www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Sermayenin vatanı var
   emeğin devleti yok!

Yabancı Yatırımlar Yasası hükümetin ve muhalefetin yüzünün sermayeye dönük olduğunu bir kez açıkça göstermektedir. Ayrıca gösterdiği başka bir şey de, CHP muhalefetli AKP Hükümeti’nin, Anayasa’yı ve diğer yasaları hiçe sayar bir tarzı tutturmakta ve Özal dönemini dahi arattığıdır.

SICAK PARA YATIRIM SAYILIYOR
Yeni kanunda yabancı yatırımcının tanımıyla ilgili iki temel problem söz konusudur. Birincisi, “yurtdışında ikâmet eden Türk vatandaşlarının” da yabancı yatırımcı sayılmasıdır (m.2/a, 1).


Sermayenin vatanı var emeğin devleti yok!
Ahmet Alpay Dikmen (*)
1970’lerin ortalarından itibaren, dünya önemli değişiklikler geçirdi. Bizim gibi ülkeler hem sanayileşti hem de borç batağına battı. Bu tarihlerde gelişmiş ülkelerde de işçi ücretlerindeki artışlara bağlı olarak verimlilik ve kârlılık krizleri yaşanmaktaydı. Bu döneme damgasını vuran başka önemli gelişmeler, haberleşme ve ulaştırma maliyetlerinin ucuzlaması; Vietnam Savaşı nedeniyle aşırı miktarda para basan ABD’nin tek taraflı olarak Bretton Woods sisteminden vazgeçmesi ve esnek kur sistemini benimsemesi; iki adet petrol krizi ve 1945-70 döneminde yaşanan uluslararası Keynesgil politikaların da etkisiyle Çok Ülkeli Şirketlerin (ÇÜŞ) ciddi oranda güçlenmesiydi.
Bu sürece IMF ve Dünya Bankası gibi küresel idare kuruluşları da müdahil olunca, merkez ülkelerinde yaşanan verimlilik ve kârlılık krizlerine azgelişmiş ülkeler üzerinden bir çözüm üretildi. Çözüm, bizim gibi borç batağındaki ülkelere yapısal uyum programları yoluyla bir “büyüme perspektifi” sunuyordu. Buna göre, borçlarımızı ödeyebilmemiz için “ihracata yönelik sanayileşme” yöntemini benimsemeliydik. Böylece döviz elde edecek ve borçlarımızı ödeyebilecektik.
Neo-liberal bombardıman
1980’lerde dünya çapında öyle büyük neo-liberal bir ideolojik bombardıman yaşandı ki, azgelişmiş ülkelerdeki hemen herkes, kapılarını yabancı sermayeye açmanın kendilerini kalkındıracağını düşünmeye başladı. Bu dönemde sadece IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar bu ideolojik bombardımanın ajanı olmadılar, bir çok elit-entelektüel kanal bu sürece eklemlendi. Örneğin, Mont Pelerin Society olarak bilinen Avusturya’lı sosyal bilimci Hayek tarafından kurulan ve dünya çapında 600 üyesi olan topluluğun, American Heritage Society ve Shadow Open Market Committee (ki kurucuları Milton Freedman ve Şikagolu Banker Beryl Sprinkel’dir) ile birlik kurarak parasalcı politikaların dünya çapında yaygınlaşması için yoğun ideolojik bir bombardıman yarattığı bilinmektedir. Bu dönemde, Mont Pelerin Society’nin üyeleri ve ekonomi uzmanları çok ülkeli neo-liberal bir think-tank ve baskı grubu gibi davranarak sınıf rollerini bu alanda inceden inceye yaymaya başlamıştır. Daha sonra bu ideoloji, bizzat kendi kurumlarımızın görüşü olarak ve kendi uzmanlarımız tarafından dillendirilmeye başlanmıştır. TÜSİAD, TOBB gibi sermaye kurumlarının yanı sıra, Hazine-Merkez Bankası veya Üst Kurullarda çalışan ve çoğu master veya doktorasını ABD’den almış bulunan uzmanlarımız bu görüşlerin yılmaz birer savunucusu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu süreç ÇÜŞ’leri, az gelişmiş ülkelerin kalkınma ve gelişmesini sağlayacak “beyaz atlı prensler” olarak sunmayı başarmıştır. Artık hemen herkes, “ÇÜŞ’ler gelsin, yatırım yapsın, kalkınalım, gelişelim” görüşünü dile getirmektedir. Meclis’imiz de bu duyarlılık içerisinde 5 Haziran 2003 Perşembe günü, Doğrudan Yabancı Yatırımlar Yasa Tasarısı’nı yasalaştırmıştır. Muhalefetiyle, hükümetiyle Meclis’imiz, ülkenin yabancı yatırımcıya büyük kolaylıklar sağlayacak bir yabancı yatırım yasasına kavuşması için “elbirliğiyle” çalışmıştır. Sol eğilimli ve “bağımsız” görüşlü olarak bilinen vekillerimiz bile “yabancı sermayeye karşı olmadıklarını” göğüslerini gere gere Meclis kürsüsünden haykırmışlardır.
Tasarının mimarı FIAS
