www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



OPEC içinde bir Truva Atı
Irak’ın başkenti Bağdat’ın Amerikan kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi, Batılı petrol tekellerinin Irak petrolüne dair planlarının hayata geçirilmesini hızlandıracak.

Washington’un yeni hedefi Suriye
Bağdat işgali, saldırganları cesaretlendirdi. ABD Savunma Bakanı Rumsfeld, Suriye’yi suçlamaya devam ediyor. Son suçlama, “devrik Iraklı yöneticileri saklamak” oldu.

Saddam Hüseyin nerede?
Çeşitli kaynaklar, Saddam Hüseyin ile ilgili ilginç iddialar ortaya atıyor. İddiaların ortak noktası, Saddam’ın ABD kuvvetleriyle gizli bir anlaşma yaparak Bağdat’ı onlara bıraktığı. ABD ve Rusya ise, iddiaları reddetti.


OPEC içinde bir Truva Atı
Taylan Bilgiç
Irak’ın başkenti Bağdat’ın Amerikan kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi, Batılı petrol tekellerinin Irak petrolüne dair planlarının hayata geçirilmesini hızlandıracak. Washington’un denetimindeki Iraklı “muhalif” gruplar, bir yandan kendi aralarında koltuk kavgasına dalarken, diğer yandan Amerikan şirketlerine göz kırpıyor, kendilerini beğendirmeye çalışıyorlar.
Amerikancı gruplar, petrol şirketi temsilcileriyle dördüncü ve son gizli toplantılarını geçtiğimiz hafta Londra’da gerçekleştirmişlerdi. ABD gözetiminde yapılan toplantıdan, Irak petrolünün “özelleştirilmesi” ve yabancı sermayeye açılması kararı çıktı. Kararda, Irak petrol sektörününün “yeniden canlandırılmasında” Batılı şirketlere “öncü rol” biçiliyor.
Özelleştirme işareti
Toplantıdan sonra basına bir açıklama yapan Iraklı Kürt petrol danışmanı Dara Attar, “Petrolü tekel olmaktan çıkaracağız” diyordu. Attar’ın diğer söyledikleri ise, “pasta paylaşımı”nın bütün petrol üreticilerini etkileyeceğini gösteriyordu: “Irak, OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) üyesi olarak kalacak. Ancak uluslararası piyasalara istikrar gelmesi için, üretimini sınırlamayacak.”
Irak’ın petrol üretimi, savaştan önce günde 2.2 milyon varildi. OPEC’in bu ülkeye tanıdığı kota ise, 3.2 milyon varil. Yani Irak, çeşitli güçlükler ve altyapı eksikliği nedeniyle, üretmesine izin verilen miktarın ancak üçte ikisini üretebiliyordu.
Amerikan mandası
Washington ve ona bağlı grupların planı, Irak petrol sektörünün yabancı sermayeye açılması ve üretimin mümkün olduğunca kısa bir süre içinde 3.2 milyon varile çıkarılması. Altı-sekiz yıl içinde bu miktarın ikiye katlanarak 6 milyon varile yükseltilmesi hedefleniyor. Bütün bunlar, Amerikalı generallerin kuracağı “geçici hükümet” ve ardından yine onların gözetiminde yürüyecek “sivil idare” tarafından gerçekleştirilecek.
ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney; Irak’ın petrol üretiminin bu yılın sonuna kadar, günlük 2.5 ile 3 milyon varile çıkabileceğini söyledi. Cheney, ABD gazete editörleri toplantısında yaptığı konuşmada, Irak’ın petrol üretiminin bu düzeye çıkması için petrol kuyularının tam kapasite çalışması gerektiğini, bunun için de dış mali ve teknik yardımın gerekli olduğunu söyledi.
