www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Çocukların gündemi daha büyük
Devletin zirvesi, yine türban krizine kilitlenirken, Erdoğan'ın koltuğuna oturan İlköğretim öğrencisi Melih Kenanoğlu, "Siyasilerin kendi aralarındaki sorunlardan dolayı bazı aksaklıklar meydana gelebiliyor.

Sokağa bırakılıyorlar
Gaziosmanpaşa'da dev bir park inşa ediliyor. Park alanı içinde kalan gecekondular yıkılacak. Evlerine 5-20 milyar lira değer biçilen gecekondu sahipleri için yapılan dairelerin fiyatları ise 25 milyar liradan başlıyor.

ANKARA ADIM ATSIN
Bölgede; barodan sanayi odasına; partilerden insan hakları derneğine kadar, hemen hemen her kesim, Kürt sorununun çözülmesi için hükümetin adım atmasını istiyor.

ALTINOVA İMARA DİRENİYOR
Antalya'nın Altınova bölgesi halkı, önce 1995 yılında reddetti yaşadıkları toprakların imara açılmasını. Her kaçak şirket binası ile mücadele etti.


Çocukların gündemi daha büyük
Devletin zirvesi, TBMM'deki 23 Nisan resepsiyonuna türbanlı katılıp katılınmayacağı krizine kilitlenirken, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla bir günlüğüne Başbakan Erdoğan'ın koltuğuna oturan ilköğretim öğrencisi Melih Kenanoğlu, "Siyasilerin kendi aralarındaki sorunlardan dolayı bazı aksaklıklar meydana gelebiliyor. Bu aksaklıkların hemen giderilmesi ve bizim görüşlerimizin alınmasını doğru buluyorum'' dedi. Eğitim, ekonomik ve sosyal alanlarda sorunların bulunduğunu, bu sorunların çözülmesi gerektiğini söyleyen Kenanoğlu, ayrıca, ''Bor minerali, bize gelecekte köşeyi döndürecek bir mineraldir'' dedi.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıya geleneksel koltuk devrinde, bu yıl da büyüklere dersler için sahneler yaşandı. Başbakan Erdoğan'ın koltuğuna oturan Batıkent İlköğretim Okulu Öğrencisi Melih Kenanoğlu, bu bayramı kendilerine armağan ettiği için Atatürk'e teşekkür ettiği mesajının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Başbakanlıkta ilk icraatının ne olacağının sorulması üzerine Kenanoğlu; eğitim, ekonomik ve sosyal alanlarda sorunların bulunduğunu, bu sorunların çözülmesi gerektiğini söyledi. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, yerüstü ve yeraltı kaynaklarının verimli kullanılması gerektiğini ifade eden Kenanoğlu, ''Bor minerali, bize gelecekte köşeyi döndürecek bir mineraldir'' dedi.
Memura zam
23 Nisan Başbakanı Kenanoğlu, yerüstü kaynağı olarak turistik değerlerin iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Kenanoğlu, memur maaşlarına zam yapıp yapmayacağını soran bir gazeteciye, ''Enflasyonun üzerinde bir zam yapılması halkımızın geçim sıkıntısını büyük ölçüde azaltır'' yanıtını verdi.
Erdoğan'dan açık konuştu
Kenanoğlu'na, dün devlet zirvesinin ana gündemi haline gelen türban krizini soran gazeteciler, bu konuda da bir hayli öğretici yanıtlar aldı. ''Bu akşam, TBMM'deki resepsiyonda herkesi görmek istiyor musunuz?'' sorusunu Kenanoğlu, ''Siyasilerin kendi aralarındaki sorunlardan dolayı bazı aksaklıklar meydana gelebiliyor. Bu aksaklıkların hemen giderilmesi ve bizim görüşlerimizin alınmasını doğru buluyorum'' diye yanıtladı.
Başbakan Erdoğan ise, aynı hassas sorunun kendisine yöneltilmesi üzerine, ''Sayın başbakanın yanında konuşmak, bizim için nezaketsizliktir'' biçiminde politik bir yanıt vererek soruyu geçiştirmeyi tercih etti.
Kenanoğlu, Iraklı çocuklara ilişkin mesajlarının ne olduğu sorusunu yanıtlarken şunları söyledi:
''Savaşlar ve bazı sorunlar nedeniyle çocuklarımız çok büyük zararlar görüyor. Televizyonda birçok görüntü seyrettik. O kadar acı çeken çocuklarımız var ki, bunları insanlık ayıbı olarak görüyorum. Hiçbir şey çatışma ve kavga ile çözülemez. Savaş, hiçbir şekilde çözüm değildir.''
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna ilk defa görme engelli bir öğrenci oturdu. Sabit Kılıç isimli öğrenci, ''engellilerin önündeki engellerin kaldırılmasını'', eğitim ve iş olanakları sağlanmasını istedi.

