Feruze Demirbaş, Ankara Tren Garı önüne kurduğu simit büfesiyle yaşam mücadelesi veriyor. İki çocuğuna hem ana hem baba olan Feruze, genç yaşında evinin bütün yükünü sırtlanmak zorunda kalmış. “Ah bir iş olsa” diyen Feruze, “Karda, yağmurda, soğukta, sıcakta dışarıda zor” olduğunu, çocuklarının geleceği için katlanmak zorunda olduğunu anlatıyor...
Feruze ile sabahın erken saatlerinde, büfesinin yanındaki küçük, kirli havuz başında kahvaltı yaparken görüşüyoruz. Küçük tüp üzerinde kaynattığı çay, yumurta, zeytin, salatalık ve domatesten oluşan kahvaltı sofrasına çevresindekileri de davet ediyor. “Hepimizi doyurur” diye ısrar da ediyor.
Mamak Akşemsettin’de oturuyor. İki çocuğuyla kalıyor. 10 yıl evli kalmış. Sonra kocası, “Borcumuz var, icra gelir eşyalarımız gitmesin” diye nikâhını istemiş Feruze’den. “Beni kandırıp ayrıldı, sonra başka biriyle evlendi” diye anlatıyor eşinden ayrılışını ve “İki çocuk başıma kaldı” diyor.
Yaşından büyük gösteren Feruze’nin göğsünün biri alınmış. “Şimdi iyiyim” derken, bir yandan boş olan göğsünü gösteriyor. Sabah erken saatlerde büfenin başına gelip, akşamın geç saatlerine kadar ekmek parası çıkarmaya çalıştığını anlatırken, küçük oğlu büfenin alt dolabından çıkıyor. Feruze “Bazen orada uyuyor. Üzerini de o gördüğün dolapta değiştiriyor” diyor.
En çok eylem günlerini, Ankara yürüyüşlerini seviyor Feruze. “O zaman satışlarım artıyor” diyor. Bir taraftan da seyyar simitçileri kovmaya, engellemeye çalışıyor.