www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Şiir yolculuğunda 45 yıl
Aydın Hatipoğlu’nun “Yalnız Karanfil Sokağı” isimli son şiir kitabı Evrensel Basım Yayın tarafından yayınlandı. Şair aynı zamanda şiir yazma serüveninin 45. yılını da geride bıraktı.

ABD’de garip sansür!
İngiliz rock grubu Jethro Tull, Birleşik Devletler’deki klasik bir rock radyosu tarafından, grubun solistinin Amerikan yurtseverliğine karşı söylediği sözlerden dolayı sansürlendi.

Aşar’ın ‘Karanlıktaki Çocuklar’ı
Genç fotoğrafçı Coşkun Aşar’ın geçtiğimiz yıllarda büyük ilgi toplayan belgesel projesi “Karanlıktaki çocuklar” dia gösterisi olarak bir kez daha izleyiciyle buluşacak.


Şiir yolculuğunda 45 yıl
Selma Altıntaş
1960 Kuşağı şairlerinden Aydın Hatipoğlu’nun Evrensel Basım Yayın tarafından çıkarılan son şiir kitabı “Yalnız Karanfil Sokağı” geçtiğimiz günlerde kitapçı raflarındaki yerini aldı.
Nâzım Hikmet’in açtığı yolda ilerleyen şair aynı zamanda şiir yazma serüveninin 45. yılını da geride bıraktı. Demokrat Parti zorbalığını yaşayan şairlerden biri olmasına rağmen toplumcu-gerçekçi çizgisinden ödün vermeden geride bıraktığı 45 şiir yılı boyunca hem şair hem aydın kimliğinin bilincinde olarak toplumcu bir çerçevede yeni şiir açılımlarına yönelirken estetik kaygıları ve dilin doğru kullanımını da göz ardı etmedi.
Afşar Timuçin, kitaba yazdığı önsözde şair için “Kırk beş yıla varan şiir serüveninde sürekli kendini aşmayı ve yenilemeyi bilen Aydın , bu zaman dilimininde, dünya görüşünü ve bu dünya görüşünün gerektirdiği etik değerlerini hiçbir zaman değiştirmeden ‘şair’ olma ve ‘aydın’ olma sorumluluğunu ve bilincini korudu” diyor. Gerçekten de”Yalnız Karanfil Sokağı”ndaki şiirlerde şairin hem toplum sorunlarına karşı duyarlılığlın açıkça görebiliyor hem de bir edebiyat adamı olarak sanatçı dayanışmasına verdiği öneme tanık oluyoruz.
1966 yılında ilk şiir kitabı “Çömçe Gelin” ile edebiyat dünyasına adım atan Hatipoğlu aynı zamanda Türkiye Yazarlar Sendikası’nın yönetim kurulunda görev alıyor.
Öncelikle toplumcu-gerçekçi bir şairsiniz ve bu tutumunuz şiirlerinizde oldukça hakim. Bu tutumunuzun kaynakları nelerdir?
Bizde edebiyatta, şiirde toplumcu anlayış cumhuriyetten önce de zaman zaman sözkonusu olmuştur. Mesela divan edebiyatında Fuzuli’nin “selam verdim rüşvet değil deyü almadılar” diyerek rüşvetten şikayet ettiğini ve ondan sonra gerek divan gerek halk edebiyatında şairlerin duyarlıklıklarını toplumsal duyarlılık biçiminde ifade ettiklerini görüyoruz. Ama bilinçli bir toplumcu anlayış gerçekten Nâzım Hikmet’le başlar. Ne var ki Nâzım Hikmet’in ortaya çıktığı yıllar dünyanın da oldukça karışık olduğu yıllardır. Bu yüzden Türkiye’de yönetimler bu anlayış karşısında ağır baskıcı bir tutum izlemişlerdir. Nitekim Nâzım’ın ardılı saydığımız 1940 Kuşağı şairlerinden Rıfat Ilgaz, Arif Damar, A.Kadir, Şükran Kurdakul, Attila İlhan gibi ustalarımız da o dönemin baskılarına maruz kalmış, kitapları toplatılmış hapiste yatmış ve sürgünlere gitmişlerdir.Yeni kitabımda 1940 Kuşağı adlı şiirimde bunları anlatmaya çalıştım. Çünkü bu kuşak gerçekten de kendilerinden sonra doğacak çocuklar adına bir takım sıkıntılara katlanmışlardır. 