www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Dönüş muhteşem oldu!
Ankara’daki eyleme katılmak için yapılan yolculuk başladığı yerde, tam 24 saat sonra bitti. İnsanın kafası yorgun olunca, bedenini yönetemiyor. Ama, “çift katlı”nın yolcuları, tezkerenin çıkmadığını öğrenen diğer otobüslerdeki yolcular gibi “dinç” indiler otobüsten. Bilinç güvenini yeniledi bu yolculukta. Gidişimiz de suskun olmamıştı ama, dönüşümüz muhteşem oldu...

Hayvan barınakları genelgesi
İçişleri Bakanlığı, belediyelerin başıboş hayvanlar için koruma, iyileştirme ve rehabilitasyon sağlayan barınaklar kurmaları ve bu hayvanlara zehirleme, toplu itlaf gibi insanlık dışı yöntemler uygulamamaları ve barınaklara götürürken eziyet etmemeleri konusunda bir genelde yayınlandı.


Dönüş muhteşem oldu!
Şenay Aydemir
İstanbul-Mecidiyeköy...
28 Şubat 2003. Saat 23.00...
Ankara’da yapılacak her eylem öncesinde olduğu gibi otobüslerin kalkacağı yer ve saatte kargaşa hüküm sürüyor. Meclis’in Irak’a asker gönderme ve Türkiye’ye yabancı askerlerin gelmesini öngören tezkereyi oylayacağı ertesi gün Ankara’da olmak isteyenler telaş içinde. Sendikalar, arkadaşlar, otobüsler aranıyor. Arkadaşlarla yanyana oturma planları yapılıyor. Malum yol uzun, ama adet olduğu üzere şarkılarla, türkülerle, marşlarla gidilecek Ankara’ya...
Otobüsler geliyor. Kargaşa yerini telaşa bırakıyor. Kumanyalar yerleştiriliyor, listeler yapılıyor, yerler ayarlanıyor ve barışa yolculuk başlıyor...
***
Ankara’daki eylemin en kalabalık sendikası olan Eğitim-Sen’in İstanbul 3. No’lu Şubesi’nin “çift katlı” otobüsü... Hani bir dönem şehirler arası taşımacılığın yükselen yıldızı olup, sonradan sönen araçlardan, orta yaşlı, ses düzeni pek de iyi değil. Kaloriferlerin de dengesi yerinde değil. Zira alk kattakiler donarken, üst kattakiler ekvator sıcağında bunalıyor.
- Haydi arkadaşlar türkü söyleyelim...
diyor bir ses.
Öyle ya, madem eyleme gidiliyor, daha önceki yolculuklarda neler yapılmışsa şimdi de yapılmalı. Alt katın ayrı, üst katın ayrı programı var. Şarkılar, türküler derken, iki saat sonra ilk mola yeri. İhtiyaçlar gideriliyor, sigalarar art arda yakılıyor, çaylar yudumlanıyor. Yine adet olduğu üzere halaylar çekiliyor.
Üstüne garip sorular.
- Acaba Arjantinliler de eylemlerinde tango yapıyorlar mı?
Molanın ardından, haftanın yorgunluğu çöküyor öğretmenlerin üzerine, sesler giderek azalıyor ve bir süre sonra yerini uykuya bırakıyor. Malum uzun bir gün insanları bekliyor... Uykusuz ve yorgun olmamak gerek.
***
Ankara-Hipodrom...
1 Mart 2003. Saat 08.30...
Otobüsler teker teker giriyorlar hipodrom alanına. Otobüsten bakınca hava güneşli görülüyor. Ama bilenler uyarıyor hemen: “Ankara’nın güneşine aldırmayın, ayazı sizi çarpar. Önlem almalı.”
Sendikalar, dernekler, siyasi partiler, öğrenci örgütleri, gruplar, dergiler, herkes katılımcılarını pankatların altında toparlamaya çalııyor. Daha önce görev yapılan illerin Eğitim-Sen pankatları dikkatleri çekiyor. Eski çalışma arkadaşlarından birilerini görebilmek umuduyla o pankartlara doğru yöneliyor kimileri, kimileri sıcak bir bardak çayla sabah sigarasını tüttürüp kendine gelmeye çalışıyor.
Adet olduğu üzere, kortejler oluşturuluyor, sendika bayrakları dağıtılıyor ve şarkılar, türküler, sloganlar eşliğinde bir Ankara yürüyüşü daha başlıyor.
Yönetici oldukları için gelenler, zaten her eyleme katılanlar, ailesinden habersiz kaçanlar, vicdanen kendisini gelmek zorunda hissedenler, arkadaşlarıyla hoş bir yolculuk geçirmek için gelenlerin hepsi birden yürüyor Sıhhıye Meydanı’na doğru.
Ankara daha kalabalıklarını da gördü bu eylemlerin. Ama bu kez hava biraz farklı. Eylem daha genç, coşku daha fazla. “Biz bu savaşı durdurabiliriz”in inandırıcılığı rengini katıyor eyleme.
