www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Osmangazi Üniversitesi’nde
   öğrenci dövmek serbest!

Osmangazi Üniversitesi’nde (OGÜ) iki öğrencinin güvenlik görevlileri tarafından tekme-tokat ve coplarla dövülmesine tepki büyük oldu.

Yanlıştan dönülmüyor
Performansa dayalı döner sermaye ek ödemeleri, 1 Ocak’tan itibaren tüm Türkiye’de uygulanacak. Uygulama, daha çok puan kazanan doktora döner sermayeden daha fazla para ödenmesini öngörüyor.

Terör, ezilenlerin örgütlenmesine
   zarar verir

Atina Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi John Milios ve Utah Üniversitesi Öğretim Üyesi Al Campbell ile İstanbul’daki bombalı saldırıları ve terörü konuştuk.

Koca baskısından kaçtı
   polisin şiddetine yakalandı

Aile baskısından kurtulmak için ikinci kez evliliğe zorlanan Sevgi Tatar adlı kadın, sokağa terk edildi. Çocuklarını almak düşüncesiyle İHD’ye başvurmak için yola çıkan anne Tatar bu kez de polis tarafından tartaklandı.


Osmangazi Üniversitesi’nde
   öğrenci dövmek serbest!
Ali Baş
Osmangazi Üniversitesi’nde (OGÜ) iki öğrencinin güvenlik görevlileri tarafından tekme-tokat ve coplarla dövülmesine tepki büyük oldu.
Anadolu ve Osmangazi Üniversitesi öğrencileri OGÜ Rektörlüğü önünde bir basın açıklaması yaparak, özel güvenlik birimlerinin kaldırılmasını istediler. Basın açıklamasına Eğitim-Sen Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı da katılarak destek verdi. Basın açıklamasında “insanlığa, bilime üniversitelere özgürlük”, “Üniversiteler bizimle özgürleşecek”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı.
Basın açıklamasını saldırıya maruz kalan öğrencilerden Fırat Yeğen okudu. Yeğen, 13 Aralık Perşembe günü İdari Bilimler Fakültesi kantininde, kantin zamları ile ilgili öğrencileri bilgilendirdikleri sırada özel güvenlik birimlerinin vahşi saldırısına maruz kaldıklarını hatırlattı.
Yeğen “Hastanelik edilinceye kadar dövüldük. ÖGB odasına kilitlendik. Arkadaşım Hüseyin Büçgün’ün fenalaşması üzerine bir öğretim görevlisi tarafından hastaneye kaldırıldık. Arkadaşımız 7 gün iş göremez raporu aldı. Ailelerimiz arasında yapılan görüşmelerde ise, Rektör Prof. Dr. Necat Akgün kendisinin bu konuda bir şey yapamayacağını ve ÖGB’leri denetleyecek yetkisinin olmadığını söylemiştir. O halde güvenliğimiz için yetkiyi biz elimize alıp ÖGB’lere karşı kendi güvenliğimizi sağlayacağız. Ellerinde coplar ve kelepçelerle gezen ve öğrencilere vahşice saldırarak linç girişiminde bulunan bu güruha bundan sonraki herhangi bir müdahalesinde gereken karşılığı vereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın” dedi.
Öğrenciler, demokratik hak ve taleplerinin önüne çıkarılan ve üniversite gençlik mücadelesini boğmaya çalışan her engeli aşacaklarını ve saldırıları yanıtsız bırakmayacaklarını da sözlerine eklediler.
Öğrenciler Rektör ve dekanları uyardı
  • Kayıtsızlığı ile yeni saldırılara zemin hazırlayan Rektör ve dekanlara sesleniyoruz; müdahale etmezseniz bu saldırılardan sizi sorumlu tutacağız.
  • ÖGB’leri tanımıyoruz ve üniversitelerde istemiyoruz.
  • Tüm antifaşist güçleri demokratik kitle örgütlerini ve Eskişehir halkını, bu faşizan saldırılara karşı mücadeleye çağırıyoruz
  • Hiçbir darp izi yokken hukuki süreci sekteye uğratmak için adli tıp doktorları tarafından ÖGB görevlilerine 3 günlük iş göremez raporu verilmesini kınıyoruz.
  • Öğrencilere açılan soruşturmaların geri çekilmesini ve kantin fiyatlarının düşürülmesini istiyoruz.