Üretim paylaşma anlaşması
Petrol ile ilgili planların ayrıntıları, muhtemelen önümüzdeki hafta içinde açıklanacak. Ancak toplantının ardından yayımlanan yazılı açıklamada, “Irak, petrol ve gaz kaynaklarına yatırımcı çekebilmek için, yardımcı bir ticaret ortamı sağlamalıdır” denilmesi, bir fikir veriyor. Bu “ortam”, PSA olarak bilinen “üretim paylaşma anlaşmaları” ile sağlanacak. PSA, petrol fiyatları düşük olsa dahi şirketlere belli bir kâr marjını garanti ediyor. Bunun alternatifi olan “kâr payı” sistemi, fiyatların düşük seyretmesi halinde şirketler açısından zararlı olabiliyor. Petrol devlerini en çok sevindiren, Irak’taki petrol tesislerine fazla zarar verilmemiş olması. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, işgal sırasında “tarihi” bir açıklama yaparak, Irak’ın kendi petrol tesislerine zarar vermesinin “savaş suçu” olacağını ilan etmişti. Ateşe verilen az sayıdaki kuyu ise, Halliburton şirketine bağlı KBR şirketi tarafından söndürülmeye başlandı. Halliburton, Cheney’in “eski şirketi” olarak biliniyor.
Acele ediyorlar
Bu arada, ülkenin kuzey ve güneyindeki devlet petrol şirketleri ile Devlet Petrol Pazarlama Örgütü (SOMO), en kısa sürede “yeniden yapılandırılacak”. İlk aşamada, yüzde 30’luk bir “kısmi özelleştirme” öngörülüyor.
Uzun vadeli petrol ihaleleri; ExxonMobil, ChevronTexaco ve ConocoPhilips gibi Amerikan şirketleri ile Hollanda-İngiliz ortaklığındaki Shell, İngiliz BP, Fransız TotalFinaElf, Rus Lukoil ve Çin devlet şirketleri arasında kıyasıya bir rekabete yol açacak.
Irak’ın “yeniden yapılandırılması” konusunda ipleri Birleşmiş Milletler’e bırakmaya niyetli görünmeyen ABD’nin, en kârlı ihaleleri kendi şirketlerine vereceği kesin. Ancak İngiliz şirketleri de, yağmadan paylarını isteyecek.
40 yıl sonra BP
Dünyanın en büyük 3. petrol şirketi olan İngiliz BP, şimdiden bir “Irak stratejisi” oluşturmaya girişti. BP yönetimi, Amerikalıların İngilizlere “kazık atabileceği” kaygısını gizlemiyor. Şirketin yöneticisi John Browne, şubat ayında “Irak’taki faaliyetler konusunda, oyun sahasının eşit olması bizim için en önemli şey” demişti.
BP’nin Irak petrolüyle ilişkisi 1920’lere dayanıyor. 1920’de Anglo-İran Petrol Şirketi adını taşıyan BP, İngiliz işgali sırasında Irak Petrol Şirketi’nin en büyük hissedarı olmuştu. IPŞ, Irak ve diğer bölge ülkelerini yağmalayan emperyalist tekellerin oluşturduğu bir karteldi. BP, 40 yıl boyunca IPŞ’nin en önemli bileşeni oldu.
Şirketin BP adını almasından beş yıl sonra, 1961’de, Irak’taki ulusalcı iktidar IPŞ’nin imtiyazlarının önemli bir bölümünü iptal etti. 1971’de, Irak petrolü tamamen millileştirildi ve bugüne dek de öyle kaldı.
BP, İngiliz hükümetiyle yakın ilişkileriyle tanınıyor. Şirketin yönetim kurulu başkanı Browne, bir süre önce Başbakan Tony Blair tarafından Lordlar Kamarası’na atandı. Blair’in eski yakın danışmanlarından Anji Hunter ise, şirketin iletişim müdürü. Blair hükümetinin gerekirse doğrudan, BP’nin “unutulmaması” için devreye gireceği tahmin ediliyor.
Chevron ve Shell
Irak petrolüne ilgisini açıkça ifade eden bir diğer tekel, Amerikalı ChevronTexaco. Şirketin yönetim kurulu başkanı David O’Reilly, “Bağdat’ta meşru bir hükümetin kurulması halinde, Irak petrolünü çıkarma haklarına ilgi duyacaklarını” söyledi. O’Reilly, bu hakların kendilerine “uzun vadeli koşulları garanti edebilen bir hükümet” tarafından verilmesini tercih ediyor.
ABD’nin Irak petrolünün çıkarılmasından sorumlu olarak atadığı isim ise, başka bir tekelin çıkarlarını temsil ediyor. Bu kişi, Hollanda-İngiliz ortaklığındaki Shell’in eski yönetim kurulu başkanı Philip J. Carroll. Bu kişinin yanına bir de “Irak petrolünün rafineleştirilmesi ve pazarlanması”ndan sorumlu isim getirilecek. Carroll’a bağlı çalışacak bu kişinin kim olacağı henüz açıklanmış değil.
