www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



ABD’nin bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu ve bu hazırlığa destek veren herkesin barışa karşı suç işlediğini dile getiren İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, Türkiye hükümetinin devletler hukukuna aykırı davrandığının altını çizdi. Uluslararası meşruiyetin sağlanmaması koşulunda savaşa evet demenin veya buna yardımcı olmanın zaman aşımına da uğramadığını belirten Sayman, vekillerin “savaşa evet” demesi koşulunda sonsuza kadar yargılanabileceklerine vurgu yaptı.

Söyleşi ........................................................................ Savaş Velioğlu
Hükümet barışa karşı suç işliyor
İstanbul Barosu eski Başkanı Yücel Sayman, hükümetin üslerin modernizasyonu için ABD’ye izin vererek, barışa karşı suç işlediğini belirtti. Uluslararası meşruiyetin sağlanmaması durumunda Türkiye’nin ABD’ye üslerini açarak destek vermesinin devletler hukukuna göre suç olduğuna dikkat çeken Sayman, ABD için topraklarını ve işyerlerini kiralayan vatandaşların da barışa karşı suç işlediklerinin altını çizdi. TBMM’den geçen tezkerenin sadece üslerin ve limanların modernizasyonuna izin verdiğini hatırlatan Sayman, tüm çalışmalarla da savaşa hazırlık yapıldığı için hükümetin bu tür çalışmalara izin vererek Anayasa’ya aykırı davrandığını belirtti. Milletvekilerinin sorumlu bir şekilde davranmalarını isteyen Sayman, ABD askerlerinin geçişi ve bulundurulmasıyla ilgili tezkereye evet oyu verecek tüm vekillerin hukuki açıdan suçlu duruma düşeceklerini kaydetti. Sayman, tezkereler ile Meclis’in ve hükümetin uygulamalarına ilişkin sorularımızı yanıtladı.
Üslerin ve limanların modernizasyonuyla ilgili TBMM’den geçen tezkerenin kapsamı nedir?
Tezkere sadece var olan üslerde ve limanlarda bir modernizasyon, yani yenileme çalışmalarını içermektedir. Bu da tartışılır. Hukuka uygun mu, değil mi? Neyin modernizasyonu? İşte bu nedenle ABD’nin savaşçı olmayan askerlerini bulundurma yetkisi verilmiştir, TBMM’den geçen tezkereyle. Tabii bu çalışmalar, bir savaşa hazırlık adımıdır. Ben bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu uluslararası hukuka aykırı olduğunu düşünüyorum. Bunun anlamı, savaşa hazırlıktır. Yabancı kuvvetlere Türkiye’de bulunma, konuşlanma ve geçiş izni vermeye yönelik bir girişimdir. Bu, BM’nin anlaşmasına aykırı, 43. maddeye aykırı. Havaalanlarından, denizlerinden ve limanlarından bir geçiş hakkı verilmesi dahi, BM’nin Güvenlik Konseyi’nin iznine bağlıdır. Tüm bunlar bir savaş hazırlığı olduğunu göstermektedir. Ne yazık ki hükümet, baştan kendini böyle bir şeye hazırlamış. Tezkereyi okuduğunuzda ise ABD için üslerin modernize edileceği söylenir. Sadece bunlarla sınırlıdır.
Peki kiralanan yerlerle ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Bunun tezkereyle hiçbir alakası yok. Tezkerede sınırları çizilmiş yetkilerle de hiç alakası yok. Bunu aşan bir çalışmadır. Örneğin, yeni üsler kuruluyor, yeni yerler açılıyor. Tüm bu uygulamalar TBMM’den geçen tezkereyi çok aşan uygulamalardır. Yeni üslerin kurulduğunu ve buna dayanarak yeni sevkıyatların yapıldığını görüyoruz. Bu şekilde yapılan çalışmalar Anayasa’nın 92. maddesine aykırı olarak yapılmaktadır. Başka türlü söylersek, Türk hükümetinin yabancı askerlerin konuşlanmasına izin verdiğini görebiliriz. Böylece suç işlenmektedir. Milletlerarası hukukta bu suçun adı da, barışa karşı işlenen suçtur. Hem BM Şartı’nın 43. maddesine aykırı, hem BM Genel Konseyi’nin devletler hukukuna ilişkin almış olduğu prensiplere aykırı, yine, Genel Konsey’in almış olduğu halkların barış hakkına aykırı. Hatta giderek bir işgal durumuna dönüştüğünü, yani ABD askerlerinin işgali altında bulunduğunu söyleyebileceğimiz bir pozisyon oluşmaktadır.
