www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Pentagon gazete
ABD’nin en önemli isimlerinden ikisinin, Türkiye’ye küstahça görevler biçmelerine olanak tanıyan CNN-Türk’ün iki ünlü ismi Birand ve Çandar’ın bu tutumları, Pentagon’un halkla ilişkiler faaliyetinden hiçbir farklılık arz etmiyor.

TEKEL giderse Bismil biter
TEKEL’in özelleştirilmesi, en çok Güneydoğu’da yaşayanları vuracak. Çünkü onların en önemli geçim kaynağı tütün.Özellikle Bismil, tütün ekiminin yoğun olduğu bir yer.

İDDİALARINI KANITLA!
Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaaslan, Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş’un Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamaları talihsizlik olarak değerlendirerek, “Kent yöneticilerinin kavga etme lüksü yoktur.

Erken emeklilikte yürütme durduruldu
Anayasa Mahkemesi, memurların 61 yaşında emekli edilmeleri ile ilgili uygulamanın yürürlüğünü durdurdu.


Pentagon gazete
HABER ANALİZ / Fatih Polat
Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar’ın, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz ve ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Grossman’la yaptığı röportajlar, onların söylediklerinin gölgesinde kalmaması gereken bir önem arz ediyor.
İletişim Fakülteleri’nin röportaj tekniği açısından ders konusu yapacağı, hatta meraklı öğrenciler tarafından tez konusu olarak ele alınabilecek kadar önemli veriler sunuyor bu röportajlar.
Türkiye’nin en ünlü “iliştirilmiş”leri
Türkiye’nin en tanınmış gazetecilerinden ikisi, Pentagon’un en üst düzey yetkililerinden birinin karşısına geçiyor ve onların kendi ülkesi ile ilgili buyurgan açıklamalarını tek bir karşı soru bile sormadan izleyiciye aktarıyor. Konu, uzunca bir süredir ABD ve İngiltere’nin denetiminde hareket etmekle suçlanan Birleşmiş Milletler’in bile meşru görmeyerek karşı çıktığı bir savaşta Türkiye’nin ABD’ye, istediği desteği tam olarak vermemesi ve bunun, bundan sonraki Türkiye-ABD ilişkileri açısından olası sonuçları.
Wolfowitz, bu konuda kendi devletinin çıkarlarına son derece uygun olarak, Türkiye’yi suçluyor, “Türkiye ‘hata yaptık’ desin” diyor. İran ve Suriye ile yakınlaşma konusunda da sert eleştiriler getiriyor. Türkiye’ye “ne yapması gerektiğini” bildirdikten sonra, bütün söylediklerini ilkokul öğrencisinin bile anlama güçlüğü çekmeyeceği bir üslupla, yani aslında diplomatik teamüller açısından tamamen aşağılayıcı bir tarzda özetliyor: “Türkiye, bundan sonra bize nasıl yardımcı olabilir, onu düşünsün.”
Pentagon şefi Wolfowitz’in bu sözleri karşısında Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand’ın tutumu ise tam bir “embedded” tavrı. Karşı çıkan tek bir soru bile sormuyorlar. Onların bu tavrı karşısında, ABD’nin onların ayarındaki gazetecilerinden birisi olan Peter Arnet’in savaşın sıcak günlerinde Irak televizyonuna verdiği röportajda, “Koalisyon güçleri hata yaptı” biçimindeki sözlerini hatırlamamak mümkün mü? Bu sözleri nedeni ile deneyimli gazeteci Arnet, muhabiri olduğu ABD’nin üç büyük televizyonundan biri olan NBC’den atılmıştı. Ama bu ünlü “Türk” gazetecileri, Amerikalı meslektaşlarının reddettiği görevi gönüllü olarak üstlenmekte hiçbir beis görmüyorlar.
