www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kaybeden ABD oldu
Duma seçimleri, ‘ABD’ye biat etme’ politikasının damga vurduğu Yeltsin döneminin kesin olarak bittiğini gösterdi. Bundan böyle ABD, karşısında çok daha ‘dişli’ bir Rusya bulacak!

Kan dökmezsen para yok!
Alman, Fransız ve Rus şirketlerinin Irak’taki ihalelere girmesi yasaklandı. Karar, Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz’in imzasını taşıyor.

İsveç’te de iltica yasaları sertleşiyor
Yurdunu ve sevdiklerini bırakıp bilinmeyen bir ülkeye göç etmek, yeni bir yaşam kurmaya çalışmak zor.


Kaybeden ABD oldu
Haber Analiz / Taylan Bilgiç
Rusya’da pazar günü yapılan Duma (parlamento alt kanadı) seçimleri, beklendiği gibi, Devlet Başkanı Vladimir Putin’e bağlı partilerin zaferiyle sonuçlandı. Putin’e ‘doğrudan bağlı’ olan Birleşik Rusya Partisi oyların yüzde 37’sinden fazlasını alırken, seçimlerden hemen önce kurulan bir diğer “Putinci” parti olan Anavatan Partisi, yüzde 9.1 ile dördüncü geldi.
Yüzde 12.7 oyla ikinciliğe oturan Komünist Parti’nin başarı kazandığından söz edilemez. Kendi tabanı tarafından dahi sosyalizm idealine ihanet ile suçlanan parti, 1999’a oranla yarı yarıya oy kaybetmiş bulunuyor. Üçüncü sırada, yüzde 11.6 oyla büyük başarı kazanan, faşist Vladimir Jirinovski’nin liderliğini yaptığı Liberal Demokrat Parti bulunmakta.
Amerikancı partiler çöktü
Siyasi-mali olarak ABD tarafından desteklenen, bugün hapiste bulunan Mikhail Hodorovski gibi “özelleştirme zenginleri”nin partileri olan Yabloko ve Sağ Güçler Birliği, sırasıyla yüzde 4.3 ve yüzde 4 oy aldılar. Bu hezimet, her iki partiyi de Duma’nın dışına itti.
Aslında bu sıralama, mart ayında yapılacak olan devlet başkanlığı seçimlerinin sonucunu da tayin ediyor. Beklenmedik bir gelişme olmazsa Putin, ikinci kez devlet başkanı seçilecek. Dahası; parlamentoda elde ettiği güçle, seçime üçüncü kez girmesine olanak tanıyacak yasa değişikliklerini yaptırabilecek.
Yeltsin mirasının sonu
Duma seçimleri, “Putin çizgisi”nin seçmen nezdinde onaylandığını ve Vladimir Putin’in “siyasi rüştünü ispat ettiğini” gösteriyor. Pazar günü itibarıyla Putin, 2000’de kendisini o koltuğa oturtan Boris Yeltsin’in “mirası” ile tüm bağlarını koparmış bulunmaktadır. Bundan böyle, “hedeflediği” Rusya’yı yaratmak için çok daha cüretkâr ve hızlı adımlar atacaktır.
Seçimlerde ilk dört sırayı paylaşan partilerin vaatleri, halkın bu partilere niye oy verdiğini de gösteriyor. Her dört parti de; gelir dağılımındaki bozukluğa, yolsuzluklara karşı vaatler ileri sürdüler. Aynı partiler, “onurlu bir dış politika”, ABD’ye karşı “başı dik bir Rusya” vaat ediyorlardı.
‘Millileştirme’ hayaleti!
Bazı somut vaatler dikkat çekici: ‘90’ların özelleştirme soygunlarından zengin olan ‘oligark’ların mallarına el konulması, millileştirme, rüşvetçilerin cezalandırılması, sermayeye getirilen vergilerin artırılması, eski SSCB topraklarındaki Rus nüfuzunun güçlendirilmesi, ABD politikalarına karşı durulması...
Eğer Putin bu taleplere kulak verecekse, artık mazereti kalmamış bulunuyor. 450 sandalyeli Duma’da bu konularda Putin’e destek verebilecek partilerin sandalye sayısı 300’e ulaşmakta. Anayasa’yı değiştirmek için gereken oy sayısı, 301.
Washington’da endişe