***
Ankara- Hipodrom
1 Mart 2003. Saat 17.00...
Tezkere görüşmesi Meclis’te devam ediyor. Eylem bitmiş, yine adet olduğu üzere (memurların, özellikle de öğretmenlerin), eylemden sonra Kızılay ve çevresindeki mekanlarda yapılması gereken “ziyaretler” yapılmış, dönüş için buluşma noktasına toparlanılıyor. Adet olduğu üzere, yoklama yapılıyor, gelenler, gelmeyenler, yeni katılanlar.... Her şey tamam. Dönüş yolculuğu başlıyor.
Tezkere oylamasının sonucunun ne olacağına ve günün değerlendirmelerine dair sohbetler kısa sürüyor bu kez. Şarkı yok, türkü de yok. Zira kimsede mecal yok. Haftanın zihinsel yorgunluğunun üzerine fiziksel yorgunluk da eklenince gözler ağır ağır kapanmaya başlıyor. Herkes kendi koltuğuna gömülmüş, uyur uyanık vaziyette... Bir “hafta sonu kaçamağı” daha bitmiş, pazartesinin planları, trafik sorunu, geçim derdi düşmüştür kafalara...
***
Ankara ile Bolu Dağı arasında bir yer dinlenme tesisi...
1 Mart 2003. Saat 19.15...
Otobüs, yarım saat “çay, çorba ve istiraat molası veriyor.” Çaylar şirketten değil, üstelik pahalı ve kötü. İhtiyaçlar karşılanırken fısıltı gazetesi çalışmaya başlıyor: “Tezkere Meclis’ten geçmemiş.” Fısıltı bir anda yayılıyor ortalığa.
Öyle ya, gazetelerin bile geçeceği öngörüsüyle hazırlandığı bir ortamda, tezkerenin geçmemiş olması “şaşırtıcı.” Hemen cep telefonlarına sarılıyor eller. İlgili yerlere telefonlar açılıyor. Ve merakla beklenen net yanıt komuoyuna duyuruluyor.
- Tezkere geçmemiş.
- 264 evet, 250 hayır çıkmış.
- 19 da çekimser varmış.
- Geçerli sayı 267 imiş.
- AKP, yüze yakın fire vermiş.
Otobüse dönüldüğünde moladan önceki havada eser kalmamıştı. Daha önce defalarca Ankara’ya gidip bir sonuç alamadan dönenlerin, ilk eylemlerine katılıp bu sonucu görenlerin yüzlerinde gülümsemeler belirdi. Bedenin yorgunluğu hareketleri ağırlaştırsa da, beyin daha hızlı işlemeye başladı. Önce toplu halde, sonra tek tek,uzun uzun bu kazanımın ne anlama geldiği konuşuldu “otobüs kulislerinde.” Sonra birden bir türkü sesi yükseldi. Başka yerden bir şiir... Derken bir türkü, bir şiir daha...
Daha yarım saat önce yorgunluğa teslim olan otobüs, bir anda şenlik alanına döndü. Şarkılara yeni yeni bölümler eklendi. “Havuz başında kurna/Yıkıl Tayyip/Karşımda durma”.
Yolculuğun kalan bölümü şarkılarla, türkülerle, şiirlerle tamamlandı. Yıllardır Ankara yollarını aşındıranlar, uzun zaman sonra ilk kez bu kadar dinç döndüler evlerine.
***
İstanbul- Mecidiyeköy
1 Mart 2003. Saat 23.00...
Yolculuk başladığı yerde, tam 24 saat sonra bitti. İnsanın kafası yorgun olunca, bedenini yönetemiyor. Ama, “çift katlı”nın yolcuları, tezkerenin çıkmadığını öğrenen diğer otobüslerdeki yolcular gibi “dinç” indiler otobüsten. Bilinç güvenini yeniledi bu yolculukta. Bedenin yorgunluğu gelip geçer... Şimdi evlere gidip dinlenme zamanı...
Gidişimiz de suskun olmamıştı ama, dönüşümüz muhteşem oldu...


Başa dön


Hayvan barınakları genelgesi
İçişleri Bakanlığı, belediyelerin başıboş hayvanlar için koruma, iyileştirme ve rehabilitasyon sağlayan barınaklar kurmaları ve bu hayvanlara zehirleme, toplu itlaf gibi insanlık dışı yöntemler uygulamamaları ve barınaklara götürürken eziyet etmemeleri konusunda bir genelde yayınlandı.
Valiliklere gönderildi
İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu’nun, “hayvan barınakları” ile ilgili olarak merkez birimlerine, bağlı kuruluşlara ve 81 ilin valiliğine gönderdiği genelgede, geride bırakılan yüzyılın son çeyreğinin Hayvan Hakları Bildirgesi’ne sahne olduğu, hayvan varlığının, toplumsal, ahlaki, dini ve vicdani bakış açılarının tümünü kapsayan bir uluslararası hukuk platformuna oturduğu kaydedildi.

Genelgede neler var?

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net