www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Nükleer başıbozukluk
‘Şeytan ekseni’ olarak ilan ettiği ülkelerin nükleer silah üretmelerini savaş sebebi sayan Washington yönetimi, ülkedeki nükleer silah gelişimini denetleyen NNSA adlı komiteyi, yasadışı bir biçimde dağıttı.

Bireysel emeklilik yalanları
Sermaye temsilcileri ‘bireysel emeklilik sisteminin’ 7 yılda Türkiye’ye istikrar getireceğini öne sürüyor. Oysa, bu sistemin uygulandığı Arjantin ve İngiltere’de yaşananlar ortada...

Bush’un skandal planı!
ABD Başkanı Bush, dünyada eşi benzeri bulunmayan Peru Amazon ormanlarından geçecek boru hattı projesiyle, kendisine yakın enerji tekellerini sevindirmeyi planlıyor. Proje, Peru’da ekolojik dengeyi derinden sarsacak.


Nükleer başıbozukluk
İran ve Kuzey Kore gibi birçok ülkeyi nükleer silaha sahip olduğu gerekçesiyle tehdit eden ABD yönetimi, kendi ülkesinde nükleer silahları denetleyen uzman ekibi dağıttı.
ABD yasalarına göre, Ulusal Nükleer Güvenlik Yönetim Tavsiye Komitesi (NNSA), nükleer silahların gelişimini istediği gibi denetleyip, kamuoyunu bu konuda bilgilendirmekle yükümlü.
‘Sığınak delenler’
Ancak, ABD’nin Nebraska hava üssünde kapalı kapılar ardında yapılan toplantıdan sadece günler sonra, ABD yönetimi tarafından bu komitenin dağıtılmasına karar verildi. Bu gelişmenin, Nebraska’da yapılan toplantının ardından yaşanması dikkat çekici. Zira toplantıda ‘mini nükleer’ silahların ve ‘sığınak delen’ bombalarının geliştirilmesi kararı alınmıştı.
Pentagon, bu tür silahları ve bombaları, azgelişmiş ülkelere karşı kullanmayı planlıyor. Pentagon ve Enerji Bakanlığı yetkilileri, yeni geliştirilen bu silahları test etmenin yolunu arıyor.
Yasalara aykırı
Federal yasalara göre, NNSA’nın düzenli olarak kamuoyuna açık toplantılar düzenlemesi ve raporlarını açıklaması gerekiyor. Ancak Enerji Bakanlığı, Mayıs 2002’den bu yana komitenin toplanmasını istemiyor.
Komitenin dağıtılma yöntemi ise ayrı bir skandal. Federal hükümet komitelerinin dağıtlması için, resmi gazete ilamı şart. Ancak NNSA’nın görevine, üyelerine gönderilen elektronik postalarla son verildi.
Muhalefetteki Demokrat Parti milletvekili Ed Markey, “Enerji Bakanlığı, önemli konularda uzman tavsiyesini dinleyeceğine, nükleer silah siyasetine önyargısız ve dürüstçe yaklaşan bir komiteyi lağvetti” diyerek karara tepki gösterdi.
NNSA üyeleri ise konu hakkında yorum yapmaktan kaçındılar.
Komite; akademisyenler, emekli bürokratlar ve işadamlarından oluşuyordu.


