Wolfowitz, bu konuda kendi devletinin çıkarlarına son derece uygun olarak, Türkiye’yi suçluyor, “Türkiye ‘hata yaptık’ desin” diyor. İran ve Suriye ile yakınlaşma konusunda da sert eleştiriler getiriyor. Türkiye’ye “ne yapması gerektiğini” bildirdikten sonra, bütün söylediklerini ilkokul öğrencisinin bile anlama güçlüğü çekmeyeceği bir üslupla, yani aslında diplomatik teamüller açısından tamamen aşağılayıcı bir tarzda özetliyor: “Türkiye, bundan sonra bize nasıl yardımcı olabilir, onu düşünsün.”
Pentagon şefi Wolfowitz’in bu sözleri karşısında Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand’ın tutumu ise tam bir “embedded” tavrı. Karşı çıkan tek bir soru bile sormuyorlar. Onların bu tavrı karşısında, ABD’nin onların ayarındaki gazetecilerinden birisi olan Peter Arnet’in savaşın sıcak günlerinde Irak televizyonuna verdiği röportajda, “Koalisyon güçleri hata yaptı” biçimindeki sözlerini hatırlamamak mümkün mü? Bu sözleri nedeni ile deneyimli gazeteci Arnet, muhabiri olduğu ABD’nin üç büyük televizyonundan biri olan NBC’den atılmıştı. Ama bu ünlü “Türk” gazetecileri, Amerikalı meslektaşlarının reddettiği görevi gönüllü olarak üstlenmekte hiçbir beis görmüyorlar.
Çandar özel olarak Amerika’ya çağrılmış
Cengiz Çandar’ın, dün Haber-Türk televizyonuna canlı olarak bağlanarak Wolfowitz röportajı ile ilgili yaptığı açıklamalar, bu “habercilik olayı”nın arka planını daha iyi görmemiz için yeni veriler sundu. Wolfowitz röportajını Amerika’dan yapan Çandar, kendisini Amerika’ya Wolfowitz’in çağırdığını söyledi. Yani aslında anlaşıldığı kadarı ile olay şöyle gelişiyor. Doğan Grubu’nun Washington’dan bildiren muhabiri Yasemin Çongar’ın, iki hafta önce Beyaz Saray’ın Türkiye’den bundan sonrası için beklediklerinin bildirildiği yazısının bir devamı olarak, belki onun üzerinden Türkiye’den ünlü gazeteci isteniyor. Majestelerinin yapacağı açıklamanın Türkiye’ye bomba gibi düşmesi için, oradan sürekli bildiren Yasemin Çongar yetmez, yapılacak açıklamaların gücünü artıracak isimler gerek. Bu isimler de, herhalde tarihin bir ironisi olarak, Türk Genelkurmayı’nın bir dönem askeri tesislere girişini yasakladığı Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar oluyor. Çandar Washington’da Wolfowitz’in dizinin dibine oturuyor, Birand da bu önemli röportajın reytingini artıracak, Türkiye’nin diplomasi alanındaki en yetkin gazetecilerinden birisi olarak ekranın bu tarafına -sözde bizden tarafına- oturuyor.
Ardından Türkiye hükümeti ve ordusunun tutumundan tutun, ABD’nin saldırganlığına karşı olan herkes topa tutuluyor.
Türkiye’de bir köşe yazarının kendileri ile ilgili böyle bir üslupla yaptığı bir eleştiri karşısında hemen savcılığa ihbarda bulunarak, söz konusu yazar hakkında dava açılmasını sağlayan Türk generalleri, Wolfowitz’in bu sözlerinin kendi görüşü olduğunu söylemekten öteye gidemiyorlar. Yani bunu Wolfowitz yapınca adı “demokratik tepki” oluyor. Bu trajikomediyi es geçmeden kaydettikten sonra, onu üreten gazeteciliğin niteliğine dönmek gerekirse, Birand ve Çandar’ın yaptığı gazetecilik, Türkiye’nin ülke siyaseti içindeki en belirleyici kurumlarını bile ezecek düzeyde Amerikancı bir etki yapıyor.
