoğunlaşmaktadır. Hemen hemen her ay Microsoft'un bu ürünüyle ilgili bir güvenlik açığını kapatan yama (çeşitli programlardaki eksikleri ve hataları gidermeye yarayan yüklenebilir program parçaları) duyurusu yapılmaktadır.
Son olarak Windows'ta "kritik" olarak nitelenen açık bulunduğuyla ilgili haberler yayımlandı. Her türlü program, nihayetinde bilgisayar tarafından değil insan eliyle üretildiği için hata içerme olasılığı vardır. O yüzden programlarda bir açığın bulunması sadece programı kullananlar açısından bir duyurudur ve bir haber değeri taşımaz.
Ama bu haberi diğerlerinden farklı yapan bir olay var. Başkalarının bilgisayarınıza girip dosyalarınızı çalmasına ya da silmesine olanak veren bu "kritik" açıkla ilgili olarak yazılım güvenlik şirketi 'eEye Digital Security' firmasının yetkilisi, Microsoft'u 6 ay önce uyardıklarını belirtiyor.
Açık ile ilgili bilgi veren Microsoft güvenlik uzmanı, söz konusu yazılım açığının Windows sistemi içerisinde "derinden ve baştan sona" etkili olduğunu ifade ederek kullanıcıların yamayı acilen edinmeleri gerektiğini söylüyor.
Microsoft'un haberi olmasına rağmen aylar sonra gerçekleştirdiği bu "düzeltme" oldukça düşündürücü. Ayrica binlerce uzmanin çaliştigi bir şirketin ürününde kendi ifadeleriyle bu kadar derin olan bir açigin nasil oluştugu da ayri bir soru işareti.
Belik de ticaret, basit bir alişverişten ibaret degil.


E-postalara dikkat
Önceki haftalarda ortaya çikan Bagle.A virüsünün ardindan şimdi de onun bir türevi olan Bagle.B virüsü ortalikta dolaşiyor. Bir önceki versiyonu gibi bu da oldukça hizli yayiliyor. E-posta yoluyla bulaşan Bagle.B virüsü postaya eklenmiş olan dosyanin çaliştirilmasiyla birlikte aktif hale geçiyor. Bu dosya bilgisayara yüklendikten sonra, virüs kullanicinin adres defterindeki diger adreslere kendini kendini göndermeye başliyor. Ayrica virüs bulaştigi bilgisayarin iletişim kanallari olarak ifade edebilecegimiz 'arka-kapı'larından (backdoor) birisini açık hale getirip ağ (internet vb.) üzerinden başkalarının izinsiz girişlerine olanak tanıyor. 25 Şubat'tan sonra etkisiz hale geleceği bildirilen virüs bilgisayarınızda aktif haldeyse aşağıdaki bağlantılardan virüs ile ilgili ayrıntılı bilgi edinebilir ve buradan indirebileceğiniz programlar (removal tool) aracılığıyla temizleyebilirsiniz.
http://www3.ca.com/virusinfo/virus.aspx?ID=38323
http://www.pandasoftware.com/download/Utilities/
http://www.bitdefender.com/bd/site/virusinfo.php?menu_id=1&v_id=193

e-posta:
bilisim@evrensel.net

  Başa dön

  KONUM..........Çetin Diyar

Güçbirliği'nin başarisi için seferberlik!

