www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Bir başka 11 Eylül...
Şilili General Augusto Pinochet, bundan 30 yıl önce kanlı bir darbeyle iktidarı ele geçirmişti. Aradan geçen süre zarfında ortaya çıkan bilgi ve belgeler, darbenin başından sonuna dek Washington tarafından planlanıp yürütüldüğünü kanıtlıyor.

Halk Arafat’a kalkan oldu
İsrail’in Arafat’ı sürgün etme kararı onbinlerce Filistinliyi sokağa döktü. Filistinliler, Arafat’ın karargâhını kuşatarak İsrail saldırılarına karşı etten bir duvar oluştururken gösterilerde “Özgürlük yolunda arkadayız” sloganı atıldı.

ABD, Felluce’de 11 Iraklı polisi katletti
Bağdat’ın batısında bulunan Felluce’deki Amerikan işgal kuvvetleri, şehri kana buladı. Önceki gece, kendi gözetimlerinde faaliyet yürüten Irak polisini hedef alan askerler, 11 polisi öldürdü, 5’ini yaraladı.


Bir başka 11 Eylül...
11 Eylül, Latin Amerika halkları için çok farklı bir anlama sahip. 11 Eylül 2001’deki saldırılara sebep olan, ABD’den duyulan nefretin sebeplerini anlamak için önemli bir başka tarih bu: 11 Eylül 1973. Washington’un, Şili’de askeri darbe için düğmeye bastığı tarih. Bu tarihten 7 yıl sonra, 12 Eylül 1980’de ise, yine aynı merkezin yönlendirmesi ile, Türkiye’de askeri darbe gerçekleştirildi.
Geçtiğimiz birkaç yıl içinde ortaya çıkan sayısız gizli belge, Şili darbesinde CIA rolünü büyük ölçüde kanıtladı. Ancak yine de, ABD’nin neden bu kanlı darbeyi gerçekleştirdiğini anımsamakta fayda var.
ABD şirketlerinin yağması
1968 yılı sonlarında, ABD şirketlerinin Şili’deki toplam varlığı 1 milyar dolara ulaşmıştı. Bu şirketler; yüzde 20 civarında kârla çalışıyordu. Ülkedeki en büyük ABD şirketleri; Anaconda ve Kennecott gibi bakır şirketleri ile, 200 milyon dolarlık yatırımı ile elektronik devi ITT’ydi. Şili, dünya bakır rezervlerinin yüzde 21’ine sahipti ve ABD şirketleri, son 42 yıl içinde, 35 milyar dolarlık yatırımla tam 420 milyar dolar kazanmışlardı.
Sosyalist lider Salvador Allende’nin seçilmesinden önce, ITT, Allende’nin rakibi Jorge Allesandri’ye el altından 700 bin dolar “bağış” yapmıştı. Şubat 1970’te, ITT Yönetim Kurulu Başkanı Harold Geneen, CIA’ye 1 milyon dolar önermiş, karşılığında “Allende’nin bozguna uğratılmasını” istemişti.
Patronların ‘Birleşik Cephe’si
ITT, tek başına değildi. Şirket yöneticilerinin daha sonra verdiği ifadeler gösterdi ki; Şubat 1971’de, ABD şirketlerinin temsilcilerinden oluşan bir grup, ortak bir “Allende karşıtı strateji” üzerinde çalışmaya başlamıştı. Sermayenin bu “birleşik cephe”si, seçimlerden hemen sonra faaliyete geçti. Grubun içinde; dönemin ABD Hazine Bakanı John Connally ve yardımcısı da bulunuyordu.
Bu arada; Kennecott, Ralston Purina ve Anaconda gibi şirketler ise, bakır madenlerini sabote etmeye yöneldi. NIBSA adlı ABD’li pirinç tesisat şirketi, Allende’nin göreve başladığı gün fabrikasını kapatarak 280 işçiyi sokağa attı. Aynı şirketin yan kuruluşu olan NIB ise, “Endonezya tarzı bir çözüm” (toplu katliam) isteğini açıkça ifade etti. Ülkedeki en büyük hayvan gıdası üreticisi olan Purina, üretimi azalttı.
