www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Her Zaman Aşk Kazanır
Bütün şarkıların söz, müzik ve düzenlemelerinin kendisine ait olduğu ‘Her Zaman Aşk Kazanır’ adlı albümünde Edip Emre, aynı zamanda bağlama ve curaları da çalmış.

Kuvayı Milliye atları yetim kaldı
Nâzım Hikmet’in ünlü destanından etkilenerek yaptığı “Kuvayi Milliye Atları” dizisiyle tanınan ressam, Paris’te tanıştığı Nâzım’ın desenlerini de çizmişti.

‘İlginçlik’ merakı nelere kadir?
1809 yılında yazılan Türkçe ilk piyes “Pabuççu Ahmed’in Garip Maceraları”, bugünlerde “garip tartışma”lara vesile oluyor. Ancak, tartışma tiyatro sanatından ve İskerleç’in yazdığı oyunun öneminden oldukça uzak.


Her Zaman Aşk Kazanır
A. Galip
Ben bizzat bestecinin ağzından dinledim. Muhabir soruyor, ‘Efendim bu şarkıyı başka kimler istedi?’ diye, yanıt olarak Mahsun Kırmızıgül ile başlayan bir dizi isim sayılıyor. İbrahim Tatlıses’in söylediği ‘Tek Tek’ isimli parçadan söz ediyorum. Hikâyesi ilginç. Meğer şarkı Antep dolaylarında bolca söylenirmiş. Çekimleri o bölgede yapılan Zerda dizisinin yazı ekibi, bir bölümde kahramanların birine şarkıyı söyletirler. Böylece bütün türkücüler parçanın peşine düşer. Dizinin reytinginin, ne denli yüksek olduğu izlenimi verdirmek için yapılmış bir kumpas kuşkusu doğurtan bu hikâye, aslında bir başka gerçekliği gözler önüne seriyor. Bir ‘müzisyen’ enflasyonu yaşanmasına karşılık doğru dürüst şarkı, türkü bestelenemiyor olmalı ki aynı isimler ve şarkılar üzerinde bir kapkaç yarışıdır sürüyor.
Böylesi bir ortamda, müzikseverler hem bestecilik hem de yorumcu olarak yetkinlik ve düzey bakımından tartışma götürmeyecek şarkılarıyla çıkış yapan Edip Emre ile tanıştılar. Aslında buna geç kalınmış ikinci kez tanışma demek daha uygun. Çünkü DMC etiketiyle ve ‘Her Zaman Aşk Kazanır’ adıyla piyasaya sürülen albüm aslında Edip Emre’nin ikinci albümü.
1965’te Samsun’un Vezirköprü ilçesinde dünyaya gelen ve lise bitimine kadar aynı ilçede yaşayan Edip Emre, kendi deyimine göre müzik eğitiminin ilk bölümünü de bu yıllarda tamamlar. “Müziğe olan yatkınlığımdan olsa gerek ağız mızıkası, flüt, mandolin gibi okul sazlarının yanı sıra, abilerimin müziğe olan merakları nedeniyle alıp ancak kısa bir süre sonra hevesleri geçince bir kenara koydukları bağlamayı da öğrenmem beni ailenin müzisyeni yaptı. Öyleki yalnızca ailenin de değil, bağlamayı ilerletmemle birlikte lise yıllarımda ilçedeki düğünlerde aranan müzisyen konumuna geldim.”
