www.evrensel.net  |  istatistik arşiv  |  linkler  |  posta 


Ana Sayfa

Gündem

İşçi-Sendika

Ekonomi

Politika

Dünya

Kültür-Sanat

Medya

Toplum-Yaşam

Spor

Köşe Yazıları



Geç açmış bir çiçek
Kulîlk (Çiçek) adı altında çıkardıkları Kürtçe fanzinle Kürt edebiyatında bir ilke imza atan Dicle Üniversitesi öğrencileri, Kulîlk’e getirdikleri bakış açılarıyla da, 2000 üzerindeki Türkçe fanzin içinde de ayrı bir yol alacağa benziyor. 100. yaş yıldönümü nedeniyle kapak Cigerwxin’a ayrılırken, derginin editörü Rewşen amaçlarının başında, Kürtçe’nin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasının olduğunu söylüyor.

Edebiyatın gizli emekçisi
Bir dönem Türkiye Yazarlar Sendikası’nın geleneğiydi, yuvarlak yaşlarda,( 60, 65, 70, 75 vb.) yazarlara kutlama toplantıları yapılırdı. Elbette ünü büyük olanların kutlamalarının çapı da büyük olur, daha yaşlı olsa bile büyük kitlelere ulaşamayanların daha küçük çapta (bazen iki yazarın bir arada) yaşları kutlanır...

Cephe’de piknik
Selim Kalıç’ın rejisörlüğünü yaptığı oyun, Irak’a müdahalenin gündemde olduğu, pazarlıkların yapıldığı bugünlerde savaşın gerçek yüzünü gösteriyor.


Geç açmış bir çiçek
Ali Rıza Kılınç
Dicle Üniversitesi öğrencileri “Kulîlk” adı altında çıkardıkları Kürtçe fanzinle Kürt yazın edebiyatında bir ilke imza atarken, ülkede yayını süren 2000’in üzerindeki Türkçe fanzin içinde de ayrı bir ses olacağa benziyor.
Çünkü her şeyden önce kullanılması ve konuşulması yıllarca yasaklı olarak kabul edilen bir dil ilk kez bu yazın türü içinde temsil ediliyor. Ancak belki de bundan daha önemlisi Kulîlk’in kendisine edindiği bakış açısı. 100. yaş yıldönümü nedeniyle Cigerwxin’a ayrılan kapakta, dizeleriyle işaretlenen şu mesajlar “Kulîlk”in yerini belirlenmesinde önemli bir yer tutuyor: “Ditirsim Ey Welat Bimirin/ Nebînim bextiyarî tu/Binivîsin wa li ser qebr im/Welat xemgîn û men xemgîn.”
Bu dizelerle Cigerwxin ülkesinin mutluluğunu görmeden ölmekten duyduğu kaygıyı dile getiriyor. Kulîlk’in editörü Deşti Rewşen, Cegerxwîn, Ehmedê Xanî, Feqiyê Teyran gibi Kürt edebiyatında söz sahibi olan büyük ustaların kendilerinin yol göstericisi olduğunu söylüyor.
Her üniversiteye bir tane
“Madem ki yapılan yasal düzenlemelerle Kürtçe üzerindeki yasaklar kalktı. Biz neden bu alanda üretim de bulunmayalım” diyerek bu işe başladıklarını işaret eden Rewşen, ülkedeki her üniversitenin kendisine özgü bir “Kulîlk”i olması gerektiğini ifade ediyor. Rewşen, bunun da bir çağrı olarak kabul edilmesini istiyor.
Kürtçe’nin gelişmesi, yaygınlaşması ve daha geniş bir yaşam alanı bulmasını amaçları olarak özetleyen Rewşen, “Ancak şunu da belirtmek de yarar var. Biz bu yazıları halka ulaştırmak için çabalıyoruz. Bir ikincisi yazmak isteyenleri Kürtçe’ye teşvik etmek, özendirmek. Dilimizi meşrulaştırmak. Örneğin; Diyarbakır’da Kürtçe yazan çok kişi var. Onların yazılarını halka ulaştırmak istedik. Gençliğin dile karşı olan boşluğu doldurmak istiyoruz. Şu anda Kürtçe kitaplar çok çıkıyor ama dergiler sınırlı. Ama fanzin şu an daha çok okunuyor” diyor.
Sade bir dil
Bizim sloganımız “geç açmış bir çiçek” üzerinde yaygınlaşmayı hedeflediklerine vurgu yapan Rewşen, “Biz dil olarak bütün okuyucuların anlayabileceği sade bir dil kullandık. Tabii gramer olarak modern Kürtçe’yi de koruduk. Diyarbakır’da Kürtçe’yle ilgilenen çok genç var. Ama bunların yazıları kendilerinde kalıyor. Biz bu gizli potansiyeli açığa çıkarmak istedik” diye konuşuyor.
Rewşen, ilk sayılarının Diyarbakır’da büyük ilgi gördüğünü ifade ediyor, “700 tane bastık. Bunun 600 tanesi ilk hafta içinde Diyarbakır’da tüketildi. Gençlerin büyük ilgisi var. En çok da mahalle ve üniversite gençliği talep ediyor. Bize gelen yazılar, içerik olarak çok dolu ve güçlü bir niteliği sahip. Bu özellikle ilk defa yazanlarda da kendisini göstermesi oldukça dikkat çekici. Bizim için bu gençlerin anadillerini kullanmalarındaki rahatlığı da ortaya koyuyor. İlk sayımızda yazan 10 kişiydi. Şimdi yazanlar 20’ye ulaştı.”
Burada olması anlamlı
Diyarbakır’da böyle bir girişimde bulunmanın anlamlı olduğunu ifade eden Rewşen, şunları dile getiriyor “Diyarbakır’da tek fanzin var. O da Türkçe yazılan Şara’dır. Kürtçe burada yasak. Bir Azadiya Welat var. O da siyasi bir gazete. Edebi olarak şu an çıkan yazılar da az. Bizim için Kulîlk’in Diyarbakır’da çıkması anlamlı. Yazarlarımız arasında eskiden beri uğraşan öğretmenler de var, gazeteci de var. Mesela bu sayıda siyasetçiler de olacak. Bir Ahmed Hüseynî gibi, Sedat Yurttaş, Musa Jindar gibi kişiler de yazacak. Burda yazarken, sürekli yazdıkları Kürtçe isimlerini kullanıyorlar.”


