www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



TİCARET SAVAŞLARI
ABD ve Avrupa, Irak’tan sonra ticari alanda yeni gerginlikler yaşıyor. Brüksel’in çevre koruma planı, Bush’u kızdırdı. AB’nin açtığı dev bir ihalede, ABD şirketi devre dışı bırakıldı.

Bu haritada barış yok
Filistin Geri Dönüş Hakkı Koalisyonu kurucularından Mazin Kumsiye’ye göre, ABD’nin hazırladığı ‘Ortadoğu barışı yol haritası’ bölgeye barış getirmekten çok uzak. Çünkü haritada; insan haklarının ve uluslararası hukukun zerresi okunmuyor.

Afganistan kargaşaya gömüldü
Pakistanlı gazeteci, Üveys Tuhid, ABD güçlerine karşı Taliban’ın düzenlediği saldırıları anlatıyor. Anlatılanlar, 2001 sonundaki işgalden beri, bölgesel dengesizliğin arttığına işaret ediyor.


TİCARET SAVAŞLARI
ABD ile Avrupa Birliği arasındaki ticari ilişkiler, bir kez daha gerildi. Bush yönetimi, AB’nin “sınai kimyasal maddelerin test edilmesini” öngören planını kınadı. Bu plan hayata geçirilirse, AB ülkelerinin ABD’den yapacağı ihracatta yıllık 20 milyar dolarlık azalma olabilecek.
Avrupa Birliği; planlanan test rejiminin kamu sağlığını ve çevreyi korumayı amaçladığını bildirdi. AB temsilcileri, halihazırda, kimyasal maddelerin verdiği zararı yok etmek için büyük paralar harcadıklarını hatırlattılar. AB Çevre Komisyonu’ndan Margot Wallstrom, “Her yıl AB’de satılan 400 milyon ton kimyasal hiçbir kontrolden geçmiyor” dedi.
Amerikan yönetimi; sorunun büyük bir krize dönüşebileceğine dair sinyaller veriyor. Beyaz Saray, bu planın engellenmesini “öncelik” ilan etti. ABD’li yetkililer; Kanada ve Brezilya gibi ülkelerin desteğini almaya çalışıyorlar. Ticaret Bakanlığı yetkilileri de, ihracatçılarla bir araya gelerek “muhalefet örgütlemeye” çalışıyor.
Gümrük vergileri
Bu arada AB; ABD’nin kendi ihracatçılarına tanıdığı vergi kesintilerinin haksız rekabet oluşturduğu iddiasını onaylattı. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), AB’nin, ABD’den yapılacak ihracata 4 milyar dolara kadar gümrük vergisi koyma isteğini kabul etti.
Bush yönetiminin getirdiği kolaylıklar sayesinde ABD’li ihracatçılar, vergilerin düşük olduğu bir ülkede kendilerine bağlı bir “dış satış şirketi” oluşturuyorlar. Bu da, ihracat kârı üzerinden alınan vergileri büyük ölçüde düşürüyor.
AB, bu uygulama karşısında; özellikle değerli taşlar, spor malzemeleri ve tarım ürünlerine gümrük vergisi koyacak. Toplam 1800 ABD ürününün vergiye tabi tutulacağı tahmin ediliyor.
Avuçlarını yaladılar
AB ile ABD arasındaki bir başka gerginlik, dev bir uçak ihalesinde ortaya çıktı. Avrupalı tekel Airbus, üreteceği yeni askeri nakliye uçağının motorları için açılan 2.8 milyar dolarlık ihaleyi, bir Avrupa konsorsiyumuna verdi.
İhaleye katılan Amerikan şirketi UTC, daha düşük teklif vermesine rağmen reddedildi. İhalenin bir Avrupa şirketine verilmesine, AB hükümetlerinin siyasi müdahalesinin yol açtığı belirtiliyor.
Misilleme tehdidi
İhalenin kaybedilmesi, Amerika’da tepkilere yol açtı. UTC’nin merkezinin bulunduğu Connecticut’ı temsil eden Senatör Joseph Lieberman, “Bu, serbest ticaretin gelişmesi için gereken güveni tehdit eden kaba bir korumacılıktır” diye konuştu.
Senatör John Rockefeller ise; Avrupalı havacılık şirketlerinin ABD askeri ihalelerini kazanmasının engellenmesi için Bush yönetimine başvuru yapacağını ilan etti.
GE’ye Brüksel engeli
Avrupa tarafından ABD’ye indirilen son darbe; General Electric (GE) adlı Amerikan tekelinin bir Avrupa şirketini satın alma girişimine vuruldu. Gözlemciler, GE’nin, Finlandiyalı tıbbi ekipman şirketi Instrumentarium’u satın almasının, Avrupa Birliği tarafından engellenebileceğini belirttiler.
Engellemenin, Philips ve Siemens gibi Avrupalı rakiplerin baskısı nedeniyle söz konusu olduğu söyleniyor.
GE, bundan iki yıl önce Honeywell adlı Avrupa şirketini satın almak istemiş, ancak yine AB tarafından engellenmişti.