Yerel seçimlerin tüm Türkiye ve bölge halki bakimindan önemine daha önce de dikkat çektik. 3 kasim seçimlerindeki tabloyu arkasina alan AKP'nin fütursuzluğu ve CHP'nin aymazlığı karşısında "iki arada bir derede" durumunu bozacak bir alternatif olarak Demokratik Güçbirliği oluştu. Kim ne derse desin, eksikleri ve sorunlarıyla birlikte bir halk seçeneği yaratılmıştır. Demokratik Güçbirliği, hırsız ve soysuz takımının karşısında ki alternatif olarak, seçimlere giriyor. AKP ve CHP arasında bir tercihe mahkumiyet durumu bozulmuş, halkın, tekellerin temsilcileri, ABD'ci tayfaya ve halk düşmani cepheye mahkumiyeti ortadan kaldirilmiştir. Gerisi gösterilecek çaba, kolektif çalişmaya kalmiştir.
Halkimizin "birleşmiyorsunuz, seçimlere ayri girerek gücümüzü bölüyorsunuz" eleştirisi de önceki dönemlerle kiyaslandiginda büyük ölçüde bertaraf edilmiştir. Halkla ilişki ve diyalog içinde olanlarin bunu anlamalari kolaydir. Dahasi dünün büyüklügü tartişilmaz sayilan "solun merkezi" CHP "bir bölücü" "bir hizip" ve "bir fraksiyon" durumuna düşmüştür. Kürt demokratik hareketi, Türk işçi ve emekçileri, aydinlar, ezilen ve sömürülen tüm Türkiye halkinin dikkati buraya yönelmiştir. Eger bir bölücüden, bir hizipçiden, halka sirt çevirmiş bir partiden söz edilecekse bu artik CHP'dir.
CHP'ye oy ve gönül vermiş halkimiz bunu degerlendirecek ve geregini yapacaktir. Bir burjuva düzen partisi olan, DYP, ANAP, AKP ve digerlerinden farkli politikalari bulunmayan, ama "solcu" yaftasıyla ortalıkta dolaşan 80 yıllık enkazın sorumlularından birisi olan CHP'nin bölücü olduğunu, emek, barış ve demokrasi karşıtı olduğunu, halk kaygısı taşımadığını halkımız bu "ana muhalefet" döneminde ve birkaç aylık "birlik" çalışmalarında açık-seçik gördü ve görüyor. Bu partinin başına çöreklenmiş "tuzu kuru" kesimin Türkiye ve Türkiye halkı diye bir kaygısı bulunmamaktadır.
28 Mart, bu parti için, 3 Kasım'da DSP, MHP, ANAP, DYP ve diğerlerinin uğradığı son olacaktır. Tüm veriler bunu göstermektedir. Halkımız, adında 'halk' sözcüğü bulunan bu partinin halkla hiçbir alakasının bulunmadığını, diğer, burjuva gerici düzen partilerinden hiçbir farkı olmayan CHP'nin artık miadını doldurduğunu gösterecektir.
GÜÇBİRLİĞİ KARDEŞLİK PLATFORMUDUR
Demokratik Güçbirliği; Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkez, Ermeni… her kültürden ve mezhepten ezilen ve sömürülen Türkiye halkının kardeşlik platformudur. Irkçılığa ve şovenizme karşı barışı ve kardeşliği egemen kılmanın mücadele mevzi olarak ilerlemesi de başta sınıf bilinçli işçi, gençlik ve emekçi kadınların mücadelesine bağlıdır.
Ezilen ve sömürülen halkın, bu kötü gidişe dur diyebileceği bir güç merkezi biçiminde oluşan Demokratik Güçbirliği, hem yerel yönetimler bakımından, hem de bağımsız ve demokratik bir Türkiye'nin yaratılması için sorumluluk altındadır. Ekonomik ve siyasi saldırılara karşı duracak halk güçleri buraya yönelmiştir. Emperyalizmin Türkiye'yi bölgede "koçbaşi" olarak kullanma planlarını bozacak olan dinamikler buradadır. IMF'nin, emperyalist tekellerin, ABD ve AB'nin Türkye üzerindeki hesaplarını bozacak, demokratik ve insanca yaşanır bir Türkiye yaratacak mücadele dinamikleri bugün burada bir araya gelmiş bulunuyor. Bunu görmek ve gereğini yapmak gerekiyor.
Sömürü ve zulme karşı mücadele edecek güçlü bir merkez ortaya çıkmış bulunuyor. Sosyalist, ilerici, demokrat ve aydınların yapması gereken bu emek, barış ve demokrasi cephesine güç katmaktır.
Demokratik Güçbirliği'ni oluşturan partilerden birini begenmeyerek buraya güç katmaktan uzak durmak halka sirt dönmektir. SHP'nin Güçbirliği'nde yer almasını gerekçe göstererek hariçte durmak halka, emek ve demokrasi güçlerine izah edilecek bir gerekçe olamaz. Hiçbir çevre kendisini tatmin eden gerekçelerin işçi ve emekçiler için inandırıcı olacağını düşünmemelidir. SHP'nin DEHAP için çatı partisi kabul edilmesi eleştirildi. Ancak bu DEHAP'ın tercihi olarak böyle sonuçlandı. Bunun doğru bir tercih olup olmadığını seçimlerden sonra da tartışacağız. Bizim yaklaşımımız da Kürt demokratik güçlerince anlaşılmadı. EMEP, Kürt halkına ve tüm Türkiye halkına karşı sorumluluğu gereği Güçbirliği'nin içindedir ve Güçbirliği'ni her türlü tehlikeden koruyacak bir hassasiyetle hareket etmektedir. EMEP, Kendi doğru politikalarıyla, eleştirilerini de yaparak, ama halka karşı sorumlu davranarak Güçbirliği'nin önemli devrimci dinamiğidir. SHP'nin mücadeleyi olumsuz etkileyeceği korkusu ise kendi gücüne, birikimine, ve diğer özelliklerine inanmamak, güvenmemektir.