Bu iki ünlü “Türk gazetecisi” bununla da kalmıyor, Türk-Amerikan İşadamları Derneği Başkanı Zeynel Abidin Erdem tarafından finanse edildiği iddia edilen Haber-Türk televizyonuna yaptıkları açıklamalarla Wolfowitz’in sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiğini, “anlamamakta direnenlerin” kafasına vura vura anlatıyor. Birand, Genelkurmay İkinci Başkanı Büyükanıt’ın değerlendirmeleri dahil olmak üzere, dün Wolfowitz’in sözlerini, iç kamuoyunda kendi pozisyonlarını sarsmayacak bir biçimde dengelemeye çalışan tüm devlet yetkililerinin açıklamalarını kastederek, “Wolfowitz’in sözleri kendi düşünceleri değil. Tamamen Başkan Bush’un sözleri. Nokta” diyor.
Bir embeddet’ten Türkiye’ye yöneltilmiş bir embesil muamelesinden başka bir anlama gelmiyor bu “Nokta”! Ve herhalde Wolfowitz’in temsil ettiği gücü arkasına alarak, “Bu sözlerin anlamı da şu: ABD Türkiye’nin hata yaptığını kabul etmesini istiyor. Yani bundan sonra etraftakilerle fingirdeşmeyin” diyor. Burada da, Wolfowitz’in tepkisini çeken Suriye ve İran’la yakınlaşmaya vuruyor Birand.
CNN-Türk’ün Wolfowitz ve Grossman’ları
Ardından canlı yayına bağlanan, ekürisi Cengiz Çandar da, Wolfowitz’in sözlerinin tamamen Mehmet Ali Birand’ın dediği gibi anlaşılması gerektiğini söylüyor. Yani, Grossman’ın, Wolfowitz’in sözlerinin ardından yaptığı “Bu sözleri ciddiye alın” uyarısını, Çandar da Birand için yapıyor.
Amerikan yönetimi, iki ünlü Türk gazetecisini, kendi gazetecileri Amerika için yaptığında asla affetmeyeceği bir tutuma ortak ediyor. Ve Birand ile Çandar da, bugüne kadar birçok Amerikan gazetecisinin bile açıktan reddettiği bu görevi son derece gönüllü bir biçimde kabul ediyor.
Amerikan yönetiminin bu konudaki tavrına Amerikan tarihinden verilecek çarpıcı bir örnek, Birand ve Çandar’ın tutumlarının ne anlama geldiğini daha iyi görmeye yardımcı olabilir.
ABD Başkanı Nixon’ın, Vietnam’la ilgili olarak Amerikan halkının desteğini sağlamak amacıyla yaptığı konuşmayı yorumlayarak izleyicilerine ulaştıran Amerika’nın ünlü gazetecileri, Nixon’ın yardımcısı Spiro T. Agnew, tarafından “çete” olarak aşağılanmış ve tam anlamıyla haşlanmıştı.
Tarihten bir hatırlatma
ABD Başkanı Nixon’ın Yardımcısı Spiro T. Agnew, 13 Kasım 1969 Cumhuriyetçi Parti Orta Batı Bölgesi Komitesi’nin Iowa, Des Moines’daki toplantısında yaptığı konuşmada aynen şunları söylemişti:
“Bir hafta önce pazartesi gecesi Başkan Nixon, yönetiminin en önemli ve içinde yaşadığımız on yılın da en önemlilerinden bir tanesi olan konuşmasını yaptı. Konusu Vietnam’dı. Umudu; Amerikan halkını bu çatışmanın Pasifik’te kalıcı ve adil bir barışa doğru giden yol olduğuna ikna etmekti. 32 dakika boyunca tarihinin en uzun savaşında 1 milyonun üçte biri kadar şehit vermenin acısını yaşayan bir ulusa hitap etti.