    Başa dön


    Yanlıştan dönülmüyor
    Sağlık Bakanlığı’nın, uygulamaya koyduğu ve sağlık çalışanlarının tepkisine neden olan “performansa dayalı döner sermaye ek ödemeleri”, 1 Ocak’tan itibaren Türkiye geneline yayılacak.
    Performansa dayalı ek ödeme esasının, bakanlığa bağlı tüm yataklı tedavi kurumlarında uygulanması kapsamında yapılacak ek ödeme tutarları, 1 Ocak 2004’ten itibaren, personelin unvanı, görevi, kurumlarda yapılan muayene, ameliyat, anestezi, girişimsel işlemler gibi unsurlar dikkate alınmak suretiyle belirlenecek.
    Söz konusu uygulamanın sorunsuz başlatılabilmesi amacıyla, tüm yataklı tedavi kurumlarının, her hekimin yapmış olduğu, muayene, ameliyat, anestezi ve benzeri işlemler ile eğitim faaliyetlerinin tespit edilebilmesine elverişli şekilde, tüm altyapı ve kayıt sistemlerini 1 Ocak’a kadar oluşturmaları ve uygulamaya hazır hale getirmeleri gerekiyor. Sağlık kuruluşu idarecileri, 1 Ocak’a kadar her hekimin yaptığı faaliyet ve işlemleri kayıt altına alacak.
    Puana göre ücret
    Sağlık personeli, yaptığı işe göre döner sermaye payı alacak. Doktorlar, yaptıkları işin karşılığında belirlenen oranlarda puan kazanacak. Ay sonunda topladıkları puanlara göre döner sermayeden pay alacak. Çok puan toplayan hekimler, daha yüksek döner sermaye geliri elde edecek. Yardımcı sağlık personeli ise, hekimlerin aldıkları puanların toplamıyla belirlenecek olan ortalama hastane puanına göre döner sermaye kazancı elde edecek.
    Hastanelerde her ay gerçekleşen en az tabip puanı ile en yüksek tabip puanı dahil, cerrahi, dahili, radyoloji gibi uzmanlık dallarındaki tüm uzman puanlarının ortalaması “Tabip Uzman Ortalama Puanı”nı belirleyecek.
    “Puanlama sistemi”, Sağlık Bakanlığı’nın dışarıdan gerçekleştirdiği sağlık hizmeti alımlarında da uygulanacak. Yeni sisteme göre kurumların birbirlerine olan sağlıkla ilgili borç ve alacakları puan üzerinden ifade edilecek.
    Sakıncaları
    Sağlık çalışanları, pilot olarak belirlenen 10 yataklı tedavi kurumunda 1 Nisan 2003’te başlatılan uygulamaya çeşitli eleştiriler getiriyorlar. Bu eleştirilerin başında, daha çok puan kazanmak amacıyla gereksiz tetkiklerin yaygınlaşacağı konusu geliyor. Ayrıca, temel sağlık hizmeti verilen servislerde çalışan doktorların plastik cerrahi gibi daha çok gelir getiren servislerde çalışan doktorlara oranla döner sermayeden az pay alacak olması ve rekabetin körüklenmesi eleştirileri getiriliyor.