e-posta:
diyar@evrensel.net

  Başa dön

  BAŞAK..........Bülent Falakaoğlu

Küresel açmazlar aşılamaz mı?

Küreselleşmenin olumsuz etkilerine karşı sadece Türkiye'de değil, uluslararası düzeyde de önlem almanın son derece zor olduğunu iddia edenler, sürekli olarak açmazlardan bahsediyorlar. Özellikle işçiler, emekçiler, çiftçiler lehine yapılacak düzenlemelere karşı, bu düzenlemelerin yaratacağı olumsuzluklardan söz ediyorlar.
Açmazlarla dolu olarak gösterilen alanlardan biri sosyal güvenlik. Bu konuya ilişkin tartışmalar genellikle şu şekilde: "Yaşli nüfus oranindaki artiş, hem emeklilik hem de saglik sigortasina çok agir bir yük getiriyor. Özellikle saglik sigortasinda teknolojik devrim sonucu bir yandan tomografi, MR ve benzeri yeni araçlarin kullanimi maliyeti artirirken, diger yandan yaşli nüfus arttigi için, saglik harcamasi geregi de artiyor. Öte yanda ise küreselleşme vergiler üzerinde baski yaratiyor. Vergileri indirin ki dünya pazarlarinda daha kolay rekabet edebilesiniz! Hem sosyal hizmet ve sosyal harcama gereksinmesini artiran gelişmeler var hem de ayni zamanda vergileri aşagiya dogru iten küresel rekabet baskisi var."
Tarım da bu tartışmaların göbeğindeki alanlardan biri. Bir dönem ekonominin ithal bakanlığını yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı Kemal Derviş'in bu konudaki örneği şöyleydi: "Pamuğa Amerika muazzam destek veriyor. Biz de pamuğumuzu uluslararası piyasada satmak istiyoruz. Ama aynı zamanda da pamuk ithalatı diye bir durum söz konusu. Şimdi Amerika'nın çok ucuza sattığı pamuğu ben Türkiye'ye almayayım, yüksek gümrük koyayım desem, tekstil üreticilerinin girdi maliyeti artıyor, ürünlerimin rekabet gücü zayıflıyor. Ben de pamuğa muazzam sübvansiyon versem, bu kez bütçem üzerinde büyük yük oluşturuyor."
Şu an açmaz gibi görünenler uygulanan politakanin sonucu. Türkiye 1980 yilinda pamuk ithal etmedigi gibi, Tarim ve Köyişleri Bakanligi verilerine göre 222 bin tonluk bir ihracat gerçekleştiriyordu. Ama o zamanlar net ihracatçi olmayan ABD, Çin, Yunanistan geçen 20 yillik sürede ihracatlarinda 100 kata varan artişlar kaydederken, Türkiye'nin ihracatı 20 bin tonla sınırlı kaldı. Bunun sebebi gayet açık. İhracatlarını artıran ülkelerin tümü tarıma desteklerini artırmışlar.
Derviş ise pamuğa sübvansiyon verilirse bütçe üzerinde büyük yük oluşacağını iddia ediyor. Oysa tarımın tümüne verilen destek batık bankaların bütçeye maliyetinin 50'de biri bile değil. Bu bir tercih meselesi sadece.
Bu tercih, sermaye dinamiklerini ve piyasa ilişkilerini veri kabul eden bir ekonomik gelişme anlayışına sahip. Asıl açmaz bu anlayışta. Böyle bir gelişme anlayışı küresel çapta yoksulluğu derinleştiriyor. Derinleşmeyi yaratan politik ekonomik tercihi tersine çevirecek mücadelenin başlatılması ancak bu açmazı çözebilir. Yerel seçimler, bu mücadele için, sınırlı da olsa kimi olanaklar sunuyor.
Kent ve köy emekçilerinin yaşamında daha doğrudan etkiler yapacak olan kamu ve yerel yönetimler yasası yolda. Özellikle eğitim, sağlık gibi temel kamu hizmetlerinin yerel yönetimlere devrinin, yerel yönetimler aracılığıyla özelleştirilmesinin yeni yerel toplumsal mücadeleyi açığa çıkaracağı söylenebilir. Bu noktada yerel siyaset önem kazanıyor. Yerel siyasetin, çerçevesi kentte yaşayan emekçi ve ezilenlerin çıkarlarıyla çizilen, kamucu ve demokratik katılımcı bir yerel program etrafında yürütülmesi vazgeçilmez bir öneme sahip. Yerele nüfuz eden, onun hakkını veren ama yerelin sınırlarına hapsolmayan bir siyaset. Halk meclisleri katılımcı ve yerele hapsolmayan bir siyasetin etkin araçlarından biri.
28 Mart seçimleri bu aracı halka sunacak olan partilerin kazanması, "açmazlar"ın açılabilmesi için önemli adımlardan biridir.