Çandar özel olarak Amerika’ya çağrılmış
Cengiz Çandar’ın, dün Haber-Türk televizyonuna canlı olarak bağlanarak Wolfowitz röportajı ile ilgili yaptığı açıklamalar, bu “habercilik olayı”nın arka planını daha iyi görmemiz için yeni veriler sundu. Wolfowitz röportajını Amerika’dan yapan Çandar, kendisini Amerika’ya Wolfowitz’in çağırdığını söyledi. Yani aslında anlaşıldığı kadarı ile olay şöyle gelişiyor. Doğan Grubu’nun Washington’dan bildiren muhabiri Yasemin Çongar’ın, iki hafta önce Beyaz Saray’ın Türkiye’den bundan sonrası için beklediklerinin bildirildiği yazısının bir devamı olarak, belki onun üzerinden Türkiye’den ünlü gazeteci isteniyor. Majestelerinin yapacağı açıklamanın Türkiye’ye bomba gibi düşmesi için, oradan sürekli bildiren Yasemin Çongar yetmez, yapılacak açıklamaların gücünü artıracak isimler gerek. Bu isimler de, herhalde tarihin bir ironisi olarak, Türk Genelkurmayı’nın bir dönem askeri tesislere girişini yasakladığı Mehmet Ali Birand ve Cengiz Çandar oluyor. Çandar Washington’da Wolfowitz’in dizinin dibine oturuyor, Birand da bu önemli röportajın reytingini artıracak, Türkiye’nin diplomasi alanındaki en yetkin gazetecilerinden birisi olarak ekranın bu tarafına -sözde bizden tarafına- oturuyor.
Ardından Türkiye hükümeti ve ordusunun tutumundan tutun, ABD’nin saldırganlığına karşı olan herkes topa tutuluyor.
Türkiye’de bir köşe yazarının kendileri ile ilgili böyle bir üslupla yaptığı bir eleştiri karşısında hemen savcılığa ihbarda bulunarak, söz konusu yazar hakkında dava açılmasını sağlayan Türk generalleri, Wolfowitz’in bu sözlerinin kendi görüşü olduğunu söylemekten öteye gidemiyorlar. Yani bunu Wolfowitz yapınca adı “demokratik tepki” oluyor. Bu trajikomediyi es geçmeden kaydettikten sonra, onu üreten gazeteciliğin niteliğine dönmek gerekirse, Birand ve Çandar’ın yaptığı gazetecilik, Türkiye’nin ülke siyaseti içindeki en belirleyici kurumlarını bile ezecek düzeyde Amerikancı bir etki yapıyor.
Bu iki ünlü “Türk gazetecisi” bununla da kalmıyor, Türk-Amerikan İşadamları Derneği Başkanı Zeynel Abidin Erdem tarafından finanse edildiği iddia edilen Haber-Türk televizyonuna yaptıkları açıklamalarla Wolfowitz’in sözlerinin nasıl anlaşılması gerektiğini, “anlamamakta direnenlerin” kafasına vura vura anlatıyor. Birand, Genelkurmay İkinci Başkanı Büyükanıt’ın değerlendirmeleri dahil olmak üzere, dün Wolfowitz’in sözlerini, iç kamuoyunda kendi pozisyonlarını sarsmayacak bir biçimde dengelemeye çalışan tüm devlet yetkililerinin açıklamalarını kastederek, “Wolfowitz’in sözleri kendi düşünceleri değil. Tamamen Başkan Bush’un sözleri. Nokta” diyor.
Bir embeddet’ten Türkiye’ye yöneltilmiş bir embesil muamelesinden başka bir anlama gelmiyor bu “Nokta”! Ve herhalde Wolfowitz’in temsil ettiği gücü arkasına alarak, “Bu sözlerin anlamı da şu: ABD Türkiye’nin hata yaptığını kabul etmesini istiyor. Yani bundan sonra etraftakilerle fingirdeşmeyin” diyor. Burada da, Wolfowitz’in tepkisini çeken Suriye ve İran’la yakınlaşmaya vuruyor Birand.