Krediler iptal ediliyor
ITT, Ford, Anaconda, Ralston Purina, First National City Bank ve Bank of America temsilcilerinin katıldığı gizli bir toplantıda, Şili’ye yönelik ekonomik yardımın durdurulması kararlaştırıldı. Amerikalı patronlar; Allende’nin Şili’ye ait olanı Şili’ye veren millileştirme operasyonlarından dolayı “tazminat” talep ediyorlardı.
Hemen ardından; Dünya Bankası, Amerikalararası Kalkınma Bankası (IDB), Uluslararası Kalkınma Ajansı ve Eximbank da, Şili ile ilgili programlarını iptal etti. Ancak IDB; Şili Katolik Üniversitesi ve Austral Üniversitesi’ne kredi vermeye devam etti. Çünkü her iki üniversite, Allende karşıtı faaliyetlerin odağında yer alıyorlardı.
Darbeden bir hafta önce Şili, ABD’den 300 bin ton buğday alabilmek için kredi talep etti. Talep reddedildi. Şili, 1970’ten önceki birkaç yıl boyunca her yıl bu ithalatı yapıyordu; ama 1971 ve 1972’de, ithalat neredeyse sıfıra indi.
Yedek parça yokluğu
Allende yönetimindeki Şili’nin döviz rezervleri, Kasım 1970’te 335 milyon dolar iken, 1971 sonlarında 100 milyon dolara kadar inmişti. 1972 itibarıyla ABD’nin Şili ithalatındaki payı yüzde 40’tan 15’e düşmüştü.
1972 sonlarına gelindiğinde; şahıslara ait minibüs ve taksiler ile kamuya ait otobüslerin üçte biri, yedek parça yokluğundan ötürü işlemez olmuştu. Parça eksikliği; kamyoncuların grevini tetikledi. CIA tarafından yönlendirilen bu grev de, askeri darbe için gereken “kaos” ortamını hazırladı.
RAND’ın marifetleri
Ama Amerikalı şirketler ve Beyaz Saray, sadece ekonomik baskıyla yetinmediler. Şili politikasını yönlendirmek amacıyla harekete geçirilen RAND adlı “düşünce kuruluşu”, 1970-73 arasında Şilili kadın ve çiftçiler arasında yaygın araştırmalar yaptı. Bu kesimlerin, Allende karşıtlarına destek olması öngörülüyordu. Beyaz Saray’a bağlı başka kuruluşlar da, “Camelot Projesi”, “Politica” gibi adlar altında benzer siyasi yönlendirme programları yürüttüler.
Sendikalarda faaliyet
Bir başka müdahale, Amerikan Hür İşçi Kalkınma Enstitüsü (AIFLD) imzasını taşıyordu. CIA tarafından denetlenen bu kuruluş, sendikacıları patron yanlısı kılacak eğitim programları yürütüyordu. Virginia eyaletindeki AIFLD kurslarına katılan sendikacılar ve ailelerine, yüklü “bahşiş” ve “harçlık”lar verilmekteydi. 1962-72 arasında buradan 79 Şilili sendikacı “mezun oldu”. Şili topraklarında düzenlenen seminerlere ise 8837 sendikacı katıldı. Sadece 1972’nin ilk altı ayında Virginia’dan mezun edilen sendikacı sayısı 29’du.
AIFLD; özellikle, Şili ordusuyla güçlü bağları olan Denizcilik Federasyonu (COMAH) ile ilgileniyordu. Mayıs 1971’de ise, AIFLD desteğiyle, Şilili Meslek Sahipleri Konfederasyonu (CUPROCH) adlı sendika kuruldu. CUPROCH, darbe öncesindeki grevlerde kilit rol oynayacaktı.