Eşitsizlikten yakındılar
Türk Metal Sendikası'nın geleneksel "Metal Çocuk Meclisi"ne katılan çocuklar, geleceğin kendileri olduğunu belirtirken, eğitimdeki, sağlıktaki, kültürel ve sosyal alandaki yetersizliklerden yakınıp, bunların haksızlık, adaletsizlik olduğunun altını çizdiler.
Türkiye'nin dört bir tarafından Ankara'ya gelen 125 işçi çocuğu, dün 23 Nisan'ı kutladılar. Toplantıda bütün çocuklar adına konuşan Zonguldak'tan Tülay Morcu, ağırlaşan hayat şartlarından, çocukların zaman zaman anne babalarının yükünü omuzlamak zorunda kaldıklarından söz etti. Eğitim eşitsizliklerinden, sağlık hizmetlerinin yetersizliğinden, kültürel ve sosyal imkânların azlığından yakınan küçük Morcu, "Bu haksızlıktır, adaletsizliktir" dedi.
Uçurumun her geçen gün arttığına, çocukluklarını yaşamadan hayata atılmak zorunda kalan çocuklara vurgu yapan Morcu, cehalet canavarı karşısında büyüklere görevler düştüğünü, eğitim sorununun çözülmesi gerektiğini söyledi. Kurtuluş Savaşı dönemine atıfta bulunarak, bağımsızlığa sahip çıkma çağrısı yapan Morcu, bu ülkeye alınterini harcayan, emeğin sahibi işçi çocukları olarak bağımsızlık yolunda kararlılıkla yürüyeceklerini söyledi. Morcu'nun, "Başkan amca" diye hitap ettiği Türk Metal Sendikası Genel Başkanı Mustafa Özbek ise, kurdukları Metal Çocuk Arkadaş Kulübü aracılığıyla çocukların eğitimine katkıda bulunmayı amaçladıklarını söyledi. Toplantıya katılan Türk-İş Başkanı Salih Kılıç da, işçi çocuklarının güçbirliği yaratmasının umut verici olduğunu belirterek, 23 Nisan'ın kutlandığı gün binlerce çocuğun evine katkı için sokaklarda, yollarda, sanayide çalışmak zorunda bırakılmasının üzüntü verici olduğunu dile getirdi. 6-17 yaş grubundan 1 milyon 600 bin çocuğun çalışmak zorunda kaldığına işaret eden Kılıç, çocuklara seslenerek; "çöp toplayarak, kırmızı ışıkta cam silerek, sokaklarda çalışarak yaşamlarını idame ettirmeye çalışan bu çocuklar sizin kardeşinizdir" dedi. Kılıç, banka boşaltanların, vurguncuların yüzünden, bugün her çocuğun 9 bin dolar borçlu doğduğuna işaret etti.

RESMİ KUTLAMALAR
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları çerçevesinde, Ali Sami Yen Stadı'nda şölen düzenlendi. Stattaki şölen, İstanbul Valisi Muammer Güler, Büyükşehir Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna ve 3. Kolordu Komutanı Korgeneral Ergun Saygun'un tören aracıyla katılanları selamlamasıyla başladı. Gösteri gruplarının yerlerini almasının ardından, günün anlam ve önemini belirten konuşmalar yapıldı. "Çocuklar Duymasın'' adlı TV dizisinin oyuncuları, 'Emre'' rolündeki Furkan Kızılay ile ''Duygu'' karakterini canlandıran Ayşecan Tatari, şölende şiirler okudu. Özel Cihangir Koleji öğrencisi Kızılay ile Şişli Terakki Lisesi İlköğretim Bölümü'nde okuyan Tatari, şölenin başında, Vali Güler, Belediye Başkanı Gürtuna ve Korgeneral Saygun'a birer çiçek sundular. İstanbul'daki ilköğretim okullarından öğrenci gruplarının çeşitli gösteriler yaptığı şölende, stadın tamamına yakın bölümünün dolduğu görüldü. Şölene, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Ferzan Çitici, DGM Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ile kamu ve özel kuruluşların temsilcileri de katıldı. Resmi giysileriyle dans ve figürlerini sergileyen çocuklar bando eşliğinde tur attı.

'Iraklı ve Filistinli çocukları unutmayın'
Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu'nun düzenlediği 23 Nisan Yürüyüşü, Çocuk Bayramı'nın bir diğer yüzünün görülmesini sağladı. Yaklaşık 150 çocuğun "Irak'ta çocuklar ölmesin, savaş ne demek, kan ne demek, katil ABD çocukları öldürme" şeklinde attığı sloganlar dikkatleri, aylardır Ortadoğu'da katledilen çocuklara çekti. Yöresel kıyafetler giyen, dövizler taşıyan sloganlar atan, halaylar çeken çocukların İstaklal Caddesi'nde yürüyüşe geçmesi çevredeki halkın da dikkatini çekti. Galatasaray Postanesi önünde toplanarak yürüyüşe geçen çocuklar, eski TÜYAP önünde bir araya gelerek 23 Nisan Çocuk Bayramı'nın görülmek istenmeyen yüzünü gösterdiler. Bu yürüyüşle, Türkiye'de meydanlarda kutlamalar yapılırken, Irak'ta seyreltilmiş uranyumla zehirlenen, misket bombalarıyla vücutları parçalanan çocukların olduğu gerçeği bir kez daha hatırlatılmış oldu. Küçükler yaptıkları basın açıklamasıyla kardeşlerinin ölmemesini, hastalanmamasını temenni ederek bu kirli savaş sürerken, yapılan kutlamaların ne denli anlamsız olduğunu da büyüklerine gösterdiler.

