O ana kadar yüzleri gülen, biletlerini sıkı sıkı ellerinde tutan çocukların yüzünde sevinç birden uçup gidiyor. Başları önde otobüslerin yolunu tutuyorlar. Ne oluyorsa oluyor, telefon trafiği falan derken yeniden kapının önünde uzun kuyruklar oluşuyor. Çocuklar yine mutlu...
Tam bu sırada kapılara asılı olan şu yazı dikkat çekiyor: “İçeri yiyecek sokmak yasak.” Öyle ya burası Tatilya, içeride pek çok kafeterya var. Birşey yenilecekse para ile alınmalı. Oysa çocuklar, paraları olmadığı için karınlarını doyuracak yiyecekleri yanlarında getirmişler. Öğretmenler, yine devreye giriyor, kavga dövüş yiyecekler alınıyor.
Kapıdaki görevliler tarafından tek tek içeri alınan çocukların kollarına mavi bant takılıyor. İçeri giren çocuklar bu kez güvenlik kapısından geçiyor. Zaman daralıyor ve öğrenciler içeri girmek için kapıyı zorluyor önde duranların da önüne geçmeye çalışıyor. Görevliler çocuklara karşı, belki hiç olmadıkları kadar sert. Sert bir şekilde kendilerine doğru çekip, küçük ellere mavi bantları yapıştırıyor, kızarak, azarlayarak, hatta iterek içeri sokuyorlar. Saat 12.00’ye gelirken, dışarıda hâlâ çok sayıda çocuk var. İçeri girenlerse, oyuncaklara binmek için oradan oraya koşturuyor. Dışardaki öğrenciler içeri girme şanslarının bittiğini düşünerek camlara sıkı sıkı yapışıyor. Zaman daraldıkça içeri girme umudu tükeniyor çocuklarda.
Çocukların iyi bir gün geçirmesi için büyük bir çaba harcayan öğretmenler ise belediye başkanı ile pazarlıkta. Çocukları geri götürme tehdidi; Tatilya’nın reklam, belediye başkanının oy kaygısını artırmış olacak ki, çocukların saat 16.00’a kadar içeride kalmalarına izin veriliyor. Bu müjdeyi duyan çocuklar tarifi imkânsız bir sevinç içinde. Trenin önünde uzun kuyruklar oluşuyor; sonra kamikaze ile atlı karıncanın önünde. Çocuklar mutlu.
Ama ne kafeteryalarda, ne de oyuncakların başında “ücretsiz” gelmiş bu yoksul çocuklara iyi gözle bakılmıyor. Peşpeşe pek çok düşündürücü sahne yaşanıyor. Örneğin bir kafeteryanın masasına oturap dört çocuk, kısa sürede kapı dışarı ediliyor. Az ileride ise duvar diplerine oturmuş çocuklar var. İçlerinden küçük bir kız iki gözü iki çeşme ağlıyor... Nedeni susuzluk! “Çok susadım” diyor hıçkıra hıçkıra. Sınıf annesi, su vermek yerine bıçak gibi bir cümle kurmak zorunda: “Su 1 milyonmuş alamayız”. Çocuklar yiyeceklere uzaktan bakıyor. Çoğunda para yok. Parası olan az sayıdaki çocuktan biri yiyecek almak için büfelerden birine yöneliyor ve “500 bin liraya ne var” diye soruyor. Yanıt kısa ve net: “Hiç birşey”. Ve böyle onlarca olay ile geçiyor gün...
Yaşananların özeti, “Tatilya’ya ilk defa mı geliyorsunuz?” sorusuna çocukların verdiği yanıtlarda. “Müdür katkı payını vermememiz halinde okula gelmemizi söyledi” diyor biri. Öbürü “Bizim okulun sınıf mevcutları 50-55 kişi. Okulumuzun kapısı penceresi yok, basketbol potası yok”...
Ayşe Korkmaz, 8 yaşında küçük bir kız. “Oynarken üstümüz başımız kirleniyor. Üzerimdeki kıyafetleri buraya geleceğim için aldık” diyor. Öğretmen olacakmış. Odun alamamışlar, yıkılan bir evin tahtalarıyla ısınıyorlar şimdilik. Tüm aile aynı odada yatıyor, soba olan odada...
Tüm heyecanları, umutları ve çabalarına rağmen, bir gün bile “külkedisi” olamıyor yoksul semtlerin çocukları. Reklamlarda gördükleri masal diyarına sığamıyor, sığınamıyorlar. Katkı payı, su bile alamamak, aç kalmak, kovulmak, itilmek, kakılmak... Yaşadıkları, bir günlüğüne olsun kaçmaya çalıştıkları “gerçek dünya”yı anımsatıyor. Yoksa, hangi çocuk oyuncaklar arasında “Türkiye gerçekliklerinden söz edelim” der ki?
Başa dön
Sabah öğrenci, öğleden sonra işçi
Bülent Yaraşır, Hakan Taş ve Veli Cebe...Yoksul semtlerin yıkık dökük okullarında okuyan öğrencilerin yaşadıklarını onların hayatında görmek mümkün. Bülent Yaraşır 3 yıl önce Bitlis’ten İstanbul’a gelmiş. Ortaokul son sınıf öğrencisi. Ailesine katkıda bulunmak için yarım gün okula gidiyor yarım gün ise çalışıyor. İstanbul’da Kayabaşı, Kanarya, Altınşehir gibi yoksul semtler haricinde hiçbir yeri bilmiyor. İlk defa Tatilya’ya geliyor. 9 kardeşler ve çalışmaktan başka şansı yok.
Hakan Taş’ın 7 kardeşi var. Sabah okulda, öğleden sonra ise cüzdan yapımında çalışıyor. Haftada 20-30 milyon ira kazanıyor.