|
|

|
           

Gazeteciliğin ve haber yapmanın (artık hemen herkesin bildiği gibi) bazı kuralları vardır: Bu kurallar genel olarak BeşN BirK olarak özetlenir ve kuralları hangi gazeteciye sorsanız cevapını ezberden size sayar: Ne, Nerede, Nasıl, Neden, Ne zaman ve Kim… Ezberden sayılan bu kurallar, gerçek hayatta her nedense unutuluverir.
|
medya
........................................................................
Sema Uludağ
|
Sormak anlamaktır, anlamak ise güç ister
Gazeteciliğin ve haber yapmanın (artık hemen herkesin bildiği gibi) bazı kuralları vardır: Bu kurallar genel olarak BeşN BirK olarak özetlenir ve kuralları hangi gazeteciye sorsanız cevapını ezberden size sayar: Ne, Nerede, Nasıl, Neden, Ne zaman ve Kim… Ezberden sayılan bu kurallar, gerçek hayatta her nedense unutuluverir.
BeşN BirK’ya kural olarak değil de, soru sormaya teşvik edici unsurlar olarak bakıldığında ortaya bambaşka bir tablonun çıktığı da söylenebilir. Bu tablodaki en önemli yer ise kuşkusuz, gazetecinin işlevinin ne olduğunun belirlenmesi yönündedir.
Peki, gazetecinin ya da kendini gazeteci kimliğiyle ifade edenlerin misyonu nedir? Bu soruya herkesin vereceği yanıt farklı. Ancak, hangi tarafta duruyor olursa olsun bir gazetecinin en önemli görevi soru sormaktır.
***
Geçtiğimiz günlerde, haberciliğiyle ön plana çıkmayı amaçlayan bir televizyon kanalında ortaya çıkan manzara, gazeteciliğin nasıl yapılmaması gerektiği konusunda, okullarda okutulması gereken bir ders niteliği taşıyordu.
ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, katıldığı televizyon programında, yanıbaşımızda yaşanan Irak savaşı ve bundan sonra gelişecek olan Türkiye-ABD ilişkileri üzerine bazı açıklamalarda bulundu. Bu açıklamalar üzerine söylecek çok söz var elbette. Ancak Grossman’ın açıklamaları kadar, Başkan Yardımcısı’na soru yönelte(meye)n ünlü gazetecilerin durumu da değerlendirmeye değer bir vaka.
Grossman’ın, Irak savaşında Türkiye’nin tutumuna ilişkin söylediklerinin karşılığında adeta birer dinleyici pozisyonunda kalan gazetecilerin, kendilerini yalnız ve yalnızca aktarıcı gibi görmeleri, programı yönlendirememelerinin de başlıca nedeni olabilir. Hatta konuğun ABD’yi temsil ettiği düşünülürse, Türkiye’nin bu ülke karşısındaki durumunun yansıması olarak da nitelendirilebilir.
***
Türkiye’nin önde gelen gazetecileri, Grossman’a soru sormaktan imtina ettiler ama bizim onlara ve onlar gibi davranan tüm gazetecilere sormak istediğimiz birkaç soru var:
Ülkenizde, ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel açıdan söz söyleme, yönetme ve yönlendirme hakkına sahip olduğunu bildiğiniz biri karşısında elinizin kolunuzun bağlı olduğunu hissettiğiniz için mi, bu kadar yüzeysel sorular sordunuz?
Gazetecinin işinin soru sormak ve gerçekleri herkesle paylaşmak olduğunu ‘unuttuğunuz’ anlar oluyor mu?
Bir gazetecinin en büyük silahı, sorgulama yeteneğidir. Gazeteci hiçbir şeyi olduğu gibi kabul etmediği ve merakını içinde saklamak gibi bir özelliğe sahip olmadığı için bu işi yapar. Sizin üst düzey yöneticiler karşısında verileni kabul etme gibi bir eğiliminiz var. Bu durumu nasıl açıklarsınız?
Üst düzey yöneticiler karşısında hal böyleyken, herhangi bir ünvanı bulunmayanlar karşısında yargıç durumuna geçmenizi nasıl tanımlıyorsunuz?
***
Sorular çoğaltılabilir. Ama yukarıdaki dört soruya verilen dürüst cevap, bu topraklar üzerinde hüküm süren gazetecilik anlayışının ortaya çıkması açısından son derece önemlidir.
Kimseye gazetecilik dersi vermek gibi bir lüksümüz ve niyetimiz yok. Ancak eteklerindeki taşları dökmeyenlerin, gün gelip o taşlara takılıp düştüğünde, acıdan kıvranmaya hakları olmadığını bir kez daha hatırlanmasını isteriz. (Hafızamızı biraz zorladığımızda bunun geçmişte örnekleri olduğunu görebiliriz.)
Bir insanı diğer canlılardan ayıran temel özelliğinin soru sormak, anlamak ve anladığını yorumlamak olduğunu; gazeteciliğin bu temelden hareket edildiği takdirde yapılabilecek bir meslekler içerisinde bulunduğunu; gazetecilerin haber kaynakları kim ve ne olursa olsun soru sormaktan kaçınmamaları gerektiğini eklemek isteriz.
|
|
|