Oyuncak silahlarla barış heykeli
Ankara'daki 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarına da savaş damgasını vurdu. Çocuklar, oyuncak silahlarını bir araya getirerek ''silahlarla barış heykeli'' yaptılar.
Çankaya Belediyesi ile TMMOB, 23 Nisan kutlamaları çerçevesinde ''Barış İçin Çocuk Şenliği'' düzenledi. TMMOB Başkanı Kaya Güvenç, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı bazı çocukların kutlayamadığına dikkat çekti ve ''Bu çocuk bayramını Iraklı çocuklara hediye ediyoruz. Iraklı çocuklar da ulusal egemenlik bayramlarını kutlasınlar'' diye konuştu.
Kuğulu Park'ta gerçekleştirilen şenliğe aileleriyle birlikte gelen çocuklar, şenlik çerçevesinde gerçekleştirilen çeşitli etkinliklere katıldılar.
BM'ye, üzerinde '' Savaşlar olmasın, artık çocuklar ölmesin'' mesajının yazılı olduğu bir kart gönderen çocuklar, yanlarında getirdikleri oyuncak silahlarını bir araya getirerek ''silahlarla barış heykeli'' yaptılar.
Kuğulu Park'taki etkinliklerin ardından bando eşliğinde yürüyerek Çağdaş Sanatlar Merkezi'ne geçen çocuklar, ''Afacanlar Eğleniyor'' ve ''Cıbıl Kurt'' isimli çocuk oyunlarını izlediler. Gösteriden sonra, çocukların yaptığı resim ve seramik çalışmalarının yer aldığı sergi açıldı. Çağdaş Sanatlar Merkezi'ndeki sergi 27 Nisan 2003 tarihine kadar gezilebilecek.

Başa dön


Sokağa bırakılıyorlar
Fadime Alkan - Soner Eskidir
Yerel seçimlere bir yıl gibi az bir süre kala, Gaziosmanpaşa'da 150 bin metrekarelik alana dev bir park yaparak prestij kazanma hesapları yapan İstanbul Büyükşehir Belediyesi, mağdur duruma düşecek gecekondu sahiplerinin şikâyetlerini dinlemiyor. Park inşasına başlanması durumunda evleri yıkılacak olan Yunus Emre Mahallesi'ndeki 60 aile, "büyükşehir belediyesi bizi sokağa atmak istiyor" diyor.
Büyükşehir belediyesi, yıkmayı kararlaştırdığı evlere 5 ila 20 milyar lira arasında değer biçiyor. Belediye, evleri yıkılacak aileler için yaptırdığı daireler içinse 25 milyar ve üzerinde fiyat istiyor. Bir çoğu işsiz olan ya da asgari ücretle çalışan evsahipleri, aradaki farkı ödemelerinin mümkün olmadığını kaydederek, "Zaten işsiziz, bu daireleri almaya gücümüz yetmez" dediler.
Kimse dinlemiyor
25 yıldır oturdukları evlerinden atılmak istenen gecekondu sahiplerine, yetkililer tarafından "mağdur edilmeyecekleri" sözü verilmesine rağmen, bugünlerde onları dinleyen bile yok. Yıkım kararı olup olmadığını öğrenmek için muhtarla birlikte Gaziosmanpaşa Belediyesi'ne giden gecekondu sahiplerinden Sevgül Baş, "Hiçbir hakkınız yok" denilerek belediyeden kovulmuş. Eşiyle birlikte asgari ücretle çalışan Sevgül Baş, "Çocuğum astım hastası. Aylık 70-80 milyon ilaç masrafı oluyor. Zaten zor geçiniyoruz, elimizden evimiz de alanırsa sokakta kalırız" diyor çaresizce.
Belediyenin yaptırdığı yeni konutları taksitlendirerek 5 yıl içinde ödenme koşulu getirdiğini belirten Ramazan Kandil de, yeni bir evsahibi olma konusunda umutsuz olduğunu söylüyor ve ekliyor; "Bende akciğer ve böbrek yetmezliği var. Sabit bir işim yok. İş bulduğum zaman çalışıyorum, o da asgari ücretle. Maaşımın hepsini versem de ben bu parayı ödeyemem. Yeni evlerin fiyatlarını indirsinler." Yapılacak parkın düğün salonu, otopark, futbol sahası gibi para getiren mekânlar içereceğine dikkat çeken Kandil, "Yapılan yer herkesin eşit bir şekilde yararlanacağı park alanı değil, para getirecek tesis olacak" eleştirisinde bulundu.