Üniversite yılları Edip Emre için müzikle kurduğu ilişkinin ikinci dönemidir. Hacettepe Üniversitesi’nin Kütüphanecilik Bölümü’nde okurken aynı üniversitenin müzikoloji koordinatörlüğüne devam ederek hem koroda bağlama çalar hem de nota eğitimini tamamlar. Bir meslek olarak müzisyenliği seçmesi ise şu yurdum gerçekliğine bağlıdır. Üniversite biter, askerlik yapılır fakat branşıyla, mesleğiyle ilgili bir iş bulamaz. Pazarlamacılık gibi çeşitli işlerde geçici bir süre çalıştıktan sonra bir tesadüf onu bar müzisyeni yapar. “Bir pazar günü gittiğim kafeteryada iki gitarla program yapılıyordu. Sahnenin arkasındaki duvarda asılı olan bağlamayla kendilerine eşlik etmeyi teklif ettim. Böylece Ankara’da ilk defa bağlama ve gitardan oluşan grubu kurduk. Aynı dönem bar müzisyenliğinin yanı sıra Halkevleri’nin Çankaya şubesinin tiyatro topluluğuna da devam ediyordum. Bu da beni beste çalışmalarına yöneltti. Daha sonra gerek AHOT’un (Ankara Halk Oyuncuları Tiyatrosu) ve Altındağ Belediye Tiyatro oyunlarında olsun, gerekse AST’nin (Ankara Sanat Tiyatrosu) oyunlarında beste çalışmalarımı sürdürdüm. Bugün o çalışmalara ek olarak Grup Adalılar, Grup Laçin ve şu günlerde Nurettin Rençber’e verdiğim şarkıları da sayarsam, sanırım yüze yakın bestem olduğunu söyleyebilirim.”
Edip Emre’nin ‘Her Zaman Aşk Kazanır’ albümü için dinleyiciyle geç kalınmış ikinci tanışıklık demiştik. Gerekçemiz şu: Aslında Edip Emre şarkıları ilk defa 1999 yılında ‘Ağla Ankara’ adlı bir albümle dinleyici karşısına çıkar, ama ne yazık ki onlarla istenilen oranda buluşamaz. “Promosyon olanaklarının yetersizliği ve kendimi ifade etmeme tam olarak olanak verilmeyen bir çalışma oluşu nedeniyle arzulanılan sonuç elde edilemedi.”
Bütün şarkıların söz, müzik ve düzenlemelerinin kendisine ait olduğu ‘Her Zaman Aşk Kazanır’ adlı albümünde Edip Emre, aynı zamanda bağlama ve curaları da çalmış. Diğer sazlarda ise Ahmet Özgül klasik ve akustik gitarla, Cüneyt Sözmen de bass gitarla eşlik etmiş. “Dingin, barışık bir çalışma oldu. Yıllarca barlarda yapmak zorunda kaldığım müzikle de hesaplaştığım bir albüm oldu. Bu hem şarkı sözlerinde hem de melodilerde kendini hissettiriyor. Bir şarkının hit olması için mutlaka çocuk şarkıları gibi tekerlemelerden ibaret ve belli bir ritmde olması; video klibinde ise mutlaka cinsel ve konformist ögelerin yer alması gerekiyorsa ben o işte yokum. Bu müziğe de insanlara da yapılmış bir kötülüktür. Klasikleşmiş şarkılar için şöyle bir saptamam var: Klasikleşmiş şarkıların hemen hemen tamamının sakin ve soft formlarda üretilmiş olduğunu görürüz. Bu anlayış doğrultusunda şarkılar yazmaya çalışıyorum.”
Albüme adını veren parçanın klip çekimini kısa bir süre önce bitiren sanatçı Edip Emre, konser, dinleti, radyo ve TV programlarından fırsat buldukça da yeni beste çalışmalarına zaman ayırıyor. Çünkü beste ve şarkı çalışmalarını yeni bir proje ile sunmak istiyor. “Beste ve şarkı sözü alanındaki birikimimi başka sanatçı arkadaşlarımla da paylaşmak istiyorum. Ben de, eserlerinin yaygınlaşmasını arzulayan her sanatçı gibi şarkılarımı başka yorumcuların değerlendirmesini istiyorum. Bu yönde bir beste ve şarkı sözü bankası oluşturma çalışmalarım sürüyor.”