Nasıl oluşuyor bu, tabii ki zorla gelip işgal ediyor değiller. Fiili bir durum yaratılmıştır. Kimin izni var, bir takım yetkisi olmayan kişilerin izninin olduğunu görebiliyoruz. Mesela hükümetin izni var, mesela genelkurmayın izni var. Bunlar izin vermeye yetkili merciler değiller. Bu izinler bir tek TBMM’den geçebilir. Bu kararı TBMM verebilir mi, vermeli mi bu ayrı bir tartışmadır. Bu bakımdan zorla bir işgalin olduğunu söyleyemeyiz, ama burada bulunmaları hukuka aykırıdır. Bunlarla ilgili TCK’nın çeşitli maddeleri var. Türk topraklarını başkalarına vermek için, ceza kanununda uygulanan maddeler uygulanmalıdır. Vekillere bu cezalar bugün uygulanabilir mi, dokunulmazlıkları var. Yarın uygulanır mı, evet yarın uygulanır. Buna izin verenler yarın dokunulmazlıkları kaldırılarak yargılanabilirler. Bu, barışa karşı işlenen bir suçtur. Uluslararası hukuk açısından uygulamalar böyle gözükmektedir. Önemli olan bir başka nokta da, bu suçta zaman aşımı olmaz.
Tezkereye dayandırılarak ABD ile bir mutabakat metninin imzalandığı basında yer aldı. Hükümet de bunu reddetmedi. Bu konuyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Mutabakat metnini inkâr etmiyorlar ve tezkere çerçevesinde imzalandığını söylüyorlar. Fakat mutabakat metnini okuduğumuz zaman uygulamaların mutabakat çerçevesinde olmadığı çok aşikâr. Birçok yeni üs kuruluyor, belki bunların sayısı arttırılacaktır. Üsler hükümetin veya herhangi bir şeyin izniyle kurulamaz. Üs kurulması TBMM’nin kararına bağlıdır. İkili anlaşmalara bağlıdır. Bu üslerle ilgili, yönetimleriyle ilgili anlaşmanın Meclis’ten geçmesi gerekmektedir. Bunu yapmadan böyle bir şeye giremezsiniz, bir kere bu hukuka aykırıdır.
İkincisi, toprakların veya işyerlerinin kiralandığını duyuyoruz. Yabancı devletler Türkiye’de askeri bölgelerde toprak kiralayamazlar. Bütün kurallar ihlal edilmektedir. Bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bu uygulamalarla, ilerde sadece izin verenler değil, toprağını kiralayanlar da yargılanabilir. Çünkü barışa karşı işlenen suça iştirak etmiş durumdadırlar. Yani bunlar, zarar verildiği takdirde, tazminat davalarıyla karşı karşıya kalacaklardır. Herkesin durumu düşünmesi gerekmektedir. Çocuk oyuncağı gibi yapıyoruz. Sonra da biz yaptık, oldu oluyor. Gün gelir bu uygulamaların altından kalkamazlar. Çünkü burada sadece Irak’a yapılan bir operasyon söz konusu değil. Burada bir Ortadoğu işgali söz konusudur. ABD 300 bin askerle hazırlanmaktadır. Irak’a 1991 yılında gidildiği zaman 300 bin kişiyle gidilmedi. Bu, Irak’a işgal için gitmek anlamına gelmektedir. Sınırları yeniden çizmek anlamına gelmektedir. Bu mutabakat, sözünü ettiğim kısımlarıyla tezkereyi çok aşan, sanki ABD askerlerine Türkiye’de bulunma, konuşlanma ve Irak’a saldırı amacıyla gitme yetkisini veren ya da onun hazırlıklarını yapmasını sağlayan bir mutabakattır. Kısacası, bir fiili durum yaratılmıştır.
Son olarak neler söylemek istersiniz.