Başa dön


Bu haritada barış yok
Mazin Kumsiye
Sanırım Filistin-İsrail sorununa çözüm olacağı söylenen şu ‘yol haritası’nda iki şey eksik: “Uluslararası hukuk” ve “insan hakları.” 2221 kelimelik bir belgede bu dört kelimenin eksik olması bu belgenin barışa hizmet etmeyeceğini gösterir. Bu harita ayrıca; İsrail tarafından topraklarımızda bir ırk ayrımı duvarının kurulduğunu göz ardı ediyor ve geleceklerini düşünen insanların düşüncelerini hiç yansıtmıyor.
Daha çok taviz!
Ölmüş Oslo Anlaşması gibi denemeler; güç dengesinin değişmesiyle İsrail’in anlaşmaları Filistin’e zorla kabul ettireceği varsayımına dayanıyordu. İsrail liderleri, Filistin topraklarının yüzde 78’i üzerinde egemenlik istediler ve aldılar. Buralar, onların Filistin halkından çaldıkları topraklardı. Ama geri kalan yüzde 22’yi de istiyorlar. Sadece Yahudi olmadıkları için, sürgünde olan milyonların kendi yurtlarına ve topraklarına dönmeleri gibi en temel bir insan hakkını kabul etmeyişlerinin onaylanmasını istiyorlar.
Sömürgecilik kurbanı Filistinlilerden, İsrail’in “dünyadaki tüm Yahudilere ait” bir ülke olduğunu kabul etmeleri bekleniyor. Filistinliler şunu bilmeli: İsrail, belirli bir dine (Yahudilik) mensup kişilere, bu dine sonradan kabul edilseler dahi, sırf bu nedenle vatandaşlık hakkı veren, toprak dağıtan, mali yardım yapan tek ülkedir. Bu da, Filistin halkının zaman içinde kendi toprağından atılması demektir.
BM kararları
İsrail, Yahudi büyükanne ya da büyükbabaya sahip herhangi birine otomatik olarak vatandaşlık verirken, aslen Hıristiyan ya da Müslüman olanları “yanlış” bir dinin mensubu olduğu için dışlıyor. İsrail, dünyada, meşruluğu kendi kaderini tayin hakkından değil de siyonist otorite iddiasından doğan tek ülke. 1947’de BM Genel Kurulu Kararı; Yahudi, Müslüman ya da Hıristiyan yerli halkın hiçbirine sormadan, toprağın yüzde 55’ini o sıralarda nüfusun yüzde 30’unu temsil eden ve toprağın yüzde 7’sine sahip olan siyonist sömürgecilere verdi.
ABD’nin zoruyla kabul edilen bu adaletsiz karar dahi; nüfus transferini reddediyor; Kudüs’u uluslararası bir kent kılıyor, ekonomik bir birlik kurulmasında ve insanların özgür hareket etmesinde ısrar ediyordu.
Söz konusu maddeler, siyonist liderler tarafından hâlâ tanınmıyor.
Gerçeklere kalkan
Eskiden İngiliz İmparatorluğu tarafından, şimdi ise ABD tarafından silahlandırılıp desteklenen siyonist hareket; baskın bir ideolojik/askeri güç olarak büyüdü. Süreç içerisinde bu hareket Filistinli yerli halkın yüzde 70’ini vatanlarından etmeyi ve artık dünyanın başka sömgelerini de içine alan kargaşa ve vahşeti hızlandırmayı başardı.
Filistin halkının çoğunluğu ya mülteci konumunda ya da yerlerinden edildi, geri kalanlar ise her gün topraklarını kaybediyor.
“Tek süper gücün” dış politikası, İsrail Başbakanı Şaron’un Washington’da bulunan dostları Paul Wolfowitz, Richard Perle, Douglas Feith gibileri tarafından yürütülüyor. Bu adamlar, “önleyici” savaşlar çıkarmaktan memnuniyet duyuyorlar. İmtiyazlı medya grupları CNN, MSNBC, Fox ve diğerleri ise; insanlarla gerçekler arasında bir kalkan oluşturuyorlar.
Barışa giden yol
İsrail, tam 79 BM Güvenlik Konseyi kararını çiğnedi ve 35 karardan da ABD vetosuyla kurtuldu.
Şaron ve Bush “eninde sonunda” bir Filistin “devleti” kurmaktan bahsediyorlar ama bu; Güney Afrika’da siyahlar için kurulan Bantustan “devletinden” bahsetmeye benziyor. O bir devlet değil, devasa bir gettoydu.
Tamamen imha edilmezse, hiçbir halk baskılara boyun eğmeyecektir, ne kadar acımasızlıkla karşı karşıya gelirlerse gelsinler. Eğer ‘Kutsal Topraklar’da barış istiyorsak, tek yapmamız gereken Uluslararası İnsan Hakları Beyannamesi’ni uygulamak. Bu da yeterli gelmiyorsa neden konuyla ilgili BM kararlarını uygulamıyoruz? Bunlara, Filistinli mültecilerin vatanlarına dönmesini içeren 194. madde de dahil.
Eğer İsrail, BM tarafından kabul edilen kararlara uymayacaksa, belki de onu uluslararası topluluktan dışlamanın zamanı gelmiştir. ABD Kongresi, insan hakları ve uluslararası hukukun ihlalinde kullanılmak üzere, bu devlete verdiği milyarca dolar yardımı da kesmelidir.
Bunlar yapılmadan, hiçbir harita barışa hizmet etmeyecektir.
(Palestine Chronicle)


