www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Kürtler, kendi dilinde gülüyor
Yaptığı Kürtçe stand-up ile Kürt mizah dünyasında şimdiden önemli bir yer tutan Murat Batgi, büyük beğeni toplayan sanatını çıkacağı bölge turnesiyle daha geniş kesimlere sergilemeye hazırlanıyor.

Ünlü ozan, hakkını arıyor
Sazıyla, eserleriyle 63 yıldır halk kültürüne sayısız eserler kazandıran, ancak hâlâ gecekonduda oturan halk ozanı Hüseyin Çırakman, eserlerinin çalınmasından şikâyetçi.

ORTADİREK TİYATROSU
“Ortadirek Tiyatrosu 13. yılını tamamlıyor. Hedefimiz tiyatro sanatının en ücra köşelerde bile halkla beraber icra edilmesi.”


Kürtler, kendi dilinde gülüyor
Serkan Yatçı
Yaptığı Kürtçe stand-up ile Kürt mizah dünyasında şimdiden önemli bir yer tutan Murat Batgi, büyük beğeni toplayan sanatını çıkacağı bölge turnesiyle daha geniş kesimlere sergilemeye hazırlanıyor. Önümüzdeki günlerde Urfa, Doğubeyazıt ve Diyarbakır’da sahne alacak olan Batgi, hayatın her şeye rağmen “ti”ye alınabileceğini belirterek, “Oyunu sahnelerken bu kadar acı çekmiş insanların gülmesi, tebessüm etmesi, kahkaha atması beni çok mutlu ediyor. İnsanlar ‘İlk kez kendi dilimde bu kadar gülüyorum’ diyor” dedi.
Kürtler de şimdiye kadar günlük hayatta öne çıkan mizah olgusu, sanat alanından yeni yeni işlenmeye başlıyor. “Roj Baş”, “Teneke General”, “Komara Dînan” gibi oyunların yaratıcısı Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) tiyatro grubu Teatra Jiyana Nû’dan Murat Batgi, Kürtlerin stand-upının da olabileceğini sanatıyla gösterdi.
Batgi, ilk olması dolayısıyla bu sanat dalının avantaj ve zorluklarını yaşadıklarını, bu yüzden attığı her adıma dikkat ettiğini söylüyor. Çatışmalı süreçte insanların çok acı çektiğini ve yüzlerini astığını anlatan Batgi, halkın hayatın bunca ‘ciddi’yetine rağmen mizahtan vazgeçemediğini belirtiyor. Mizahın toplum yaşantısında şimdiye kadar bastırıldığına değinen Batgi, yaptığı sanatın acıları hafifletme anlamına geldiğini, kendisini Kürt bilgesi Musa Anter’e çok yakın hissettiğini ve topluma bakış açısından esin aldığını ifade ediyor.
Savunma mekanizması
Kürtlerin, yaşadığı sistemlerde sürekli hakaret ve küfüre maruz kalmaları nedeniyle haklı olarak savunma mekanizması geliştirdiğini savunan Batgi, kendisinin yaptığının ise riskli de olsa içeriden eleştirmek olduğunu vurguluyor. Hayatın her şeye rağmen ‘ti’ye alınabileceğini, hayatta gülünecek noktalar olduğunu gösterdiğini söyleyen Batgi, tiyatro kökenli olduğu için herkese yabancı olsa da modern çağın bir parçası olan stand-upta çok zorlanmadığını, tarzının biraz daha tiyatrocu Ali Poyrazoğlu’na benzerliğine işaret ediyor.
Stand-upı son derece zor ve riskli olarak tanımlayan Batgi, hayatta kurduğu bütün ilişkileri, zorlukları bu sanatta kullanmak zorunda olduğunu belirtiyor. Stand-upın halk tiyatrosu oyunculuğu açısından son derece avantajlı olduğu tespitini yapan Batgi, bir süre sonra hayata mizahi olarak baktığını ve arkasının kendiliğinden geldiğini anlatıyor.
İlk oyun Diyarbakır’da
Yaşamda espri yapmak ile sahnede yapmak arasında çok fark bulunduğunu hatırlatan Batgi, ilk oyunu olan “Zimandirêj(ş)”i Diyarbakır’da sergilemesinin, kendisi için çok anlamlı ve önemli olduğunu belirtiyor. Oyunda sadece mizah yapmadığını, dramların da yer aldığını, dili inkâr eden, bağnazca yaklaşan, ilkelce-tutucu yaklaşan herkesi işlediğini anlatan Batgi, aynı zamanda dil-insan, dil-aşk ilişkisini sunmaya çalıştığını söylüyor. Diğer toplumlarda dile atfedilen oyunların çok olmadığını, Kürt toplumunda böyle bir gerçekliğin bulunduğunu hatırlatan Batgi, şöyle devam ediyor: “Sahnelerken bu kadar acı çekmiş insanların gülmesi, tebessüm etmesi, kahkaha atması beni çok mutlu ediyor. Somurtan bir toplumuz. Mizah, normal topluma dönme işaretidir. İnsanlara yaşamlarının başka bir tarafı olduğunu gösteriyorum. Oyundan sonra insanlarla konuştum. İnsanlar ‘İlk kez kendi dilimde bu kadar gülüyorum’ veya ‘Biz hayatı hep dram ve acı olarak bilirdik. Kürtçe deyince, aklımıza hep ağlamak ya da tepinerek oynamak geliyordu. Kürtçe ve gülmek birbirine uzaktı’ dediler.”
111 anekdottan oluşan 30 sayfalık metinle oyunu sergileyen Batgi, 45 dakika süren gösteride kimsenin zamanın farkına varmadığını söylüyor.
Stand-up turnede
“Zimantirêj(ş)” oyununu 15 Haziran’da Urfa Kültür Merkezi’nde, 21 Haziran’da Doğubeyazıt Festivali’nde sergileyecek olan Batgi, 26 Haziran’da Diyarbakır’da birkaç gösteriden sonra bölgedeki diğer illerde gösteriye çıkmayı planlıyor.
Kürtçe mizah dergisi olan Pine’de çıkan yazılarının geniş hallerinin yer alacağı mizah kitabı hazırlayacak olan Batgi’nin çalışması önümüzdeki ay bitiyor.


