Avustralyalı yönetmen Robert Connolly, daha çok bağımsız bir Amerikan film havasındaki filmi “The Bank”ta, böylesine kişisel bir felaketten yola çıkarak bankaların iç dünyalarını anlatmaya girişiyor. İki parçalı bir öykü kullanan yönetmen, bir yandan banka kendilerine yanlış bilgi verdiği için iflas eden Wayne ve David’in hukuksal mücadelesi, diğer yandan da; olası borsa çöküşlerini önceden haber verebilecek bir formül bulabilmek için fraktal teorinin sınırlarında çalışan bir matematik dehası olan Jim Doyle’un banka ile olan ilişkileri.
Yönetmen Connolly, bankaların nasıl işlediklerine dair bir analiz filmi yerine, bir yanıyla tükenmiş bir ailenin mücadelesini; diğer yanıyla da Doyle aracılığıyla bankaların işleyişlerini anlatıyor. Ama filmin esas oğlanı, aslında CentaBank’ın CEO’su olan Simon O’Reilly. Bu karakter, bankaların daha fazla kâr ve daha fazla rant için neleri göze alabileceğini, önlerine çıkan engeleri aşmak için bütün yöntemleri kullanmaktan sakınmayacağını gösteriyor seyirciye. Ülkeleri tehtit etmekten, küçük çocukları öldürmeye kadar, birçok yasadışı işlemin nasıl yürütüldüğü onun kimliğinde anlatılıyor seyirciye.
Banka, biraz gerilim, biraz macera unsurlarıyla bezenmiş olsa da, gözüdönmüş kapitalizmin işleyiş yasaları hakkında ipuçları veriyor. Filmin Türkiye dağıtımcısı Bir Film, afişe şöyle bir ibare yerleştirmiş: Banka: Bir numaralı halk düşmanı.