Başkan konuşmasını tamamladığında - ki söz konusu konuşmanın hazırlığı rastlantı bu ya haftalar sürmüştü- söyledikleri ve politikaları anlık çözümlemelere ve kötücül eleştirilere konu oluverdi. Birleşik Devletler Başkanı’nı dinlemek için toplanan 70 milyon Amerikalı’nın yerini büyük çoğunluğu onun söylemek zorunda olduklarına ilişkin düşmanlığını şu ya da bu biçimde dile getiren küçük bir şebeke yorumcuları ve kendi kendini göreve atamış çözümlemeci takımı almıştı. Bu çete mensuplarının büyük çoğunluğu başkanın söylemek zorunda olduklarına şu ya da bu şekilde düşmanlıklarını dile getirdiler.”
Agnew, bir şebeke muhabirinin, milyonlarca Amerikalı için ulusal bir davayı yöneten yargıç rolünde olduğunu belirtip, “Onlar bir hafta içinde insanları hiçlikten ulusal çapta bir şöhret düzeyine çıkartabilirler. Bazı politikacıları öne çıkartarak diğerlerini görmezden gelebilirler” dedikten sonra, son noktayı şöyle koymuştu:
“Amerikan halkı, haklı olarak devlet üstünde böyle bir güç yoğunlaşmasını tolere edemez.”
Ama görünen o ki, Amerikan yönetimi Amerikan halkının tolere edemeyeceği şeyi, Türkiye halkının ve yönetenlerinin tolere etmesini istiyor. Ve Birand ile Çandar da, gazeteciliğin en sıradan etik ilkelerini bir tarafa bırakarak, tamamen Pentagon’un gönüllü halkla ilişkiler elemanı gibi davranıp, Agnew’in aslında Amerikalı gazetecilerden isteyip yaptıramadığı şeyi yapıyorlar.
Gazetecilik adına üzüntü verici
ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöğen:
Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın Wolfowitz ile röportajlarını gazetecilik açısından “üzüntü verici” bulan ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöğen, politikaları belirleyen, uygulayan etkin ve gazetecilik tanımlamasına göre kaynak sayılabilecek herkesle görüşme yapılmasının ve haberleştirilmesinin doğal olduğunu, ancak bu röportajda temel gazetecilik saiklerinin, yükümlülüklerinin ihmal edildiğini söyledi. Konuya ilişkin gazetemize açıklama yapan Demirdöğen, savaşın sorgulanması, işgalin gerekçelerinin yoklanması ve saldırganlığın mahkûm edilmesi yerine saldırganlığa alet olmayan bir ülkenin konumunun tartışma gündemine getirildiğini, savaş ve işgalin meşru gösterilerek, savaşa bulaşmayan işgalin parçası olmak istemeyen bir ülkenin kutlanması gereken bu davranışından dolayı mahkum sandalyesine oturtulduğunu ifade etti.
“Savaşı ve Amerikan politikalarını Amerikan generallerinden daha sıkı savunanların bu roportajdaki tutumuna şaşmamak gerekir” diyen Demirdöğen, ancak ortaya çıkan tablonun gazetecilik adına üzüntü verici olduğunu dile getirdi. Demirdöğen, “Orada, bu işgali uluslararası hukuka uygun kılacak BM kararının neden beklenmediği, çok üzerinde durulan, yaygara koparılan kitle imha silahlarının nerede olduğu, binlerce kişinin öldürülmesi, sakat kalması ve gazetecilere karşı saldırganlığın vardığı boyutların neden gözardı edildiği soruları sorulsa idi bir gazetecilik görevi tam olarak yapılmış olurdu” dedi.
Yapılan gazetecilik değil
Medya eleştirmeni Ahmet Tezcan:
Medya eleştirmeni Ahmet Tezcan, Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın, ABD’nin Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz ile CNN Türk’te yaptığı söyleşiyi, gazetecilik olarak değerlendirmediğini belirtti.