Başa dön


Edebiyatın gizli emekçisi
Sennur Sezer
Bir dönem Türkiye Yazarlar Sendikası’nın geleneğiydi, yuvarlak yaşlarda,( 60, 65, 70, 75 vb.) yazarlara kutlama toplantıları yapılırdı. Elbette ünü büyük olanların kutlamalarının çapı da büyük olur, daha yaşlı olsa bile büyük kitlelere ulaşamayanların daha küçük çapta (bazen iki yazarın bir arada) yaşları kutlanır, konuşmaların yanı sıra o günü anımsatacak anmalıklar verilirdi. Bu günleri o zamanlar daha genç olan yazarlar hazırlardı.
Gün geldi o genç yazarlar hem yaşlandı. Yaşlı yazarları kutlama geleneği de (bir ara Edebiyatçılar Derneği sürdürmüştü) yavaş yavaş gündemden kalktı. Bu işi kitap fuarları, kimi üniversiteler ve yayınevleri üstlendi. Çoğunlukla anma günlerinin bir de kitapları oldu.
Bu tür kitapların listesinde yer aldığı tek yayınevi galiba Evrensel Basım Yayın’dır. Etik-Us Yayınları adlı genç yayınevi de geçenlerde Fatma Bilkay imzasıyla Yılmaz Elmas onuruna bir kitap yayımladı: “Yılmaz Elmas-Edebiyatın Gizli Emekçisi”.
Emek değeri bilmek
Kitabı yayına hazırlayan Fatma Bilkay. Kitap şiirli, öykülü, anılı hoş bir kitap. Eğitimci, örgütlenmeci ve yazar Yılmaz Elmas’ın arşivciliğine, kütüphaneciliğine yakışıyor. Emek değeri bilmenin güzel bir örneği.
Yılmaz Elmas, 1937 Samsun (Çırakman) doğumlu. Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’nü 1956 yılında bitirdi. Tüm köy enstitülüler gibi çalışkan, değerbilir bir eğitim emekçisidir. Alçak gönüllüdür. Eğitimci ve yazar örgütlenmelerinin hepsinin içinde olmuştur. Kitapları arasında “Gelişen Türkçemiz”, “Sorunlarıyla Çocuk”, “Sorunlarıyla Öğretmen”, gibi mesleki incelemeleriyle birlikte “Samsun Bilmeceleri”, “Kitap Yazıları”, “Güneşe Koşan Çocuk”, “Samsun Öyküleri”, “Dönme Dolap” gibi öykü deneme kitapları da bulunur.
Çocuk kitaplarına verdiği emek ayrıca önemlidir: “En Güzel Öğrenci Fıkraları”, “Meyro”, “Küçük Karıncanın Yiğitliği”, “1979 Çocuk Yılında Çocuklara Armağan”, “Okuma Dizisi”, “Kelile Ve Dimne”, “Engin İlk okuma Dizisi”, “Mavi Benekli Sardalya”, “Nasrettin Hoca”.
Şimdi TYS’de “belgelik” (arşiv) çalışmalarını büyük bir titizlikle sürdürüyor.
Yılmaz Elmas, kitabında Güngör Gencay’dan Leyla Şahin’e, Turhan Feyizoğlu’ndan Doç. Dr. Dursun Kırbaş’a pek çok tanıdık ve dost imzanın Elmas’ı değerlendirişi var. Tek aykırı yazı Emin Karaca’nın. Emin Karaca söze “Zaman zaman davetler alırım. ‘Falancanın 35’inci sanat yılının kutlamasını yapacağız. Buyrun gelin’ ya da ‘Filancanın yazarlığının 25. yılında hep beraber olacağız’. Önemli bir kültür vakfımızın o sıralardaki bayan yöneticisi, her ay böyle bir etkinlik koymayı adet edinmişti. Ne yalan söyleyim hiçbirisine de gitmedim, gitmek içimden gelmedi. Hele yaşayan, sanatında da yazarlığında nereye