Tehlikeli gelişme
Ömerli Su Havzası’nı imara açacak olan nazım planı İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi kararı ile salı akşamı kabul edildi. Böylece İstanbul’un içmesuyu ihtiyacını karşılayan en büyük su havzasının kirletilmesinin önü açıldı. Bir yandan, “İstanbul’un sularını temizliyoruz” diyerek reklama devam edilirken, bir yandan da yine belediye eliyle aynı suların kirletilmesine onay verilmesi soru işaretlerine neden oluyor. 1/5000 ölçekli Emirli, Kurnaköy ve Kurtdoğmuş Nazım İmar Planı, Belediye Meclis İmar Komisyonu Raporu’yla, oy çokluğu ile kabul edildi. Bu plan ile İstanbul’un su ihtiyacının yüzde 30’dan fazlasını karşılayan Ömerli İçmesuyu Havzası imara açılmış oldu. Belediye meclisinin bu onayı, Orman Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın kararlarına dayanıyor. İki bakanlık, Pendik ilçesi Emirli köyü sınırları içine giren 69 hektarlık alanı, “18 delikli golf, dinlenme ve konaklama tesisi” yapılması için tahsis etmişti. Buna göre, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı 2003 yılı başında 1/25 bin ve 1/50 bin ölçekli Ömerli İçmesuyu Havzası Çevre Düzenleme Planı hazırlayarak İstanbul Belediyesi’ne bildirdi. İmar Kanunu’nun 9. maddesine göre ise bu planlar, büyükşehir belediyesi tarafından değiştirilemiyor. Buna uygun olarak hazırlanan 1/5000 ölçekli imar planının da kabul edilmesi ile golf tesislerinin yapılmasına izin verilmiş oldu. Planlanan tesisler, herhangi bir yapılaşma alanında değil de orman alanı olan bir arazide yapılıyor. Minimum genişlikte bir tesisin yapılabilmesi için, alanın 25 hektarlık bölümündeki bütün doğal hayatın kaldırılması gerekiyor. Bunların arasında ağaçlıklar da var. Son 30 yılda İstanbul ve civarındaki fundalıkların yüzde 90’ı yitirilmişti. Ayrıca yapılaşma sadece golf sahası ve dinlenme tesisi olarak da kalmıyor. Bunların yanı sıra yol, su ve elektrik tesisleri ile altyapı oluşturulması da yapılaşma oranının artması tehlikesini beraberinde getiriyor. Tüm bunlar tesisler çevresinde lüks villaları teşvik edecek ve bölgede yapılaşma için bir çekim alanı olacak.
Seçim dönemi yangınlar artıyor
Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Orman Fakültesi Orman Entomolojisi ve Koruma Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Bilgili’nin verdiği bilgiye göre, Türkiye’de 1937 yılından beri, 1.5 milyon hektarın üzerinde ormanlık alan yangınlardan zarar gördü. Orman yangınları, ormanların sürekliliğini tehdit eden, trilyonlarca liralık maddi zarara ve hatta can kayıplarına neden olan bir faktör durumunda. Türkiye’deki ormanların ise yarıya yakını, orman yangınlarına hassas alanlarda bulunuyor. Türkiye’de ormanlarda çıkan yangınların yüzde 3-5’lik kısmının yıldırım gibi doğal sebeplerden kaynaklandığını söyleyen Prof. Dr. Bilgili, “Geriye kalan yüzde 95-97’lik kısım, insan kaynaklıdır. İnsan kaynaklı yangınların yüzde 12-15’lik kısmını kasıtlı çıkarılmış yangılar oluştururken, tüm yangınların yarıya yakını ihmal ve dikkatsizlik sonucu çıkmaktadır” diye konuştu. Prof. Dr. Bilgili, yangınlar incelendiğinde, Türkiye’de yangın olayının temelinde sosyal, ekonomik ve kültürel nedenlerin olduğunun görüleceğini ifade ederek, şunları kaydetti: “Bu durum, yapılacak yangın öncesi planlamalar açısından oldukça önemlidir. Bu bağlamda, yangın öncesi alınan koruyucu ve önleyici tedbirlerin planlanması, yangına hassas alanların içinde bulunduğu bölgelerde yaşayan hedef kitlelerin sosyal, ekonomik ve kültürel ihtiyaç ve beklentilerini de içine alan bir düşünce ve görüş paralelinde yapılmalıdır.” Orman yangınları ile mücadelede, yangınların tarihsel seyrinin de göz önüne alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Bilgili, şu değerlendirmede bulundu: “Bu seyre bakıldığında, çıkarılan yangınların önemli bir kısmının politik istikrarsızlıklar ya da seçim dönemlerinde olduğunu görmekteyiz. Kamuoyunda kısaca 2/B uygulaması olarak bilinen, orman vasfını kaybetmiş ve orman arazisi dışına çıkarılmış alanların satışının Meclis’te kabul edildiği bu günlerde, bu durumu çıkar elde etmede fırsat bilerek, orman yangınlarını kötü emelleri için bir araç olarak kullanmak isteyenlerin olacağı beklenebilir. Ancak şu unutulmamalıdır ki orman yangınlarından zarar gören alanlar, mevcut kanunlarda öncelik arz eder ve tüm planlamaların önüne geçer. Yanan alanların en kısa sürede tekrar ağaçlandırılması ve orman ekosisteminin eski haline dönüştürülmesi yasal bir zorunluluktur.”