OPEC’te kara bulutlar
Dev tekellerin iştahını kabartan Bağdat’ın “fethi”, OPEC üyesi ülkeleri kara kara düşündürmeye başlayacak gibi görünüyor. Uzmanlar, Irak’ın “OPEC kota sisteminin dışına çıkma” talebinin, örgütü “öldürebileceğine” işaret ediyorlar. Örneğin, Küresel Enerji Çalışmaları Merkezi’nden Leo Drollas, “Irak petrolü özelleştirilirse OPEC ölmüş demektir” diyor. Drollas, Amerikan güdümündeki “yeni Irak”ın ilk etapta komşusu İran ile aynı miktarda, yani günde 3.6 milyon varil üretim yapmayı talep edeceği kanısında: “Irak’ın yeniden yapılanma masrafları buradan karşılanacaktır. Ama OPEC direnecek; çünkü bu, diğer 10 üyenin kotalarının düşürülmesi demek. Böyle bir direniş karşısında Irak, örgütün içinde kalıp kalmamayı düşünecektir.”
Irak’ta saptanmış 73 petrol havzasından sadece 15’inin işletildiğine dikkat çekiliyor. Geri kalan petrol kaynaklarının işletilmesi için ise 30 milyar dolarlık yatırım gerekli. Bu yatırımın sağlanması için ilk şart, Batılı tekeller için “güvenilir bir ortam” oluşturulması. ABD’nin kurmayı planladığı Irak hükümetinin en önemli görevlerinden biri, bu olacak.
Arz çatışması çıkabilir
Economist’ten Neil Partrik ise, bu tip bir kararın kısa vadede mümkün olmadığı kanısında. Partrik, mevcut altyapısındaki sorunlar nedeniyle, birkaç yıl boyunca Irak üretiminin günde 3 milyon varili aşamayacağına işaret ediyor. Ancak o da, “Uzun vadede, OPEC içinde arz konusunda çatışma çıkabilir. Irak üretim kapasitesini geliştirdiğinde, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan ile rekabet etmek isteyecektir. Bu aşamada soru, Irak’a OPEC tarafından nasıl bir kota getirileceği” diye ekliyor. Economist uzmanı, Washington’un dış politika amaçlarına ulaşmak için Irak petrolünün vanalarını açacağını, böylece Irak’ın “ABD için OPEC içinde bir Truva Atı” haline geleceğini vurguluyor.
Irak’ın vanaları açması, savaş öncesinde 30 dolar civarında seyreden varil fiyatlarının 18 dolara kadar inmesi demek. Suudi Arabistan bunu önlemek istiyorsa, kendi üretimini kısmaktan, yani gelirini azaltmaktan başka çaresi kalmayacak.


Başa dön


Washington’un yeni hedefi Suriye
Bağdat’ın ele geçirilmesiyle daha da saldırganlaşan ABD, gözünü Irak’ın komşularına dikti. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Suriye’ye yönelik yeni suçlamalarda bulundu.
Önceki akşam basının karşısına çıkan Rumsfeld, Suriye hükümetinin “Saddam rejiminin üyelerinin Irak’tan kaçmasına yardım ettiğini” ve “bu rejime halen silah transfer ettiğini” iddia etti. Amerikalı bakan, “Irak’a askeri kapasite sağlamamaları gerektiğini tavsiye etmiştim. Ama onlar bu tavsiyeyi görmezden gelme kararı almış görünüyor. Üst düzey rejim yetkilileri Irak’tan çıkıp Suriye’ye gidiyor, Suriye de Irak’a bir şeyler göndermeye devam ediyor. Bunu pek faydalı bulmuyoruz” diye konuştu ve “gönüllüler”den duyduğu rahatsızlığı dile getirdi. Rumsfeld, Suriye’nin gönderdiği “şeyler” arasında, gece görüş dürbünleri bulunduğu suçlamasını yineledi.
ABD yönetiminin, “terör destekçisi devletler” listesinde yer alan Suriye ise, suçlamaları sert bir dille yalanladı.