Başa dön


Kuvayı Milliye atları yetim kaldı
Türk resminin önemli isimlerinden Avni Arbaş bir süredir boğuştuğu kansere yenik düştü. Tedavi gördüğü Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesinde önceki gün hayata gözlerini yuman ressam 84 yaşındaydı.
Avni Arbaş için yaşamının son yıllarını geçirdiği Foça’daki evinin önünde bir tören düzenlendi. Törene, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Piriştina, Foça Belediye Başkanı Ali İlçan, ünlü ressamın kızı Zerrin Arbaş ve ilçedeki sevenleri katıldı. Törende Arbaş’ın Foça’da resim çalışmalarını sürdürdüğü atölyesinin, kendisinin simgesi haline gelen şapkası ve piposunun, İzmir Resim Heykel Müzesi’ne getirileceği açıklandı. Arbaş’ın bazı arkadaşları ressamla ilgili anılarını anlattılar. Cenaze daha sonra İstanbul’a uğurlandı. Arbaş için bu sabah vasiyetine uygun bir biçimde Galatasaray Lisesi önünde bir tören düzenlenecek ve cenazesi Teşvikiye’de kılınan öğle namazının ardından Aşiyan Mezarlığında toprağa verilecek.
Doğa’nın lirik yorumu
1919 yılında İstanbul’da doğan sanatçı küçük yaşlardan itibaren başlayan resim merakını babasından aldığı ilk çizim dersleriyle sürdürdü. Galatasaray Lisesi’ndeki öğrenimin yarıda bırakıp Güzel Sanatlar Akademisinin resim bölümüne kaydını yaptırdı. 1946’da aralarında Nuri İyem, Abidin Dino gibi isimlerin de bulunduğu “Liman Ressamları Gurubu”nun sergilerine katıldı. Akademiden diplomasını almadan, devletin verdiği bir bursla Paris’e gitti. Sanatçının 37 yıllık Paris serüveni böylece başladı. 1950’lerde Paris’te yaşayan Türk sanatçıları arasında soyut resmin çekimine direnen tek kişi oydu.
Paris’te Nâzım Hikmet’ten esinlendiği “Kuvayı Milliye Atları” dizisini gerçekleştirdi. Uzun yıllar kaldığı Paris’te askerliğini yapmadığı gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarıldı. Zaman zaman yolu Paris’e düşen Nâzım Hikmet’le biraraya geldiğinde onun krokilerini ve desenlerini çizdi. 1977’de Türkiye’ye döndü. Sanatçı 1980’lerde ağırlıklı olarak “Mustafa Kemal” portreleriyle, “İstanbul’’ ve “Boğaz’’ konulu yapıtlara imza attı. Bir Kuvayı Milliye süvari albayı olan babasının atlarından daha çocukken etkilenen Arbaş için bu konu, tekrar tekrar çalıştığı bir konu oldu. Arbaş’ın resimlerindeki değişime karşı koyan süreklilik, onun bir ömür boyu figüratif gerçekçi tarzda yapıtlar vermesini sağladı.
20. yy’lın hiçbir yeni akımına kapılmadı. Bazıları tarafından eski kafalı olarak nitelendirildi ama o bildiği yoldan hiç şaşmadı. Kimi yapıtları 1948’de yaşanan akademi yangınına kurban giden Avni Arbaş’ın resimlerinin çoğu çeşitli banka ve kişisel koleksiyonlarda bulunuyor.