Başa dön


Ünlü ozan, hakkını arıyor
Nur Karabacak
Sazıyla, eserleriyle 12 yaşından bu yana Türkiye’de halk kültürüne hizmet eden, onlarca tanınmış esere imza atan halk ozanı Hüseyin Çırakman’ın eserleri, yeni nesil türkücüleri tarafından izinsiz yorumlanırken, eserlere Çırakman’ın imzası da atılmıyor.
İzinsiz yorumlandı
Yıllarca halk kültürüne sayısız eser kazandırmasına karşılık, devlet tarafından görmezden gelinen halk ozanı Hüseyin Çırakman’ın eserleri yeni nesil türkücüleri tarafından izinsiz yorumlanırken, Çırakman’ın tanınan eserlerinin altına bir de yanlış isimler yazılıyor. Ankara Mamak’ta gecekonduda oturan ve hiçbir sosyal güvencesi olmayan 75 yaşındaki Çırakman’ın yazdığı, bestelediği eserleri halkın dilinde.
Bu eserlerin birçoğu tanınmış türkücüler tarafından yıllardır seslendirilmiş, birçoğu da bu eserleri yorumlamadan önce Çırakman’ı arayarak, izin istemiş ve telif hakkını vermiş. Ancak, Çırakman son yıllarda yeni kaset çıkaran sanatçıların kendisinden izinsiz, üstelik eserlerinin sahipleri başkaları gösterilerek, yorumlanmasından şikâyetçi. Son olarak, Burçin adlı genç bir türkücünün çıkardığı ‘Zahidem’ adlı kasetinde herkesçe bilinen “Bugün bize hoşgeldiniz erenler” adlı eseri, Çırakman’dan izin alınmadan yorumlanmış. Üstelik Çırakman’ın yazıp, bestelediği eser, anonim olarak gösterilmiş.
Tesadüfen gördü
Kasedi, tesadüfen gören Çırakman, sadece emeğe saygı duyulmasını istiyor. Eskiden de eserlerinin kullanıldığını, ancak değerinin verildiğini aktaran Çırakman, yeni nesil sanatçıların halk ozanları geleneğini sürdürmek gibi bir kaygılarının olmadığını söylüyor. Çırakman, fırsatçı olmadığını, sanatçıyı da rencide etmek istemediğini dile getiriyor, ancak, firma ile görüştükten sona, eğer sonuç alamaz ise mahkemeye başvurarak, tazminat isteyecek.
Bilinmemesi imkânsız
12 kitabı olan Çırakman, 6 kitabında bu eserin yer aldığını vurgulayarak, eserin sahibinin bilinmemesinin mümkün olmadığını ifade ediyor. Aynı kasetteki “Zahidem” adlı eserin de sahibinin Neşet Ertaş olarak gösterildiğini, ancak eserin anonim bir eser olduğunu belirten Çırakman, yeni sanatçıları daha fazla araştırma yapmaya çağırıyor.
Yeni nesil sanatçıların yozlaşmış bir kültür içinde sürüklendiğini dile getiren Çırakman, eserlerinin daha önce de izinsiz kullanıldığını söylüyor. Çırakman, halk ozanlarının yıllarca halk kültürüne sayısız eser kattığına dikkat çekiyor.
“Pamuk tarlasında çapa sallıyor”, “Hakir görme insanı”, “Yalvardım, yakardım kadir mevlaya” gibi tanınmış eserlere imza atan Çırakman’a, en küçük oğlu bakıyor.