Powell ‘yumuşattı’
Rumsfeld’in sözleri hakkında görüşü sorulan ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ise, Suriye ve İran hakkında sarf edilen sözlerin “savaş tehdidi olarak algılanmaması gerektiğini” iddia etti. Powell, “Suriye, İran ve bunun gibi diğer ülkelerin anlaması gereken bir konu var; o da kitle imha silahları geliştirmenin kendi çıkarlarına olmayacağı. Bu uyarımız bir savaş tehdidi değildir, ancak dünyanın artık değiştiğini anlatmak istiyoruz. Bu ülkelerin bu tür davranışlarının sonuçlarını düşünmeleri gerekir” diyerek tehditleri devam ettirdi.
Jestler işe yaramadı
Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, iktidara gelmesinden sonra Washington ile gerilim yaratmama politikası izlemişti. Esad liderliği altındaki Suriye; 11 Eylül saldırılarını kınadı ve El Kaide üyesi olduğu öne sürülen kişileri yakalayıp ABD’ye teslim etmekte tereddüt göstermedi.
Ama bu jestler, ABD’nin suçlamalarının durmasına yetmedi. Washington; Suriye’yi Lübnan ve Filistin’deki bir dizi örgütü desteklemek ve Hizbullah’a silah göndermek ile suçluyordu.


Başa dön


Saddam Hüseyin nerede?
Bağdat’ın ele geçirilmesiyle başlayan “Saddam Hüseyin nerede?” tartışmaları, yeni iddialarla giderek daha ilginç bir hal alıyor. Rus, Arap ve İran kaynakları, Saddam Hüseyin’in ABD’liler ile gizli bir anlaşma yaptığını iddia etti. İddiaya göre, Bağdat’ta işgale karşı neredeyse hiç direniş olmamasının sebebi de bu.
Adı belirtilmeyen bir Rus istihbarat generali, El Cezire’ye verdiği demeçte, savaştan önce CIA unsurlarının Bağdat’ta bulunduğunu, bunların Irak liderleri ile Washington arasında arabuluculuk yaptığını öne sürdü. ABD’nin müzakerelerdeki amacının “Iraklıların savaşmasını engellemek” olduğunu söyleyen general, “Bu nedenle, Cumhuriyet Muhafızları’nın hiçbir direnişini görmedik” diye konuştu.
Aynı iddiaya bakılırsa, bunun karşılığında Saddam Hüseyin, ailesi ve üst düzey Iraklı yöneticiler “sürgüne gönderilme garantisi” aldılar. Rus general, böyle bir anlaşmanın neden savaş başlamadan önce yapılmadığı konusuna bir açıklık getirmedi.
Rus konvoyuna saldırı
El Cezire, Bağdat’tan ayrılan Rus diplomatik konvoyuna ABD tarafından saldırılmasını da bu gizli görüşmelere bağladı. Bir Rus gazetesine dayanan El Cezire, saldırının sebebinin Rusların Irak Devlet Başkanlığı gizli arşivlerini Suriye’ye götürmesi olduğunu iddia etti. Buna göre, aynı arşivleri Amerikalılar da istiyordu. Bu nedenle konvoya saldırdılar. Ancak daha sonra varılan anlaşma uyarınca, konvoyun Suriye’ye geçmesine izin verildi.
El Cezire, “Öyle görünüyor ki, Ruslar ellerindeki ganimetten memnunlar. Bağdat’taki elçilikte ise, CIA için bırakılan diğer belgeler var. Bunlar arasında, Irak-ABD gizli görüşmelerine dair belgeler de bulunuyor” iddiasını ortaya attı.
‘Tikrit’ten uçak kalktı’
İran gazetesi Tehran Times ise, “güvenilir bir kaynağa” dayandırdığı haberinde, Saddam Hüseyin’in memleketi Tikrit’ten kalkan bir uçağın Rusya’ya gittiğini yazdı. Gazetenin iddiasına göre, uçakta Saddam ailesi üyeleri ve diğer Baas liderleri bulunuyordu.
Saddam’ın, ABD ile anlaşıp Rusya’ya kaçtığını öne süren Tehran Times, “ABD orduları neden hiç Tikrit’e yönelmedi?” diye sordu. ABD’nin, Usame Bin Ladin’i kasıtlı olarak ele geçirmediğini, böylelikle askeri saldırılarını haklı çıkardığını hatırlatan gazete, “Aynı şey Saddam için de geçerli. Onun bulunmaması, ABD’nin Irak’ta kalması için en iyi gerekçe. Bu nedenle, ‘Saddam nerede?’ sorusuna yanıtımız: ABD ona nerede ihtiyaç duyarsa oradadır” değerlendirmesini yaptı.
