Bilinçsiz tarım ve hayvancılık yapılması ve toprağa gereken özenin gösterilmemesi sonucu yaklaşık 40 yıl kadar önce Karapınar’da Arap çöllerini aratmayan manzaralar oluşmuştu. Yaşanan şiddetli kum fırtınaları nedeniyle zaman zaman vatandaşlar, işyerlerini açamazken çocuklar da okullarına gidemiyordu.
Toprağın verim gücünü kaybetmesi yüzünden tarımsal gelirin düştüğü ilçede, 1960’lı yıllarda 43 bin dekar kara kumulu oluşmuş ve ciddi bir göç tehlikesi başgöstermişti. Türkiye’de rüzgâr erozyonu yaşanan alanların yüzde 22’sini (103 bin hektar) sınırları içinde bulunduran Karapınar’da, ilk olarak 1962 yılında Mülga Toprak Su Genel Müdürlüğü’nce başlatılan çalışmalar, daha sonra Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsü tarafından devam ettirildi. 130 bin dekar alanda “Köy Hizmetleri Araştırma Tali İstasyonu” adı altında koruma, kontrol, üretim ve araştırma çalışmalarının yapıldığı bir saha oluşturuldu.
Yeşil kumullar
İlçenin güneybatısında, 240 metre uzunluğa 41 metre yüksekliğe ulaşan hilal şeklinde kumulların oluştuğu 43 bin dekarlık bitki örtüsünden yoksun arazide çalışmalar yapıldı. Arazide 1.5-2 metre yüksekliklerinde kamış setler oluşturularak rüzgârla birlikte kumulların hareketleri önlendi. Daha sonra perdelerin arasına sıcağa ve kuraklığa dayanaklı otlar dikilerek toprak canlandırılmaya çalışıldı. Ardından yine kuraklığa dayanıklı, iğde, akasya, dişbudak ve karaağaç dikimi yapıldı.
Öte yandan, erozyona açık tarım alanlarında hâkim, rüzgâra dik şeritvari metoduyla ekim yapılarak, toprağın korunması sağlandı. Yaklaşık 2 bin dekar alanda yöreye has bağ ve bahçeler kurularak meyveciliğe başlanırken, kumul hareketleri durdurulan Ketir Tepesi’nde karaçalı, badem ve böğürtlen gibi ağaçların gelişmeye başladığı görüldü. Bu bölgeye 700 bin adet badem ağacı dikilerek ağaçlandırılması sağlandı.