Başa dön


Bireysel emeklilik yalanları
Engin Esen
10 yılı aşkın süredir dünyanın pek çok ülkesinde boy gösteren özel emeklilik şirketlerine Türkiye’nin kapılarının da açılması, sermaye temsilcilerinin yüzünü güldürüyor. Gazetelerde yer alan “bu sistemin ekonomiyi kurtaracağına” dair haberlere karşın; Arjantin’den Singapur’a, Şili’den İngiltere’ye kadar birçok ülkede emekçilerin içine itildikleri sefalet koşulları, sosyal güvenliğin özelleştirilmesinin yıkıcılığına işaret ediyor.
İştahları kabarıyor
Vatan gazetesinin pazartesi günkü sayısında yer alan ‘reklam-haber’, bireysel emeklilik sistemini müjdeliyordu. “Bireysel emeklilik ekonomik krizlerin panzehiri” başlıklı tam sayfalık reklam-haber, ABD’li uzman ve Türkiye’deki ‘Ak-Emeklilik’ şirketinin danışmanı Michael McKenna’ya dayandırılmaktaydı.
Reklam-habere göre; Türkiye’de kurulan 11 emeklilik şirketinin 5’i Sermaye Piyasası Kurulu’na başvurmuş durumda. Yetkililer, bu şirketlere onay verilmesinin ardından, fonlarda 5 yılda 10 milyar dolar birikeceğini hesaplıyor.
Çalışanların yeni sistemle birlikte daha yüksek emekli maaşı alabileceği iddiasına yer verilen haberin büyük bölümünde, bireysel emeklilik sisteminin borsaya, şirketlere ve iç borcunu döndürme sorunu yaşayan devlet hazinesine ne tür faydalar sağlayacağından söz edildi: Emeklilik şirketleri, çalışanlardan topladıkları primleri borsalarda kullanacaklar. Şirketler de, bankalardan kredi almak yerine, hisse satışına yönelecek. Ayrıca Hazine, emeklilik şirketlerine senet satarak daha çok borçlanabilecek...
ABD’li uzman McKenna, özel emeklilik şirketlerinin 7 yılra hedefledikleri büyümeye ulaşabileceğini belirterek şöyle diyor: “O zaman ekonomi rahata erer. Bireysel emeklilik, birçok sektörü canlandırır... Fon miktarı çoğaldıkça, fonlar sermaye piyasasına, borsaya girer...” McKenna, bunları anlatırken, Arjantin’i örnek veriyor ve Arjantin bankaları iflas ederken, bireysel emeklilik sisteminin büyümeye devam ettiğini öne sürüyor.
Dün Arjantin, bugün Türkiye
Oysa 2001 Arjantin krizinin en önemli yönlerinden biri, işçilerin emeklilik fonlarının hükümet, bankalar ve yabancı şirketler tarafından talan edilmesiydi.
Ulusal ekonominin yerle bir olmasıyla sonuçlanan ve 1990’ların başından itibaren uygulanmaya başlanan ekonomi politikalarının en önemli unsurları; özelleştirme, sosyal güvenlik kuruluşlarının yerine özel emeklilik şirketlerinin geçirilmesi ve Arjantin pezosunun doğrudan ABD dolarına bağlanmasıydı. Elbette bunlara, sosyal hakların kısıtlanması ekleniyordu.
Bu politikanın tek ‘başarısı’, kamu kuruluşlarının satılması sayesinde hükümetin nakit para elde etmesi oldu. Her ne kadar bu paranın bir kısmı yolsuzluklarla hortumlansa da, ekonomi 1992’de yüzde 8,7 büyüdü. Büyüme oranı ertesi yıl yüzde 6, 1994’te ise yüzde 7,4’tü. 1995 Meksika krizi büyümeyi durdurdu; fakat 1997’de tekrar büyüme kaydedildi. 1998 Asya krizinden sonra ise büyüme olmadı.
Bu arada, özel emeklilik şirketlerine çalışanların cebinden aktarılan prim miktarı, aylık 300 milyon dolara çıkmıştı. Bu birikim, söylendiği gibi, “ekonomik büyüme ve istihdamın artırılması” için kullanılmadı ama, sermaye piyasasına aktarıldı. Biriken milyarlarca dolar, dev tekellerin iştahını kabartıyordu.
Önce, yabancı bankalar Arjantin’e hücum etti. Emeklilik fonlarını yöneten şirketlere, karmaşık senetler satmaya başladılar. Çoğu ABD’li olan sermayedarların hepsi, “bu işlerin kurdu” idi ve yabancı sermaye üzerinde hiçbir denetim yoktu. Söz konusu yatırım araçlarını, değerlerinin çok üzerinde fiyatlara satarak, büyük kârlar elde ettiler. Eğer aynı şeyi, bir Amerikan bankası ABD’deki müşterilerine yapsa, muhtemelen mahkemelik olur ve iflas etmesine yol açacak kadar tazminat öderdi.
Arjantin bankaları da, emeklilik fonlarını yağmalamayı öğrenmekte gecikmedi. Özel emeklilik şirketlerinden düşük faizle aldıkları paraları, yüksek faiz karşılığında devlete borç verdiler ve büyük vurgunlar yaptılar. Bu arada devlet, iç borçlanma rekoruna doğru gitmeye başladı.
Emeklilik fonlarının yağmalanmasında, yerli ve yabancı bankalar ortaktı. Yabancı sermaye yardımını alan yerli bankalar, özel emeklilik şirketlerine “değişken faizli mevduat” hesapları açmaya başladı. Bu hesaplar, adeta bir kumardı. Örneğin; iki yıllık bir mevduat, Buenos Aires borsa endeksine bağlı olarak, çok büyük oranda değerlenebilir veya tam tersine, büyük değer yitirebilirdi. Ve ‘98’den itibaren endeks hiç yükselmedi. 2001’e kadar, emeklilik fonlarının 1 milyar dolarlık kısmı, sıfır faizle bankalarda yattı!
Yıllar boyunca yağmalanan emeklilik fonlarına, kriz döneminde hükümet tarafından fiilen el konuldu. 6 Aralık 2001’de hükümet, emeklilik fonlarına el koyarak, karşılığında bu şirketlere hazine bonosu verilmesi kararı aldı. Bu kararla birlikte, binlerce çalışanın emeklilik birikimlerinden oluşan 4.8 milyar dolar, dış borçlar için ipotek edilmiş oldu. Hükümet, zaten sefalet düzeyindeki emeklilik aylıklarını da yüzde 13 oranında düşürdü.
İstikrarlı sefalet!
Michael McKenna’nın Türkiye’ye özel emeklilik sistemini ‘satarken’, Arjantin’i örnek göstermesinin rastlantı olmadığı anlaşılıyor. ABD’li uzmanın önersine göre; aynen Arjantin’de olduğu gibi, çalışanların ekmeğinden kesilerek biriken emeklilik fonları borsa oyunlarında kullanılacak, böylece yerli ve yabancı sermaye milyar dolarlar kazanacak. Devlet de, özel emeklilik şirketlerine hazine senetleri satarak, çalışanların parasını kullanan sermayedarlardan borç bulacak. Kriz kapıya dayandığında ise, emeklilik fonları, çalışanların hakları gasp edilerek, “krizden çıkış aracı” olarak kullanılacak!