e-posta:
falakaoğlu@hotmail.com

  Başa dön

  ADA NOTLARI..........Kenan Ateş

Kovboylar yine at değiştiriyor

ABD seçim havasına giriyor. Kasım'da başkanlik seçimleri yapilacak. Bush'un rakibi neredeyse netleşti. Son anketler; bu kez siranin Demokratlara geldigini ve Bush'un gidici olduğunu gösteriyor.
Demokrat Parti, Bush'un karşisina çikaracagi adayini neredeyse netleştirdi. Bush'un rakibi; Massachusetts Senatörü John Kerry. Pazar günü yapılacak önseçimlerde bu durum kesinleşecek. Buna rağmen resmi sonuç, haziranda açıklanacak.
ABD'de adaylar parti başkanlari tarafindan belirlenmiyor. Işin perde arkasinda bir sürü oyun dönse de, yine de görünüşte bir önseçim yapiliyor. Ocaktan hazirana dek tek tek her eyalette partililer sandiga gidip adayi belirliyor. Haziran'da biten seçimle de aday resmileşiyor ve asil kampanya başliyor.
Bugüne dek yapilan 18 eyalet seçimlerini John Kerry açik farkla kazandi. 2000'in üzerindeki toplam delege sayısının 608'i şu anda onun cebinde. Ikinci büyük aday Senatör John Edwards'ın delege sayısı henüz sadece 190. Bu pazar, aralarında California ve New York gibi en büyük 4 eyaletten ikisinin de bulunduğu 10 eyalette daha seçimler var. Bu on eyalet toplam delege sayısının üçte birini çıkarıyor. Öteki pazar günü de diğer iki en büyük eyalet, Florida ve Teksas'ın da aralarında bulunduğu 4 eyalette daha seçimler yapılacak. Anketler; bu eyaletlerde de Kerry'nin fark atacağını gösteriyor.
Geçtiğimiz sonbaharda, bugünkü adayların hiçbiri ortalıkta yoktu. Piyasada bir tek, o güne dek adı sanı duyulmamış Vermont Valisi Howard Dean vardı. Savaş karşıtı söylemleriyle öne çıkıyordu. Hızla milyonların gözdesi oldu. Bush'un karşisina çikacak Demokrat adayin o olacagina kesin gözüyle bakiliyordu. Yeni yilla birlikte diger adaylar da ortaya çiktilar ve nihayet önseçimler başladi. Başlarda Dean yine önde gidiyordu. Ama hem parti yönetimi, hem medya, hem de işveren çevreleri "Dean'i tanımıyoruz, kim olduğunu, ne yapacağını bilmediğimiz adam Beyaz Saray'a mı çıkacak?" diye feryat figan etmeye başladilar. El altindan bir karşi-kampanya başlatildi ve Dean'in oyları birden düşmeye, Kerry öne çıkmaya başladı. Dean, son olarak önceki hafta yapılan Visconsin seçimlerinde umduğunu bulamayınca adaylıktan çekildi. General Wesley Clark ve Senatör Joe Lieberman da yarışı bıraktılar ve meydan, Kerry ile Edwards'a kaldı. John Kerry'nin birden popülerleşmesi tesadüfi degil. Demokrat Parti uzun süredir uyuyordu. Bush ve politikalari karşisinda sesi solugu çikmiyor, her yapilani onayliyordu. Varligiyla yoklugu belli degildi. Bu yüzden Bush'un yeniden seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak Howard Dean savaş karşıtı söylemleriyle ortaya çıkıp kısa zamanda milyonların sevgilisi olunca uyandılar. Demek ki, oy almak için savaş karşıtı olmak gerekiyordu! Halkın çoğunluğu şöyle ya da böyle, savaşa karşıydı. Demokrat Parti bunu geç de olsa farkedince, yarışa Kerry'yi sürdü.