Seçimlerin ardından Batı medyasına yansıyan “Çar Putin”, “Antidemokratik Seçim” gibi yakıştırmaların sebebini de burada aramak gerekir zaten. Bugün Amerikan gazeteleri; ABD yanlısı Yeltsin’den “miras kalan” Dışişleri Bakanı İgor İvanov ve Başbakan Mikhail Kasyanov’un görevden alınabileceğini, yerlerine Dimitri Rogozin gibi “sertlik yanlısı” isimlerin getirilebileceğini yazıp çiziyor.
Seçimlerle ilgili en dikkat çekici değerlendirme, Putin’in siyasi stratejisini yöneten danışman Vladislav Surkov’dan geldi. Surkov, “Eski siyasi sistem çökmüştür. Yeni bir çağ başlıyor. Duma’ya girememiş olan partiler, tarihsel misyonlarının tamamlandığını anlamalılar” diyordu.
Sınıfsal tercihler
Bir başka çarpıcı değerlendirme, yine Putin’e bağlı olan Birleşik Rusya’ya ait. Parti danışmanı Vyaçeslav Nikonov, “Sonuç, liberal aydın kesiminin yalnız bırakıldığını gösteriyor. Seçim sınıfsal konumlara göre sonuçlandı. Sağ Güçler Birliği’ne oy veren üst sınıfın nüfusu, pek azdı!” değerlendirmesini yapıyor.
Putin, bundan üç yıl önce yayınladığı “manifesto”da şöyle diyordu: “Doksanların deneyimi, ülkemizin aşırı bir bedel ödemeden ve gerçekten yenilenmesinin, yabancı ders kitaplarından alınma soyut model ve programlarla sağlanamayacağını gösteriyor. Diğer devletlerin deneyiminin mekanik bir biçimde taklit edilmesi, başarıyı garanti etmeyecektir. Rusya dahil her ülke, kendi yenilenme yolunu aramak zorundadır.”
Bu sözler, Putin şahsında temsil edilen Rus burjuvazisinin hâkim kanadının, “ABD’nin gösterdiğinden farklı” bir yol tutmakta kararlı olduğunun ilanıydı. Seçimler, bu kanadın, “Amerikancı kanat”a karşı ezici bir zafer kazandığını gösterdi.
Sermaye ağırlığı
Sonuç elbette, yeni Duma’nın veya hükümetin “halkçı”, Rus işçi ve emekçilerinin çıkarlarını savunan bir politika izleyeceği anlamına gelmiyor. Seçimlerden önce yapılan bir araştırma; Birleşik Rusya ve Komünist Parti dahil olmak üzere bütün siyasi partilerin aday listelerindeki “büyük patron” ağırlığına işaret ediyordu. Bu iki partinin adaylarının dörtte biri; enerji gibi sektörlerde faaliyet yürüten patronların ta kendisiydi. Hezimete uğrayan Amerikancı Yabloko’nun adaylarının hemen hepsi petrol patronlarıydı. Bir başka ‘kaybeden’ olan Sağ Güçler Birliği’nin listesinde, elektrik şirketi yöneticileri ağırlıktaydı.
1999 seçimlerindeki “patron aday” oranı, yüzde 7-8 civarında kalmıştı. Bugün ise, yeni Duma’daki sandalyelerin yüzde 20’sini büyük sermaye sahiplerinin, yüzde 40’ını ise yine bu sermaye sahiplerine bağlı “lobiciler”in alması bekleniyor.
Oy kullanma oranı
Seçim sonuçları; Rusya halklarının insanca bir yaşam, iş ve ekmek gibi en temel taleplerinin karşılanması açısından hiçbir değişiklik yaratmadı. Zaten oy kullanma oranının yüzde 56’da kalması, halkın sisteme ne kadar güven duyduğunu yeterince gösteriyor.
Ama aynı sonuçlar, Rusya’ya ‘muz cumhuriyeti’ muamelesi yapabileceğini zanneden Washington için soğuk duş niteliğinde. Seçmen, Putin’e oy verirken aynı zamanda, tüm dünyada yükselen ABD karşıtı öfkeyi de ifade ediyordu.
Putin’in ve Duma partilerinin, halktan yükselen “ABD’ye karşı durun” çağrısına ne ölçüde kulak vereceğini, zaman gösterecek. Ama Rusya’nın önümüzdeki dönemde, ABD’nin başını epey ağrıtacağı şimdiden söylenebilir.