Askeri darbeden sonra, AIFLD’nin Şili faaliyetleri iki katına çıktı. Ocak 1974’te, cunta yanlısı küçük sendikalar Şili Ulusal İşçi Konfederasyonu’nu kurdu ve diğer tüm sendikalar yasadışı ilan edildi.
Seçim hazırlıkları
ABD’nin 1970 seçimleri için hazırlıkları, aynı yılın haziran ayında başladı. “40’lar Komitesi” adlı grup, Şili topraklarında bir araya geldi. Toplantıda, Allende karşıtı medyaya CIA tarafından 400 bin dolar aktarılması kararlaştırıldı. CIA, Allende muhaliflerine de 1 milyon dolar dağıttı. Şili Kongresi’ndeki milletvekillerini satın almak için ayrılan para, 350 bin dolardı.
Ama Allende’nin zaferi önlenemedi. Seçimlerin ardından, 15 Eylül 1970 tarihinde; ABD Başkanı Nixon, Dışişleri Bakanı Kissinger, Richard Helms ve John Mitchell bir toplantı yaptı. Helms, notlarında şöyle diyor: “Nixon; askeri bir darbeyi de içeren bir eylem planı istedi. Ayrıca; ekonomiyi ‘bağırtacak’ geniş kapsamlı bir istikrarsızlaştırma çabası yürütülecek.”
Amerikancı milliyetçiler
Sonraki üç yıl boyunca, istikrarsızlaştırma faaliyetleri için 6 milyon dolar harcandı. Mart 1973 Kongre seçimlerinde, ABD yanlısı adaylara 1.5 milyon dolar verildi. CIA, Amerikancı adaylar için bir radyo istasyonu bile satın aldı.
1972 ve haziran 1973’teki kamyoncu grevleri, CIA tarafından ve muhtemelen, Uluslararası Nakliye İşçileri Federasyonu aracılığıyla finanse edildi. Örgüt; ırkçı-milliyetçi “Vatan ve Özgürlük Partisi”nin fonlanması, eğitilmesi ve silahlandırılmasında da belirleyici rol oynadı.
1973 yazındaki esnaf ve taksici grevleri de, CIA sübvansiyonu ile gerçekleştirildi.
General Schneider suikastı
22 Ekim 1970 tarihinde, saat 02.00’de, başkent Santiago’da bir grup subay, ABD Büyükelçiliği’nden aldıkları üç yarıotomatik tüfekle yola çıktılar. Amaç, halen “anayasaya saygılı” davranan ve darbecilerin önünde engel teşkil eden Genelkurmay Başkanı Rene Schneider’i kaçırmaktı. Altı saat sonra, Schneider’in aracı durduruldu, ama general silahını çekince öldürüldü.
Yerine, General Augusto Pinochet geçirildi.
Terör ortamı
Araştırmacı Fred Landis, darbeden hemen önce CIA ajanlarının “köprüleri uçurduğunu, demiryollarını bombaladığını ve insanları öldürdüğünü” belirtiyor. Amaç, ordunun daha hızlı hareket etmesini sağlamaktı. Sadece başkent civarında günde 40 terörist saldırı meydana geliyordu.
Darbeden önceki günlerde, ABD Büyükelçiliği mensuplarının üçte biri, doğrudan CIA ajanıydı.
Pinochet darbesinin ardından, 3000’den fazla işçi ve öğrenci önderi, sosyalist katledildi. Öldürülenler arasında, Başkanlık Sarayı’nı son ana kadar savunan seçilmiş Devlet Başkanı Salvador Allende de bulunuyordu. Binlerce insan gözaltında kaybedildi, onbinlercesi işkence ve ağır hapis cezaları sonucu sakat kaldı. Bir o kadarı da, ülke dışına kaçmak zorunda kaldı.