10 YIL SONRASI TUFAN!
Vatan gazetesinin haberine dayanak yaptığı ABD’li uzman Michael McKenna, 28 Mayıs günü “Peryön” ve “Ak Emeklilik” tarafından Hilton Convention Center’da düzenlenen “Bireysel Emeklilik Zirvesi”nin katılımcısıydı. Bireysel emeklilik sektöründen kişilerle ve Hazine Müsteşarılğı temsilcisinin katıldığı zirvede “ABD’de Bireysel Emeklilik sektörünün gelişimi” başlıklı bir sunum yapan McKenna, bu sistemin 1981’den itibaren ABD’de uygulanmaya başlandığını, takip eden yıllarda ise Latin Amerika ve Avrupa ülkelerinin aynı politikaya yöneldiğini anlattı.
Şili, Brezilya, Arjantin ve Meksika’da bu sistemin uygulanışını anlatan McKenna’nın, hepsi ekonomik krizlerin esiri durumundaki bu ülkelerde “bireysel emekliliğin istikrar kazandırıcı ve muteber” olduğunu savunması dikkat çekti.
ABD’li uzmanın, Türkiye’de bireysel emekliliğin gelişimi hakkındaki öngörüleri ise önümüzdeki 10 yıllla sınırlıydı:
  • Bireysel emeklilik sistemi, bireysel modelle değil şirket modeliyle gelişecek.
  • Büyük kuruluşlar, emeklilik planlarına en önce uyum sağlayanlar olacak.
  • Pazar, başlarda yavaşça büyüyecek; çünkü nüfus çok genç ve yeni konseptin anlaşılması zaman alacak.
  • 5 yıl sonra büyüme hızlanacak. Sistem, ekonomi için güçlü bir taban ve istikrar kazandırıcı olacak.
  • Şirketlere ve kişilere, emeklilik planları yapmakta ve doğru kararlar vermekte yardımcı olmak için yeni danışmanlık kaynakları ve değerlendirme hizmetleri ortaya çıkacak.
  • Sistem oturdukça, 10 yıl sonra bazı yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulacak. Bunlar kısmen kafa karıştırıcı olsa da, daha iyi planlar yapma fırsatı getirecek.
    Zaten, İngiltere ve Arjantin örnekleri, böylesi bir sistemin yıkıcı sonuçlarının herkes tarafından görülür hale gelmesinin, 10 yıl kadar süre aldığını gösteriyor. Ayrıca, McKenna’nın öngörüleri içinde, çalışanların emeklilik dönemlerini nasıl geçireceklerine tek kelimeyle dahi değinmemesi dikkat çekiyor.