John Kerry eski bir diplomatın oğlu. Yale'de okumuş, Vietnam Savaşi'na katılmış. Komutasındaki birlikle, en kanlı çatışmaların olduğu Mekong Deltası'ndaki zırhlı savaş teknesiyle nehirlerde dolaşıp binlerce Vietnamlıyı biçmiş. Üç kere yaralanmış. Vietnam yurtseverlerine ölüm kusarak bir sürü madalya kazanmış. ABD'ye dönünce savaş karşiti olup çikmiş. Savaşa karşi Vietnam Gazileri Dernegi'nin başkanligini yapmiş. 1970'lerin başlarinda savaş karşiti kampanyanin önemli isimlerinden biri olmuş. Savaş karşitligi dalgasi bitince o da her şeyi birakip gözünü "yukarılara", Beyaz Saray'a, Senato'ya dikmiş. Bir süre, dogup büyüdügü Massachusetts eyaletinin Boston şehrinde savcilik ve ardindan da eyalet vali yardimciligi yaptiktan sonra, Senatör Edward Kennedy'nin himayesine girip 1984'te senatör olmuş. O günden beri de Massachusetts Senatörü.
Geçen hafta USA Today, CNN ve Gallup'un yaptıkları ortak ankete göre, kasımdakı seçimlerde Kerry yüzde 55, Bush yüzde 43 oy alacak. Önceki haftaki ABC News ve Washington Post anketi de Kerry'nin yüzde 51, Bush'un yüzde 43 oy alacağını gösteriyordu.
Bush'un Cumhuriyetçi Partisi'nin eli ayağına birbirine dolaşmaya başladı. Kerry'ye akıllarına geleni söylüyorlar. ABD seçimlerinin klasik kirli oyunlarından "evlilik dışı ilişki" hikâyelerini bir yana bırakırsak, asıl dedikleri, Kerry'nin iş dünyasinin karşisinda oldugu. Oysa durum öyle degil. Kerry de zaten aksini kanitlamak için çirpiniyor. Massachusetts'de yaptığı bir konuşmada, "Ben kapitalistim. Servet yaratılması gerektiğine inanıyorum. İstihdam yaratan kişilerden nefret eden kişiler demokrat olamaz. Bizler iyi kapitalizmden yana olmalıyız" diyordu.
İş dünyasının gazetesi Wall Street Journal da, 18 Şubat'ta Kerry'ye mali destekte bulunan tekellerden bir kısmını yayınladı. Sony, UBS yatırım bankası, Blackstone Grubu, Oppenheimer Grubu, önde gelen emeklilik fonları, milyarder banker Richard Richman bunlardan bazıları. Üstüne üstlük Kerry'nin eşi Teresa Heinz Kerry, ABD'nin en zengin kadınlarından biri. Ünlü Heinz ketçaplarının sahibi.
Cumhuriyetçiler ne derlerse desin, patronlar Kerry'yi tanıyorlar. Bu yüzden rahatlar.
Öyle görünüyor ki, eğer seçmenlerin gözünü boyayacak çok büyük bir atraksiyon yapılmazsa, Bush, kasımda gidecek. Vahşi Batı'nın haydut kovboyları, soygunlarına devam edebilmek için yorulan atlarını değiştiriyorlar. Yeni patron Kerry olacak. Haydi "hayırlı olsun"!