27 Mayıs 1960’taki askeri hareketle Demokrat Parti iktidarının sona erdirilmesi bir dönüm noktasıdır.Gerçekten 27 Mayıs’tan sonra kurucu meclis eliyle oluşturulan ve uzmanlarca dünyanın en iyi anayasalarından birisi sayılan 1961 Anayasası yürürlüğe girmiş ve Türkiye’de oldukça özgür bir ortam yaratılmıştır.Bu ortamda sendikacıların önderliğinde Türkiye İşçi Partisi kurulmuş ve sosyalist hareket geniş bir yelpazeye yayılmıştır.Bizim de yazarlığa, şairliğe soyunduğumuz yıllar bu döneme rastlar.1960 öncesi ve sonrası gençler olarak hem 27 Mayıs hareketinin öncülüğünde bulunduk hem de hareket sonrası oluşan özgür ortamda yazma olanağı bulduk.O zaman Nâzım’la başlayan ve 1940 kuşağıyla devam eden anlayışı bir anlamda biz 1960 kuşağı olarak omuzladık. Ne var ki bizim şiire başladığımız yıllarda şiirimizde bir başka hareket önem kazanmıştı, bu da İkinci Yeni hareketi idi. İkinci Yeni imgeye, soyutlamaya dayanan bir şiir anlayışı idi. Elbette bu etkiler de bizim şiirimizde görüldü.
Son şiir kitabınızda toplum sorunlarına değinmenizin yanısıra bazı sanatçıları da yadederek onlara bir anlamda bir vefa örneği gösteriyorsunuz.1940 Kuşağı, Mezar Taşı Yazıtları ve Gönlüm Yangın ertesi gibi şiirlerinizi gözönüne alarak sanatçı -toplum ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Genel olarak sanatçı elbette toplumun bir çeşit önderliğini üstlenmiş, aydın kişi demektir. Topluma ışık tutacak, yön verecek, toplumun acılarıyla acı duyup sevinçleriyle sevinecek ve bunları yapıtlarında yansıtacaktır. Bunlar birbirinden soyutlanacak şeyler değil, yaşamda ne varsa sanatta da onu yansıtacaktır. Ama İkinci Yeni anlayışında bir toplumdan soyutlanma vardır, şiir kendine özgü bir dünyada yaşanır, toplumla bağlantısı pek yoktur. Oysa bizim anlayışımız öyle olmadı. Bizim kuşakdaşlarımızın hemen hemen hepsi toplumcu tavır içinde oldu. Bazıları sonradan döndü, bazıları ihanet etti ama bunların sayısı çok azdır. Bazıları da oportünist davranmış olabilir. Bunları hiç önemsemiyoruz. Genel olarak biz 1960 kuşağı şairleri, sanatçıları olarak doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ediyoruz, elbette arada fireler de vermiş olabiliriz.
Şiirlerinizde etkilerine rastlanan belli şairler var. Mesela yine şiirlerinizde adı sıkça geçen Necatigil başta olmak üzere, Gülten Akın, Ahmet Arif ve daha başka sanatçıların da etkisi söz konusu.
Tabii, biz gökten zembille inmedik. Bizden evvel şiirimizde iz bırakmış ustalarımız var. Onlardan etkilenmemiş olmamız mümkün değil. Dediğim gibi, Nâzım Hikmet’, A.Kadir, Attila İlhan, Şükran Kurdakul, Rıfat Ilgaz bizim ustalarımızdır. Behçet Necatigil de fazla politik bir yanı olmadığı halde yalnız beni değil genel olarak bizim kuşağımızı etkilemiş bir hocamızdır. Necatigil bizim lise yıllarımızda Kabataş’ta öğretmendi. Bizimle çok yakından ilgilenmiş bir öğretmendi, bazı arkadaşlarımızın doğrudan öğretmenliğini yapmıştı.Ben Haydarpaşa Lisesi’nde okuyordum fakat lise döneminden sonra çok sıcak bir dostluğumuz oldu. Onun için hem şiiriyle hem kişiliğiyle bizi etkilemiştir. Üstelik de ilgisi ile bizi yönlendirmiş ve cesaretlendirmiştir. Hatta bir gün eski bir öğrencisiyle otururken ona “Sen niye yazmıyorsun?” diye çıkıştı. O da “Yazıyorum ama yazdıklarımı beğenmiyorum o yüzden yayınlamıyorum.” dedi. Oysa Behçet Hoca “Ben senin kompozisyon ödevlerini hala saklarım, senin yazmamaya hakkın yok” diyerek duyarlılığını göstermişti. Bir öğretmenin öğrencisinin, kompozisyon ödevlerini yıllarca saklamış olması beni çok etkilemişti.
Çok duru ve sade bir şiir diliniz var, hem toplum sorunlarına değiniyor hem de dilde aşırılıklara kaçmadan o duygu yoğunluğunu günümüz şiirinin gizemli etkilerinden uzak, rahatlıkla okuyucuya iletebiliyorsunuz.
Evet, dilde yapaylığa düşmemeye dikkat ediyorum.Çünkü dil hepimizin ortak malı.Onun için bir aydının da sıradan bir okuyucunun da tat alabileceği, anlayabileceği , bir takım çağrışımlar bulabileceği bir dil yakalamak elbette şiirde önemli bir şeydir.Bunu yakalayabilmişsem ne mutlu bana.