    İNGİLTERE ÖRNEĞİ
    Özel emeklilik sisteminin yıkıcı sonuçlarından görüldüğü onlarca ülkeye bir örnek ise Avrupa’da. İngiltere’deki Tony Blair hükümetinin en önemli gündemlerinden biri, kamusal emeklilik sisteminin yok edilmesi oldu. 1997’den beri özel emeklilik sistemini teşvik etmeye başlayan hükümetin hesabı, emeklilik fonlarında birikecek 830 milyar sterlinin borsa ve bankacılık sistemine aktarılmasıydı. Böylece, İngiltere ekonomisinin muazzam bir büyüme kaydedeceği propagandası yapılıyordu.
    Blair, 1999 yılında, ‘sosyal devletin’ en önemli özelliklerinden biri olan kamusal emekliliğin sonunu ilan etti. “Emekli maaşlarını devlet, özel sektör ve bireyler arasında yeni bir sözleşmeye bağlıyoruz” diye konuşan Blair, “kişilerin emeklilikleri için tasarrufta bulunmasının kendi sorumlulukları olduğunu ve ancak bunu yapacak durumda olmayanların devlet güvencesine alınacağını” açıkladı.
    Fakat, çok geçmeden, kamusal emeklilik sisteminin yerini alan özel emeklilik şirketleri alarm vermeye başladı. Borsalar ve bankacılık sistemindeki dalgalanmaların, şirketleri emekli aylıklarını ödeyemek duruma sürüklediği belirtiliyordu.
    2002 yılı Mart ayında, sosyal güvenlik uzmanı William M. Mercer tarafından hazırlanan bir rapor, özel emeklilik sisteminin hangi durumda olduğunu gözler önüne serdi. Şirketlerin yüzde 52’si kriz sinyalleri veriyordu!
    Mercer’in başka bir raporu ise şu örneğe yer veriyordu: 1991 yılında çalışmaya başlayan 30 yaşındaki biri, aldığı ücretin onda birini emeklilik primi olarak yatırdığında ve 65 yaşında emekli olduğunda, aldığı ücretin yüzde 55’i kadar emekli aylığı alabilirdi. 2002 yılında aynı koşullarda işe girip, aynı miktarda prim ödeyen birisi ise, ücretinin ancak yüzde 20-24’ü kadar emekli aylığı alabilirdi. Arada geçen dönemdeki enflasyon ve ücretlerin düşmesi gibi farkların bu hesaba dahil olmadığı da unutulmamalı. Bu rakamlar, 7 milyon İngiliz işçi ve ailesinin hızla yoksullaştığını ortaya koyuyor. Ayrıca, son 10 yıl içinde emeklilik sistemine dahil edilen işçi sayısı 2 milyon azaldı.
    Buna karşılık, özel emeklilik şirketleri de durumdan şikayetçi! Sürekli olarak, hükümete baskı yaparak, emekli aylıklarının düşürülmesi vb. taleplerini dayatıyorlar.