DARBECİLERİN EN ÖNEMLİ SİLAHI
15 Eylül 1970’te; Şilili büyük patron Agustin Edwards, Beyaz Saray yetkilileri ile bizzat görüştü. Edwards; El Mercurio medya grubunun patronuydu. Grup içinde 3 büyük ulusal gazete, 7 yerel gazete, radyo istasyonları, reklam ajansları ve bir haber ajansı bulunuyordu.
9 Eylül 1971’den 11 Nisan 1972’ye dek, CIA, El Mercurio’ya 1.5 milyon dolar aktardı. Para aktarımı, daha sonra da devam etti. Tahminlere göre, CIA’nın Şili harcamalarının neredeyse yarısı, bu medya patronuna verilmişti!
El Mercurio grubunda “gazeteci-yazar” olarak çalışan 3 CIA ajanı bulunuyordu: Enno Hobbing, Alvaro Puga ve Juraj Domic.

Subayların eğitimi
Seçimlerin ardından başlayan ABD ekonomik boykotunun etkilemediği tek alan, orduydu. Şili ordusuna yönelik askeri yardım; 1970-74 yılları arasında, önceki dört yıla oranla iki kat arttı. 4000 Şilili subay, ABD eğitiminden geçirildi. Bunlar arasında General Pinochet, Hava Kuvvetleri Komutanı Gustavo Leigh, Donanma Komutanı Toribio Merino ve Jandarma Komutanı Cesar Mendoza da bulunuyordu. Araştırmacı Fred Landis, bu binlerce subaya nasıl bir eğitim verildiğini şöyle anlatıyor: “Onlara, komünistlerin dünyayı ele geçirmek için uluslararası bir komplo kurduğu söyleniyordu. Eğitim alan subaylar; komünist komplonun kendi ülkelerinde nasıl işlediğine dair sözlü bir sunum yapmak zorundaydı. Pentagon tarafından hazırlanan elkitaplarında; Endonezya Komünist Partisi’nin nasıl güçlendiği anlatılıyor ve uyarılarda bulunuluyordu.”

Ekonomiye sabotaj
1970 yılındaki seçimlerin ardından; Chase Manhattan, First National ve Morgan Guaranty gibi pek çok ABD’li banka, Şili’ye kredi vermeyi reddetti. Kennecott şirketi; Fransa, İsveç, İtalya ve Almanya’da açtığı davalarla, Şili’nin bakır ihracatını bir süreliğine durdurdu.
ABD hükümeti de, bu ekonomik boğazlama faaliyetine katılıyordu. ITT’nin, dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger gibi pek çok önde gelen isimle bağlantıları vardı.
Şirket yöneticileri; 16 Temmuz 1970’de CIA Batı Yarımküre Örtülü Operasyonlar Şefi ile, eylül 1971’de ABD Başkanı Nixon’un danışmanı Peter Peterson ile bir araya geldi. ITT Başkan Yardımcısı William Merriam, bir yıl içinde tam 25 kez Dışişleri Bakanlığı’na gitti ve Kissinger’dan “Şili’ye ekonomik yardımın durdurulmasını” istedi.
Ağustos 1971’de, Başkan Nixon yeni bir politika açıkladı. Şili’ye yönelik ekonomi politikalarının belirlenmesi, Dışişleri’nden alınıp Hazine Bakanlığı’na verildi. Bakan John Connally ve yardımcısı John Hennesy’nin, “Allende karşıtı cephe”nin mensubu olduğunu hatırlayalım. Bakanlık bürokratları John Petty (eski Chase Manhattan yöneticisi), Paul Volcker (Chase Manhattan), Charles Walker (Amerikan Bankerler Birliği) de, aynı cepheye mensuptular.
Ekim 1971’de, Dışişleri Bakanlığı da Hazine ile işbirliğine başladı.

İŞTE CIA TALİMATI
Şili darbesindeki CIA parmağı, bugün belgelerle ortaya çıkmış bulunuyor. Bu belgelerden biri, 16 Ekim 1970 tarihini taşımakta. CIA Genel Merkezi’nden Thomas Karamessines, Santiago’daki istasyon şefi Henry Hecksher’e şunları yazıyor:
“Allende’nin bir askeri darbeyle devrilmesi, süregiden kesin politikamızdır. Bu işin 24 Ekim’den önce gerçekleşmesi tercih edilir, ama çabalar bu tarihten sonra da devam edecektir. Amaca ulaşmak için her uygun kaynağı kullanmalı, maksimum baskı yaratmalıyız. Bu eylemlerin gizli ve güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi önemlidir; böylece ABD eli gözlerden uzak kalacaktır... Mevcut ve gelecekteki faaliyetlerinizi; propaganda, kara operasyonlar, istihbarat edinme veya dezenformasyon gibi unsurları içerecek şekilde değerlendiriniz. Amacımıza güvenli bir biçimde ilerlemek için, hayal gücünüzü sonuna kadar kullanınız.”