Başa dön


Kan dökmezsen para yok!
ABD yönetimi, Irak’ın işgal edilmesine karşı çıkan Fransa, Almanya ve Rusya’yı cezalandırdı. Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) emriyle, Irak’ın “yeniden inşası” için açılan ve toplam tutarı 18.6 milyar doları bulan ihalelere Fransız, Alman ve Rus şirketlerinin katılması yasaklandı. Pentagon, kararın “ABD’nin hayati güvenlik çıkarları” uyarınca alındığını ilan etti.
Üç ülkeden şirketlerin Irak ihalelerine sokulmamasına ilişkin emir, cuma günü yayınlandı. Emrin altında, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in imzası bulunuyor.
‘Bedel’ ödediler
Amerikan hükümeti, işgalden önce, “koalisyona katılmayan devletlerin, Irak’ın yeniden inşasında söz sahibi olamayacağını” açıklamıştı. Yapılan açıklamalarda, işgale karşı çıkan Avrupalı devletlerin ‘bedel ödeyeceği’ ifade ediliyordu.
Alman, Fransız ve Rus şirketlerine yasaklanan 26 “ballı” ihale; elektrik, petrol ve su sektörleri ile, Irak ordusunun yeniden donatılmasını içeriyor.
Karar uyarınca; “koalisyon ortağı” olarak nitelenen 61 ülkeden şirketlerin ihalelere katılmasına izin verilecek. Bu ülkeler arasında Türkiye de bulunuyor. Wolfowitz’in emri; taşeronları kapsamıyor. Yani Irak’ın “inşası”nda Alman, Rus ve Fransız şirketlerine en fazla “taşeronluk” rolü düşecek.
Rüşvet gibi ihaleler
İhalelerin en kârlı olanlarını Amerikan şirketlerinin almasına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak “koalisyon ortakları” da unutulmayacak. Wolfowitz’in emrinde, “Müttefiklerin ihalelere teklif vermesi sağlanarak hem bu ülkelere ödül verilmiş olacak, hem de işbirliğinin devam etmesi teşvik edilecek” denilerek, ihalelerin “rüşvet” niteliği taşıdığı ifade ediliyor.
Politikacılar
tepkili
Bush yönetiminin aldığı karar; hem muhalefetteki Demokrat Parti’den, hem de Cumhuriyetçi Parti içinden tepki topladı. Demokrat Senatör Joseph Biden, “Bu mantıksızlığın güvenlik çıkarlarımızı korumakla ilgisi yok. İhtiyaç duyduğumuz ülkeleri uzaklaştırmak için ellerinden geleni yapıyorlar” diye konuştu.
Geçen hafta Irak’ta temaslarda bulunan Cumhuriyetçi Kongre üyesi Christopher Shays de, “Fransızları, Almanları, Rusları ve diğerlerini bu işin içine katmak için elimizden geleni yapmalıyız. Bu ülkeleri inşa sürecinden dışlamak bir hata” diye konuştu.
Özelleştirmeye 111 teklif
Diğer yandan, Irak’taki kamu şirketlerinin özelleştirilmesi ile ilgili ihale süreci devam ediyor. Amerikalıların denetimindeki Irak Sanayi Bakanlığı’na, çoğunluğu Batılı şirketlerden olmak üzere 111 teklif verildiği öğrenildi.
30 Kasım’da kapanan teklifler; gıda, kimya, ilaç, tekstil, inşaat ve mühendislik şirketlerinin özelleştirilmesiyle ilgiliydi. Satışa sunulan 35 fabrikaya 20 Arap ve 14 Batılı şirketin talip olduğu öğrenildi.
İşgal yönetiminin ekonomi politikası; petrol dışındaki sektörlerdeki şirketlerin, yüzde 100 oranında yabancı sermayeye satılmasına olanak tanıyor. Petrol ihaleleri ise, “özel olarak” Amerikalı şirketlere veriliyor.