Haber vermeden yıktılar
Gaziosmanpaşa'da park alanı içinde kaldıkları gerekçesiyle evleri yıkılmak istenen gecekondu sahipleri, tepkilerini şöyle dile getirdiler:
Ayşe Yılmaz: Evlerimizi haber vermeden yıkıyorlar. Kardeşim evde uyurken evi yıkmaya başladılar, ben karşı koyunca gittiler. 25 seneden beri burada oturuyorum. Bize verilen yeni yeri görmeye gittim, ıssız bir yerde. Benim evime 12 milyar lira veriyorlar, yaptırdıkları yer için 25 milyar lira istiyorlar. Biz bu parayı ödeyemeyiz.
Aliye Dağ: Evime biçilen değeri az bularak, karara itiraz ettim. Bunun üzerine verecekleri parayı da düşürdüler.
Mehmet: Verdikleri dairelerin maliyeti bizim gecekondulara verdikleri paradan çok yüksek. Ben asgari ücretle çalışan bir işçiyim, bu parayı nasıl öderim?
Gülsüm Bektaş: Bize evimizin ne zaman yıkılacağını haber vermediler. Sadece cama kâğıt bıraktılar.


Başa dön


ANKARA ADIM ATSIN
Mehmet Aslanoğlu
Bölge, Kürt sorununun çözülmesi için hükümetin adım atmasını bekliyor. Barodan sanayi odasına, partilerden insan hakları derneğine kadar hemen hemen her kesim, Türkiye'nin Kuzey Irak'taki gelişmelerden korkmaması ve kendi Kürtleri ile barış süreci başlatması gerektiğini dile getiriyor.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Kutbettin Arzu, "Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulup kurulmaması bizi çok ilgilendirmemeli" diyor. Türkiye'de, Kürtler ile Türklerin "etle tırnak gibi" olduğunu ifade eden Arzu, yeniden bir bölünmenin söz konusu olamayacağını ifade ediyor. Kürt sorununun demokrasi ile çözüleceğini belirten Arzu, kültür ve dil konusunda adım atılması gerektiğine inanıyor.
Türkiye'nin komşuları ile iyi ilişkiler kurması gerektiğine dikkat çeken Arzu, sözlerine şöyle devam ediyor; "Komşularımızla ilişkilerimizi, ticari ilişkilerimizi geliştirmek istiyoruz. Gelişmiş ülkeler komşularıyla yüzde 60'lar seviyesinde ticaret yapıyor. Biz ise yüzde 3-5'ler seviyesinde ticaret yapıyoruz."
Hak ve özgürlükler
Diyarbakır Barosu Başkanı Sezgin Tanrıkulu ise, Türkiye'nin Kürt sorunu karşısındaki politikasını, "politikasızlık" olarak tanımlıyor. Türkiye'nin "konjonktürel" havaya göre politika izlediğini belirten Tanrıkulu, "Geldiğimiz noktada bunların hiçbir anlam ifade etmediği ortaya çıktı. Belki, bu noktadan sonra gelinen durum yol gösterici olur" diyor.
Türkiye'nin, kültürel, siyasal haklar ve herkesin kendisini ifade edebileceği alanları genişletmesi için çaba harcaması gerektiğini düşünen Tanrıkulu, "Maalesef Türkiye şimdiye kadar, özellikle de Kürtlerin kendilerini ifade etme anlamında somut, gerçekçi adımlar atmadı. Sorun bundan kaynaklanıyor. Kuzey Irak'ta federatif ya da bağımsız bir Kürt devleti kurulursa, bu Türkiye'deki Kürtleri etkiler veya etkilemez. Türkiye bunları düşünmemeli. Türkiyenin yapması gereken, hak ve özgürlükleri genişletmesidir" diye konuştu.
Tanrıkulu, baro olarak Irak halklarının kendi kaderlerini tayin etmesi ve buna saygı gösterilmesinden yana olduklarını söyledi.
Genel af talebi
Türkiye'de yaşayan Kürtlerin, barış içinde "ortak ve demokratik bir birlik" istediğini ifade eden İHD Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş, "Bu konuda samimi olduklarını defalarca ortaya koydular. Şimdi bunlara rağmen çıkıp 'Kuzey Irak'ta federasyon olursa buradaki Kürtler etkilenir' demek, aslında Kuzey Irak'a müdahalenin bir gerekçesini yaratmaktan başka bir şey değildir" dedi. Kuzey Irak'taki gelişmelerin Türkiye'yi olumlu şekilde etkileyeceği ve Türkiye'nin Kürt sorununu çözmesi için "zorlayan etken" olacağını belirten Demirtaş, sözlerine şöyle devam etti; "Türkiye, Kürt devleti korkusundan kurtulabilir. Kürt sorununun çözümü için birçok şey yapmak gerekir, ama bu sorunun anahtarı genel aftır. İmralı'daki Öcalan'dan dağdaki KADEK'liye kadar tüm siyasi tutukluların bu aftan yararlanmasıdır. Türkiye, bu anahtarı iyi kullanırsa kilidi açar."