e-posta:
ates@evrensel.net

  Başa dön

  MEDİPOLİTİK..........Osman Öztürk

TRT-2'nin (bana) e(t)tiği

AKP Hükümeti aylardır "Sağlıkta Dönüşüm Programı"nın propagandasını yapıyor. Sağlık Bakanı Recep Akdağ ve Müsteşar Yardımcısı Sabahattin Aydın, sürekli olarak televizyonlara çıkıyorlar.
TRT-2 de yaklaşık iki aydır pazar günleri özel bir program yapıyor. Sunucu, Sağlık Bakanı'nın Danışmanı Selim Mutman. Canlı olarak yayınlanan programın adı da "Sağlıkta Dönüşüm Programı". Sağlık Bakanlığı'nın mevcut ve muhayyel icraatları ele alınıyor. Katılımcılar olarak bakanlıktan birkaç yetkiliyle o günkü konuya göre başka konuşmacılar davet ediliyor. Araya da, bazen, bir-iki farklı düşünce katılıyor.
Programın yapımcısı iki hafta önce beni aradı. 15 Şubat günü yapılacak programda hastanelerin ortak kullanımını konu edeceklermiş. Türk Tabipleri Birliği adına katılıp katılamayacağımı sordu. Diğer konuklar; gene Sabahattin Aydın, SSK Sağlık İşleri Genel Müdürü Servet Karahan, SSK ve devlet hastanelerinden birer başhekim, Bayındır Hastaneleri Genel Müdürü ve Maliye Bakanlığı'nın bir yetkilisi olacaktı. Böylesine ayrıntılı ve teknik bir konudaki görüşlerimi bu katılımcı bileşiminde ifade edip edemeyeceğime karar veremedim önce. Gene de reddetmek doğru gelmedi. Ulaşım, adres vb. ayrıntıları konuşup kapattık telefonları.
Program yapımcısı iki gün sonra tekrar aradı. 15 Şubat'taki programın yerine futbol maçı konmuş ve program iptal edilmişti.
"İptal"i anlamamıştım. Hastanelerin ortak kullanımı konusu programın gelecek bölümlerinde hiç mi ele alınmayacaktı, yoksa sadece ertelenmiş miydi?
Yapımcı bu konuda şimdilik bir kararları olmadığını söyledi. Eğer aynı konuyu daha sonra tartışacak olurlarsa beni arayacaklardı.
* * *
Geçen pazar günü tam saatinde televizyonun karşısına oturup TRT-2'yi açtım. Bir de ne göreyim? "Sağlıkta Dönüşüm Programı"nın o günkü konusu hastanelerin ortak kullanımıydı. Üstelik benim dışımdaki bütün konuklar stüdyodaydı. Benim yerimde de Türk Sağlık-Sen Başkanı oturuyordu.
Programda bir gariplik daha vardı. Sunucu, her zaman olduğu gibi, programa başlarken faks numaraları ve e-mail adresini verdi. Fakat, izleyicilerden hiç katılan olmadı, nedense(!). Sadece Türk-İş'in sosyal güvenlik danışmanı Salih Tozan'a bağlanıldı bir ara. Canlı yayından çok bant yayınına benziyordu program.
Benim haricimdekilerin çoğunluğu muhtemelen benzer düşüncede olan yedi konuşmacı. Üstelik aralarında Sağlık Bakanlığı ve SSK'nın en üst düzey iki bürokratı. Sunucuyla birlikte sekiz kişi. Arada önceden yapılmış röportajlar. Ve toplam yetmiş dakikalık bir tartışma programı.
Katılabilseydim ancak yedi-sekiz dakika konuşabilecektim muhtemelen. Bu köşede yazdıklarımı anlatmaya çalışacaktım. Ne kadar becerebilirdim, bilmiyorum.
Program yapımcıları (belki de bazı katılımcılar) bu kadarından bile rahatsız olmuşlardı, anlaşılan.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Sürekli tek kale maç yapmayı pek seven sağlıkta dönüşümcülerin kendilerine güvensizliklerine mi gülmeliydim? Yoksa TRT-2'nin (bana) et(t)iğine mi kızmalıydım?
Galiba hiç fark etmezdi.