    Başa dön


    Terör, ezilenlerin örgütlenmesine zarar verir
    Onur Bakır
    Atina Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi John Milios ve Utah Üniversitesi Öğretim Üyesi Al Campbell ile “terör” olgusunu, İstanbul’daki patlamaları ve ABD-İsrail politikalarını konuştuk. İki akademisyen de bu tür saldırıların, hak ve özgürlükleri kısmak için hükümetlerce “mazeret” olarak kullanıldığına dikkat çekerken, ABD’nin dünyadaki bir numaralı terörist olduğunu vurguladılar. Campbell, terörün ezilenlerin gelecekleri için örgütlenmelerine zarar vereceğinin altını çizerken, Milios terör sorununa çözümün, “işçi sınıfının kitlesel mücadelesi” ile bulunabileceğini kaydetti.
    Evrensel: ABD ve İsrail’in iddia ettiği üzere, tüm dünyayı tehdit eden ve nereden ne zaman çıkacağı belli olmayan, global bir terörden bahsedebilir miyiz? Terörü nasıl tanımlıyorsunuz?
    Al Campbell: Terör, bir kişinin “istediği bir şeyi yaptırmak için” bir başka kişiye, ölüm ya da zarar verme tehdidi ile güç kullanmasıdır. Terör kesinlikle amaçsız değildir. Tarihsel kayıtlar, ABD’nin amaçlarını gerçekleştirmek için terörü, yakın tarih boyunca herkesten daha fazla kullandığını ve kullanmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. İsrail uzun bir süredir, küçük bir nüfus üzerinde yoğunlaştırılmış terör uyguluyor olabilir. Ancak ABD, kesinlikle İsrail’in yaptığını küresel düzeyde yapıyor.
    John Milios: Terörü “sivillere şiddet uygulanması” olarak tanımlayabiliriz. Milliyetçiler, dini ya da etnik köktenciler genellikle teröre başvuruyorlar. Genellikle bu insanlar aşırı sağda bulunuyor ve belli bir ulusa, dine ya da ırka mensup olanların hepsini “düşmanları” olarak görüyorlar. Bunlar, zorlayıcı-baskıcı aygıtlara (polis, ordu), sömürücü sınıflara, oligarşik sosyal yapılanmalara (büyük toprak sahipleri ya da sermayedarlar) karşı mücadele etmiyorlar. Bu çerçevede, dış müdahaleye karşı direniş ya da silahlı antisömürgeci ve antikapitalist mücadeleyle hiçbir ortak noktaları bulunmuyor.
    Dışarıda saldırgan askeri politikalar (Filistin sınırlarının ve Irak’ın işgali, sivillere karşı hava saldırıları) izleyen ABD ve İsrail gibi ülkeler bilinçli olarak, tüm dünyadaki insanları “Batı devletleri tarafından ifa edilmedikçe silahlı mücadelenin her türünün ‘terörizm’ olduğuna” ikna etmeye çalışıyorlar. Birinci amaçları sosyal baskı, sömürü ve devlet gücüne karşı her türlü mücadeleye iftira etmek ve bunları köktencilerle özdeşleştirmek. İnanıyorum ki bunda başarılı olamayacaklar.
    İkinci amaçları ise, sosyal hak ve özgürlük kırıntılarını yasal düzenleme ile baskı altına almak için bir “mazeret” şekillendirmek. Bu amaçlarında daha başarılı oluyor, kapitalist sömürünün ve baskının çıkarlarını temsil eden tüm hükümetlerce (Türkiye ve AB ülkelerinde olduğu gibi) destekleniyorlar. Bu baskıya ancak işçi sınıfının kitlesel hareketi ve politik sol, bir son verebilir.
    İstanbul’daki son saldırılar hakkında ne düşünüyorsunuz?