CNN-Türk’ün Wolfowitz ve Grossman’ları
Ardından canlı yayına bağlanan, ekürisi Cengiz Çandar da, Wolfowitz’in sözlerinin tamamen Mehmet Ali Birand’ın dediği gibi anlaşılması gerektiğini söylüyor. Yani, Grossman’ın, Wolfowitz’in sözlerinin ardından yaptığı “Bu sözleri ciddiye alın” uyarısını, Çandar da Birand için yapıyor.
Amerikan yönetimi, iki ünlü Türk gazetecisini, kendi gazetecileri Amerika için yaptığında asla affetmeyeceği bir tutuma ortak ediyor. Ve Birand ile Çandar da, bugüne kadar birçok Amerikan gazetecisinin bile açıktan reddettiği bu görevi son derece gönüllü bir biçimde kabul ediyor.
Amerikan yönetiminin bu konudaki tavrına Amerikan tarihinden verilecek çarpıcı bir örnek, Birand ve Çandar’ın tutumlarının ne anlama geldiğini daha iyi görmeye yardımcı olabilir.
ABD Başkanı Nixon’ın, Vietnam’la ilgili olarak Amerikan halkının desteğini sağlamak amacıyla yaptığı konuşmayı yorumlayarak izleyicilerine ulaştıran Amerika’nın ünlü gazetecileri, Nixon’ın yardımcısı Spiro T. Agnew, tarafından “çete” olarak aşağılanmış ve tam anlamıyla haşlanmıştı.
Tarihten bir hatırlatma
ABD Başkanı Nixon’ın Yardımcısı Spiro T. Agnew, 13 Kasım 1969 Cumhuriyetçi Parti Orta Batı Bölgesi Komitesi’nin Iowa, Des Moines’daki toplantısında yaptığı konuşmada aynen şunları söylemişti:
“Bir hafta önce pazartesi gecesi Başkan Nixon, yönetiminin en önemli ve içinde yaşadığımız on yılın da en önemlilerinden bir tanesi olan konuşmasını yaptı. Konusu Vietnam’dı. Umudu; Amerikan halkını bu çatışmanın Pasifik’te kalıcı ve adil bir barışa doğru giden yol olduğuna ikna etmekti. 32 dakika boyunca tarihinin en uzun savaşında 1 milyonun üçte biri kadar şehit vermenin acısını yaşayan bir ulusa hitap etti.
Başkan konuşmasını tamamladığında - ki söz konusu konuşmanın hazırlığı rastlantı bu ya haftalar sürmüştü- söyledikleri ve politikaları anlık çözümlemelere ve kötücül eleştirilere konu oluverdi. Birleşik Devletler Başkanı’nı dinlemek için toplanan 70 milyon Amerikalı’nın yerini büyük çoğunluğu onun söylemek zorunda olduklarına ilişkin düşmanlığını şu ya da bu biçimde dile getiren küçük bir şebeke yorumcuları ve kendi kendini göreve atamış çözümlemeci takımı almıştı. Bu çete mensuplarının büyük çoğunluğu başkanın söylemek zorunda olduklarına şu ya da bu şekilde düşmanlıklarını dile getirdiler.”
Agnew, bir şebeke muhabirinin, milyonlarca Amerikalı için ulusal bir davayı yöneten yargıç rolünde olduğunu belirtip, “Onlar bir hafta içinde insanları hiçlikten ulusal çapta bir şöhret düzeyine çıkartabilirler. Bazı politikacıları öne çıkartarak diğerlerini görmezden gelebilirler” dedikten sonra, son noktayı şöyle koymuştu:
“Amerikan halkı, haklı olarak devlet üstünde böyle bir güç yoğunlaşmasını tolere edemez.”
Ama görünen o ki, Amerikan yönetimi Amerikan halkının tolere edemeyeceği şeyi, Türkiye halkının ve yönetenlerinin tolere etmesini istiyor. Ve Birand ile Çandar da, gazeteciliğin en sıradan etik ilkelerini bir tarafa bırakarak, tamamen Pentagon’un gönüllü halkla ilişkiler elemanı gibi davranıp, Agnew’in aslında Amerikalı gazetecilerden isteyip yaptıramadığı şeyi yapıyorlar.