geldiği, bundan sonra ne olacağı göz önüne alınmadan, sıradan herkes için böylesi kutlamaları anlamsız buldum” diye başlıyor yazısına (Yazı bir gazetede yayımlanmış). Sözünü ettiği vakıf BEKSAV, bayan yöneticiyse Suna Aras. Bu kutlamalar yazar okur buluşmaları amaçlıydı, ben çoğuna katıldım, katılmasam dert değil ya, Emin Karaca’yı da kınamak gelmedi içimden. O yaşayanlara böyle kutlamalardan yana değilmiş. Yazarın emeği ille ölünce bilinecek, ölünce iyi insan olacağız, değerli sayılacağız.
Ayrıca yazısında iğneli başka yanlar da var, yaşlı yazarı da genci de hedef alan. Eh kendisi meşgul yazar elbet onun deyimiyle “nezaketinin dışına çıkıp terbiyesini bozdurmamak” gerek!
Yılmaz Elmas’ın bendeki görüntüsü ilginçtir, son 1 Mayıslar’dan birinde, tabandüşüklüğü, topuk dikeni gibi sancı veren arızalara inat sekerek topallayarak yürüyüşe katılan orta yaşın üstünde bir yazar. Yılmaz Elmas, yaşamındaki bütün eylemleri böyle zorluklara inat karşılaştırdı. Varsın kınayan kınasın, onların bir safta yürüdüğü pek anımsanmaz bile.
İstanbul’dan Kahraman’lar geçti
Metin-Kemal Kahraman kardeşlerin çıkardığı “Meyman” adlı albümün tanıtımı için İstanbul’da sürdürülen konserler programı önceki akşam Yayla Sanat Merkezi’nde tamamlandı. Yoğun katılımın gözlendiği konserde Metin Kahraman (solo-gitar), Serdar Keskin (solo-akustik gitar-bas gitar), Ahmet Tirgil (keman-kabak kemane), Umut Kahraman (klavye) “Meyman” adlı albümün yanı sıra önceki albümlerden de çeşitli parçalar seslendirirken Aynur Doğan ise “Sürela” adlı albümden “Seneler” adlı türküyü söyledi. Doğan’ın söylediği Erzincan yöresine ait, seferberlik zamanı savaşa karşı ağıt içeriği taşıyan bu parçanın sunumunda Metin Kahraman’ın, “Bu şarkıyı ABD’nin saldırı hazırlığında bulunduğu Irak halkı için söylüyoruz. Ayrıca biz ülkemizde bulunan ‘Savaşa Hayır’ platformunda da aktif görev alıyoruz. Bu platforma da herkesten duyarlılık bekliyoruz. Çünkü Türkiye halkları böyle bir savaşı istemiyor” demesi izleyicilerden yoğun alkış aldı. Metin Kahraman’ın bir diğer dikkat çektiği nokta ise Munzur Vadisi’nde yapılması planlanan barajlar oldu. Barajların bu bölgenin kültürel ve coğrafi güzelliklerini yok edeceğinin altını çizen Kahraman “Bu 1938 gibi bir boşaltma harekâtıdır. Buna izin vermeyeceğiz” ifadesini kullandı. Kahraman, Mehmet Çapan’ın Munzur Bava adlı çalışmasını da Dersim’in güzelliklerine ithafen söyledi. Konserde albüm repertuvarları dışında Aşık Veysel’in “Kara toprak”, “Çubukbeli” ve “Kaçış” adlı çalışmalar da dinleyicilere sunulurken Kutup Dalgakıran’ın “Yağmur gelini” adlı dia gösterimi de izleyicilerden beğeni topladı.

Bize ulaşmak için;

Tel: +90 212 665 69 36 (6 hat)       Fax: +90 212 665 69 43 - 44 E-mail: posta@evrensel.net