Başa dön


Halk Arafat’a kalkan oldu
İsrail Güvenlik Kabinesi’nin Filistin lideri Yaser Arafat’ı sürgün etmeye yönelik prensip kararının ardından Filistin halkı ve dünya liderleri Arafat’a desteklerini açıkladılar.
İsrail yönetimi, Filistin eski Başbakanı Mahmut Abbas’ın istifasının ardından Arafat’a yönelik saldırgan tutumunu artırmıştı. Kudüs ve Tel Aviv’e düzenlenen iki intihar saldırısını gerekçe gösteren İsrail Başbakanı Ariel Şaron başkanlığındaki İsrail Güvenlik Kabinesi, Filistin liderini sürgün etmeye yönelik prensip kararı aldı.
Onbinlerin desteği
Kararın ardından Filistin halkı, liderlerine destek vermek için sokaklara döküldü. Barışın önündeki engeli kaldırıcaklarını öne süren İsrail’in kararı üzerine onbinlerce Filistinli, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde destek gösterisi düzenledi. Liderlerine yönelik saldırılara tepki gösteren halk, sokakları doldurarak son ayların en büyük gösterisini gerçekleştirdi.
Yapılan gösteride onbinlerce kişi hep bir ağızdan, “Özgürlük yolunda senin arkandayız” sloganını attı. Kalabalıktan zaman zaman, “Tanklardan korkuyor musunuz... Hayır. Şaron’dan korkuyor musunuz... Hayır” sesleri yükseldi.
Kırmızı hat Arafat
Gösteride İsrail’e yönelik uyarılar içeren pankartlar da taşındı. Bu pankartlardan birinde “Devlet Başkanı Arafat kırmızı hattır ve eğer O zarar görürse bütün topraklar kırmızı olacaktır” yazılıydı.
Batı Şeria sokakları dışında Beytüllahim, Cenin ve Gazze Şeridi’nde de binlerce kişi Arafat’a destek gösterisi düzenledi. Filistin radyolarında Filistin ulusal şarkıları çalınmaya başlandı.
Etten duvar
Ayrıca Arafat’a destek veren bazı kişiler, Arafat’ın karagâhını İsrail’den gelecek saldırılara karşı korumak için karargâh etrafında gece ve gün boyunca koruma duvarı oluşturdu.
Yeni Filistin Başbakanı Mahmut Kurey ise, bu gelişmenin yeni bir kabine kurma çabalarını engelleyeceğini belirtti. Kurey, “Bu tehlikeli karar sadece Filistin topraklarını değil tüm bölgeyi etkileyecek ve barışa giden tüm yolları tehlikeye sokacak” dedi.
Arafat’ın El Fetih örgütüne bağlı El Aksa Şehirleri Tugayı ise, Arafat’ın sürgüne gitmesi halinde İsrail’i vuracaklarını açıkladı. Örgütten yapılan yazılı açıklamada, ‘’Yüksek sesle duyuruyoruz ki, bu karar uygulamaya koyulursa İsrail’de, istisnasız her yeri vururuz. O zaman kırmızı hat falan olmaz” denildi.
‘Ben buradayım’
Geçmişte Tunus, Lübnan ve Ürdün’e sürgüne gönderilen Arafat, kendisini destekleyen onbinlere yaptığı açıklamada zaferi işaretleri yaparak “Benim sevgili halkım, siz İsrail saldırılarına cevap verecek kadar cesursunuz, Ebu Ammar burada” diye seslendi. Kararın ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, “Onlar beni bombalarıyla öldürebilirler ama ben burada kalacağım. Kimse beni kovamaz” diyen Arafat, sürgün yerine ölümü tercih ettiğini belirtti.
Filistinlilere saldırı
Güney Lübnan’da bulunan ve 70 bin mülteciyi barındıran Ayn El Hilve Filistin mülteci kampında, Filistin lideri Yaser Arafat’a destek için yapılan gösteri sırasında el bombasının patlaması sonucu 3’ü ağır, 15 Filistinli yaralandı.
Fetih liderlerinden Halid Arif’in de gösterilerde yara aldığı bildirildi. Haremüşşerif’te ise cuma namazından sonra askerlere taş atan Müslümanlara, göz yaşartıcı gaz ve bayıltıcı bombayla saldırıldı.
İsrail ordusunun Batı Şeria’nın kuzeyindeki Tulkarim’de bulunan mülteci kampına yönelik saldırısında 3 Filistinlinin yaralandığı bildirildi. Filistinli güvenlik kaynakları, 15 kadar askeri araçla kente giren ve sokağa çıkma yasağı ilan eden İsrail askerlerinin, 8 kişiyi de gözaltına aldığını bildirdi. Hamas’ın El Halil sorumlusu İzzeddin Misk’in 2 katlı evinin patlayıcılarla yıkıldığı da belirtildi.