Başa dön


TEKEL giderse Bismil biter
Şerif Karataş
TEKEL’in özelleştirilmesi, en çok Güneydoğu’da yaşayanları vuracak. Çünkü onların en önemli geçim kaynağı tütün.Özellikle Bismil, tütün ekiminin yoğun olduğu bir yer. Ancak arazilerin çoğunluğunun ağaların elinde olmasından dolayı Bismilli tütün ekicileri karınlarını dahi doyuramıyorlar. Yine de “Buna da şükür” diyen köylüler, TEKEL’in ilçenin can damarı olduğunu söylüyorlar.
Teşvik parası için
Baharla birlikte doğaya bir canlılık gelmiş Bismil’de. Ama bu canlılığı ilçede görmek mümkün değil. İlçeye girdiğinizde birkaç fabrika çarpıyor gözünüze. Ancak bu, yanıltıcı bir manzara. Çünkü çoğu teşvik parası alabilmek için yapılmış. Fabrikanın inşaatını yapıp sonra da çekip gitmişler.
Pamuk ekiminin yoğun olduğu ilçede, tütün ekimi de hayli yaygın. Bismil’de resmi rakamlara göre 3 binin üzerinde tütün ekicisi bulunuyor. Tütüne getirilen kota uygulaması, tütün ekicilerini zor durumda bırakmış. Birçok ekici birkaç yıldır tütün üretemiyor. Kendisine ait olmayan toprakta tütün ekiciliğine devam etse karnını bile doyuramayacak. Toprak kirasına, masraflara ve bir yıla yakın bir dönemde harcanan emeğe değmeyecek. Bunların üzerine bir de TEKEL’in özelleştirilmesi gündeme gelince tütün ekicisinin mağduriyeti daha da artıyor.
Bir dokun bin ah işit
Bismil TEKEL’e tütün veren ekicilerin hepsi dert küpü. Çoğu kendisine ait olmayan toprakları kiralayarak tütün ekimi yapıyor. TEKEL’in özelleştirilmesi kararına ise tepkililer. AKP’ye de ateş püskürüyorlar. Seçimlerden önce verilen sözlerin tutulmadığını söylüyorlar. Dertlerini anlatmak için adeta birbirleriyle yarışıyorlar: “Abi bunu da yazsan iyi olur.” Hükümete sesleniyorlar: “Halkı küçümsemeyin. İnsan aç kaldı mı her yola başvurur. Oturduğunuz koltuğa sizi halk getirdi.”


Başa dön


İDDİALARINI KANITLA!
Ali Rıza Kılınç
Bingöl Belediye Başkanı Feyzullah Karaaslan, Bingöl Valisi Hüseyin Avni Coş’un Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamaları talihsizlik olarak değerlendirerek, “Kent yöneticilerinin kavga etme lüksü yoktur. Halkın sorunları el ele verilerek çözülebilir “diye konuştu.
Karaaslan, kendisine yöneltilen suçlamalara karşılık şunları söyledi: “Bu olayların içinde gerçekten yakınlarım varsa çıkıp kamuoyuna açıklamasını bekliyorum. Suç işleyen yakınım da olsa adalete teslim edilmelidir. İkinci iddia ise dışarıdan gelen ekmekleri parayla sattığımız yönünde. Depremin ilk günü halk ekmek fabrikasında üretilen ekmekler büfelere dağıtılmış. Büfelerde sabah saat 09.00’a kadar satılmış. O deprem kargaşası içinde yaşanmış. Saat 09.00’da haberimiz oldu. Bu konuda hemen talimat vererek, ekmeğin parasız dağıtılmasını söyledim. Deprem karmaşasında yaşanan bir olayla belediyemiz karalanmak isteniyor.Günlük fabrikamızda ürettiğimiz 40 bin ekmeği her gün halka dağıttığımız neden göz ardı ediliyor. Valilik Koordinasyonu’na gelen yardımlardan bir kilo un almışsak vali çıkıp bunu açıklasın”
Halk tedirgin
Bingöl depreminde görünenden daha fazla hasar olduğunu belirten Karaaslan, dıştan sağlam görünen binaların yüzde 80’ninin içten çöktüğüne de dikkat çekerek, halkın en acil sorunun çadır ve battaniye olduğunu söyledi. Karaaslan, “Artçı depremler devam ediyor. Halk tedirgin bu nedenle sağlam binalara dahi girmek istemiyor”diye konuştu.