    AC: Bu saldırılar, ezilenlerin kaderlerini ellerine almak için örgütlenmesine zarar verir. “Dünyayı koruyan” güçlere ve ulusal sermayedarlara, “daha iyi bir dünya için dövüşen ve teröre başvurmayan ilerici gruplar da dahil olmak üzere” tüm nüfus üzerinde daha sıkı tedbirler alma gerekçesi verir. Diğer yandan ise; bu saldırıların boyutları, dünyanın bir numaralı teröristi ABD ve bölgesel olarak da Filistin’de İsrail’in yaptıkları kadar büyük değildir.
    JM: Bence bu saldırılar Türkiye’ye ve tüm İslam ülkelerine ultra-muhafazakâr bir rejim getirmek isteyen İslamcı köktenciler tarafından düzenlenmiş olabilir.
    Bu saldırıların CIA ve MOSSAD tarafından organize edilmiş olabileceği söyleniyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
    AC: Bu iddialar konusunda emin olmak mümkün değil ve bu yüzden bunlar, gerçeklerden saparak spekülasyonlar içine hapsolmaya neden oluyor. Biliyoruz ki ABD yıllardır terörü organize ediyor. Örneğin Küba’ya karşı yapılan terörist faaliyetler, 1970’lere ait resmi devlet belgelerinde iyi bir şekilde arşivlenmiş durumda. ABD hükümeti geçenlerde “CIA ve diğer devlet teşkilatlarının devlet büyüklerine suikast yapmalarını yasadışı hale getiren yasayı” yürürlükten kaldırdı. ABD, şu an Irak’ta evleri yıkıyor, insanları öldürüyor, açık bir terör örneği sergiliyor; İsrail ise Filistin’de ağır bir terör uyguluyor. Eğer bu patlamaların arkasında CIA ya da İsrail varsa, saldırı yapanları teşvik ediyor, onları eğitiyor, onlara materyal sağlıyor ya da onlardan haberdar olmakla beraber onlara karışmıyor olabilirler. Tarihsel kayıtlara göre bunların hepsi mümkün olabilir. Ancak güncel temelde ABD ya da İsrail’in bu terörü gerçekleştirdiğine dair net delilimiz yoksa, bunlar üzerinde tartışmak gerçekten sapmak olabilir.
    JM: Bence pek öyle görünmüyor. Ancak bu tür konular ve olaylar hakkında her zaman kesin emin olamayabiliyoruz.
    Hükümet, Türkiye’nin teröre karşı savaşta, ABD ve İsrail’in yanında daha etkin yer alacağını açıkladı. Bu terör sorununa bir çözüm olabilir mi?
    AC: Tarih gösteriyor ki, “terörist sığınağı” olarak iddia edilen bir etnik nüfustaki herkes öldürülmediği takdirde, “terör karşıtı kampanyalar” neredeyse hiçbir zaman işe yaramadı. Tam tersine insanların evini yerle bir etmek, gözleri önünde annelerini, babalarını, kardeşlerini ve çocuklarını öldürmek tam tersi bir sonuç verdi. Yaşamdaki amacı, “hayatlarını parçalayan insanlardan mümkün olan en şiddetli şekilde öç almak” olan insanlar yaratıldı. Terör sorununun gerçek çözümü “terörist” etiketi yapıştırılmış insanları topluma “sosyal ve ekonomik eşitler” olarak dahil etmektir. Elbette bu şu anlama geliyor: İsrail, Filistinlilere eşit insanlar olarak davranacak. ABD, üçüncü dünya ülkelerindeki halklara eşit insanlar olarak davranacak. Ancak bu iki ülkenin de ırkçı ve etnik bakış açısı, bu çizgide değil.
    JM: Hayır, bu sadece terörü ağırlaştırır ve saldırgan yaklaşımları daha popüler kılar. Bir çözüm ancak, işçiler ve siyasal solun mücadelesi ile sağlanabilir.


