Fransa’daki “35 saat yasası” üzerinde de duran Lehndorf, olup bitenler, Fransız işçilerinin 89-2001 yılları arasında yaptığı deneyimin Alman işçilerinin 80’li yıllar mücadelesinin sonrasındaki deneyleri tekrarladıklarını gösteriyor dedi. Lehndorf, bazı sendika yöneticilerinin‚ esnek çalışma, iş saatlerinin kısaltılmasıyla birlikte geldi’ iddialarına da karşı çıktı. Lehndorf, sendikaların yakıcı bir sorun olan iş saatlerinin kısaltılması konusunda genel bir hareket başlatabilmeleri için sendikalar olarak bu konudaki stratejilerini gündem yapmaları ve saptamaları gerektiğini söyledi.
İspanya UGT’yi temsilen seminere katılan Candido Romero ise, 1984’de çıkan bir yasayla çalışma süresinin haftalık 40 saat olarak yasalaştığını belirtti. Romero, bu sınırın ama daha çok büyük işletmelerde geçerli olduğuna dikkat çekti. İspanya’daki işletmelerin yüzde 90’nın küçük işletmelerden meydana geldiğini açıklayan Romero, bu durumun çalışma saatlerinin kısaltılması mücadelesi açısından ciddi bir sorun oluşturduğunu söyledi. CCOO sendikasından Felix Rupello ise, 90’lı yılların başlarından beri sağcı ve gerici hükümetlerin ülkesinden iktidar olageldiğini, artan saldırganlık ve işsizliğin de iş saatlerini kısaltma mücadelerini karmaşıklaştırdığını hatırlattı. Her iki sendikacı da, iş saatlerinin kısaltılmasıyla ilgili sendikaların Avrupa çapında ortak bir girişim ve hareketinin kendi ülkelerindeki mücadeleyi de çok olumlu bir yönden etkileyeceğini vurguladılar.
Geri adım atılmamalı
Seminerin tartışma bölümünde söz alan sendikacı ve dinleyiciler, çeşitli konulara dikkat çektiler. Mesleği işyeri müffetişi olan Fransa CGT sendikası mensubu Patrick Lemoille, 35 saat yasasının uygulanmasında işçiler aleyhine olan yönler üzerinde dururken, bu yasa aracılığıyla patronlara yeni işe aldığı her işçi başına “tazminat” adı altında para verildiğini hatırlattı. Yasanın pratik uygulanışının önemli olduğunu, sendikaların bu konuda geri adım atmamaları gerektiğini belirten Lemoille, “dolayısıyla; iş saatlerinin kısaltılması mücadelesi mutlaka esnek çalışmaya karşı mücadele ile birleştirilmelidir” dedi.
Doğu Almanya’dan gelen bir dinleyici de, IG Metal sendikasının yarım yıl önce doğuda başlattığı 35 saatlik iş haftası mücadelesinden yenilgiyle çıkmasında, bu mücadeleyi ekonomik bir perspektifle sınırlı tutmasının büyük bir rolü olduğunu; büyük basın ile işverenlerin politik bakımdan mevziler kazanıp mücadeleyi baltalayabildiğini, dahası kamuoyunu işçiler aleyhine çevirip iş saatlerinin uzatılması içerikli yoğun bir karşı kampanyayı başlattıklarını belirtti. Bazi dinleyiciler de 30 saatlik iş haftasını Avrupa çapında talep etmek gerektiğini; bu amaçla sendikal bir inisiyatif başlatmak gerektiğini savundular.
Tartışmaları özetleyen Stefan Krull, Doğu’daki 35 saat mücadelesine dönük eleştirileri haklı bulduğunu, ama bu yenilginin, iş saatlerini kısaltma mücadelesinin aciliyetini ortadan kaldırmadığını açıkladı. Krull konuşmasını şöyle bitirdi: