www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



İlaç tekellerinin yeni oyunu
ABD’li ilaç şirketleri, Dünya Tıp Birliği’nin, Helsinki Deklarasyonu’nunda ilaç kullanımına dair değişiklik yapmasını dayatıyor.

Abbas istifa etti
Filistin yönetiminde; Başbakan Abbas ve Filistin lideri Arafat arasında yaşanan gerginlik, Abbas’ın istifasıyla sonuçlandı.

İsrail adaleti: YARGISIZ İNFAZ
Salem askeri mahkemesi, Cenin yakınlarında bir askeri üssün içinde bulunuyor. Burada görülen duruşmalar, kâğıt üzerinde halka açık ama gerçekte öyle değil.


İlaç tekellerinin yeni oyunu
ABD’li ilaç tekelleri; özellikle tıp dünyasında ilaç kullanımına ilişkin değişiklikler dayatıyor. Helsinki Deklarasyonu’nda yapılması planlanan değişikliğin, özellikle yoksul ülkelerde insan sağlığına yönelik tehdit oluşturacağı açıklandı.
Nazi rejimindeki gibi
İki hafta sonra yapılacak olan Dünya Tıp Birliği toplantısında; ABD hükümeti tarafından desteklenen ilaç tekelleri, doktorların Nazi rejiminin yıkılmasının ardından oluşturduğu etik kurallarının değiştirilmesi için baskı yapıyor.
Değişiklik, muayene sonuçlanana kadar, doktorların hastaların en iyi tedaviyi görmelerini sağlamasına ilişkin kurallarda yapılacak. Yeni deklarasyonun 30. paragrafında, doktorların “hastaların kendi durumlarına en uygun olduğu kanıtlanan eldeki ilaçlara ya da diğer tedavi yöntemlerine ulaşabilmelerini sağlamak için her türlü çabayı göstermeleri gerektiği” belirtiliyor. Ancak hastalar bu ilaçlardan ya da gerekli tedavi yöntemlerinden ancak hükümetlerinin izin vermesiyle faydalanabilecekler.
ABD ve İngiltere’de mevcut durum bu şekilde işlemiyor. Bu iki ülkede hastalar, araştırmaların ardından ve ruhsat verilmeden yeni ilaçları kullanabiliyor.
Sorumluluk hastaya
Değişikliğin yapılmasını dayatan çalışma grubu tarafından yapılan açıklama; değişiklikten dolayı ortaya çıkabilecek tehlikelerin sorumluluğunun hastalara yüklendiğini gösteriyor. Açıklamada, ilaç şirketlerinin ‘bazı ülkelerde’ sağlık servislerinin yetersizliğinden sorumlu tutulmayacağı öne sürülerek şöyle deniliyor: ‘Sponsorlar ya da araştırma şirketleri politik hatalardan ve küresel ekonomik durumdan kaynaklanan hatalardan sorumlu tutulmaz.’
Kitle örgütleri rahatsız
Sağlık gibi hayati bir konuda yapılan bu değişiklikten kitle örgütleri hoşnut değil. ABD merkezli tüketici derneği Public Citizen (Kamusal Yurttaş), bu değişikliğin arkasında ilaç şirketlerinin, ABD ilaç ve gıda yetkililerinin ve ulusal sağlık enstitülerinin bulunduğunu açıkladı.
Deklarasyondaki “dipnotlu” paragrafların arttığına dikkat çeken örgüt, “Bu iki taraflı bir özelliğe işaret ediyor. Deklarasyon bünyesinde dili kuvvetlendirmeye değil yumuşatmaya çalışıyorlar. Ayrıca bu değişikler gelişmekte olan ülkeler ya da hasta örgütleri tarafından değil, tamamen ABD ve ilaç şirketleri tarafından öne sürülüyor” açıklamasını yaptı.
Doktorlar; asıl değişikliğin, araştırmaların daha az külfetli ve daha az zahmetli hale getirilmesi için yapılması görüşündeler.


Başa dön


Abbas istifa etti
Filistin lideri Yaser Arafat’ın, başbakanlık görevine atadığından bu yana gerginlik yaşadığı Mahmut Abbas istifa etti. Filistinli başmüzakereci Saeb Erekat, Abbas’ın, istifasını bir mektupla, Filistin lideri Yaser Arafat’a sunduğunu söyledi. Abbas’ın istifasını kabul eden Arafat’ın, Abbas’dan yeni kabine kurulana kadar görevini sürdürmesini istediği bildirildi.
Arafat’la Abbas arasında yaşanan ‘iktidar gerginliğinin’ altında, en başta ABD ve İsrail’in dayattığı Filistinli grupların silahsızlandırılması geliyordu.
İsrail zorlayacak
Ebu Mazen olarak bilinen Abbas’ın istifasının İsrail tarafından koz olarak kullanılacağı yorumları yapılıyor. Zira, hem İsrail hem de ABD, barış görüşmelerinde Arafat’ı ‘taraf olarak’ görmediklerini açıklamışlardı. İsrail, barış sürecinin bozulmasından Arafat’ı sorumlu tutarak, Arafat’ın sürgüne gönderilmemesi halinde hiçbir gelişme sağlanamayacağını öne sürüyor.
İstifanın onaylanmasının ardından İsrail tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in Abbas’ı muhatap saymaya devam ettiği kaydedildi. İsrailli yetkili, ‘’Bu konu Filistinlilerin iç sorunudur. İsrail, gelişmeleri yakından izliyor. Abbas, barış sürecinde Filistin tarafında İsrail’in tek muhatabı olmaya devam ediyor’’ dedi. İsrail ayrıca, Arafat’ın denetiminde bir Filistin hükümetini kabul etmeyeceğini bildirdi.
Filistin parlamentosunun, 30 Nisan’da göreve başlayan Filistin Başbakanı Mahmut Abbas için güvenoylamasına gideceği açıklanmıştı. Abbas, hafta başında yaptığı bir konuşmada Filistin yönetimine “Ya beni destekleyin ya da görevden alın” demişti.
Apartmana bombalı saldırı
İsrail bir yandan Filistin yönetimindeki gerginliği körüklerken bir yandan da Filistin halkına yönelik saldırılarına devam ediyor. İsrail askerleri, yedi katlı bir apartmana düzenledikleri saldırı sonucu yüzlerce Filistinliyi evsiz bıraktı. Filistin kentlerinden Nablus’da düzenlenen saldırıda, Hamas’n silahlı kanadının liderlerinden bomba uzmanı olduğu belirtilen Muhammed Hanbali hedef alındı. Saldırı sonucu 28 ailenin yaşadığı bina boşaltılmak zorunda kalındı. Saldırıda bir İsrail askerinin öldüğü üç askerin de yaralandığı belirtildi.
Patlamadan manzaralar
Evini terk etmek zorunda kalanlardan biri de 8 yaşındaki Bekir Sabih. Yıkıntılar arasında okul kitaplarını arayan Bekir, ağlayarak “Ailem içerideydi” dedi. Bekir’in babası, diğer Filistinlilerle beraber tutuklanmış. Annesi ise, yaşadıkları telaş nedeniyle bir kibrit çöpü bile almadan evi terk ettiklerini anlatıyor.
Cemil Kardi adlı başka bir Filistinli ise, saldırı için aslında hiçbir sebep bulunmadığını belirtiyor. Filistinliler, İsrail’in kitlesel kıyamlara tekrar başladığını söylüyor.