'KÜRT SORUNUNU BİLMEM AMA...'
Nezir Koçlardan (AKP Diyarbakır İl Başkanı):
Türkiye'nin Irak'la uzaktan yakından ilgisi yoktur. Orada federasyon veya başka biçimlerde Kürtler yaşamaya devam eder. Kürt sorununu bilmem ama, bir Güneydoğu sorunu vardır. Bu siyasi ve ekonomik sorundur. 15 yıldır bu bölgede kirli ve gizli bir savaş yürütüldü. Bunun ekonomik siyasi nedenleri var. Ama bence, acil olan ekonomik sorunlardır. Daha önce bazı partiler "AB'nin yolu Diyarbakır'dan geçer" "Kürt realitesini tanıyoruz" gibi laflar ettiler. Bunlar boştur. Güneydoğu'nun kalkınması için proje ve planlar oluşturulmalı ve bunlar Devlet Planlama Teşkilatı'ndan hemen geçirilerek uygulamaya konmalıdır.

'İÇ DÜŞMAN' MESELESİ ÇÖZÜLMELİ
Galip Ensarioğlu (DYP Diyarbakır İl Başkanı):
Türkiye, Kuzey Irak meselesinde tamamen duygusal ve Türkiye'deki Kürtleri de rahatsız eden bir tavır sergiledi. Bunun sonucunda, hem ABD'nin, hem İslam aleminin güvenini ve Kuzey Irak'taki Kürtlerin dostluğunu kaybetti. Irak'ta devletin izlediği tek politika, Kürtlerin bir inisiyatif elde etmemesi üzerine kuruluydu. Bu da Türkiye'nin çıkarlarına hizmet etmedi. Bu memleketin iki asli unsuru Kürtler ve Türklerdir. Siz Irak'ta 350 bin kişilik imtiyazlı Türkmen sınıfını korunması gereken, hatta uğruna savaşa girilmesi gereken dost unsur olarak görüp, 4.5 milyonluk Kürt kesimini Türkiye'nin düşmanı ve karşı tarafı olarak görürseniz, bu sizin içerideki uygulamanızın dışarıya yansıması olarak algılanır ve vatandaşınız olan Kürtleri de derinden yaralar. Kuzey Irak'taki Kürtler, Türkiye'nin çıkarlarını korumak için çaba sarf eden unsurlardır. Türkiye, eski anlayışlara dayanarak Musul ve Kerkük'ün Misak-ı Milli sınırları içerisinde olduğu iddiasındadır. Oysa Atatürk'ün böyle bir hedefi olmamıştır. Mevcut sınırlar tüm dünyada kabul görmüştür. Türkiye büyük bir ülke gibi davranmak istiyorsa; "iç düşmanlar" meselesini demokrasi ve insan hakları çerçevesinde çözmeli. Böylece yanı başındaki bir Kürt inisiyatifinden korkmasına gerek kalmaz.

YASALAR KAĞIT ÜZERİNDE KALDI
Medeni Öz (CHP Diyarbakır İl Başkanı):
ABD'nin Irak'ı nasıl şekillendireceği henüz belli değil. Bizce Irak'ın yapılanmasında Kürtler, Türkler, Araplar, Şiiler ve diğer azınlıklar yerini almalı ve birlikte yeni bir yönetim oluşturmalı. Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulacağını sanmıyorum. Irak'ta federal bir yapıda herkes yerini alacak. Türkiye'nin Kuzey Irak endişesi, petrolün Kürtlerin eline geçmesidir. Ben, ABD'nin Musul ve Kerkük petrolünü Kürtlere bırakacağını zannetmiyorum. Kürtlerin federal bir yapı içinde yer alması Türkiye için tehdit olmaz. Çünkü buradaki Kürtler farklı, oradaki Kürtler farklı. Bögeledeki mevcut sorunun çözümü için demokratik adımları daha genişleterek atmak ve AB sürecinde Kopenhag Kriterlerini yerine getirmek gerekiyor. Birçok yasa çıkarıldı, ama bunlar kâğıt üzerinde kalıyor. Alınan kararları yaşama geçirmek gerekiyor.