Başa dön


Afganistan kargaşaya gömüldü
Üveys Tuhid
Mir Can, onur nişanı diye tarif ettiği iki derin yarayı gururla gösteriyor. Biri, Sovyet işgaline karşı ABD’nin desteğiyle savaştıkları günlerde ‘kazanılmış’; diğeri ise, eski müttefikleri ABD’yle savaşırken.
43 yaşında, sakallı ve sarıklı Mir Can bir Taliban savaşçısı. Afgan sınır şehri Spin Boldak’a çok uzak olmayan, Pakistan’daki Kuçlak mülteci kampında yaşıyor. Geçen haftalarda, yine Afganistan’daki çatışmalarda yer almaya başladı.
“Daha önce Rusları bozguna uğratan cihadın parçası olmaktan gurur duyuyorum; şimdi de ülkemdeki kafir Amerikalılarla savaşıyorum. Buraya, Gazni’de aldığım kurşun yarası yüzünden geçici olarak geldim” diyor. “Molla Ömer bize Afganistan’daki Amerikalılara cihat açmamızı emrettiğine göre, yeniden savaşmaya gideceğim” diyerek, Taliban’ın bir türlü yakalanamayan liderinin geçenlerde yaptığı duyuruyu hatırlatıyor.
Taliban saldırıları yeniden başladı
Can gibi yüzlerce El Kaide ve Taliban savaşçısı, Afganistan’daki yoğun Amerikan saldırılarından kaçmayı başardı. Pakistan’ın kuzeydoğu sınır eyaletlerindeki aşiret bölgelerinde ve Belucistan’ın tepelik arazilerindeki mülteci kamplarıyla medreselerde barınak buldular. Geçen aylarda, ABD tarafından uğratıldıkları bozgunun şokunu atlattılar ve şimdi silahlı eylemlere yeniden başlıyorlar. Taliban güçleri, Gülbeddin Hikmetyar’ın Hizb-i İslam hareketine bağlı müritlerle birlikte, Amerikan ve Afgan hükümeti birliklerine saldırılar düzenlemek için yeniden Afganistan içlerine sızıyor.
Taliban’ın eylemlerindeki canlanma, ABD’nin Irak’taki işgaliyle aynı günlere denk geliyor. Taliban’a göre, ABD’nin dikkatinin Bağdat’ta yoğunlaşması, onlara Hamid Karzai’nin geçiş hükümetine karşı saldırılar düzenlemek için fırsat veriyor.
Taliban askeri gücünün zayıflığına rağmen, Afgan hükümetinin yetkilileri bu baskınlar nedeniyle kaygılı. Bu kaygıları kısmen de, Taliban’a Pakistan tarafından verilen destekle ilgili.
Pakistan desteği
Spin Boldak’taki bir Afgan istihbarat yetkilisi, “Afganistan içine dümdüz yürüyorlar ve silah temin ediyorlar. Pakistan güvenlik güçleri cesaret vermeden böyle bir şey olamaz” diyor.
Karzai, Taliban’ın uyanışı konusundaki endişelerini geçen ay sonunda buluştuğu Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref’e iletti. Pakistan lideri de, sınır bölgelerindeki güvenliği artırma yolunda güvence verdi. Diğer Pakistanlı yetkililer ise, İslamabad’ın Taliban’a yardım ve yataklık ettiğini yalanladı.
EurasiaNet’e açıklama yapan Pakistan İçişleri Bakanı Faysal Salih Hayat, “Hiçbir teröriste Pakistan üzerinden saldırı düzenlemeleri için sığınak vermedik” dedi ve ekledi: “Geçmiş geçmiştir. Davranışlarımız terörizme son verme yolundaki taahhüdümüze göre değerlendirilmeli.”
Yetkililerin inkâr etmelerine karşın siyasi yorumcular, Afganistan ile ilgili jeopolitik gelişmelerin İslamabad’ı, Taliban ile bağ kurmaya ittiğini söylüyor. Amaç, Afganistan’ın yeniden yapılandırılması sürecinde söz sahibi olmak. Karaçi Üniversitesi Uluslararsı İlişkiler Bölümü eski Başkanı Prof. Şamim Aktar şöyle diyor: “Pakistan, Amerikan baskısıyla, Taliban’ı başından attı. Ama şimdi, Afganistan’da Hinduların varlığını artırmaları nedeniyle, bu ilişkinin yeniden kurulabileceği korkusu var.”
Sebep, Kâbil’deki Hindu nüfuzu
11 Eylül saldırıları öncesinde, İslamabad Taliban ile yakın ilişki halindeydi. Taliban’ın devrilmesinden sonra ise, Afganistan ve Hindistan önemli ölçüde ilişkilerini geliştirdi. Geçen mart ayında, Karzai’nin Yeni Delhi’ye ziyareti sırasında, iki ülke arasında karşılıklı ticareti teşvik etme amaçlı bir anlaşma imzalandı.
İslamabad’daki merkezi hükümetin Taliban ve El Kaide’ye destek sağlamadığı iddiaları doğruysa bile, bu savaşçıların Pakistan’daki başka kaynaklardan destek sağladığı ortada. Kaynakları, dinci partiler. Ekim ayındaki seçimlerden beri, hem Belucistan’da hem de kuzeybatı sınır eyaletlerinde dinci partiler gücü elinde tutuyor.
İslam Uleması Cemaati’nin kıdemli liderlerinden Hafız Hüseyin Ahmed, Hindistan’ın Afganistan üzerindeki giderek artan etkisine dikkat çekiyor. “Afganistan’daki gerçek güç Pakistan’ın düşmanı, Kuzey Cephesi. Kuzey Cephesi Hindistan destekçisi; onlarla askeri ilişkilerini geliştiriyorlar” diyen Ahmed, bu yüzden “artık Pakistan’ın Taliban’ı destekleme vaktinin geldiğini” söylüyor.
(EurasiaNet)