Başa dön


ABD’de garip sansür!
İngiliz rock grubu Jethro Tull, Birleşik Devletler’deki klasik bir rock radyosu tarafından, grubun solistinin Amerikan yurtseverliğine karşı söylediği sözlerden dolayı sansürlendi. Jethro Tull solisti Ian Anderson, “Amerikan bayrağını bütün kanlı arabaların arkasında ve yerleşime açık orta bölgenin bazı evlerinde görmekten nefret ediyorum. Yurtseverliği milliyetçilikle karıştırmak kolaydır.” diyerek “Bayrak sallamaktan vazgeçin” demişti.
Radyo kanalının Jersey istasyonu Jethro Tull’un şarkılarını daha fazla çalmamaya karar verdi. Grubun en çok bilinen şarkısı 1970’lerde hit parçaları olan “Aqualung” idi. “Dinleyicilerimizin yüzde 99’u Anderson’un söylediği bu aptalca şeyleri onaylamıyor . O acınacak bir heriftir.” diyen program direktörü ve DJ Phil LoCassio, “Kuşkularımız geçene kadar da grubun şarkıların çalmayacağız” dedi.
Mahkumlardan tiyatro gösterisi
Niğde E Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki hükümlü ve tutuklular, Cumhuriyet’in kuruluşunun 80. yıldönümü kutlamaları kapsamında tiyatro oyunu sahnelediler. Niğde Cumhuriyet Başsavcısı Bilal Gündüz, cezaevi sosyal tesislerinde, gösteri öncesi düzenlenen törende, artık cezaevlerinin kapalı kutu gibi görülmesinden vazgeçildiğini söyledi. Cezaevi Müdürü Hulusi Yenişan da cezaevlerinin amacının insanları dört duvar arasına kapatmak olmadığını söyledi. Konuşmaların ardından mahkum oyuncuların rol aldığı ‘’Parasız Avukat’’ adlı oyun sahnelendi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net