Yasa tasarısının hazırlanma aşamasında uluslararası bir uzman kuruluşun aktif desteği ve yönlendiriciliği bulunmaktadır: FIAS (Foreing Direct Investment Advisory Service). FIAS, IFC (The International Financial Corporation) ve Dünya Bankası gibi dünyanın iki büyük çoktaraflı kalkınma kuruluşunun bir ortak kuruluşudur. Yasa tasarısının olgunlaşma sürecinde Hazine Müsteşarlığı’nda düzenlenen yönetişim çalıştaylarına, TOBB, Yabancı Sermaye Derneği, TÜSİAD, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM), Reklamcılar Derneği gibi sermaye kuruluşları davet edilmiştir. Avukatlarıyla toplantıya katılan TÜSİAD’ın tasarının hazırlanmasında çok etkili olduğu bilinmektedir. Kısaca son zamanlarda çıkan bütün yasalar gibi bu yasa da devlet-küresel idare kuruluşları ve sermayenin ürünüdür.
İdaremiz ve milletvekillerimiz, yabancı sermayeye o kadar güvenmektedir ki, kanunda, yabancı yatırımcıların özendirilmesi için daha önceki kanunda ve yönetmeliklerde getirilen çeşitli izin ve onay yükümlülüklerinin ortadan kaldırılması, bunun yerine, Hazine Müsteşarlığı’na bildirimin yeterli sayılması ilkesi benimsenmiştir. Kanun, yabancı yatırımlar konusunu tamamen serbestleştirmekte, iktisadi kamu düzenine ilişkin hiçbir hassasiyeti göz önüne almamaktadır. Kanunun getirdiği radikal değişiklik, Anayasa’da tanınan “temel hakların kullanılmasında, yabancıların durumunun dikkate alınması” şeklindeki yabancıyı yerliden ayıran ilkeyi göz ardı eden bir düzenlemedir. Bunun dışında, izin sisteminin kaldırılması, yabancı yatırımlar konusunda idarenin bir planlama yapabilme olanağını da önemli ölçüde sınırlandırmaktadır.
Benzer biçimde, yürürlükten kalkan 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’nda düzenlenen (m. 1/a) “Memleketin iktisadi inkişafına yararlı olma” ve (m.1/b/3) “…yabancı sermaye, ülke çapında tekel teşkil edecek faaliyetlerde bulunan kuruluşlarda çoğunluk hissesine sahip olamaz” şartları da yeni yasa ile ortadan kaldırılmaktadır. Yani zaten her türlü yabancı yatırımın memlekete fayda sağlayacağı o kadar açıktır ki...
Devlet müdahale edemeyecek
Kanunda devletin düzenleme görevine ve müdahale imkânlarına ilişkin de bir araç öngörülmemiştir. Anayasa’nın, “Piyasaların denetimi ve dış ticaretin düzenlenmesi” başlıklı 167.maddesine göre, “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler. Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kurulu’na yetki verilebilir.” Kanun, yabancı yatırımcıya çok güvenmekte, “ne eylerse güzel eyler” fikrini benimsemekte ve Anayasa’nın bu kuralını hiçe saymaktadır.
Her şeye rağmen Baykal muhalefetiyle taçlandırılan Erdoğan Hükümeti, yabancı yatırımcıya güvenmekte, yabancıların bizi “beyaz atının terkisine attığı gibi” içinde bulunduğumuz çıkmazdan kurtaracağına inanmaktadır. Oysa benzer politikaları izleyen onlarca ülke, 30 yıldır krizlerden kurtulamamış, emekçilerin ücretlerini sürekli ucuzlatmak zorunda kalmış, sermayenin ÇÜŞ’lerle dansının maliyetlerini emekçi kesimlerin omuzlarına yıkmıştır. Bu yasa, hükümetin ve muhalefetin yüzünün sermayeye dönük olduğunu bir kez açıkça göstermektedir. Ayrıca gösterdiği başka bir şey de, CHP muhalefetli AKP Hükümeti’nin, Anayasa’yı ve diğer yasaları hiçe sayar bir tarzı tutturmakta ve Özal dönemini hatırlatır bir biçimde “ben yaptım oldu”culuk uygulamakta olduğudur.
(*) Yrd. Doç. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi


Başa dön


SICAK PARA YATIRIM SAYILIYOR
Yeni kanunda yabancı yatırımcının tanımıyla ilgili iki temel problem söz konusudur. Birincisi, “yurtdışında ikâmet eden Türk vatandaşlarının” da yabancı yatırımcı sayılmasıdır (m.2/a, 1). İkincisi ise, yabancı yatırımcı niteliğine sahip olan kişilerin “… menkul kıymetler borsasından en az yüzde 10 hisse oranı ya da aynı oranda oy hakkı sağlayan edinimler…” yoluyla yabancı yatırımcı olabileceklerinin kabul edilmesidir (m.2/b, 2, ii). Yüzde 10’luk edinim portföy yatırımı niteliğindedir; doğrudan yatırım saymamak gerekir. Dolayısıyla, yasa sayesinde sıcak para hareketleri de yabancı doğrudan yatırım sayılacaktır.