BM TEMSİLCİSİ: ‘DURUM TEHLİKELİ’
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Afganistan özel temsilcisi Lahdar Brahimi, Afganistan’daki gelişmelerin “tehlike sinyalleri verdiğini” açıkladı. Önceki gün BM Güvenlik Konseyi’nde açıklama yapan Brahimi, Taliban’ın düzenlediği saldırılar ve savaş ağaları arasındaki çatışmaların “ciddi bir tehdit oluşturduğunu” söyledi. Brahimi, ‘’Güvenlik sorunu bütün barış sürecine ve aslında Afganistan’ın geleceğine yönelik bir tehdit oluşturuyor’’ diye konuştu.
Özel temsilci, Batı işbirlikçisi hükümetin bu sorunlarla başa çıkamamasının sebebini ise, “Uluslararası Güvenlik Gücü’nün sadece başkent Kâbil’de faaliyet yürütüyor olmasına” bağladı. Bu gücün sayısının artırılmasını isteyen Brahimi, Kâbil’de sağlanan güvenliğin ülkenin geri kalanına da yayılmasını talep etti.
Alman ve Hollandalı komutanların yönetimindeki yabancı güvenlik gücü içerisinde, 200 civarında Türk askeri de bulunuyor. 4500 kişilik hafif silahlı güce katılmayan ABD ordusu ise, 10 bin kişilik askeri gücüyle Afganistan’daki operasyonlarını sürdürüyor.