Yaşanan karmaşanın birkaç gün sonra sona ereceğine de dikkat çeken Karaaslan, “Hasar tesbiti sağlıklı yapılmıyor. Halkın bu konuda çok sayıda şikâyeti bize ulaşıyor. Bu konuda sıkıntı var. Bu karmaşa bittikten sonra yeniden sağlıklı bir hasar tesbiti yapılmalı. Biz de meslek odalarından bir heyet isteyerek kentte hasar tesbiti çalışması yapmayı hedefliyoruz” dedi.


Başa dön


Erken emeklilikte yürütme durduruldu
Anayasa Mahkemesi, memurların 61 yaşında emekli edilmelerini öngören hükmün yürürlüğünü durdurdu. Danıştay Başkanı Nuri Alan, 61 yaşını doldurup zorunlu olarak emekli edilen memurlardan idari yargıya dava açanlara Anayasa Mahkemesi’nin kararının otomatik olarak uygulanması gerektiğini söyledi.
Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç, dün yapılan toplantının ardından yaptığı açıklamada, CHP’nin söz konusu düzenlemeleri getiren yasanın kimi maddelerinin yürürlüğünün durdurulması isteminin karara bağlandığını bildirdi. Kılıç’ın verdiği bilgiye göre, memurlarda emeklilik yaşını 65’ten 61’e indiren hükmün yürürlüğü durduruldu. Bu karar, oyçokluğuyla alındı. Anayasa Mahkemesi, buna dayalı düzenlemelerin de yürürlüklerinin durdurulmasını kararlaştırdı. Anayasa Mahkemesi’nin yürürlüğünü durdurduğu bağlı düzenlemeler şöyle:
“- 6400 ve daha yukarı ek göstergeli görevlere müşterek kararname veya Bakanlar Kurulu kararıyla atanmış olup, bu görevleri fiilen yürütmekte olanların görevin önem sorumluluk ve niteliği itibariyle hizmetine ihtiyaç duyulup görevinde kalmalarında fayda görülenlerin yaş hadleri, Bakanlar Kurulu kararıyla 65 yaşını doldurdukları tarihi geçmemek üzere uzatılabilir. (Oybirliğiyle)
- 6400 ve daha yukarı ek göstergeli görevlere müşterek kararname veya Bakanlar Kurulu kararı ile atananlardan görev süresinin Bakanlar Kurulu kararıyla 65 yaşını doldurdukları tarihi geçmemek üzere uzatılanların açıktan ya da naklen tayin edilemeyecekler. (Oybirliğiyle)
- Kanunun yayımı tarihinden önce 61 yaşını dolduranlar kanunun yayımı tarihinden itibaren, kanunun yayımını izleyen 2 ay içerisinde 61 yaşını dolduranlar 61 yaşını doldurdukları tarihten itibaren 2 ay süreyle görevlerinde kalırlar. (Oybirliğiyle)
- 61 yaş nedeniyle emekli edilenlere bir kereye mahsus olmak üzere bir aylık tutarında ek emekli ikramiyesi verilir. (Oybirliğiyle)”
‘Barış’ için buluştular
Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin (ÇGD) Yılın Gazetecileri Yarışması’nda ödül kazanan gazeteciler, törenle ödüllerini aldı. Gazetemize de “ÇGD Barış Kalemleri Özel Ödülü” verildi. Törene, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin, Devlet Bakanı Beşir Atalay, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, TBMM Başkanvekili Yılmaz Ateş, ANAP Genel Başkanı Ali Talip Özdemir, Anadolu Ajansı Genel Müdürü Hilmi Bengi, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürü Abdurrahman Bilgiç, milletvekilleri ile