Başa dön


İsrail adaleti: YARGISIZ İNFAZ
Gabriel Ash
Salem askeri mahkemesi, Cenin yakınlarında bir askeri üssün içinde bulunuyor. Burada görülen duruşmalar, kâğıt üzerinde halka açık ama gerçekte öyle değil. Duruşmaları kimin izleyeceğine askerler karar veriyor. Ve askerlerin seçtiği izleyiciler çoğunlukla sanıkların akrabaları. Ziyaretçiler hoş karşılanmadığı için ben de duruşma salonuna, filozof Libovitz Yeşaiyahu’nin torunu olan avukat Sami Yeşaiyahu’nin yanında gizlice girdim. Sami genç ve mücadeleci bir insan hakları savunucusu.Hakimlerce artık kanıksanmış olan ırkçılığa karşı çıkıyor.
Delile ne gerek var?
Filistinlileri savunan Sami’yi görmek bile savcıları çıldırtıyor. Fakat o güçlü olduğu yanılsamasına kapılmıyor. “Sistem çok sağlam” diyor. O müvekkillerini nasıl mı savunuyor? Bütün yasal yolları deneyerek ve açık bir yol bulmayı umarak. Fakat nadiren başarılı olabiliyor.
Saat on bir buçuk sıralarında bir grup mahkûm getiriliyor. Mahkûmlar mahkeme salonunun köşesinde banyo büyüklüğünde bir bölmede oturuyorlar.
Hakim içeri girerken ayağa kalkıyoruz, hakim yargılama usullerini anlatıyor, gülümsüyor ve diğer üyelerle şakalaşıyor. Gülümseyişinde rahatsız edici bir hava var, ayrıca parfümü berbat kokuyor. İlk dava çabucak karara bağlanıyor: Bir yıl hapis. Hiçbir delil yok. Verilen cezayı savunma da kabulleniyor.
Tiyatro oyunu gibi
Birçok mahkûmun gözaltı süresi polisin isteği üzerine mahkeme kararı ile on beş gün uzatılıyor. Bu sayede tekrar sorgulanabiliyorlar. Uzun sorgulamalar sırasında uykusuz kalıyorlar. Aileleri tehdit ediliyor, dövülüyorlar ve İsrail mahkemelerinin görmezden geldiği farklı işkence yöntemlerine maruz kalıyorlar. Hakim, polisin gözaltı süresinin uzatılması isteğini değerlendirirken adilmiş gibi davranmaya bile gerek duymuyor. Polisin bütün uzatma istekleri kabul ediliyor, genellikle savunmanın da katılımı ile.
Mahkeme heyeti prosedüre uyuyormuş gibi görünüyor. Konuşulan her şey herkesin anlaması için çevriliyor. Kararlar yazılıyor. Hakim, sanıklara, savunma ve burada konuşulan her şeyi anlama hakları olduğunu söylüyor. Fakat bir keresinde duruşmaya verilen ara sırasında bir savunma avukatı, mahkemeyi bir tiyatro oyununa benzeterek bana şöyle demişti: “Hepimiz bir oyunda rolümüzü oynuyoruz”.
Avukatsız duruşma
Şimdi duruşması görülen kişi Salih. Gerçek adı bu değil, takma isim verdik. Ondokuz yaşlarında görünen Salih, konuşulanları anlamaya çalışırken yüzünde çekingen bir gülümseme oluşuyor. Savcı her zamanki gibi 15 günlük uzatma talep ediyor. Salih ise neredeyse yedi aydır tutuklu olduğunu söyleyerek serberst bırakılmayı istiyor. Evet, bunları hakime o söylüyor. Çünkü bir avukatı olmasına rağmen avukat orada değil. O nededini bilmiyor. Yargıç için avukatın orada olmaması sorun değil. 15 gün uzatmayı onaylıyor.
Duruşmaların ardınan hakimler salondan ayrılırken, aileler mahkûmlara ulaşmaya çalışıyor. Ağlıyorlar ve yüzlerinde umutsuzluk var. Bu, akrabalarını görebilmeleri için yakalayabilecekleri ender fırsatlardan biri. İsrail, ailelerin mahkûmları ziyaret etme hakkının gereksiz olduğunu düşünüyor. Hakim, ailelere koyun sürüsü imişler gibi davranıyor. Bir kadın oğlu ile konuşabilmek için ona yalvarıyor. Fakat hakim kadını tersliyor ve onu yakın zamanda yaşanan iki bombalı saldırıyı yapmakla suçluyor. Onun için kadının suçlu olduğu su götürmez. Bütün Filistinliler gibi...
Zorla ifade
İzlediğim bir sonraki duruşmada yargılanan kişi Abid. Abid, mahkemeye beş saat gecikmeli olarak getiriliyor. O gelmeden önce hakim değişiyor. Yeni hakimimiz gecikme ile ilgilenmedi. Cezaevi servisini uyarması gerekirdi ama o bunu düşünmedi bile. Avukatın birkaç saati boşa gitse ne olur ki?
Abid’in avukatı Sami müvekkiline yönelik suçlamalarla ile ilgili dosyayı henüz almıştı. Bu dosyada Abid’in cezaevindeyken imzaladığı ve suçlamaları kabul ettiği ifadesi vardı. Abid mahkemede; yüz saat boyunca uykusuz bırakıldığını, yeni doğum yapan eşinin tehdit edildiğini ve tutuklandığını, çocuklarının anne babasız kaldığını ve evinin yıkıldığını anlattı.
Kafka’nın romanları
Sami hakimden materyalleri okumak ve duruşmaya hazırlanmak için birkaç günlük zaman istedi. Bu istek karşısında, hakim gözlerini dikerek kuşkuyla ona baktı ve şöyle dedi: “Belki daha deneyimli bir avukata danışmak istersin.” Hakim, açıklamalarıyla farkında olmadan Kafka’nın romanındaki bir yargıcın tutumunu ortaya koyuyordu: Abid gibi Filistinliler asla serbest bırakılmamalıdır.
Sami, hakime İsrail kanunlarına uymak zorunda olduğunu hatırlatıyor ve savcının Abid’in kefaletsiz tutuklanması isteğinin rededilmesini istiyor. Yapılacak araştırmayla delillerin yetersiz olduğunun anlaşılabileceğini ya da sanığın serbest bırakılması için farklı nedenler bulunabileceğini söylüyor.
Hakim, ilkin Abid’in kefaletsiz tutuklanmasına karar verdi, fakat Sami daha önceki duruşmaları örnek göstererek itiraz etti. Nihayet hakim duruşmanın yapılmasının gereklerine dair yazılı bir dilekçe verilmesini kabul etti. Açıkça söylemek gerekirse hakim savunmaya, mahkemenin neden kurallara uyması gerektiğini soruyordu.
İzin işkencesi
Abid’in cezaevinden dönmesini beklerken, önceki müvekkili Faruk’un işleri ile ilgilenen Sami’yi izliyorum. Faruk buraya askeri üssün içinde bulunan ‘sivil yönetime’ dilekçe vermek için gelmiş. Sami birkaç gün önce; Faruk’un annesinin meme kanseri uzmanına muayane olmaya gidebilmesi için telefonda saatlerce yolculuk izni almaya çalıştı. Faruk’un annesi sabah sekizden akşam altıya kadar kontrol noktasının önünde beklemişti. Sonunda izin verildi fakat kontrol noktasındaki görevli kadına yardımcı olmadı.
Farklı bir hukuk
Faruk’u bulmak kolay olmadı.Merkezin içine bir göz atınca katı İsrail bürokrasisine rağmen işlerini yapma cesareti gösteren Filistinlileri gördüm. Ancak onların çabaları çoğu zaman boşa gidiyordu. Bir arkadaşını ziyarete gitmek veyadoktora görünmek ya da okula yazılmak gibi özgür bir insan için sorun olmayacak şeyler, bir Filistinli için deveye hendek atlatmak kadar zor olabiliyor.
Abid’in duruşmasından sonra mahkemeden ayrılırken bir asker arkamızdan bağırıyordu: “Burada farklı bir hukuk var.” Ne kadar doğru!
(YellowTimes.Org’dan çeviren Taylan Özgür Efe)