Saldırılara karşı destek çağrısı
Halkın Hukuk Bürosu, TAYAD ve Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği, tecridin kaldırılması, işkenceye son verilmesi, tutuklu ve hükümlüler üzerindeki baskılar ve TAYAD’lı ailelere Afyon’da düzenlenen saldırılara ilişkin ortak basın toplantısı düzenlendiler. Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği binasında gerçekleşen toplantıda konuşan TAYAD Yönetim Kurulu Üyesi Üzire Aras, 26 Temmuz günü tecridin kaldırılması için topladıkları imzaları Meclis’e götürmek isterken Afyon’da uğradıkları saldırı hakkında bilgi verdi. Aras, saldırıya uğrayan TAYAD üyesi ailelerin durumlarının kötü olduğunu, herkesin yaralandığını bildirdi. Ayrıca polisler tarafından gösteri yapılmamasına ilişkin tehdit edildiklerini belirtti. Üzire Aras, polislerin ülkücü saldırıyı engellemediğini ve tek bir saldırganın bile gözaltına alınmadığını da vurguladı. Aras, Ankara’ya ulaştıklarında ise yürüyüş yapmalarını engellemek isteyen polislerin, “7. Uyum Paketi’ne göre bu yürüyüşü yapamazsınız” dediklerini sözlerine ekledi. Temel Haklar ve Özgürlükler Derneği’nden Gülsen Salman; Afyon’daki saldırı için; “Bu saldırı, bir kez daha, son dönemde iyice çoğalan ‘demokratikleşme’ söylemlerinin yalnızca halkı aldatmaktan ibaret boş hayaller olduğunu gösterdi” dedi. Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Behiç Aşçı ise, tecrit altındaki mahkûmlar hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Aşçı, tecridin koşullarının giderek ağırlaştığını ve hak gasplarının had safhaya ulaştığını belirtti. Tecritten kaynaklı psikolojik ve fiziksel rahatsızlıkların arttığını, mahkûmların aydınlara ve avukatlara gönderdiği mektupların “Mektup Okuma Komisyonu” tarafından incelendiğini ve imha edildiğini kaydeden Aşçı, mahkûmlar üzerindeki baskı ve işkencelere dair örnekler verdi. Basın toplantısı tüm halkın, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin TAYAD’a yapılan saldırılara ve tecride karşı desteklerini sunmaları talebiyle sona erdi.
Öcalan avukatlarıyla görüştü
KADEK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ile avukatları arasında, ‘hava muhalefeti’ nedeniyle ertelenen görüşme dün gerçekleşti. Öcalan ile görüşmek için sabahın erken saatlerinde Gemlik’e gelen Öcalan’ın avukatları İrfan Dündar, Bekir Kaya, Okan Yıldız ve Mahmut Şakar bir süre Gemlik Jandarma Komutanlığı’nda bekledi. Kimlik kontrolleri yapılan avukatların görüşüne engel bir durum olmadığının anlaşılması üzerine motorla İmralı’ya doğru yola çıktı. Öcalan’ın avukatları, önceki gün “hava muhalefeti” gerekçe gösterilerek engellenmişti. Bunun üzerine Bursa Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nasıh Akçay ile görüşen avukatlar “Elimizden gelen bir şey yok” yanıtı üzerine İstanbul’a dönmüşlerdi. Daha sonra avukatları arayan Bursa Cumhuriyet Başsavcısı Emin Özler “Gemlik’e gelin, hava uygun olursa görüşe gidebilirsiniz” demişti.
|