www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Fuarın gözde çantası
“Planım hazırdı. 8 Eylül’de Altın Kitaplar’ın çıkardığı ‘Eroin’ adlı kitabı götürecek, çantamı açarken, ‘Eroin var’ diyecektim. 10 Eylül’de ise Ömer Seyfettin’in ‘Bomba’sını götürecek ve polislere, ‘Çantamda bomba var,’ diyecektim.”

Simit büfesinde yaşam mücadelesi
Feruze Demirbaş, Ankara Tren Garı önüne kurduğu simit büfesiyle yaşam mücadelesi veriyor. İki çocuğuna hem ana hem baba olan Feruze, genç yaşında evinin bütün yükünü sırtlanmak zorunda kalmış.


Fuarın gözde çantası
Bülent Habora
72. İzmir Enternasyonal Fuarı, sona erdi. 11 yıl oldu İzmir’e geleli, Kültür Park’ta yapılanın “fuar mı, panayır” mı olduğunu bir türlü anlayamadım.
Bâb-ı Ali’nin Devlet-i Ali’ye dönüşmüşlerinin huzurunda, 26 Ağustos 2003’te 72. İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı, adı sadece alanlarda kalan “Lozan” Alanı’nda.
Devlet-i Ali’ler, Belediye-i Ali’ler en güzel söylevlerini patlattılar, Zengin-i Ali’lerin önünde. Arkasından fuarın kapıları açıldı, vergi veren, hastane kapılarında sürünen, açlık sınırının altında yaşayan sıradan Ali’lere...
Fuarın bulunduğu Kültür Park’a hep Möntrö kapısından girerim, gazetenin İzmir bürosuna en yakın kapı olduğu için. Elimde “Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliği Görevlisi” kartı var. İlk günlerde, şaka değil, gerçekten hiç beklemediğim ölçüde kibar polislerle karşılaştım. Bunda “Saçı beyaz, yaşlı” havamın da etkisi vardı.
Ama 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, saat tam 17.45’te o kapıdan girerken, kısa boylu, esmer, ama “Hava 1500” bir resmi polis “Çantanı aç” dedi. Çantanın içinde, o günkü gazetelerden kesilmiş kupürler ve birkaç Evrensel gazetesi vardı. İlginçtir, gazetenin sadece “EV” bölümü gözüküyordu. Ama polis, “Evrensel” gazetesi olduğunu çıkardı, şefine, “Amirim bol miktarda Evrensel gazetesi ve bildiri var” dedi. O bana mitinglerde yurtseverleri mimleyen polisler gibi baktı, ben de ihtiyar bir Hint horozu gibi.
Şefi uzun boylu, kumral bir polisti. Ve kibardı. Ben de kibardım, 49 yıllık yazarlığım boyunca birçok konumu böyle olaylardan çıkardığımı söyledim. Anladı ne demek istediğimi. Tokalaşıp, ayrıldım.
3 Eylül Çarşamba günü, aynı kapıdan girdim. Aynı esmer polis vardı. “Çantayı aç” demeden, “Önceden söyleyeyim, içinde Evrensel gazeteleri var” dedim. O kibar polisin yanında, benden uzun boylu ve benim iki mislim iri-yarı bir “En şef” vardı. “Biz yasak yayınlara bakıyoruz” dedi. Yanıtım: “Ben neyin yasak, neyin yasak olmadığını çok iyi biliyorum...” İri-yarı ‘en şef’ ise, “Yasak yayınların ne olduğunu Güvenlik Şubesi bilir,” dedi. “Hayır” dedim, “Ben bilirim, çünkü bunun kitabını yazdım” Neyse, tatsızlık büyümeden bitti.
4 Eylül 2003
O gün hazırlıklı gittim. Çantama yine Evrensel gazetelerini koydum, bir de benim “Yasak Kitaplar” (Habora Yayınevi, 1969) adlı ilk kitabımı. Montrö kapısına giderken planlar kuruyordum: Şimdi bu kitaba el koyarlar, tutanağı alırım, bana da konu çıkar... Sonra 8 Eylül’de (o gün söyleşim vardı) sanırım yıllar önce Altın Kitaplar’ın çıkardığı “Eroin” adlı kitabı götürürüm. Çantamı açarken de, “Eroin var çantamda,” derim. Sonra 10 Eylül’de bir söyleşim daha vardı, o gün de Ömer Seyfettin’in “Bomba”sını götürecek ve polislere, “Çantamda bomba var,” diyecektim. Ama hevesim kursağımda kaldı. Çünkü çantama hayran kalan polis yerine uygar polisler vardı.
Gelelim fuara
Fuar yetkililerinin izin verdiği 70 desibellik gürültüler içinde insanlar, bir oraya bir buraya gidiyordu. “Baraka” filmindeki civcivler geldi gözümün önüne.
Panayırın (pardon fuarın) en ciddi, düzenli yeri kitapçıların bulunduğu “Kitap ve Nota Sokağı”ydı. TYS, Pen, Edebiyatçılar Derneği standlarının yanında Bilgi Yayınevi, Volga Kitabevi, Mavera, 76 ve diğer bazı kitabevleri, Ege’de Yaşam Gazetesi standları vardı.
8 Eylül’de Kitap ve Nota Sokağı’nda Bergama’daki Normandy olayını konuştuk, Evrensel’den Özer Akdemir’le. Son gün ise, hem kitap hem Nota Sokağı’nın, hem de fuarın son şöyleşisinde, Evrensel’in İzmir Temsilcisi Emine Uyar’la, basının kültüre bakışı konusunda konuştuk. İki söyleşiyi TYS İzmir Temsilciliği düzenlemişti.
Fuardan aklımda neler mi kaldı? Çaba Kitapevi sahibi Şevki arkadaşın ikinci işyeri, yazar/ ozan söyleşileri... O kadar...


Başa dön


Simit büfesinde yaşam mücadelesi
Sultan Özer
Feruze Demirbaş, Ankara Tren Garı önüne kurduğu simit büfesiyle yaşam mücadelesi veriyor. İki çocuğuna hem ana hem baba olan Feruze, genç yaşında evinin bütün yükünü sırtlanmak zorunda kalmış. “Ah bir iş olsa” diyen Feruze, “Karda, yağmurda, soğukta, sıcakta dışarıda zor” olduğunu, çocuklarının geleceği için katlanmak zorunda olduğunu anlatıyor...
Feruze ile sabahın erken saatlerinde, büfesinin yanındaki küçük, kirli havuz başında kahvaltı yaparken görüşüyoruz. Küçük tüp üzerinde kaynattığı çay, yumurta, zeytin, salatalık ve domatesten oluşan kahvaltı sofrasına çevresindekileri de davet ediyor. “Hepimizi doyurur” diye ısrar da ediyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net