www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin araştırmasının son bölümü, ABD ve Türkiye medyalarının savaş yanlısı tutumlarının nedenlerini incelemeye çalışıyor. Yazarlar, “silah sanayinin ağırlıklı ekonomik sektör haline geldiği, dünyaya hükmetmek üzere örgütlenmiş devlet ve toplum yapısında medyanın barış kültürüne vurgu yapmasının” beklenemeyeceği sonucuna varıyorlar.

Medya ve 11 eylül -3
Rahmi Yıldırım - Sabahat Bozkurt - Gülçin Akdeniz Koçak
Savaş çığırtkanlığının nedenleri
11 Eylül saldırılarının yarattığı teröre karşı duygusal öfke koşullarında bile Türkiye halkını saldırıların karargâhı olarak gösterilen Afganistan savaşına ikna edemeyen medya, savaş yanlısı propagandanın ikinci perdesinde bu kez Türkiye'nin komşusu Irak'a karşı ABD'nin emperyalist amaçlı savaşı için kamuoyu oluşturmaya çalıştı. Bir yıldır, medyanın ağırlıklı bölümünde, Amerikan yönetiminin politikasına paralel bir şekilde Bağdat yönetiminin kitle imha silahlarına sahip olduğu, dünya barışı ve komşuları için tehlike teşkil ettiği, elindeki silahların menzilinde Türkiye'nin de bulunduğu, zaten içerde kendi halkına kan kusturduğu, Saddam yönetiminin iç dinamikle yıkılmasının mümkün olmadığı, bölgeye demokrasinin ve istikrarın gelebilmesi için Saddam yönetiminin dışardan müdahaleyle devrilmesi gerektiği, Türkiye'nin de bu müdahalede aktif rol oynamasının emperyal mirasına uygun düşeceği, müdahale sonrasında Kuzey Irak'ta oluşacak federal yönetimin Türkiye'nin himayesine alınmasının Türkiye'nin jeopolitik ve stratejik çıkarlarına uygun düşeceği propaganda edilmektedir. Savaş propagandasının birinci aşamasında olduğu gibi Afganistan rejiminin devrilmesinden sonraki ikinci aşamasında da devlet ve siyasal iktidarın temkinli tutumu medyada "emperyal vizyon ve mirasa yakışmayan pısırıklık" diye aşağılanmaktadır.
Sonuç ve değerlendirme
Liberal kuramda medyanın temel demokratik işlevinin devleti gözetleyen kamu gözcülüğü olduğu belirtilir. Medya, serbest ve bağımsız bir tartışma ortamı sunarak kamuoyunun sağlıklı oluşumuna katkıda bulunmalı, hükümetler halkın görüş ve eğilimlerini bu yolla öğrenerek çalışmalarına yön vermelidir. Bu çerçevede, medyanın hükümetlerden tam bağımsız olması istenir ve bağımsızlığın ancak serbest pazar ortamında sağlanabileceği öne sürülür.
Savaş durumunda, medyanın kamu gözcülüğü ve kamuoyunun serbestçe oluşumuna katkı misyonunu terk ettiği, medyanın ve gazetecilerin kendi mesleki misyonları ile 'ulusal çıkarlar' adı altında devletten, hükümetten ve ordudan gelen istekler arasında tercih yapmak zorunda kaldıkları yadsınamaz bir olgudur. Bu tercih sonunda gazetecinin genellikle iyi vatandaş rolünü oynamaya başladığı da bir gerçektir. Gazeteci, artık mesleği gereği doğruyu anlatmak ve yazmak yerine ülkesinin savaşta galip gelmesinin daha önemli olduğunu düşünür. Bu düşünceyle ülkesinin savaşmadaki haklılığını, düşmandan ne kadar nefret edilmesi gerektiğini, cephede ve cephe gerisinde askerlerin ve halkın moralinin ne denli yüksek olduğunu yazıp çizme çabası içinde olur.