Başa dön


ALTINOVA İMARA DİRENİYOR
Çağrı Yağar
Bugün sevdiğiniz birine verdiğiniz çiçekte, Altınovalı bir kadının büyük emekleri var belkide... Seralarda doğan, seralarda yetişen bir gencin elinin teri ya da. Ama o genç her an işsizlik tehlikesiyle karşı karşıya. Ya da o kadın, altın değerindeki topraklarını kaybetmekle... Çünkü, Altınovalıların yıllardır sürdürdüğü mücadeleye rağmen, tarım alanlarındaki kaçak yapılaşma artıyor. Yeni imar planlarıyla da tarım alanları yok edilmek isteniyor.
Antalya'nın altın ovası... Türkiye'nin çiçek ihtiyacının önemli bir kısmının karşılandığı, ürünlerinin Avrupa ülkelerine de ihraç edildiği bölge. Ekonomik değeri yüksek örtü, altı kesme çiçek ve sebze yetiştiriciliğinin Batı Akdeniz'de en yaygın olduğu toprak. Orta Mahalle, Menderes, Sinan ve Düden mahalleleri ile 30 bin nüfusu barındırıyor, toprağı ile doyuruyor. Adından da anlaşıldığı üzere, altın değerindeki toprakları ile 1. sınıf sulu tarım arazisi. Ve imara açılması yasak. Ancak Ülker, Superfresh ve Algida gibi firmaların gıda depoları tam da seraların yanlarına kurulmuş. Bunun yanında Honda, Volkswagen, Shell, Petrol Ofisi, Pepsi gibi birçok şirketin binaları da burada. 1995 yılında bölgede yapılan referandumda halk, revizyon nazım imar planı istemediğini belirtmişti. Halkın, dört mahallenin muhtarlarının, tarım ve çevre örgütlerinin açtıkları davalardaki bilirkişi raporlarında ise, bu alanların yapılaşmaya yasak alanlar olduğu belgelenmişti. Bölgenin bağlı olduğu Kepez Belediyesi geçtiğimiz aylarda aldığı "1/5000 ölçekli Nazım İmar Revizyon Kararı" ile bölgeyi tamamen imara açacak kararı da almış oldu. Seracılığı vuracak olan ve imar yasağını delen bu karar, 30 bin kişinin yaşam kaynağını da kurutacak. Seracılığın bitmesi, elinde başka geçim kaynağı ve mesleki bilgisi olmayan gençlerin il merkezinde düşük maaşlarla çalışmalarına neden olacak. Yaşı daha ileri olanlarsa işsizlikle, evlerini geçindirememekle karşı karşıya kalacaklar.
İmar kararına dava
Bölge mahallelerinin muhtarları, Türkiye Tabiatını Koruma Derneği ve Altınova Tarım Alanlarını ve Tarımcıları Koruma ve Kalkındırma Derneği, geçtiğimiz günlerde Kepez Belediyesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesi'ne revizyon kararının iptal edilmesi için dava açtılar. Tarım Alanlarını ve Tarımcıları Koruma Derneği Başkanı Muharrem Bayrakçıoğlu ise gazetemize yaptığı açıklama ile bölgenin imara açılmasının olumsuz etkilerini bir kez daha hatırlattı: "Buralar, Türkiye ekonomisine katkı yapan topraklar. Mutlak tarım arazisi olmasına ve imara açılması kesinlikle yasak olmasına rağmen, plan adı altında imara açılmak isteniyor. Ülke toprakları, insanları için büyük kıyım yapılıyor. Talana açılıyor, çevre ve insan sağlığı düşünülmeden büyük sermayeye peşkeş çekiliyor."
Kepez Belediyesi'nin zamanında yaptırdığı toprak etüdlerine de değinen Bayrakçıoğlu, bu raporlarda yalan söylendiğini şöyle anlattı: "Belediye'nin yaptırdığı toprak etüd raporunda bölge için, '24 dekar genişliğindeki sonda alanı, çok sığ toprak derinliği, orta erozyon, orta kayalık ve yüzde 7'lik meyilden dolayı 6. sınıftır' ibaresi bulunuyor. Oysa o bölgede müthiş verim alınan limon bahçeleri ve tarım arazileri var. Ama etüd raporuyla Altınova, tamamen 6. sınıf, tamamen kurtarılamaz alan olarak gösteriliyor. Biz Kepez Belediyesi'ne ihtar çektik. Bölgenin, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi toprak uzmanları tarafından incelenmesini istedik. Hiçbir cevap gelmedi."
Durdurmamız lazım
Bu talanı durdurmak için birçok girişimde bulunduklarını da hatırlatıyor Bayrakçıoğlu. Seslerini duyurmak için Ziraat Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve Kent Konseyi'ne gittiklerinden bahsediyor. "Buraların tarım alanı olduğunu, imara açılamayacağını herkes söylüyor" diyor ve ekliyor:
"4 mahallenin muhtarı ve dernek olarak biz, halk adına birçok kuruma başvuruda bulunduk. AKP İl Başkanlığı'na planın iptali için dilekçe verdik. Bu talana dur demelerini istedik. Buradaki plazaların hepsi kaçak. Hepsi de mahkemelik ancak işletmeye açık. Altınova tarım alanıdır, imara açılamaz. Plan adı altında imara açıyorlar. Bunu durdurmalıyız."