Dünya, Arafat’ın yanında
Birçok ülke hükümeti ve uluslararası kuruluş, sürgün kararına tepki gösterdi. Liderler, İsrail’i Ortadoğu’yu kana bulamaması için uyardılar. Yapılan açıklamalar kısaca şöyle:
Avrupa Birliği Komisyonu: “Arafat’ın sürgüne gönderilmesi korkunç bir hata olur. Bunun bölgede yaratacağı sonuçlar da korkunç olur.”
Japonya: “Arafat seçilmiş bir lider. Böyle bir girişim Filistinlilerin İsrail’e nefretini körüklemekten başka bir şeye yaramaz.”
Ürdün: “Arafat’ın sürgün edilmesi, bölgeyi belirsiz bir geleceğin eşiğine atacaktır.”
Fransa: “İsrail hükümeti kararını gözden geçirmeli.”
Mısır: “Filistin liderinin rolünü önemsememek hata olacaktır.”
BM Genel Sekreteri Kofi Annan: “Arafat’ı sürgüne göndermek ihtiyatsızlık olur.”
Arap Birliği: “Arafat’ın sürgüne gönderilmesinin sonuçları bütün bölgeyi etkiler, hatta aşar bile.”
Rusya: “Arafat’ın sürgüne gönderilmesi krizin barışçı yollardan çözümüne son noktayı koyar ve bölgede kontrol edilemez gelişmelere yol açabilir.”
Almanya: “Barış sürecini olumsuz etkileyecek adımlardan kaçınılması gerekir.”
Malezya ve Endonezya gibi Müslüman ülkeler de, İsrail kararına sert tepki gösterdi.

ARAFAT PES ETMEYECEK
Arafat’ın savunmaya kararlı olduğunu açıkladığı Ramallah’taki karargâhı El Mukata ile görüştük. Arafat ile birlikte içeride olan Dr. Mustafa Barguti, Evrensel’e durumu anlattı.
Evrensel: Sürgün kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dr. Barguti: İsrail hükümetinin Yaser Arafat’ı sürgüne gönderme kararı alması, büyük bir insanlık suçudur. Bu, Ariel Şaron’un en büyük saldırısı. Hedef sadece Arafat değil, Filistin davasının meşruiyeti, Filistin Yönetimi’nin kendisidir. Amaç, Oslo Barış Anlaşması’nı bütün sonuçlarıyla birlikte yok etmektir.
Arafat öldürülür veya sürgüne gönderilirse Filistin halkının tepkisi ne olur?
Arafat’ın başına birşey gelirse, Filistin Özerk Yönetimi biter. Sadece o değil; barış süreci de bitecektir. Filistin halkı; topyekûn savaşa başlar ve ölümüne direnir. Yeni bir ulusal liderlik, mutlaka kurulur.
Şu anda Mukata’daki durumu anlatır mısınız?
Arafat nasıl?
Askerler, çevremizdeki yüksek binalara mevzilendi. 100 metre kadar yakınımızdalar. Bizi gözlüyorlar. Anlaşıldığı kadarıyla, Mukata’yı bir kez daha kuşatma altına almak istiyorlar.
Yaser Arafat, 24 saat öncesine göre çok daha güçlü. Halkıyla birlikte, duyuyorsunuz. (Telefondan güçlü sloganlar işitiliyor). Arafat pes etmeyecek. İsrail ordusu onu sürükleyip Filistin dışına atabileceğini zannediyorsa, yanılıyor. Gelsinler ve görsünler.
Filistin Yönetimi, dünyadan ne bekliyor?
Şaron hükümetinin işlediği suçlardan hesap sorulmalı. Yeni ve korkunç bir suçun işlenmesi önlenmeli. Ama bu yeterli değil. Güçlü bir uluslararası varlık istiyoruz.
Uluslararası güç istiyoruz. Aksi takdirde felakete gideriz. Filistin’de demokrasi istediklerini söylüyorlar. Öyleyse, demokratik seçimleri bir an önce gerçekleştirmemizi sağlayacak olanak yaratılsın.