Debka’nın soruları
Arap dünyasında şok ve öfke
Bağdat’ın Amerikalılar tarafından ele geçirilmesi, Arap dünyasında şok ve üzüntü yarattı. İşgal askerlerinin, Firdevs Meydanı’ndaki dev Saddam Hüseyin heykelini yıkmadan önce, heykele bir ABD bayrağı asması ise öfkeyi artırdı. Arap ülkelerinde, halk Bağdat’ın “fethedilmesi”ni canlı yayınlardan takip etti. Bazıları, ABD askerlerini alkışlayan gruplara dayanamayarak televizyonlarını kapatırken, Saddam Hüseyin heykelinin yıkılmasını “Lenin heykellerinin yıkılmasına” benzetti. Lübnanlı 49 yaşındaki öğretmen Muhammet El Şahhal, “Pepsi ve hamburger uğruna Lenin heykellerini yıkanlar, daha sonra açlığı gördü ve pişman oldu” diye konuştu. Yemenli ev kadını Ümmü Ahmed ise, gözyaşları içinde “Nasıl bu kadar çabuk oldu? Saddam’ın bir korkak olduğu görüldü. Irak halkı için üzgünüm” dedi. Yemenli öğretim üyesi Tarık el Absi ise, gelişmelerin “bölgeye demokrasi getirmesini” umduğunu söyledi. El Absi, “Bu bütün Arap rejimlerine bir mesaj” şeklinde konuştu. Kahire’den üniversite öğrencisi Haddah Şeba, “Biz direniş bekliyorduk, bunu değil” sözleriyle üzüntüsünü ifade ederken, birçokları bir açıklama aradı. Ummanlı siyasetbilimci Ahmed Batmira, “Bu işin içinde bir ihanet olmalı” derken, kamu çalışanı Saad Salim el Fakıh, “Herhalde gizli bir anlaşma var. Saddam, halkını sattı” görüşünü dile getirdi.
‘Troyka’ liderleri toplanıyor
Irak işgalinden önce, BM nezdinde işbirliği yapan Almanya, Fransa ve Rusya devlet başkanları ve başbakanları, bugün St. Petersburg’da bir araya geliyorlar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çağrısı üzerine bu kente gelecek olan Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ve Fransa Cumhurbaşkanı Jaques Chirac, savaş sonrası gelişmeleri el alacaklar. Görüşmede her üç liderin, savaş sonrası Irak’ın yapılandırması merkezi görevinin BM’ye verilmesinden yana görüş belirteceği belirtiliyor. ABD’nin buna yanaşmayacağı, dolayısıyla da her üç ülke ile ABD arasında süren gerginliğin devam edeceği belirtiliyor. Alman Hükümet Sözcüsü Thomas Stege, üç liderin Bağdat’ın düşmesinden hemen sonra bir araya gelmesini “tesadüf” olarak niteleyerek, görüşmenin daha önce planlandığını söyledi.
Uranyum kullandıkları kanıtlandı
Irak topraklarını işgal eden ABD ve İngiliz birlikleri, amaçlarının “kitle imha silahlarının yok edilmesi” olduğunu söylemişlerdi. Bağdat’ın işgalcilerin eline geçmesiyle, bu gerekçenin temelsiz olduğu kanıtlandı. Bu arada; kadın, çocuk demeden binlerce sivili katleden saldırganlar, “kitle imha silahı” olarak sınıflandırılan seyreltilmiş uranyumlu (DU) mermiler kullandılar. Alman televizyon kanalı ARD’de yayınlanan haberde, mermilere hedef olan Irak zırhlı araçları üzerinde yapılan ölçümlerde, DU tespit edildi. Bu mermiler, özellikle Apache helikopterleri ve A-10 tipi saldırı uçaklarınca kullanıldı. ARD ekibi; tahrip olan zırhlılar üzerinde yaptığı ölçümlerde, mermilerin yaydığı radyoaktivite oranının 40.37 mikrodalga olduğunu tespit etti. ABD ve İngiltere, saldırıdan önce DU mermileri kullanacaklarını açıklamışlardı. Bu tip mermiler, Körfez Savaşı’nda da kullanıldı. Ancak iki ülke de, şu ana kadar resmi olarak savaş sırasında DU kullanılıp kullanılmadığı konusunda kamuoyuna bir açıklama yapmadı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net