    Başa dön


    Koca baskısından kaçtı
       polisin şiddetine yakalandı
    Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde Sevgi Tatar isimli kadın, çocuklarını alıp kendisini sokağa terk eden eşini İHD’ye şikâyet etmek için bindiği minibüste polis tarafından tartaklandığını söyledi.
    Tatar, 13 yaşında iken ailesi tarafından alkolik bir kişi ile imam nikâhıyla evlendirildi. Eşinin kendisini sık sık dövmesi üzerine evliliğin ikinci ayında ailesi tarafından kocasından geri alınarak baba evine getirildi. Ancak baskılar baba evinde de sürdü. 5 yıl baba evinde kalan Tatar, baskılardan bıkınca kendi isteğiyle 52 yaşındaki bir kişiyle yine imam nikâhıyla evlendi.
    Aile baskısı
  • Af kapsamı genişliyor
    Anayasa Mahkemesi, 4758 sayılı “23 Nisan Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un, öngörülen cezanın üst sınırı 10 yılı geçmeyenlerin davasının ertelenmesine ilişkin hükmünü iptal etti. Karar 1’e karşı 10 oyla kabul edildi. Söke Asliye Ceza Mahkemesi, söz konusu yasanın ilgili düzenlemeyi içeren 1. maddesinin 4. bendinin Anayasa’nın “eşitlik” ilkesine aykırı olduğunu belirterek, iptalini istedi. Mahkeme, davaları henüz sonuçlanmamış olan kişilere ayrıcalık tanındığını, davanın sonuçlanmasını engelleyen veya hukuki ve fiili nedenlerle mahkemece davası sonuçlandırılmayan kişilerin ödüllendirildiğini savundu.
    Fırtına çatıları uçurdu
    İstanbul’da saatteki hızı zaman zaman 70 kilometreyi bulan fırtına nedeniyle bazı evlerin çatısı uçtu. Alınan bilgiye göre, dün sabah saatlerinde etkili olmaya başlayan ve saatteki hızı zaman zaman 70 kilometreyi bulan fırtınada Gaziosmanpaşa, Eyüp, Zeytinburnu, Fatih, Şişli ve Bahçelievler’de çok sayıda binanın çatısı uçtu. Çatı parçaları, park halindeki araçlar ile çevre binalara kısmen zarar verdi. Bu arada, Küçükçekmece Kartaltepe mahallesi Göktepe sokak 10 numaradaki 5 katlı apartmanın uçan çatısı, önce bitişikteki binanın çatısına düştü. Çatı parçaları daha sonra sokakta park halindeki 34 LLS 36, 34 DRV 54 ve 34 GUC 75 plakalı otomobillerin üzerine düşerek hasara neden oldu. Meteoroloji yetkilileri, fırtınanın etkisini bugün kaybetmesinin beklendiğini kaydetti.
    Özel af kalkacak
    Çalışmaları sürdürülen bir düzenlemeyle, özel af ile ceza ortadan kalkacak, ancak hak yoksunlukları ile diğer etkileri devam edecek. TBMM Adalet Alt Komisyonu, TCK Tasarısı üzerindeki çalışmalarını dün de sürdürdü. Yapılan düzenlemeyle, birden çok ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezasına mahkûm olan kişi hakkında 6 ay ile 2 yıl arasında hücre cezası verilecek. Ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet hapis cezası ile birlikte süreli hapis cezası verilmişse, müebbet hapis cezası infaz edilecek. Ancak hükümlü, 10 gün ile 2 yıl arasında hücre cezası alacak. Birden çok hapis cezası varsa, bunların toplamı 40 yılı geçmeyecek. Mevcut düzenlemede bu süre 36 yıl olarak uygulanıyordu. 40 yıl ceza alan kişi, 16 yıl hapis yatarken yapılan değişikliğin kabul edilmesi halinde bunun üçte ikisi olan 26 yılı hapis yatacak.
    Öğrenciler gözaltına alındı
    Ankara’da YÖK’e İsyan Hareketi’nin 13-14 Aralık günlerinde düzenlediği “Demokratik Üniversite Konferansı”na polisin yanıtı gözaltı oldu. Konferansın Tertip Komitesi Başkanı Özge Kelekçi ve konferansta Özgür Gençlik adına konuşma yapan Göksen Çal, 19 Aralık cezaevi operasyonunun yıldönümünde bombalı saldırı hazırlığı yaptıkları iddiasıyla gözaltına alındılar. Ankara Üniversitesi öğrencisi Göksen Çal ve ODTÜ öğrencisi Özge Kelekçi’nin evlerini dün sabah saatlerinde basan polis, Çal ve Kelekçi’yi gözaltına aldı. ODTÜ öğrencisi Serol Aktaş ile Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP) aktivisti Servet Polat da bu sabah aynı iddiayla gözaltına alındı. ESP de “ezilenleri üniversite sorununa dahil etmek” bakış açısıyla, konferansın örgütleyicileri arasında yer alıyordu.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net