    Başa dön


    Bush’un skandal planı!
    ABD Başkanı George W. Bush, çevre tahribatına yol açmak pahasına, bağlantılı olduğu şirketleri zengin edecek yeni bir proje peşinde. Peru Amazon ormanlarından geçecek olan boru hattı, yüz yıllık ağaçların kesilmesi demek. Ama bu kadarla da kalmıyor.
    Cefası halka
    Kaymağını Bush’a en yakın şirketlerin yiyeceği proje, yerli halkın hayatını riske sokacak ve bu ormanlara özgü canlıların yok olmasına neden olacak.
    Bush’un fon ayırmaya çalıştığı projede adı geçen şirket çok ‘tanıdık’: Beyaz Saray’a yakınlığı ile tanınan iki Teksas enerji şirketi olan Hunt Oil ile KBR.
    Citigroup ve Overseas Private Investment Corporation gibi şirketler ise, Camisea adlı doğalgaz projesine katılmaktan çekiniyor.
    Boru hattı projesi, ekolojik açıdan eşi benzeri bulunmayan ormanları, sahilleri, Humboldt penguenlerini, deniz aslanlarını ve yeşil deniz kaplumbağalarını tehdit ediyor. ABD İthalat İhracat Bankası (Eximbank) raporuna göre, projenin çevreye vereceği zararı hafifletmek için verilen öneri yetersiz. Proje, yerlilerin hastalıklara yakalanmasına, yerleşim alanlarının tahrip olmasına yol açacak.
    Erozyon tehlikesi
    Daha önce bölgedeki ormanların kesilmesi sırasında, Nahua kabilesi mensuplarının yüzde 42’si, ağaçları kesmeye gelenlerin bulaştırdıkları hastalıklar sonucu can verdi. Ayrıca, bölgede erozyon tehlikesi bulunuyor.
  • ‘Genç subaylar’ haklı çıktı
    300 kadar genç askerin, hükümetin yolsuzluk yaptığını söylerek başkaldırdığı Filipinler’de, hükümeti köşeye sıkıştıracak bir açıklama yapıldı. Filipinler ordusunun yıllardır ‘yok etmek için savaştığı’ Moro İslami Kurtuluş Cephesi’ne (MILF) silah sattığı ortaya çıktı. MLIF Sözcüsü Eid Kabalu, “Biz silah ve cephane alıyorduk, ama nereden geldiğini bilmiyoruz. Ancak öyle görünüyor ki bunlar ordudan geliyor. M-16 ve M-14 tüfekleri sadece hükümetin elinde bulunur” dedi. Kabalu, orduyla doğrudan bağlantılarının olduğunu reddetti. İsyancı askerlerin taleplerinden biri, ordu yönetimi ile şeriatçı gruplar arasındaki bu karanlık ilişkilerin açığa çıkarılmasıydı. MILF komutanlarından Üstad Şerif Culabi, radyoda yaptığı açıklamada ordudan silah aldıklarını açıklayarak, silah alım satımının ‘tabur’ düzeyinde gerçekleştidiğini bildirdi. Eski Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi liderlerinden biri de, askerlerin kendilerine cephane sağladığını doğruladı. Bugün milletvekili olan Benasing Macarambon, “Mühimmatımızın çoğunu ordudan temin ediyorduk. Bize silah satan askeri yetkililer vardı” dedi. Hükümete karşı ayaklanan 300 asker, orduyla MILF arasında bu ilişkileri açığa çıkaran raporların ele geçirilmesinin ardından, Devlet Başkanı Gloria Arroyo ve üst düzey hükümet yetkililerinin istifasını talep etmişti.
    Geçmişi örtbas etme çabası
    ABD’nin, eski Irak lideri Saddam Hüseyin’in oğulları Uday ve Kusay’ı sağ olarak yakalayabileceğini söyleyen Suriyeli yetkililer, ABD’nin asıl amacının eski Irak’ın ABD’yle ilişkilerinin ortaya çıkmasını önlemek olduğunu vurguladılar. Suriye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Buthayna Şaban, “Ülkenin bu hale gelmesinde tabii ki Saddam’ın ve oğullarının payı bulunuyor. Ancak şu ortada ki, ABD, Uday ve Kusay’ı canlı olarak yakalayabilirdi. Sanırım, ABD’nin gizli kalmasını istediği noktalar var” diye konuştu. Irak’ta halkın işgal askerlerine yönelik saldırıları da devam ediyor. ABD, dün resmi açıklamalara göre 51. kaybını verdi. Başkent Bağdat’ta düzenlenen saldırıda 2 kişinin de yaralandığı bildirildi. Bağdat’ta havaalanı yakınlarında düzenlenen başka bir roket saldırısında 4 asker yaralandı. Havaalanı yakınlarındaki otoyolda saldırıya uğrayarak yaralanan askerler, helikopterle hastaneye kaldırıldı. Diğer taraftan, Türkiye ile Irak arasında, iki ülke arasındaki demiryolunun yeniden açılmasına ilişkin anlaşma imzalandığı bildirildi. Türk ve Irak demiryolu yetkililerinin, Bağdat’ta imzaladıkları anlaşma sayesinde, yeniden açılacak demiryoluyla Irak’a yiyecek ve yeniden yapılanma malzemelerinin nakledilebileceği kaydedildi. Bağdat demiryolunun yeniden açılmasından sonra, Türkiye’den Bağdat’a haftada 4 trenin sefer yapması bekleniyor.
    İran’a karşı işbirliği önerisi
    ABD Başkanı George Bush, İran’ın “nükleer silah geliştirmesini önlemek için” Avrupa Birliği’yle birlikte çalışmaları gerektiğini söyledi. AB Dönem Başkanı İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi’nin geçen hafta ABD’ye yaptığı ziyaretinde bu konuyu görüştüklerini belirten Bush, AB’nin de, “İran’a bu konuyla ilgili çok açık bir mesaj göndermesi gerektiğini” ekledi.

    Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net