Başa dön


İsveç’te de iltica yasaları sertleşiyor
Murat Kuseyri
Yurdunu ve sevdiklerini bırakıp bilinmeyen bir ülkeye göç etmek, yeni bir yaşam kurmaya çalışmak zor. Ama daha da zoru, iltica edilen ülkelerde mültecilerin toplama kamplarını andıran göçmen barakalarında yıllarca bekletilmeleri.
Avrupa’da göçmen statüsü alabilmek, adeta bir talih oyununa dönüştü. Bu oyuna katılanların büyük bir kısmı daha baştan kaybettiğini biliyor. Tüm Avrupa ülkelerinde kaçak olarak yaşayanların, ortadan kaybolanların ve intihar girişiminde bulunanların sayısında artış olduğu gözleniyor. 1960 ve ‘70’li yıllarda işgücü açığını kapatmak için göçmenlere kapılarını açan Avrupa ülkeleri, şimdi ekonomik kriz ve işşizliğin pençesinde kıvranıyor. Göçmenlerin Avrupa’ya ulaşmalarını engellemek için yeni duvarlar örüyor, yeni yasalar çıkarıyorlar.
Kısıtlayıcı yasalar
Bu kervana son olarak İsveç hükümeti de katıldı ve iltica hakkını kısıtlayan bazı yasaları yürürlüğe sokma kararı aldı. Bugüne kadar ilticacılar, Yabancılar Dairesi’nin verdiği ret kararlarına, durumlarında değişiklik olduğunu öne sürerek veya yeni belgeler sunarak itiraz edebiliyordu. Yeni düzenleme ile ilticacıların alınan karara itiraz etme hakkı ortadan kaldırıldı. Sınır dışı edilen ilticacıların tekrar İsveç’e gelerek iltica talebinde bulunmaları halinde de, dosyaları yeniden incelenmeyecek. Göçmen Bakanı Barbro Holmberg, hükümetin yapmayı kararlaştırdığı değişiklikleri açıklamak için bir basın toplantısı düzenledi. Yeni düzenlemeleri savunan bakan, Avrupa ülkelerinin daha katı bir göçmen politikası uygulamasının İsveç’e göçmen akınını artırdığını, iltica edenlerin sayısının geçen yıl yüzde 40 artarak 33 bine ulaştığını söyledi.
Sebepleri yine onlar yaratıyor
Çocuk katilleri işbaşında
Amerikan uçakları, Afganistan’da ikinci kez çocukları hedef aldı. Ülkenin doğusunda düzenlenen bombardımanda, 6’sı çocuk 8 kişi öldürüldü. Amerikalı askeri sözcü Bryan Hilferty, Gardez bölgesinde düzenlenen hava saldırısında, 6’sı çocuk 8 kişinin “yıkılan bir duvarın altında kalarak öldüğünü” söyledi. Amerikan uçakları, hafta sonunda başka bir bölgede düzenledikleri hava saldırısında 9 çocuğu katletmişlerdi. Sözcü Hilferty, ikinci katliamın ardından yaptığı açıklamada, “Keşke bu operasyonlarda sivillerin ölmeyeceğini garanti edebilseydim. Ama bunu yapamam” diye konuştu.
Sermayenin savaş aşkı
İngiltere’de yayımlanan The Guardian gazetesi, Afganistan, Irak, Kolombiya ve Balkanlar’ın bir bölümünde sürmekte olan çatışmalarda özel şirketlere bağlı askerlere ödenen paranın 30 milyar dolara ulaştığını bildirdi. Bu güçlerden “özel ordu” diye söz eden gazete, İngiliz firmalarının da bu 30 milyar dolarlık pastadan büyük pay aldıklarını yazdı. Irak’taki işgal askerlerinin sayısıyla ilgili resmi bilgilerin İngiliz askerlerinin sayısını 9900 olarak gösterdiğini ve bunun da resmi rakamlar dahilinde ikinci büyük güç olarak göründüğünü belirten The Guardian, “Aslında bu doğru değil, zira çatışma bölgelerinde bulunan özel askerin sayısı 10 binle İngiliz askerini geride bırakıyor” diye yazdı.
Peşkeş reddedildi
Latin Amerika ülkesi Uruguay’da, petrol kuruluşunu özelleştirerek yabancı sermayeye açmayı planlayan hükümet, ağır bir yenilgi aldı. Pazar günü düzenlenen referanduma katılan halk, planı reddetti. Oy kullananların yüzde 60’ı, kamuya ait petrol şirketi ANCAP’ın, yabancı şirketlerle ortak yatırım anlaşmaları yapmasına olanak tanıyacak olan yasa tasarısını geri çevirdi. Referandum, ABD’nin destek verdiği Devlet Başkanı Jorge Batlle Ibanez ve hükümetine vurulan büyük bir darbe olarak görülüyor. Gözlemciler, önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerde, muhalefette bulunan Frente Amplio (FA/Geniş Cephe) adlı sol partinin şansının arttığı görüşünde.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net