DEPODA FARELER GEZİYOR
Seraların yanı başında gıda depoları olmasının, seralara olduğu kadar burada toplanan gıdalara da zararı olduğunu anlatıyor Muharrem Bayrakçıoğlu: "Seraların ve tarım alanlarının arasında kaçak olarak yapılan büyük gıda şirketlerine ait depolama binaları var. Sera için tehlikeli ilaçlar kullanılır. Mesela temik ilacı haşare ve fareler için kullanılıyor. Gıda depolama binalarını seraların 1 metre dibine yaptılar. İlaçlar rüzgârın etkisi ile direkt olarak gıda depolarına gidiyor. İlaçlardan kaçan haşareler ve fareler gıda depolarına giriyor. Ben gözümle gördüm. Bisküvi fabrikasına girdim, bisküvileri fareler yemişti. Bu insan sağlığı için inanılmaz korkunç. Çevre ve insan sağlığı düşünülmeden sermayeye peşkeş çekiliyor. Ayrıca çiçek seralarının dibine yapılan binalar güneşi engelliyor. Hava gelmesini, sulamayı engelliyor. Seralarda çiçek üretimi düşüyor. Halk büyük zarara uğruyor. Bilirkişi raporu ile bu kanıtlanmıştı."

ANAYASA'YA DA AYKIRI
Altınova bölgesi için hazırlanan Nazım İmar Planı ve Revizyon Kararı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın görüşünü beklemeden kabul edildiği için usule aykırı. Ayrıca Anayasa'nın 44 ve 45. maddeleri "Devlet, toprağın verimli olarak işletilmesini korumak ve geliştirmek... amacıyla gerekli tedbirleri alır"; "Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi arttırmak maksadıyla... gereken tedbirleri alır" diyor. Söz konusu planlar ise, 1. derecede sulu tarım arazisi olan alanı korumak yerine imara açarak yok etmeyi öngördüğünden Anayasa ile çelişiyor.
Yine 24489 sayılı Tarım Alanlarının Tarım Dışı Gaye ile Kullanılmasına Dair Yönetmeliğin 7. maddesi, tarım dışı maksatlarla kullanılmaya tahsil edilemeyecek arazileri şöyle belirtiyor: "1-2-3-4. sınf sulu ve sulanabilir araziler; 1 ve 2. sınıf kuru tarım arazileri, ekonomik olarak verimli dikili araziler"
Yine 2002 yılında hazırlanan bilirkişi raporu sonuç kısmı ise şöyle: Bahsedilen yöre ile ilgili olarak Antalya Kepez Belediyesi, Kepez Altınova Bölgesi ilave revizyon nazım planı, plan açıklama raporu incelemeleri, ayrıca tespit hususu ile ilgili olarak, Devlet Bakanlığı ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca hazırlanan ve ekte koyduğumuz 10 Ağustos 2001 tarih ve 24489 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılmasına Dair Yönetmelik ile yine Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Üretimi Geliştirme Genel Müdürlüğü Tarım Arazilerini Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'nca hazırlanan 10 Eylül 2001 tarih ve 9871 sayılı ve Tarım Alanlarının Kullanılmasına Dair Yönetmelik uygulama talimatına göre, niza (tartışma) konusu yörenin 'Mutlak Tarım Arazisi' olarak korunacak ve her ne şekilde olursa olsun imara açılmayacak yerlerden olduğu alan uygulaması neticesinde tarafımızdan tespit edilmiştir."