Özellikle Amerika’nın politikasını yansıtacak söyleşilerin, Amerika tarafından planlandığına dikkat çeken Tezcan, şöyle devam etti: “Bu söyleşileri Beyaz Saray ya da Pentagon planlar. Daha önce de Ali Kırca’nın ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile söyleşisi olmuştu. Bu söyleşi de, tamamen ABD Dışişleri Bakanlığı’nın organize ettiği bir söyleşiydi. Birand ve Çandar’ın söyleşisinin de böyle olduğunu tahmin ediyorum. Zaten Cengiz Çandar’ın Amerika’nın muhafazakâr şahin kanadı ile yakın diyaloğu var. Cengiz Çandar’ın köşesinde yazdıkları da neredeyse kelime kelime Wolfowitz’in ağzından çıkanların tekrarı.”
Tezcan, söyleşi sırasında sorulan soruların tamamen “çanak sorular” olduğunu söyleyerek, Ömer Lütfi Mete’nin, Sabah gazetesinde yazdığı köşesinde Birand ve Çandar’ın “stratejik çanak” niteliğinde sorular sorduğunu söyleyerek, bu gazetecileri “iliştirilmiş” gazeteciler olarak tanımladığını aktardı. Söyleşi sırasında asıl sorulması gereken soruların sorulmadığını vurgulayan Tezcan’a göre, asıl sorulması gereken sorular şunlardı: “Saddam’ın bir milyon Müslümanı öldürdüğü söyleniyor, doğru mu? Peki bunlar olurken Amerika neredeydi? 1. Körfez Savaşı sırasında Şiiler ayaklandığında Saddam’ın kimyasal silah atmasını kim sağladı? Saddam’ın CIA ile ilişkisi olduğu konusunda son derece ciddi belgeler var. Saddam’ı ortaya çıkartan, besleyen, büyüten Amerika’nın kendisi. Saddam’ın son petrol anlaşmasını Wolfowitz ile yaptığı biliniyor. Amerika’nın herkes tarafından bilinen Ortadoğu’daki gerçek niyetini sorgulayıcı tek bir soru sormadılar.”
Birand ve Çandar’ın, Amerika’nın en güçlü kişisi olarak lanse edilen Wolfowitz’in ağzından Türkiye’ye yöneltilen tehdidi teyit ettiğini ifade eden Tezcan, yapılanın gazetecilik değil sözcülük olduğunu belirtti. Tezcan, “Basın danışmanı gibiydiler. Bu söyleşi, gazetecilerin kendi patronları ile yaptıkları söyleşilere benziyor” dedi.
‘Güçlünün yanındalar’
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Araştırma Görevlisi Abdülrezzak Altun, medyada yaşananları tartışırken salt su katılmamış nesnellikten söz etmenin akılcı olmadığını belirterek, Birand ve Çandar’ın röportajında en temel problemin ulusal kaygılar olduğunu belirtti. Basının kendilerini yakın hissettiği güç odaklarına çanak tuttuğunu ifade eden Altun, “Konjoktürel ve tarihsel süreç içinde eğer Amerika en güçlüyse, iktirdarsa ona çanak tutuluyor. Tarihin seyri farklı olsaydı, merkez Angola olsaydı onların liderlerine çanak tutulacaktı. Güçten yana olmak sorunu var. En temelde bu problemin sorgulanması gerekiyor” diye konuştu.
Başa dön
Erdoğan’dan Kıbrıs’a kritik ziyaret
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, temaslarda bulunmak üzere bugün KKTC’ye gidecek.
Erdoğan KKTC’de, Atatürk ve Dr. Fazıl Küçük anıtlarına çelenk koyacak, ardından KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile görüşecek. Görüşmeye, KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu ile KKTC Başbakan Yardımcısı ve Turizm ve Çevre Bakanı Serdar Denktaş da katılacak.
Denktaş’ın vereceği öğle yemeğini takiben, Cumhurbaşkanlığı’nda heyetlerarası görüşmeler gerçekleştirilecek. Erdoğan, heyetlerarası görüşmeler sonrasında düzenlenecek basın toplantısının ardından, KKTC Meclis Başkanı Vehbi Zeki Serter ile görüşecek.
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Ahmet Özteker’i de ziyaret edecek olan Başbakan Erdoğan, Girne Limanı’nda yapacağı incelemelerin ardından akşam saatlerinde Türkiye’ye dönecek.
Yeni öneriler