Önceki savaşlarda olduğu gibi 11 Eylül saldırıları sonrasında da, Amerikan medyası da, Türk medyası da, savaş yanlısı bir söylem tutturmuştur. Saldırının ilk günlerinde nispeten temkinli bir yaklaşım sergileyen Amerikan medyası, Beyaz Saray'ın Afganistan'ı işaret etmesi üzerine saldırganlaşırken, Türk medyası ağırlıklı bölümüyle ilk dakikadan itibaren savaş propagandası yapmaya başlamış, saldırganlığı ve şiddeti kutsamış, halkı savaşa ikna etmeye çalışmıştır. Bunu yaparken de gazeteciliğin en temel, en basit mesleki kurallarını hiçe saymış, dürüst davranmamıştır. İhtiyaç duyduğunda masabaşı haber üretmiş, savaşın reklamını yapmış, hatta savaş haberlerini dahi magazinleştirmiştir.
Türkiye'de medyanın ancak küçük bir bölümü savaşa karşı çıkmıştır. Sermaye gruplarına (Doğan Holding, Çukurova grubu. Rumeli Holding, İhlas Holding, Bilgin grubu) ait medya kuruluşları, istisna sayılabilecek yazarları dışında savaş yanlısı bir kamuoyu oluşturmaya çalışmışlardır. Ilımlı İslam iddiasındaki Zaman gazetesi, 11 Eylül'ün Türkiye'nin bahtını açtığını savunurken, öteki İslamcı gazeteler Yeni Şafak ve Akit, ABD'nin savaşına karşı çıkmışlardır. Ancak bu karşı çıkış, barışı savunmaktan çok, savaşın Müslüman bir ülkeyi hedef alması nedeniyledir. İnceleme kapsamındaki Cumhuriyet gazetesi ilkesel bir tutumla savaşa karşı duruş sergilemiştir.
Medyanın ve gazetecilerin mesleğin etik kurallarını da çiğneyerek neden savaş propagandası yaptıklarına kısaca değinmek gerekirse, en başta rekabete dayalı kapitalist düzende barış kültürünün maddi temelinin son derece zayıf olduğu söylenebilir. Rekabet bir yarış olarak değil yok etme mücadelesi olarak gerçekleşmektedir. ABD'de silah sanayine yapılan yatırımlar, dünyanın en büyük ekonomisinin kaldıracı haline gelmiştir. Kapitalist ekonomi, ancak silahlanma harcamalarıyla çevrimini tamamlayabilmektedir. Böyle bir ekonomik altyapı üzerinde, medyanın ideolojik, politik ve ekonomik yapılanmasında liberal kuramın naif yaklaşımları tarihte kalmıştır. Özellikle çapraz tekelleşme girdabındaki medya, 'ebedi rekabetçi ve savaşçı sermaye birikimi'nin aracı haline gelmiştir. Yani, medya için artık aslolan savaştır; barış yanlısı medya, şimdilik ütopyadır.
Bu çerçeve içinde Amerikan medyasının savaş yanlısı yaklaşımları benimsemesini kavramak nispeten mümkündür. Silah sanayinin ağırlıklı ekonomik sektör haline geldiği, dünyaya hükmetmek üzere örgütlenmiş devlet ve toplum yapısında medyanın barış kültürüne vurgu yapması beklenemez. Savaş politikalarına yönelik eleştiriler, barışı savunmayı değil, savaştaki bir başarısızlığın analizini yapmaya yönelik olmaktadır. Kısacası, Amerikan medyasından barışı savunmasını beklemek şimdilik sadece hayalden ibarettir.
Bizimkilere ne oluyor?
Asıl şaşırtıcı olan Türk medyasının nasıl olup da Amerikan medyasından daha savaşçı bir tepki verebildiğidir. "Orası Amerika, burası da küçük Amerika" denilebilir. Ancak açıklayıcı olmaz. ABD'de medyanın devlet ve hükümetle uyum içinde savaşın propagandasını yapmasına karşılık, Türkiye'de devlet ve hükümet savaş dışı kalmak istediği halde medya ülkeyi savaşa sokmaya çalışmıştır.