Başa dön


Depremzedeler yürüyüş yaptı
Yalova'da, prefabrik konutlarda yaşamlarını sürdüren depremzedeler, Bakanlar Kurulu'nun "prefabrik konutların satılması" yönündeki kararını, çocuklarıyla birlikte gerçekleştirdikleri yürüyüşle protesto etti. Marmara Depremi'nin ardından Çınarcık Yolu üzerinde kamu arazisi üzerinde kurulu bulunan bin 400 adet prefabrik konuta, dün sabah "konutların 1 hafta içinde boşaltması gerektiği" yönünde tebligatlar asıldı. Oturdukları konutların satılacağını öğrenen, çoğunluğu işsiz kadın ve çocuklardan oluşan yaklaşık 3 bin depremzede, 9. bölgede biraraya gelerek burada bir protesto yürüyüşü düzenledi. Yürüyüşün ardından depremzedeler adına açıklama yapan Behiye Orta, depremde kirada oturdukları konutlarının yıkıldığını ve çoğunluğu kocalarını kaybetmiş işsiz kadınlardan oluşan depremzedelerin, güç koşullarda yaşamlarını sürdürdüklerini söyledi. Ekonomik yönden son derece sıkıntı içinde olduklarını ve yeniden kiraya çıkacak durumlarının olmadığını ifade eden Orta, şöyle konuştu: "Hepimiz işsiziz. Çevredeki çayırlardan ot toplayarak yemek yapıyoruz. Çocuklarımız yürüyerek kilometrelerce uzaktaki okullarına gidiyor. Bir kısım aileler çocuklarını okullarından aldı. Bir hafta içinde boşaltmamızı istiyorlar. Bizler nasıl kira parası veririz? Bu prefabrikleri bize düşük kirayla versinler. Aç geziyoruz." Aileleriyle yürüyüşe katılan öğrenciler de, "Bizler de arkadaşlarımız gibi bayramımızı coşkuyla kutlamak isterdik. Ama,devlet bizleri evimizden çıkartıyor'' dediler.
DEHAP'a keyfi baskı
DEHAP Sarıgazi İlçe Örgütü'ne yönelik jandarma baskısı, İHD tarafından rapor haline getirildi. İHD İstanbul Şubesi tarafından hazırlanan "Sarıgazi Raporu", dün düzenlenen basın açıklamasıyla kamuoyunun dikkatine sunuldu. İHD Genel Başkan Yardımcısı Eren Keskin tarafından okunan raporda yer alan çarpıcı birkaç örnek şöyle: "1.5 ay önce, DEHAP'ın gençlik kollarında çalışan iki genç, partiden çıkarken 'sivil' giyimli kişilerce kaçırıldı. Bu olaydan iki gün sonra, DEHAP binasında sadece iki genç partilinin bulunduğu sırada gelen iki sivil giyimli kişi, bir demir parçası ile genç partilinin başına vurarak bayılttılar. Bayılan genci bağlayan kişiler daha sonra ellerini kollarını sallayarak partiden ayrıldılar. Bu arada, ilçe binasında bir de dinleme aleti bulundu. Bu durum üzerine parti yetkilileri Ümraniye Adliyesi'ne suç duyurusunda bulundular. Şikâyet başvurusunda, hem saldırıyı düzenleyen kişilerin hem de dinleme aletini yerleştiren kişilerin cezalandırılması talep edildi. Ancak, suç duyurusunda bulunulan savcının, dinleme cihazını 'ya patlarsa' gerekçesiyle teslim almaması soru işaretlerine neden oldu."
Güneşli havada fırtına iddiası
İmralı Cezaevi'nde tutuklu bulunan KADEK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'la görüşmek üzere Gemlik'e giden Öcalan'ın kızkardeşi ve avukatları, bu hafta da "hava muhalefeti" gerekçe gösterilerek İmralı Adası'na götürülmedi. Öcalan'ın kardeşi Fatma Öcalan ile avukatları Aysel Tuğluk, Bekir Kaya ve Muzaffer Akad, İmralı Adası'na geçiş noktası olan Gemlik Jandarma Komutanlığı'na gelerek rutin kontrol işlemlerini yaptırdı. Burada bir süre bekleyen grubun "hava muhalefeti" gerekçesiyle, İmralı'ya gidişlerine izin verilmedi. Görüş geçen haftada aynı gerekçeyle engellenmişti. Görüşün gerçekleşmemesi üzerine kısa bir açıklama yapan avukat Aysel Tuğluk, havanın çok güzel ve açık olmasına rağmen adaya götürülmediklerini söyledi. Geçen haftada aynı gerekçe ile Öcalan ile görüşemediklerin kaydeden Tuğluk sözlerine şöyle devam etti, "Daha önce alınan bir kararla 14 hafta boyunca müvekkilimizle görüşememiştik. Şu anda, bu karar başka bir şekilde devam ettiriliyor. " Asrın Hukuk Bürosu'ndan yapılan açıklamada, Öcalan üzerindeki tecritin devam ettiğini bildirildi.. Öcalan'a yönelik özel bir hukuk oluşturulduğuna dikkat çekilen açıklamada, "Müvekkilimize yönelik ayrımcı ve anti demokratik özel hukuk uygulamasına son verilerek, yasal hakların kesintisiz ve tam uygulanmasının sağlanmasını; tecride son verilmesini istiyor; tüm çevreleri konuya duyarlılık göstermeye çağırıyoruz" denildi.
Petkim işçileri Chemorbis'i de kovdu
Pekim'in özelleştirilmesi için teklif veren 5 firmadan biri olan ve şartname gereği yerinde inceleme yapmak üzere Petkim'e gelen Chemorbis yetkilileri de diğer firma yetkilileri gibi işçiler tarafından işletmeden kovuldu. Şirket yetkililerinin fabrikaya geldiğini öğrenen işçiler işyerlerinden çıkarak fabrikanın önüne dizildi. İşçilerin tepkisinden çekinen firma yetkilileri fabrikayı terketmek zorunda kaldı. Petrol İş Aliağa Şube'si tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Chemorbis" firma yetkilisi yabancı uyruklu 4 kişinin, 23 Nisan'ın bayram günü olmasını fırsat bilerek Petkim'e geldiği belirtilerek, "Bunun için hazırlıklı olan Petkim işçileri çalıştıkları birimleri topluca terkederek, 'Bu firma yetkililerini de burada istemiyoruz' diyerek tepkilerini dile getirdiler. Petkim'in yanıcı ve patlayıcı maddelerinin bulunduğu, bunların son derece önemli, tehlike riski taşıdığını işveren yetkilileri, firma yetkililerine anlattılar. Bunun üzerine firma yetkilileri polis eskortu eşliğinde Petkim'i terkettiler" denildi.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net