Başa dön


Şaron ‘baskı’ isteyecek
İsrail Başbakanı Ariel Şaron, yarın bölgeye gelecek olan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’dan, “Filistin yönetimine baskı yapmasını” isteyecek. Şaron’un, Suriye örneğini göstererek, ABD’den, Filistin’e de aynı baskıyı uygulamasını isteyeceği belirtildi. Powell’ın, Filistin Başbakanı Mahmud Abbas ile de biraraya geleceği ve bunun, ABD’nin Abbas’a destek verdiği anlamına geleceği belirtiliyor. Amerikalı bakan, Yaser Arafat ile görüşmeyecek. Şaron ile Abbas’ın, Powell’ın ziyaretleri sonrasında biraraya gelebileceği belirtiliyor. Şaron, Abbas ile görüşmekten memnuniyet duyacağını söylemiş, ancak Filistinli mültecilerin evlerine dönmeleri konusunun gündeme getirilmemesini şart koşmuştu. Filistin’in, mültecilerin vatanlarına geri dönmeleri talebinden vazgeçmemesi halinde “hiçbir zaman herhangi bir Filistin devletini tanımayacaklarını” ilan eden Şaron, bunu, “barış” sürecine dönmek için şart olarak gördüklerini belirtmişti. Batı Şeria, Gazze, Ürdün, Lübnan ve Suriye’de yaşayan Filistinli 3.9 milyon mülteci bulunuyor.
Irak petrolü Cheney’in şirketine
Amerikan tekeli Halliburton’un, Irak petrolü ile ilgili olarak “düşünülenden çok daha büyük bir rol” üstlendiği ortaya çıktı. ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in eski yöneticisi olduğu şirketin, Irak’taki petrol sahalarını işletmeye başladığı da bildirildi. Amerikalı bir askeri sözcü, Halliburton’a bağlı KBR adlı şirketin, ülkenin kuzey ve güneyinde petrol pompalamakta olduğunu söyledi. Oysa daha önce, şirketin ABD hükümetiyle yaptığı sözleşmenin “petrol kuyularındaki yangınları söndürmekle sınırlı” olduğu açıklanmıştı. Askeri sözcü Scott Saunders, şirkete teslim edilen kuyularda günde 125 bin varil petrol üretildiğini belirtti. Halliburton’un Irak’ta, kamuoyuna açıklanandan çok daha büyük bir rol oynadığı, ABD Kongresi üyesi Henry Waxman’ın, ordudan aldığı bir bilgiyi ifşa etmesiyle ortaya çıktı. Waxman’a iletilen ordu notunda, KBR’yle imzalanan sözleşmeye göre şirketin “yangınla mücadelenin yanında tesislerin operasyonu ve ürünlerin dağıtımı” ile de sorumlu olduğu belirtiliyordu. Söz konusu ihale; Irak işgalinin tamamlanmasından önce imzalanmıştı. Ordu notunda, Bush yönetiminin benzer bir ihale açmaya hazırlandığı belirtildi. 600 milyon dolar tutarındaki ihaleyi kazanacak olan şirket, Irak petrolünün yönetiminde merkezi bir rol üstlenecek. ABD, daha önce, bu rolü “yeni Irak yönetimine bırakacağını” açıklamıştı.
Bask partileri ‘terörist’ ilan edildi
İspanya hükümeti, Irak’ın işgalinde ABD’ye destek vermesi karşılığında “ödüllendirildi”. ABD yönetimi, “mali yaptırımlar uygulanacak terörist gruplar” listesine, İspanya’nın Bask bölgesinde faaliyet yürüten üç siyasi partiyi de ekledi. Partiler arasında, yüzde 10 civarında oy oranıyla bölgenin en önemli siyasi güçlerinden Herri Batasuna (HB) da bulunuyor. Gerekçe ETA ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell 30 Nisan tarihinde; Batasuna, Euskal Herritarrok ve HB’nin, bakanlığın “yabancı terör örgütleri” listesinde yer alan ayrılıkçı silahlı grup ETA ile bağlantıları olduğu yönündeki kararnameyi imzaladı. Powell’ın kararnameyi Madrid’e geçen hafta yaptığı ziyaretten bir gün önce imzaladığına dikkat çekiliyor. İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar, ABD’den, Bask gruplarına karşı yaptırım uygulanmasını istiyordu. ABD’de George W. Bush ile görüşen Aznar, Batasuna’nın “terörist” gruplar listesine eklenmesinden dolayı duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Aznar, “Başkan Bush’a bu kararından dolayı teşekkür ediyorum. Amerikan hükümeti terörizmle mücadele çerçevesinde çok önemli bir karar almıştır” dedi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net