Başa dön


ABD, Felluce’de 11 Iraklı polisi katletti
Bağdat’ın batısında bulunan Felluce’deki Amerikan işgal kuvvetleri, şehri kana buladı. Önceki gece, kendi gözetimlerinde faaliyet yürüten Irak polisini hedef alan askerler, 11 polisi öldürdü, 5’ini yaraladı.
Irak polisi, Bağdat-Amman karayolunda seyahat edenleri soyduklarından şüphelendiği çete üyelerinin bulunduğu bir otomobili takip ediyordu. ABD askerleri, kontrol noktasına yaklaşan iki polis aracına ateş yağdırdı. Olayda 11 Iraklı polis öldü 5’i de yaralandı.
Amerikan saldırısı sırasında, bölgedeki Ürdün Hastanesi de isabet aldı. Mermiler, içerideki bir Ürdünlüyü öldürdü, 1Iraklı ve 5 Ürdünlüyü yaraladı.
Direnişçilerin saldırıları
Venezüella’da da denediler
Venezüella Devlet Başkanı Yardımcısı Jose Vicente Rangel, geçen yıl ülkesinde meydana gelen başarısız darbeden ABD’yi sorumlu tuttu. Şili’nin sosyalist Devlet Başkanı Salvador Allende’nin devrilmesi için 1973 yılında bu ülkede yapılan darbeyi, geçen yıl ülkesinde meydana gelene benzeten Rangel, Şili’deki darbede de ABD’nin parmağının olduğunu söyledi. Rangel, “11 Eylül 1973 tarihi, sosyal kesimler, Şili burjuvazisi, silahlı kuvvetler ve ABD’nin katılımıyla meydana gelen bir terörizm eylemidir” dedi. Rangel, geçen yıl Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez’i devirmek için yapılan kısa süreli darbenin de, benzer gruplar tarafından planlandığını belirtti. ABD yönetimi, Chavez hükümetine yönelik düşmanca tutumunu sürdürüyor. Son olarak salı günü, 15 Blackhawk helikopterinden oluşan bir ABD filosunun, Venezüella hava sahasını ihlal ettiği belirtildi. Hükümet, bu egemenlik ihlaline karşı bir protesto hazırlığında. Helikopterlerin; Venezüella-Kolombiya sınırını geçtiği ve Kolombiya’ya geri dönmeden önce en az 20 dakika Venezüella hava sahasında kaldığı bildirildi.
Berlusconi, Mussolini’yi savundu
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “yakın dostu”, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, ırkçı yüzünü açığa vurdu. Berlusconi, bir dergiye verdiği röportajda, İtalya’nın faşist diktatörü Benito Mussolini’yi savunarak, “O kimseyi öldürmedi. Sadece onları denetim altında tutmak için tatile gönderdi” dedi. Berlusconi, yolsuzluk davaları nedeniyle peşini bırakmayan yargıçların “ruh hastası” olduklarını, İtalyan hukukçuların diğer insanlardan “antropolojik olarak farklı olduğunu” da söyledi.
Schröder Ortadoğu turuna çıkacak
Almanya Başbakanı Gerhard Schröder, 4-7 Ekim tarihlerinde 3 Arap ülkesini ziyaret edecek. Hükümet sözcüsü Bela Anda, Schröder’in Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gideceğini söyledi. Schröder’in yapacağı temaslarda Ortadoğu sorununun yanı sıra ekonomik ilişkilerin de ele alınacağı belirtiliyor.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net