çok sayıda gazeteci katıldı. Katılımcılara “barışı savunanların büyük buluşmasına onur verdiniz’’ diye seslenen ÇGD Genel Başkanı İsmet Demirdöğen, barışı savunanlar olarak çoğalan yarınların umudu olduklarını, güç odaklarına teslim olmadıklarını söyledi. Demirdöğen, güçlüden yana olanların, güç merkezleri değiştikçe döndüğünü, barışı savunanların dönmediğini dile getirdi. Törene katılan bakanlara seslenerek, İHD’ye yönelik baskın ve aramalar, gazetecilerin ağır para cezaları ve ekonomik baskı altında tutulmaları, Basın Yasası’nda değişiklik yapılmakta geç kalınmasından dolayı sitemlerini bildiren Demirdöğen, Türkiye’de demokrasi isteniyorsa, basın kuruluşu sahiplerine değil, basın emekçilerine daha çok önem verilmesi gerektiğini vurguladı.
Valilikten umudumuzu kestik
Bingöl’de meydana gelen depremin ardından 1 hafta geçmesine rağmen halen bir çok depremzede çadır ve battaniye alamadı. Kendi imkânlarıyla kurdukları barakalarda yaşamak zorunda kalan aileler, valilik tarafından kendilerine yardım yapılmamasına tepkili. Valiliğe ateş püsküren depremzedelerden Paşa Alpoğlu, “Bunların hepsi hırsız, Allah belalarını versin, ben çocuklarımla sokaktayım, 7 gündür valilik kapısında resmen yalvarıyorum, evime kullanılamaz raporu verdiler ama bir çadırı çok gördüler. Hava geceleri eksilere düşüyor, çoluk çocuk soğuktan yatamıyor. Biz onların vereceği bir lokma ekmeği istemiyoruz, onlar kendileri yesinler gelen yardımları. Bizim istediğimiz bir tek çadırdır” diye konuştu.
Anneler genel af istedi
Çocuklarına kavuşmak için genel af bekleyen Barış Anneleri İnisiyatifi, “bu topraklarda yaşanan acıların bir daha yaşanmaması ve bu acıların insanların yüreğinde bıraktığı derin izleri silmek için” hükümete taleplerini ilettiler. Yüksel Caddesi’nde, beyaz başörtüleriyle toplanan Barış Anneleri İnisitiyafi adına açıklamayı yapan Müesser Güner, 15 yıllık savaşta en değerli varlıklarını, evlatlarını yitirdiklerini belirterek, “kimimiz çocuklarımızı kaybettik, kimimizin çocukları dağda, kimi cezaevlerinde” dedi. Hükümetlere, bugüne kadar istemlerini defalarca ilettiklerini, ancak yok sayıldığını kaydeden Güner, yıllardır evlatlarının hasretini çektiklerini, onları kucaklamak, sarılmak istediklerini ifade etti.
135 öğrenci serbest
İstanbul Üniversitesi (İÜ) ve Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki (YTÜ) olayların ardından gözaltına alınan 195 öğrenciden 135’i serbest bırakıldı. İÜ Fen Edebiyat Fakültesi’nde gözaltına alınarak Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde sorgulanan 137 öğrenciden 124’ü, herhangi bir olaya karışmadıkları gerekçesiyle serbest bırakıldı. Öğrencilerden 13’ünün ise TMŞ Müdürlüğü’ne sevk edildikleri öğrenildi. Bu arada, YTÜ’de yaşanan kavganın ardından TMŞ Müdürlüğü’nde sorguları sürdürülen 58 öğrenciden 11’inin de salıverildiği belirtildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net