Başa dön


‘İlginçlik’ merakı nelere kadir?
Mustafa Kara
Türkçe yazılan ilk piyes olan “Pabuççu Ahmed’in Garip Maceraları”, 1809 yılında yazıldıktan tam 196 yıl sonra “garip bir kavga” ya konu oldu. Ankara Devlet Tiyatrosu’nun sahnelediği oyun, “ilk piyes olma” özelliği yerine, “sezonun ilk kavgası cehalet üzerine” denilen bir medya çarpıtması ile gündemde.
İskerleç’in yazdığı oyun, Bağdat’ta papuçculuk yapan Ahmed’in, Kütahya’daki Deli Osman adlı cevahirci ikiz kardeşinin Bağdat’a gelmesi ve ikiziyle karıştırılması üzerine kurulu bir komedi. Geleneksel tiyatromuzun pek çok motifine göndermeler içeren oyun, aynı zamanda klasik batı komedyasının dramaturjik özelliklerini taşıması ile de önemli bir yere sahip.
Yönder’in suçlaması
“Pabuççu Ahmed’in Garip Maceraları” üzerine tartışma, AA’nın yaptığı bir haber ile başladı. Oyunun yönetmeni Ahmet Mümtaz Taylan ile görüşme yapan ajans, oyunu “196 yıl sonra ilk kez sahneleniyor” diye duyurunca, daha önce oyunu sahneleyenler tepki gösterdi. Akşam gazetesi, “Tiyatroda sezonun ilk kavgası cehalet üzerine” başlıklı haberinde, Tunca Yönder’in ağzından oyunun yönetmeni Ahmet Mümtaz Taylan’ı “cehalet” ve “gündeme gelmeye çalışmak” ile suçladı. Tunca Yönder, 1959-60 sezonunda Avni Dilligil yönetimindeki Genç Oyuncular’ın oyunu sahnelediğini ve Aykut Oray, Cüneyt Türel, Şemsi İnkaya, Oktay Arayıcı, Vasıf Öngören gibi isimlerin bu oyunda rol aldığını söyledi.
‘Bu sözler benim değil’
Oyunun yönetmeni Ahmet Mümtaz Taylan ise, gazetemize yaptığı açıklamada, AA’nın haberinde muhabirin yorumu olarak “ilk kez sahneleniyor” cümlesinin yer aldığını ve bunun yanlış olduğunu söyledi. Kendisinin böyle bir söz söylemediğini vurgulayan Taylan, Akşam gazetesinde yer alan “Oyunun yönetmeni Ahmet Mümtaz Taylan’ın önceki gün Anadolu Ajansı’na yaptığı ‘Piyesi Osmanlı sarayından sonra ilk kez biz sahneliyoruz’ açıklaması..” şeklindeki ibarenin AA’nın haberinde bile olmadığını ve tamamen hayal mahsulu olduğunu dile getirdi.
Tunca Yönder’in açıklamalarına ve yapılan haberlere tepki gösteren Taylan, “Yönder’in önce itirazına ve ardından da hakaretine maruz kalmama neden olan ifadeler bana ait değildi. AA muhabiri hatasını kabul etti, ama düzeltme istediğimde, ‘bir şey yapamayacaklarını, ancak bir basın toplantısı yaparsam haber yapacaklarını’ söylemekle yetindi” diye konuştu.
AA ve Akşam’ın hatası
Oyunun daha önce İstanbul Şehir Tiyatrosu da dahil olmak üzere defalarca sahnelendiğini ve bunu görüşmelerde gazetecilere aktardığını belirten Ahmet Mümtaz Taylan, şöyle devam etti: “Haberi AA’dan değil, kendi kaynaklarından yapan tüm gazete ve televizyonlarda, doğru bilgiler yer aldı. AA muhabirinin benden almadığı bir bilgiyi ‘ilginçlik’ olsun diye yazısına katması ne denli yanlışsa, Tunca Yönder’in okuduğu yazının girişinde yer alan ve devamında benim ifademin içinde bulunmadığı açık olan bir yanlış bilgiyi bana ihale etmekte aceleci davranması, yetinmeyip beni ‘cahil ya da gündem meraklısı’ ilan etmeye yeltenmesi de o denli yanlış olmuş. Yönder’in bir yanlışı düzeltmek istemesini ne kadar doğal karşıladıysam, pek de zarif olmayan yargı beyan etme biçimini de o denli yadırgadım.” Taylan, kendi hatası olmadığı halde, böyle bir algı oluştuğu için, oyunun sahnelenişinde görev almış tüm tiyatro sanatçıları adına üzüldüğünü de sözlerine ekledi.
Klasik müziğe ilgi artıyor
Akbank Oda Orkestrası Şefi Cem Mansur, Türkiye’nin son 20 yılda klasik müzik alanında büyük ilerleme katettiğini söyledi. Mansur, “1. Çukurova Sanayi ve Ticaret Fuarı” kapsamında düzenlenen konser için geldiği Adana’da, yaptığı açıklamada, genç ve idealist müzisyenlerin sayısındaki artışın sevindirici olduğunu belirtti. Özel orkestraların kurulmasının klasik müziğin gelişiminde önemli bir adım olduğunu elire süren Mansur, şunları söyledi: “Özel orkestralar rekabet ortamının doğmasını ve standartların oluşmasını sağladı. Orkestraların sayısıyla birlikte konserlerin, turnelerin sayısı arttı, ulaşılan şehirler çeşitlendi. Devlet orkestralarının müziğin ulaştırılması konusunda yapabileceği çok şey var. Ancak, dünyanın hiçbir yerinde devletten tam ödenekli bir orkestra 4 ay çalışmadan durmaz. İngiltere tiyatro binasının önüne ‘Ekim’de görüşmek üzere’ diye tabela asarsanız, halk yalnız tabelayı değil binayı da indirir. Uygar bir toplumda kaliteli sanat bir ihtiyaçsa bu her mevsim için geçerlidir. Dil engeli tanımayan sanatta her mevsim yapılacak çok şeyler vardır.”

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net