Araştırma grubumuz bu olguyu değerlendirmekte ve nedenlerini açıklamakta güçlük çekmiştir. Şimdilik bazı tespitlerin yapılmasıyla yetinilmiştir.
Türkiye'de savaş propagandası yapan gazeteci ve yazarlar da, ABD'de olduğu gibi azgın ve kıyasıya rekabet içindeki kapitalist işletmelerde çalışmaktadırlar. Piyasada dostluk tanımayan iş ilişkilerinin devletler arasındaki ilişkilerde de reel politik yaklaşımları ve düşmanlığı körüklemesi kaçınılmazdır. Türkiye'de savaş propagandası yapan gazeteci ve yazarların çoğunluğu "İkinci Cumhuriyetçi" olarak bilinmektedir. "Birinci Cumhuriyetçi" yazarlar, Atatürk'ten miras "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesine samimiyetle olmasa da kısmen bağlı kaldıklarından, içte değil uluslararası ilişkilerde barışçı politikaları savunmaktadırlar; Misak-ı Milli sınırları dışında sıcak çatışmalara girilmesini macera olarak değerlendirmektedirler.
"İkinci Cumhuriyetçi" olarak bilinen çevreler ise, Türkiye'nin doğrudan kendisini ilgilendiren sıcak çatışmalarda ve sorunlarda (Örneğin; Kürt ve Kıbrıs sorunlarında) barışçı çözüm isterken (hatta "ver kurtul" yaklaşımı sergilerken), uluslararası sorunlarda şahin kesilmekte ve güç kullanımına dayalı politikalar önermektedirler. "İkinci Cumhuriyetçi" yazarlar ve düşünürler, ideolojik bakımdan Avrupa Birliği ve ABD merkezli bir yörüngede dolanmaktadırlar, küreselleşmeyi savunmaktadırlar. Dolayısıyla, küreselleşmenin Kabe'sine saldırıyı kendi evlerine yapılmış saymakta, acı duymaktadırlar. Saldırı kendi evlerine yapılmış olunca, saldırıya misliyle karşılık verilmesini istemeleri doğal bir refleks sayılabilir.
"İkinci Cumhuriyet" görüşü daha çok, dışa açılmak isteyen sermaye çevrelerinde taban bulmuştur. Dışa açılmak temel amaç olarak belirlenince, ideolojik düzlemde Osmanlı'nın emperyal vizyonuna vurgu yapılmaktadır. Bu noktada, Osmanlı'yı ihya hülyasındaki İslamcı Hareket ile İkinci Cumhuriyetçiler birbirlerine yakınlaşmaktadırlar. Mevcut siyasi sınırları ve iç pazarı genişletme hedefine tek başına varmak mümkün görünmeyince, güçlü bir ortak arayışı gündeme gelmektedir. Aranan güçlü ortak ya Avrupa Birliği'nde ya da ABD'de bulunmaktadır. Küreselleşmenin lideri ABD doğal müttefik olunca, ABD ile birlikte hareket edilmesi istenmekte ve sonuçta ABD'nin savaşına gözü kapalı destek verilmektedir.
Son söz yerine
"Savaş muhabirinin seçeceği yol ne olursa olsun, haberlerinde ona yol gösterecek olan şey, aslında, demokratik toplumlarda kamusal çıkarlara uygun davranmak olacaktır. Savaşta da barışta da halkın haber alma hakkı dürüst ve açık haberciliğin rehberi olmalıdır. İkinci Dünya Savaşı'nda Amerikalı bir gazete editörünün açıkça belirttiği gibi: Son karar halka aittir. Kendi kararını verebilmesi için halka savaş dönemlerinde de, hatta özellikle savaş dönemlerinde gerçekleri sunmak gerekir." (Kevin Williams: 'Gerçeklerden daha önemli bir şeyler: Savaş haberciliğinde etik sorunlar')
-BİTTİ-
Başa dön



 
Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net