Başa dön


ORTADİREK TİYATROSU
Hasan Çakmak
İstanbul Avcılar’da çalışmalarını yürüten Ortadirek Tiyatrosu, geçtiğimiz günlerde bir çocuk oyunu ile Tunceli, Bingöl, Erzincan ve Elazığ’a turne gerçekleştirdi. Grup, turnenin Bingöl ayağında deprem ile karşılaştı.
Grubun turnede yaşadıklarını ve aldıkları tepkileri yönetmen Osman Genç ile görüştük.
Ortadirek Tiyatrosu ne zaman ve hangi koşulda kuruldu?
Ortadirek Tiyatrosu 13. yılını tamamlıyor. Hedefimiz tiyatro sanatının en ücra köşelerde bile halkla beraber icra edilmesi. Devletten destek almaksızın, lokal duruşlardan genel duruşlara ve evrensel dili yakalamaya, aynı çatı altında toplanmayan insanları tiyatro çatısı altında toplamaya ve aynı havayı ve duyguyu yakalamaya çalıştık diyebiliriz. Ortadirek Tiyatrosu’nun en önemli amacı barış, dostluk ve kardeşlik ilkesini hızla yaymak ve savaşa da dur demenin diğer dilini kullanmaktır.
Halkın tiyatroya ilgisi nasıl?
Antik dönemde birçok amfi tiyatro sahnesinin olduğunu ve o dönemlerde koltuk sayısının 400 binlerde olduğunu biliyoruz. Fakat şu an 65-70 milyonluk Türkiye’de bu sayı 40 bine kadar düşmüş durumda. Bu koltukların kiralanmasının oldukça pahalıya malolması ya da bazı tiyatrolara hizmet etmesi ve bizim gibi birçok tiyatroya güçlük çıkartılması otomatik olarak halkla aramızdaki bağların azalmasına ve onlara ulaşmamıza engel oluyor.
Anadolu medeniyetlerini yaşamış bu halkın günümüzde sanattan uzak durması yıllardır ülke siyasetinin kısır döngüye dönüşmesi ve ekonominin bozuk olması bizi halktan, halkı bizden uzak tutuyor. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya, ekonomisini kısa bir sürede düzeltir. O dönemin Almanya Başbakanı’na sorarlar. “Nasıl oldu da bu kadar çabuk toparlandınız?” Almanya Başbakanı “Bizler önce her mahalleye bir tiyatro bir de fırın kurduk. Fırında karnımız doyurduk. Tiyatrodan bilgi donanımımızı elde ettik. Onun için bu kadar çabuk toparlandık” der. Ortadirek Tiyatrosu’nu da Avcılar’da bir mahalleye kurduk. Ancak tam tersi oldu. Umarım değişir.
Bir çocuk oyununu sergilemek için yaklaşık iki aydır Anadolu turnesindesiniz. İlgi nasıldı?