Tezkere çerçevesinde söylemek istediğim birkaç şey daha var. BM anlaşmasında “savaş” sözcüğü bile geçmez. ABD’nin yapmak istediği savaş filan değil. “Savaş” kelimesi kasıtlı kullanılmaktadır. Çünkü savaş yasaktır. Bu bir saldırıdır. Şimdi bu işgal sadece Irak’ı kapsamayacaktır. Bu işgal Ortadoğu’yu işgaldir ve sınırları ABD’nin doğrultusunda çizme anlamını taşıyor. Çünkü bunu yapma hakkı yok. Meşru müdafayla izah etme durumu da yok. Zaten meşru müdafa ile izah etmiyorlar. BM Güvenlik Konseyi’nin kararı da yok.
Şu anda ABD’nin durumu devletler hukuku açısından barışa karşı suç işleme durumudur. Bu çok açıktır. Kaldı ki bunu 11 Eylül sonrasında ilan etmişti. Afganistan’a gideceğim, sonra Irak’a, sonra İran, sonra Suriye. ABD bunları açıkladı. Bir de tamamen hukuka aykırı işgal amacıyla giderken, siz topraklarınızı onlara kullanma imkânı veriyorsunuz. Bir yandan savaşa katılım kararı veriyorsunuz.
Bunun anlamı devletler hukuku açısından Türkiye’nin barışa karşı suç işleyen devlet konumuna düşmesi demektir. Türkiye de uygulamalarıyla ABD ile aynı konuma düşmektedir. Böyle bir konuma girildiği zaman neler olabilir? Mesela, Güvenlik Konseyi’nin önlem alma yetkisi var. Bence daha önemlisi, Ortadoğu’daki birçok ülkenin meşru müdafa hakkını kullanarak, Türkiye’ye karşı silah kullanma hakkı doğabilir. Hukuka aykırı davranan, işgalci bir devletin yanında olduğunuz zaman, tehdit teşkil edersiniz. Diğer devletler bunu kolaylıkla söyleyebilirler.
Şimdi durum böyle olunca TBMM ikinci bir tezkereye onay verebilir mi? Uluslararası meşruiyet sınırını veya uluslararası meşruiyet hakkının ne olduğunu değerlendirme hakkı TBMM’nin değildir. Onu, devletler hukuku çizmiştir. ABD’nin uygulamalarının meşru olup olmadığına TBMM karar veremez. O meşruiyet ya vardır, ya yoktur. Bu kararı aldığınız anda, uluslararası meşruiyet doğmuştur diye bir hukuk anlayışı olamaz.
Uluslararası meşruiyet olmadığı zaman, TBMM ABD askerinin geçiş hakkını onaylarsa, Anayasa’ya aykırı davranmış olur. Bunun vebalinden de kurtulmanın imkânı yoktur. Bu olay patladığı zaman bunun hesabını uluslararası platformlarda sorarlar. Bu konu zaman aşımına da uğramaz. Yani vahim bir durumdadır Türkiye. Artık ABD’nin peşinden başka hiçbir yere gidemez Türkiye. Uluslararası arenada tüm kartlarını yitirmektedir.
Vekiller de yabancı askerlerin geçiş hakkını verecek olan tezkereye ret oyu vermekle yükümlüdürler hukuki açıdan. Bu açıdan TBMM siyasi bir karar alamaz. Uluslararası hukuk açısından da, iç hukuk açısından böyle bir şey yok. Savaş kararı alamazsınız. ABD askerlerinin konuşlanmalarına veya başka bir ülkeye güç kullanmaya gitmesine izin veremezsiniz. Verirseniz Türkiye’yi bir savaş hükmü altına sokmuş olursunuz. Bu suçtan hiçbir parlamenter hiçbir zaman kurtulamaz. Kurtulamazlar çünkü, uluslararası meşruiyet yoksa, karar vermeme sorumluluğu altındadırlar. Vekillerin hepsi tek tek sorumlu olduğu için, bu türden oylamalar veya görüşmeler gizli olmamalıdır. Bu kararlar gizli alınmaz. Çünkü ya suç işleyeceksiniz, ya da işlemeyeceksiniz. Evet diyen vekiller suçludur. Bunlara karşı dava da açılabilir. Suç işleyen açıkça ben işliyorum desin.

Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net