Başa dön


Adaletsizlikte ısrar
Avrupa Birliği Komisyonu, yoksul ülkelerin tarımına bir darbe daha indirdi. AB ve ABD’nin kendi ülkelerinde tarıma ayırdıkları büyük sübvansiyonların altında ezilen yoksul ülkelerin çiftçileri, AB’nin tarıma ayrılan paylarda indirim yapmasını talep etti. Ancak AB Komisyonu bu talebi reddetti. AB Tarım Komisyonu yetkilisi Franz Fischler, Brüksel’in çiftçilerini korumaya devam edeceğini açıkladı. Fischler, AB’nin tarım politikasına yapılan son saldırıların çoğunun ‘entelektüel açıdan adaletsiz’ olduğunu öne sürdü. Yoksul ülkelerin adil pay isteklerinin ‘çok abartılı’ olduğunu iddia eden Fischler, AB’nin ‘gelişmekte olan ülkelerle daha iyi bir paylaşım içinde olmayı istediğini, ancak bu ülkelerin abartılı isteklerinde ısrarcı olmaları durumunda hiçbir şey elde edemeyeceklerini söyleyerek tehdit etti.
ABD’ye halk desteği kalmadı
Irak saldırısının ardından Avrupa ülkelerinde ABD’ye duyulan güvenin önemli ölçüde düştüğü açıklandı. Avurpa’da yapılan bir kamuoyu araştırması, Avrupa halklarının ABD’nin ‘dünyanın lideri’ imajına inanmadıklarını gösterdi. Transatlantik Eğilimler 2003 adlı araştırma sonucunda, “Irak savaşı Avrupa’da ABD’nin saygınlığını azalttı” denildi. Araştırma sonuçlarına göre, Avrupa halklarının ABD’ye ve ABD Başkanı George Bush’a güveninin yüzde 16’lara kadar düştüğü belirtildi. Araştırmaların sponsorları arasında ABD’nin Alman Marshall Fonu ve İtalyan Compagnia di San Paolo şirketleri bulunuyor. ABD, Fransa, İtalya, Almanya, İngiltere ve Portekiz ve Polonya’da yapılan anket sonuçlarına göre, bu ülkelerin halkları ABD’nin dış politikasına karşı. Katılımcılar, terörizmin ve kitle imha silahlarının dünya için en büyük tehdit olduğunu belirtmelerine karşın ABD’nin müdahaleci tavrını doğru bulmuyor.
AB, istifadan endişeli
AB’nin, Filistin Başbakanı Mahmud Abbas’ın görevinden istifa etmesinden ‘’derin endişe’’ duyduğu bildirildi. İtalya Dışişleri Bakanı Franco Frattini, Riva del Garda kentinde yapılan AB dışişleri bakanları gayri resmi toplantısında yaptığı açıklamada, ‘’Birliğin, derin endişe duyduğunu’’ söyledi. ‘’Yol Haritası’’nın mimarlarından biri olan Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Möller de, Abbas’ın istifasının barış süreci için ciddi bir geri adım olacağını kaydetti.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net