Tunceli’de başlayıp, Bingöl’de depreme yakalanıp, Erzincan’da kültür erozyonuna uğradık. Elazığ’da noktaladık. Turnede benim yazıp yönettiğim ve oynadığım “Komşular” adlı müzikli çocuklu oyununu sergiliyoruz. Çocuk oyunumuz ironimatik dediğimiz kör göze parmak sokmaktan alaycı bir biçimde çocukları da oyunumuzun içine kattığımız gülerken bilgilendikleri ve eğlendikleri bir oyun. Oyuna ilgi en çok Tunceli’de yoğun oldu. Erzincan’da çok iyi olmadı. Bingöl’de yarı-deprem tiyatrosu oldu diyebiliriz. Şöyle ki: 1 Mayıs sabahı oyunumuzu Bingöl’ün Genç ilçesi öğrencilerine oynayıp hafta sonu da Bingöl’ün merkez ve diğer ilçelerinde oynamayı planlıyorduk. Maalesef deprem ile karşılaştık. Çocukların elinden sanatın çalınması gibi, çimento ve demirin de çalınması bizi tiyatro salonundan Çeltik Suyu YİBO’ya götürdü. Belki kurtaramadığımız çocuklar yaşaydı, onlarla eğlenip şarkılar söyleyip oyunlar oynayacaktık. Ya da oyunumuzla yaşadıkları toplum ve çatıların (yani binaların) eksikliklerini anlatıp bilgilendirecektik.
Ben 1971 yılında Bingöl’ün Genç ilçesindeydim. Yine mayıs ayında deprem yaşadım. 32 yıl geçtikten sonra yine oradaydım ve yine depremle karşılaştık. Nereye gidersek gidelim hem fay hem de sosyo-ekonomik fay yakamızı bırakmıyor.
Şu ana kadar kaç oyun sergilediniz?
Kurulduğumuz günden bu yana 9 büyük oyun, 8 çocuk oyunu sergiledik. Bunların ikisi “Figaro Boşanıyor” ve “Soyfer” adlı oyunlar. Türkiye’de ilk kez Ortadirek Tiyatrosu ve Osman Genç yönetmenliğinde ve Avusturya Kültür Ofisi katkılarıyla sergilendi. Birçok oyunumuz faşizmin insan üzerindeki basksını ve zorlamasını anlattı.
İlk oyunumuz 1990 yılında Brecht’in “Karar Ana’nın Tüfekleri” adlı İspanya İç Savaşı’nı anlatan oyunuydu. Şu an; R. Nuri Güntekin’in “Hülleci”, M. Mungan’ın “Bir Garip Orhan Veli” ve Genco Erkal’ın Aziz Nesin’i anlattığı tek kişilik oyunu olan “Bir Takım Azizlikler” adlı oyunların provaları sürmekte.


Başa dön


Ajanda

İSTANBUL
  • “Rumeli Hisarı 3. Tiyatro Buluşması” kapsamında Tiyatrofil’in “Vajina Monologları” adlı oyunu saat 21.00’da izlenebilir. (0212 291 51 96)
  • 2. Üniversitelerarası Marmara İletişim Kısa Film Günleri devam ediyor. Akbank Kültür ve Sanat Merkezi’nde üniversite öğrencilerinin filmleri ücretsiz olarak izlenebilecek. (0212 252 35 00)
  • Yılmaz Güney’in “Sürü” isimli filmi 16.30’da Film Yönetmenleri Derneği’nde gösterilecek. (0212 293 90 01)
  • “Frida” (Julia Taymor) 11.30-14.00-16.30-19.00-21.30 seanslarında Beyoğlu Sineması’nda. (0212 251 32 40)

  • Bize ulaşmak için;

    Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net