ULUSAL HUKUK DEVRE DIŞI
Madde. 4/III’e göre “Yabancı yatırımcılar, yatırımları ile ilgili istatistiki bilgileri müsteşarlıkça hazırlanacak yönetmelikle belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde müsteşarlığa bildirirler. Söz konusu bilgiler, istatistik amaçları dışında ispat aracı olarak kullanılamaz.” Bu maddenin uygulanması sonucunda yabancı yatırımcılarla devlet veya bireyler arasında çıkabilecek uyuşmazlıkların yargı yoluna gitmesi halinde, bu düzenleme karşısında, idarenin elindeki bilgilerin ispat aracı olarak kullanılması mümkün olmayacaktır.

DEĞER TESPİTİ
Bunun dışında “yabancı ülkelerde kurulu bulunan şirketlerin menkul kıymetlerinin yatırım aracı olarak kullanılması halinde, menşe ülke mevzuatına göre değer tespitine yetkili makamların ve menşe ülke mahkemelerince tespit edilecek bilirkişilerin ya da uluslararası değerlendirme kuruluşlarının değerlendirmesi esas alınır,” şartı getirilmektedir. Yani, yabancı sermayenin Türkiye’ye getireceği yatırım araçlarının değer tespiti, menşe ülke değer birimiyle yapılacaktır. Satınalma gücü paritelerine göre malların fiyatlarının ülkeden ülkeye değiştiği bilinmektedir ve genellikle az gelişmiş ülkelerde satınalma gücü pariteleri daha yüksek çıkmaktadır. Bu düzenleme, yabancı yatırımcıya aynı yatırımı yapan yerli yatırımcıya göre üstünlük sağlayan bir sistemi örgütlemektedir.

EŞİT MUAMELE
3.maddenin a bendine göre, “Yabancı yatırımcılar tarafından Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım yapılması serbesttir. Yabancı yatırımcılar yerli yatırımcılarla eşit muameleye tabidirler.” Yabancı yatırımcılara, uyruğu oldukları ülkelerde, Türk girişimcilere aynı hakkın tanınmış olup olmadığına bakılmaksızın, Türkiye’de yatırım serbestisi tanınmaktadır. Bu durum karşılıklılık ilkesine aykırıdır. Yabancı yatırımcı, “vatandaş” yatırımcıdan farklıdır. Bu yatırımlar üzerinde devletin herhangi bir müdahalesinin uluslararası bir sorun yaratma ihtimali yüksektir.

YABANCILARA MÜLKİYET HAKKI
TRANFERDE SERBESTLİK
M.3/c’ye göre, “yabancı yatırımcıların Türkiye’deki faaliyet ve işlemlerinden doğan net kâr, temettü, satış, tasfiye ve tazminat bedelleri, lisans, yönetim ve benzeri anlaşmalar karşılığında ödenecek meblağlar ile dış kredi anapara ve faiz ödemeleri, bankalar veya özel finans kurumları aracılığıyla yurtdışına serbestçe transfer edilebilir.” 32 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Kararnamesi’nin mevcut serbestliğinden farklı olarak yeni düzenlemenin önemi “kanuni” bir serbestlik olmasıdır. Böylece basit bir kararname değişikliğiyle kaldırılamayacak bir güvence verilmektedir. Transfer imkânı getirilen şey, klasik anlamda ticari işletme kârları değildir. Örneğin, Türkiye’ye iktisaden hemen hemen hiç bir şey katmayan, borsa işlemleri, hisse senedi yatırımları, emlak spekülasyonu gibi faaliyetlerden kazanılan paralar da yurtdışına transfer edilebilecektir. Transfere, Türkiye’de üretilen değerlerin en azından bir kısmının burada kalmasını güvence altına alabilecek herhangi bir sınırlama getirilmemiştir. Örneğin, vergi borcu bulunan, sigorta primlerini ödemeyen, teknolojik yenilik için fon ayırmayan yabancı yatırımların yurtdışına transfer yapması engellenebilirdi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 (212) 233 19 30-34-44 (6 hat)       Fax: +90 (0212) 233 18 60-70 E-mail: posta@evrensel.net