e-posta:
osmoz59@yahoo.com

  Başa dön

  GÜNCEL..........Kamil Tekin Sürek

Kar yolları kapadı

Kar yağışı batıdan doğuya doğru kaydı. Binlerce köy, belde ve küçük ilçede ulaşım yapılamıyor. Erzurum'da ilin merkezinde kar kalınlığı bir buçuk metreyi bulmuş. Yetkililer çok gerekli değilse dışarı çıkmayın diyor.
Böyle iklim koşullarında bazı köylerin, diğer köyler ve ilçelerle irtibatı aylar boyunca kesiliyor.
Televizyonlar köy yollarını açmaya çalışan araçların görüntülerini veriyor.
Bu araçlar Köy Hizmetleri'nin araçları. Onlara halk arasında "kar komandosu" deniliyormuş. Kar komandolari böyle zamanlarda yollari açmak için günde yirmi dört saat çalişiyor.
AKP Hükümeti Köy Hizmetleri' ni yeni düzenleme ile yerel yönetimlere devretmek istiyor. Yani, bu düzenleme gerçekleştiginde kardan kapanan yollarini açmak için her il başinin çaresine bakacak.
Iller ekonomik gücüne göre bu hizmetlere kaynak ayirabilecek. Elbette, ekonomik olarak en zayif iller Dogu Anadolu bölgesindeki iller ve bu iller kişin alti ay yollari kapanan iller. Demek ki, bundan sonra doguda yollari kapanan köylüler kar komandolarini boşuna bekleyecek.
Zaten Hükümetin bütçeden ayirdigi parayi sürekli azaltmasi sonucu olanaksizliklar nedeniyle iyice belleri bükülmüş ve ellerindeki araçlari ne yapip edip çaliştirmaya çalişan kar komandolari artik benzin parasi dahi bulamayacak. Köy yollari aylarca kapali kalacak. Yilmaz Güney'in yol filminden ve pek çok Türk filminden hatırladığımız yolları kapalı köylerden ilçeye hasta götürme çabaları doğuda artarak günlük yaşamın bir parçası olmaya devam edecek.
Yirmi birinci yüzyılda köyünün yolu kapalı olduğu için insanlar doğum sırasında ya da doktora gidemediği için tedavi edilebilecek hastalıklardan ölecek.
Kamu hizmeti, bütün ulusun olanaklarının ülkenin en ücre köşesine ve en yoksul insanına kullanılması anlamına gelir.
AKP Hükümeti'nin düzenlemesi parası olmayan işsiz, işçi ve emekçileri en temel kamu hizmetlerinden yoksun bırakacağı gibi; ülkenin gelişmiş yörelerine göre geri kalmış bölgeleri onlarca yıl geri götürecektir. Bu bölgelerden büyük şehirlere göçler artacak, tarım ve hayvancılık daha da gerileyecektir.
Pazar günü, AKP'nin yerel yönetimler yasasına karşı İstanbul'da kamu emekçileri ve Yol İş üyesi işçiler başta olmak üzere, bu yasadan zarar görecek işçiler yürüdü.
Ama, bu yürüyüşün tek başına yasanın çıkmasını engelleyeceğini düşünmek mümkün değil. Hükümet protestodan, tepki göstermekten anlamıyor. Onların anlayacağı dilden konuşmadıkça halka karşı IMF politikalarını uygulamaktan vazgeçmeyecekler.
Artık, onların anlayacağı dilden konuşmak lazım.

e-posta:
surek@evrensel.net

  Başa dön


Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net